BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Abdurrahim Karakoç

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> DEVLET,SANAT,BİLİM ve EDEBİYAT BÜYÜKLERİ
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
kurt_32
Kıdemli Çavuş
Kıdemli Çavuş


Kayıt: 26 Ksm 2007
Mesajlar: 88
Konum: Şırnak

MesajTarih: Sal Oca 22, 2008 1:40 am    Mesaj konusu: Abdurrahim Karakoç Alıntıyla Cevap Gönder

Abdurrahim Karakoç’la “Şiir ve Gündem” Üzerine…

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?


Dünyada yapılan röportajların içinde en zoru budur zaten, insan kendini nasıl tanıtsın…

Bildiğiniz gibi 1932 yılında Kahramanmaraş’ın Ekinözü ilçesinde doğdum. Yarım asırı orada tamamladım. Memuriyet yaptım;belediyede muhasebe müdürüydüm. Oradan emekli oldum. 1984’te Ankara’ya intikal ettim. Çocukların okuma zamanıydı. Bu sebeple buraya geldik. Kısmet burada kalmakmış. Onlar okudu, dağıldı. Biz hanımla burada kaldık…

Şiir konusuna gelirsek; çocukluğumdan beri yazarım. Bizim ailede dededen, babadan gelen bir şiir yazma alışkanlığı var. Biz beş kardeşiz, beşimizde yazarız. Üçümüzün şiir kitapları var, ikisinin henüz daha çıkmadı…

1958 yılına kadar yazdığım şiirler vardı, onları “hamlık dönemime aittir” diyerek yaktım. 1958 yılından sonra yazdıklarımı da kitap haline getirdim… Şu ana kadar on beş şiir kitabım var bir de nesir ve böylece tamamlamış olduk. Gazete yazarlığı yapıyorum uzunca bir süredir, eskiden amatör olarak yapıyordum; fakat şimdi profesyonelliğe geçtim. Çalışmalarıma devam ediyorum. Şunu da belirteyim, hiçbir derneğe ve hiçbir partiye üye değilim. Böyle başı boş daha iyi oluyor, sıkıntıya girmektense… Ben biraz şehrazat hayatı severim, tek başına olmayı severim. Ha arkadaşın dostun var mı? Var ama nereye kadar olur o da belli olmaz; Türkiye’de arkadaşlıklar böyledir. Ömür boyu sürüp giden candan dostlar da vardır. Bazı öyle hissi ve yahut ta siyasi görüş bakımından arkadaşlıkların hepsi zamanla elenip gidiyor…

Çalışıyorum, indallah da mesul olmamak için; vicdanımın sesini dinliyorum; okuyorum; tahlil yapıyorum; yazıyorum şiirimde de bu geçerli… Ha biraz sert hallerim vardır, o da Allah’ın bana nasip ettiği bir karakter…

Ülkemizde şiire olan ilgi nedir?

Şiire olan ilgiyi pek bilemiyorum ama; şiir yazmaya olan ilgi o kadar çok ki; aklın durur… Herkes kendini şair zannediyor. Maalesef bu enflasyonda da sağlam şair çıkmıyor... Bana sürekli çeşitli yollardan şiirler yollayanlar, şiir okuyum diyenler oluyor; ya hu okudukları da şiir olsa… Arada bir çok güzelleri varsa diyorum da, pek çoğu şiir değil; konuşmuş adam diyor ki: “ Bu benim şiirim nasıl olmuş” . Benim de kötüye iyi deme gibi bir huyum olmadığından; olmamış bu diyorum; şiiri bırak da başka işlerle uğraş diyorum… Biraz kabiliyet görürsem; devam et, çalış diye tavsiyede bulunuyorum. Şair çok, şiire merakta çok da, hangi şiire merak acaba ? İşte burada bir tereddüt var…

Şiir en çok kime yazılırsa yakışır?

