Doğrusu Erdoğan'ın Bush'a, Bush'un da Erdoğan'a ne diyeceğini hiç merak etmiyorum.
Güya masada PKK olacakmış. Bir kere Türkiye ve tabii Başbakan Erdoğan da hâlâ ABD için, "Stratejik ortağımız" demeyi sürdürüyor ki bu daha baştan gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemektir. ABD bölgede İsrail ve Irak'ın kuzeyindeki oluşumlarla stratejik ortaktır, Türkiye ile değil. Ve Bush ve Amerikan yönetimi PKK terör örgütünü Türkiye'ye şantaj için kanatları altına almış durumdadırlar. Böyle olduğu için nasıl ASALA'nın yerine PKK ikame edildiyse, yerine yeni bir oluşum ikame etmeden PKK da tasfiye edilmeyecektir.
Çünkü ASALA da, PKK da SSCB dağıldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin dünya sahnesine çıkacak yeni Türk devletleri ile irtibatına ket vurmak için CIA-MOSSAD birlikteliği ile servise sürülmüş ve başarıya ulaşılmışsa, bugün de PKK, Irak'ın kuzeyinde oluşturulan Yahudi Kürdistan'a Türkiye ket vurmasın diye ve yine Türkiye, İsrail için büyük tehdit olan İran'a karşı kullanıma hazır hale getirilebilmesi için Irak'ın kuzeyinde kollanıp kullanılmaktadır. Bir ABD-İsrail senaryosu olan bu durumu gerek Irak'ın kuzeyindeki yeni oluşumun aşiret liderleri, gerekse PKK yöneticileri bildikleri için onlar da boş durmamakta, Türkiye'yi Amerika ve İsrail'e alabildiğine kapıştırarak aradan sıyrılmanın yollarını ve planlarını aramakta, doğrusunu söylemek gerekirse, hedefe de bir hayli yaklaşmış bulunmaktadırlar. Meselâ 4 Temmuz 2003'te Mehmetçiğin başına çuval geçirilmesi hem Amerika'nın bölgede stratejik ortak olarak Türkiye'yi değil Irak'ın kuzeyindeki oluşumu gördüğünün bir belgesidir, hem de Irak'ın kuzeyindeki oluşum için Mehmetçiğin başına çuval geçirilmesi Türkiye ile ABD'nin arasının açılmasına sebep olduğundan, kendileri açısından stratejik bir zaferdir..
Ayrıca İsrail'in MOSSAD ile Irak'ın her yerinde ve özellikle Kuzeyinde olduğu ve Türkiye'de görev yapan Amerikalıların Doğu ve Güneydoğu'ya gidip Kürt halkına, "Ortak yönlerinizi değil, farklılıklarınızı öne çıkartın" dediği de ayan beyan ortadadır. Yine Türkiye Cumhuriyeti, ABD'den Erdoğan için bu yılın Haziran ve Temmuz ayında randevu istemiş, ABD ise Türkiye'nin bu talebine tam bir ay sonra, "Başkan Haziran ve Temmuz aylarında çok meşgul" diyerek randevu vermemiştir. Gelin görün ki, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına Temmuz ve Haziran aylarında 15-20 dakika ayıramayan ABD Başkanı Bush, Hizbullah tarafından bir baskınla esir alınan iki İsrail askeri için, belki bir faydası olur diye Erdoğan'la defalarca ve dakikalarca telefon görüşmesi yapmış, yapabilmiştir. Aynı Bush bir yıl önce yine bugünlerde Barzani'yi peşmerge kıyafetleriyle Oval Ofis'te, "Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı" sıfatıyla ağırlamış, ona saatlerini ayırmıştır. Aynı Bush, Celal Talabani'yi de Amerika'da sık sık ağırlamaya başlamış, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı bu muhabbetten ve bu muhabbetin Talabani'ye verdiği cüretten rahatsızlık duymuş olacak ki, "Onlar gider, bizimle kalırsın!" diye Talabani'ye, güya aba altından sopa göstermiştir.
Evet, ABD ile, ASALA'nın yerine ikame edilen PKK merkezli Türkiye ilişkilerinin fotoğrafı budur. Peki, Erdoğan Bush görüşmesinden PKK merkezli hiçbir şey çıkmayacak mıdır? Bu sorunun cevabı, "Duruma bağlı" şeklinde verilebilir. Şayet PKK'nın yerini Irak'ın kuzeyindeki oluşum kendi varlığına zarar vermeden doldurabilecekse, ABD bugüne kadar kullandığı PKK'ya, Taliban'a yaptığını yapmaktan çekinmez. Böyle işaretler de yok değil. Mesela Talabani, "Türkiye bizim içişlerimize karışırsa biz de Türkiye'nin içişlerine karışırız!" diyebilmiştir. Bu, "PKK'nın görevini ben üstlenirim, bölücülüğü ben kaşırım!" demektir ve Talabani ABD'den sinyal almadan böyle bir şey söyleyemez.
ASALA'nın yerini PKK'nın doldurduğu gibi, PKK'dan doğacak boşluğu Bush'un deyimi ile "Kürdistan Bölgesel Hükümet" dolduracaksa "yeni bir şeyler" olur. Tabii bunun bir de Erdoğan ve AKP boyutu var. ABD, AKP'yi süpürecekse, PKK'yı bitirip yerine Irak'taki oluşumu koymak seçimlerden sonraya bırakılabilir. Çünkü PKK, yeri doldurularak da olsa bitirilirse bu o anda iktidarda olan hükümete iç kamuoyunda büyük bir kredi sağlar. Öcalan'ın teslim edilmesinin DSP ve Ecevit'e sağladığı gibi.
Tabii bunun karşılığında Amerika, o günkü iktidardan "yeni şeyler" isteyecektir. Meselâ, İran bahsinde Türkiye'nin kayıtsız şartsız İsrail-ABD ekseninde yer alması ve BOP gereği Türkiye'nin kendi elleri ile federalizme kayması gibi..
Bu ise PKK'nın alınıp vatanın teslim edilmesidir..
Hasan DEMİR