Kime yazılırsa değil. Şiir yazılır, okuyucu kendinden bir parça bulursa şiirin içinde o şiiri sever… Bu aşk şiiri de olur, kavga şiiri de olur, yurt güzellemesi de olur, hamasi şiiri de olur, acıklı şiirlerde olur, ağıtlarda olur; yeter ki okuyucu orda kendini bulsun. Şairin ben yazıyım da öbürü okusun demesi olmaz. Bir malı pazarına göre imal eder satarsın, şiir de öyle; ben yazıp da ben okuduktan sonra neye yarar. Okuyucusu çok olmalı, okuyan da içinde kendinden bir şeyler bulmalı, hissetmeli, “bu benim yazacağımı yazmış” demeli… Mesele budur…

Sanat alanındaki erezyona karşı neler yapılmalıdır?

Yalnız sanat alanında değil; biz ahlaki alanda da erezyon yaşıyoruz. Bu erezyon sanat alanına da yansıyor. Biliyorsunuz, bugün milli duygu diye bir şey kalmamış, inanç birliği, diğer gamlık;başkasını da seven insan olmayınca fertler kendi başına kalıyor. Bir bütün olmaktan uzaklaşınca da milli şuur dediğimiz haslet ortadan kalkıyor ve biz çözülüyoruz. Bu çözülmenin sonucu Türkiye’de de görülüyor. Biz Kıbrıs’ı ele alalım.” Biz ne Türküz ne de Rumuz, biz Kıbrıslıyız.” Diyorlar çıkıyorlar adamlar orada… Yani Kıbrıslı oldum diye bir aidiyetin yok mu? Verilmemiş bunlar, eğitilmemişler. Bizim eğitimimiz zayıf, adının başında “Milli” olduğuna bakmayın. Milliyetle hiçbir alakası yok bizim eğitimimizin…

Bugün gazetede yazıyordu. İsrail’de hahamlar toplanmışlar da meclise, hükümete yemin ettiriyorlar. Biz de yapılsa yer yerinden oynar. Diyanet İşleri Başkanı gelse Kur’an’ın üzerine yemin yaptırsa olmaz. Dünya’nın da zaten en büyük şeriat devleti İsrail’dir. Kendi şeraitlerine göre hareket ediyorlar. Ha bizde öyle olmasında herkesin bir kutsalı vardır. Türkiye’de kimse neye yemin ettiğini bilmiyor. Dolayısıyla bir ahlak erezyonu , bir inanç erezyonu vardır. Bizi biz yapan birleştiren, belirli bir noktada müşterekimiz olan hasletleri kaldırdılar. Bundan sonra no’lur; “amaaan” der gider… Kimisi Amerikan’nın mandası olmak ister, kimisi İngiliz’in öküzü olmak ister, bir başkası da gider bir başka ülkenin koyunu olur. Türkiye maalesef bu…

Çalışmayla şair olunabilir mi? Yoksa şairlik doğuştan gelen bir vasıf mıdır?

Biraz doğuştan değil, Allah öyle herkesi doğuştan şair olarak yaratmaz. Senin temayülün olur, insanların bazı mesleklerde ilerlemeleri görülür; neden? O alana meyil etmiştir; o konuda bilgi sahibi olur ve bu yönde ilerler. Şiir de böyledir, edebiyatta budur. Bir çocuk çevresindeki büyüklerin meyline doğru yönelir; bir ailede saz , söz varsa o çocuk mutluk surette müzisyen falan oluyor; gayret ederse... Edebiyatla uğraşan ailede büyükler varsa çocuklarda o yöne meyleder; ama illa o yöne gitti diye başarılı olmaz. Kısmen başarılı olur, istisnaları da olabilir. Ailesinde hiç edebiyatçı yok amma adam edebiyatçı da olur; merak meselesidir, azim meselesidir , sevmek bir de… O mesleği , o sınıfı seviyorsan muvaffak olabilirsin; ama biri sever başarılı olamaz, götüremez. Biri de var ki; sonuna kadar götürmeye azmeder, işte o başarılı olur.

Bana bazıları söylüyorlar: “Biz de şiir falan yazıyoruz da iddialı değiliz” diyorlar. Bırak oğlum o zaman iddialı olan gelsin bu işi yapmaya… İddiası olmayan adam, ne güreşçi olur; ne müzisyen olur;ne şair olur; hiçbir şey olamaz. Bir insan iddialı olmak mecburiyetindedir; eğer bulunduğu mesleği zirveye götürecekse…

Ben bir köy yerinde doğdum, köy yerinde büyüdüm. Fazla tahsil de yapmadım; ama çok okudum. Belki de on beş tane profesörün okumayacağından çok kitap okudum. O da sistemli, kronolojik hadiseleri bir birleriyle mukayese yaparak… Bununla da tabi edebiyatı öğrendik; tercümeleri, Türk Edebiyatı’nın şiirlerini okuduk. Ha kimseye de vermedim. Benim bir sözüm geçer:”Gölgede duranın gölgesi olmaz” diye… Bir tanınmış insanın kopyası haline gelmek o sanatkârı bodur bir ağaç gibi bırakır. Tek başına bir zirve olmaya bak, ha faydalan onlardan, ama benzeme…

Şiirlerinden etkilendiğiniz veya şiirlerine imrendiğiniz şairler var mı?

Sevdiğim çok güzel şiirler var; şiirini sevdiğim şair var, şairini sevdiğim şiir var; ama bu beni ona benzetmez o ayrı, o kendi zirvesini tamamlamış. Ben ona niye benzeyim; ona benzersem zaten yarı yolda kalırım. Ben de ben olacağım; sanat buysa böyle… Sanat sonsuzdur, bitmiş değildir. Her gün, yeraltından maden çıkmış gibi çeşitli sanatkârlar, şâirler çıkar kendi vereceklerini verirler, kısmet meselesi de diyelim biz buna, Allah’ın takdiri…

Yüzün üzerinde şiiriniz bestelendi, bir çok sanatçı tarafından okundu ve okunmaya devam ediyor; şiirlerinizin bu kadar çok sanatçıya ilham kaynağı olmasını neye bağlıyorsunuz?

“İçinde kendilerini bulmaları”, başka bir şey değil… Ben şarkı sözü yazarı değilim. Şiir kitapları çıktı, kolay geldi, bestesi kolay geldi, türkçesi güzeldi; adamlar: “haa bundan olur” dedi ve oldu. Benim en çok şiirimi besteleyenlerden birisi Musa Eroğlu’dur. Onunla bir röportaj yapılmıştı da orada diyor ki:”Ben okurken terlemediğim, heyecanlanmadığım şiiri bestelemem” diyor, “Abdurrahim Karakoç’un şiirlerini bestelerken zaten hiç zorluk çekmiyorum” diyor, “Öyle akıcı bir üslup ile yazılmış ki beste kendiliğinden geliyor” diyor. Diğerleri de bundan olsa gerek. Bir de vurucu , çarpıcı teşbihler var. Yani kalkıp; kiraz dudak, elma yanak falan filan değil. Lambada alev üşütüp, bir başka yerde bir başka türlü olur, başımdan bir kova sevda döküldü, derim bir başka şiirimde, yahu kova ile sevda dökülür mü? Döküldü işte... Teşbihlerde kimsenin yapmadığı benzetmeleri yaparsan dikkat çeker, bir sanat olur…

“Keşke şunu da yapsaydım” dediğiniz içinizde kalmış bir uhde var m

Yok… Elhamdülillah yoktur. Aklıma ne geldiyse onu yaptım; gerek şiir olaraktan, gerek nesir olaraktan, gerek sohbetlerde, gerek konferanslarda, ne geldiyse ağzıma söyledim. Onun için de başım mahkemeden kurtulmadı hiç…

“Artık oynamıyorum” dediğiniz hayatınızda yorulduğunuz, yıldığınız anlar oldu mu?

Yo hiç olmadı.. Bazen topluma kızdım, sert yazdım; yahu sizinle yola gidilmez filan diye ama yine devam ettim. Bu son kitabımda işte, Ramazan Ayı’nın sonunda çıktı. Gerdanlık-2 ve Parmak İzi adlı iki kitabımda da yazdım, gazetede de söyledim; şiir yazmayacağım. Neden? Bir de zamanı var bu işin; bir marangoz ölünceye kadar marangozluk yapamaz, kolları tahammül etmez; bir güreşçi ölünceye kadar pehlivan olamaz bir yerde bırakması lazım… Ben iyi biliyorum. Çok iyi çok büyük şairler uzun yaşadıkları zaman son dönemlerinde geçmişte verdiği o güzel , şahane eserleri yazamamışlar, tekerleme yazmaya başlamışlar... Ya ben de onlar gibi olursam… Hücreleri zayıflıyor, hafıza zayıflıyor, gereği kadar heyecanın yok, gereği kadar okuyamıyorsun niye yazacaksın; güzel şiirler yazan adam illa daha yazacağım derse kendine ihanet etmiş olur dedim ve bıraktım. Dörtlük yazacağım bundan sonra, dörtlükleri yazarım...

Şiirlerinizi bir anda gelen bir ilhamla mı yazıyordunuz? Yoksa bir şiir üzerinde günlerce, haftalarca uğraştığınız oluyor muydu?

Benim ki bir anda gelir. Başkalarını bilmiyorum. Başkaları uzun boylu düşünürlermiş, geri döner rütuş yaparlarmış, değiştirirlermiş… Ben onları yapmadım. Yazdıklarımın içerisinde zayıf olanları da fark ediyordum. Cahil değilim;ama elim varmıyor onu düzeltmeye… Bir anda yazıyorum zayıfını görüyorum, düzeltemiyorum. Demek ki , böyleymiş kısmet diyorum, öylece bırakıyorum…

Türkiye’nin genel politik durumunu nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de politika yoktur. Politikayı kim yapar? Siyasetçi yapar. Siyasetçiler hür değil… Siyasetin üzerinde bilmediğimiz güç odakları var. Adını derin devlet koyduk. Genellikle bürokrasiye gücü yetmiyor, hiçbir hükümetin…Sonunda da AKP iktidarı, bu kadar büyük çoğunlukla tek başına iktidar olan bir hükümet bile bürokrasiyi yenemedi. Hala gücü yetmiyor, sistem öyle kurulmuş çünkü… Dolayısıyla siyasetten benim hiçbir beklentim yoktur. Bazı münferit , böyle nokta hareketleriyle düzeltmeler olabilir amma bana göre kafi değil bu kadarı… İşte bir Yök Kanunu’nda değişiklik yapmak için biliyorsunuz, Yök’ün başındaki ve yahut ta rektörler devletin bir memurudur, bürokratıdır ; hükümete ağzına geleni sayıyor… Böyle iki başlı, soytarı bir sistem olmaz … Sonra cumhurbaşkanına olmadık yetkiler verilmiş , kendi ideolojisine göre hareket ediyor, kanunu veto edecekse kendi ideolojisini ön planda tutuyor. Meclisi filan geriye atıyor… İşte bir örneği; Rahşan Affı diye bir af çıktı, ondan sonra aftan faydalanmayanların yüzlercesini affetti başkan. Hepsi de sol terörist, neymiş sağlık raporu alıyorlarmış, ağır hastaymış, tedavi edilemezmiş filan… Adamlar çıkıyorlar, cumhurbaşkanının affından sonra eylemlerde bulunuyorlar, konuşmalarda bulunuyorlar; hani hastaydın? Hafızanı kaybetmiştin? Nasıl hemen çıkar çıkmaz hafızasına kavuştun. Acayip şeyler oluyor Türkiye’de … Bu sistem… Hani bunu derken de cumhuriyet rejimine demiyorum. Cumhuriyet rejimi gerçekten güzel bir rejim halkın rejimi yahu… Onu da eline almış , onu da laçkalaştırmış sistem, sistemde bürokratik yapı, oligarşik bürokrasi… Dolayısıyla da siyasetten pek bir şey beklemiyorum… Çünkü politikacılarımız da bilgili değil donanımlı değil; “Gel” diyor “milletvekili ol” diyor; hasbel kader, adam bulamamış, onu getiriyorlar milletvekili çıkıp geliyor… Dolayısıyla lideri ne diyorsa onu yapıyor… Halk da dönüyor, onu deniyor , bunu deniyor bu sefer beş altı tane lideri ve partiyi sildi attı bir kenara…Yarın gene biri daha çıkacak onlar da kötü olacak kısır döngü dedikleri bu işte…

Amerika’nın Irak’a saldırmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Valla ben ona her gün yazıyorum, her gün yazıyorum… Amerika’nın gayesi sadece petrol değildir. Bazıları Irak Petrolü için diyor; hayır. Amerika’nın gayesi yeryüzü egemenliği tek devlet… Türkiye’ye bir tane gönderecek Karzai gibi kendine bağlı bir vali, Irak’a da gönderecek, Irak’tan sonra daha başka yerlere de gönderecek… Dikkat ederseniz zaten bir çok yere yerleşmişti. Şimdi de Ortadoğu’ya yerleşme, Uzakdoğu’ya yerleşme; öyle Afganistan’ı da Taliban için vurmuş değil, onlar kendilerinin adamı, Saddam da öyle kendilerinin yetiştirdiği biri bir zaman İran’a ,Kuveyt’e saldırttırdı. O da Amerika’ nın adamı… Şimdi hükümet tezkereyi onayladı; ama meclis ne yapacak tezkereyi eğer onaylarsa altmış beş bin asker yerleşecek Türkiye’ye, tezkereye de lüzum yok şimdiden gelmeye başladı zaten… Bu adamlar gitmez; iki senede, beş senede, altı ayda…İşte altı aylık bir süre demişti Çekiç Güç’e süreyi uzatmak zorunda kalıyorlar, git diyemiyorlar, kovamıyorlar, çıkmıyorlar… 1945’te Almanya İkinci Dünya Savaşı’nda yenilince oraya girmişti hala çıkmadı orada duruyor yüz binlerce asker var orada, çıkmıyor adam…1950-1953 Kore Savaşı Güney Kore’den hala çıkmadı, büyük üsleri var orada, Yemen’den çıkmamıştır. Suudi Arabistan’a girdi çıkmaz… Yani nereyi düşünürsen düşün girer, çıkmaz, her yere üs kurar…

Bizde Amerika’ya bir üs kuralım haydi, kabul eder mi? Bir başka devlete üs kurar ama kendisi asla kabul etmez… Amerikan’ın üslerinin bulunduğu ülkelerde o ülke insanlarına karşı ABD askeri bir suç işlediği zaman onu o devlet yargılayamaz, kendisi yargılar… Amerika bu… Bakın şimdi diyorlar ki ;Irak meselesinde Almanya,Fransa niye karşı çıktı; onlarda onun farkına vardılar. Tek otorite Amerika, öbürlerinin hepsi sömürge statüsünde devlet olacak dayanamadılar… BM’yi dinlemiyor, Nato’yu istediği gibi kullanıyor ABD… Sovyetler Birliği varken Amerika bu kadar hırçın ve bu kadar edepsiz de değildi, şimdi iyice edepsizleşti. Bunların muhalefet etmeleri Amerika’yı rahatsız etti. Olması lazım; İki kutup olsun, üç kutup olsun dünya… Tek başına Amerika’ya teslim edilecek kadar küçük ve basit bir yer değil dünyamız… Amerika bu … Amerika’ya gel deme , gelince çıkmaz. İskenderun’u görüyorsunuz; rezalet… Birinci tehdit; irtica, başörtüsü diyenler orada Amerika askerlerini bekliyorlar. Her yeri geldiler sardılar, haydi bunu çıkartın buradan hiç tehdit değil mi bu yahu…Olmaz…

Genç şair adaylarına önerileriniz nelerdir?

Çok okusunlar… Öyle abur cubur okuma değil…Her gün meşhur şairleri, şiirleri okusunlar, edebiyatımızı öğrensinler, kendilerine bir yön çizsinler; hangi türde şiir yazcaklarına karar versinler; aruz mu, serbest mi, heceli mi; ama yazabildiğini, kendine ait orijinal eserler koyacaksa iddialı olsun… Türkçemizi de aman ha aman unutmasın; öyle tarzanca türkçeyle hiçbir şekilde şiir yazılmaz… Bizim türk insanı türkçeyi ne biliyor ne de yerli yerinde kullanabiliyor… Yazacağı şiiri zayıf olur; dilini bilmezse adam… Dil anahtarıdır; şiirin,edebiyatın… Dolayısıyla önce dilimizi öğrenmeleri sonra , iddialı olmaları ve bir başkalarına benzememeleri, kendi orijinal eserlerini vermeleri çok önemlidir… Ha ben yazarım ama çok meşhur olmam , bu saçmalıktır niye olmayacaksın, belki de en meşhur adam sen olursun. Bu böyle… Sonra da hiç bir ağabeye, dayıya da yaslanmasın hiçbir kimse…Kendinde bulsun…Hiçbir dernekte, dergide , grubta olmadım; dergilere şiirde vermedim. Bir yerlerden aldılarsa yazdılar. İyisini yazarsan mecburlar onlar… Dolayısıyla ben onları yüceltmem, ben kendi işime bakarım. Abdurrahim Karakoç benim taa İngiltere’de, Amerika’da dahi tercüme edilmiş şiirlerim var , yayınlanan… Neden oldu bu? Bir dergi mensubu mu? Değil.. Bir dernek mensubu mu? Değil… Oralarda birbirlerini övüyorlar, bitiremiyorlar… Çok azı var onlar da kendi kabiliyetleriyle…

Alperen 2000 ziyaretçilerine buradan bir şiir yada mesaj yollar mısınız?
dilerim, adam gibi adam olmalarını, bütün insanlara… Katı yobazlık, kendi görüşünü illa başkalarına zerketmeye çalışanlara bak mesela; beğenmiyor zaten görüşünü bırak… Hiçbir gruba, inanışa karşı şey yapmam, onun inanışın içerisindeki bazı güzellikleri sataşıp yıkmaya çalışanları karşıma alırım… Yoksa bütün dünya senin yolunda olacak, o oradan gidiyor Allah’a , ben burada kalıyorum… Sistem olaraktan kabul etmem de , reyyim olaraktan da biri şunu ister, biri bunu ister… Ha diktatör istiyormuş bir takım sürü, o onların layıkıdır. Allah Kur’an-ı Kerim’inde diyor: “ Ben sizi layık olduğunuz yöneticilerle idare ettiririm.” Bunu ben nasıl değiştireceğim? Neye layıksak onunla idare edileceğiz. Bunlar da öyle…Yani güzel adam olalım, dürüst adam olalım bir de ahmak olmayalım. Öyle kandıran, laf erbâbı, cambazlık yaparaktan, solcu görünen, dindar görünen, milliyetçi görünen bir takım ağzı kalabalık, mangalda kül bırakmayanlar hepsi sahtekar… Adamın ilim sahibi çok sessiz olur. Demin bir hocadan bahsettiniz. Hatırladınız değil mi? Esat Coşan Hocaefendi, hiç böyle bir tantanası, şunu bunu yoktur, tam bir ilim adamıydı, Allah rahmet eylesin. İlim adamıydı, adam yetiştirdi falan; öne çıkmadı; ne siyaset yaptı, ne şunu ne bunu, öyle olacak… Bizim Türkiye’de kalkıyorlar daha fatihayı bilmeyen adamlar şeyh olup çıkıyorlar, arkasında yüzlerce müridi ile… İslam dünyasını da karalıyor. Maalesef böyle oluyor…

(Röportaj:Abdurrahman ALPEREN)

_________________
Biz ustayız VATAN sevmenin
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> DEVLET,SANAT,BİLİM ve EDEBİYAT BÜYÜKLERİ Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Geçiş Yap:  

Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



BİZİM KÖŞE



Powered by phpBB © 2001 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Chronicles phpBB2 theme by Jakob Persson (http://www.eddingschronicles.com). Stone textures by Patty Herford.

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.066