| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:47 am Mesaj konusu: Anadolu Selçuklu Devleti |
|
|
Anadolu Selçuklu Devleti
Anadolu Selçuklu Devleti Oğuz Türklerinin Üçoklu Kınık boyuna mensup Selçuklu hükümdar ailesinden Süleyman Şah tarafından, Anadolu'da kurulmuştur. Malazgirt Zaferi'yle, Anadolu kapılarını Türklere açan Sultan Muhammed Alparslan, bu savaşa katılan kumandan ve Türkmen reislerine, Anadolu'yu Türkleştirme ve İslamlaştırma görevini verdi. Bunlardan, Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Selçuk Bey'in oğlu Arslan Yabgu'nun torunu olup, Anadolu'daki fetih harekâtından sonra Antakya'dan Anadolu'ya girdi. 1074 yılında Konya ve havalisini mahallî Rum despotlarından alarak, fetihlere devamla İznik önlerine geldi. 1075 senesinde İznik'i fethederek, emrindeki kuvvetlerin merkezi yaptı. Böylece Türkiye Selçuklu Devletinin temeli atılmış oldu. Süleyman Şah, Bizans'ın mahallî ve merkezî tekfurlukları arasındaki çekişmelerden faydalanarak, bölgede hakimiyetini güçlendirdi. İznik'te yeni bir Türk devletinin kurulması, Anadolu'ya gelen Türkmenlerin birleşmesini temin edip, doğudaki Müslüman Türklerin büyük topluluklar halinde bölgeye gelmelerine sebep oldu. Bölgede Türk nüfusunun artarak devletin güçlenmesiyle; Bizans'ın kötü idaresi, bitmek bilmeyen iç savaşlar ve isyanlar sebebiyle perişan olan yerli halk da, Süleyman Şah'ın idaresinde huzur ve sükûna kavuştu. Bu sayede Anadolu Selçuklu Devleti, sağlam bir temele oturdu. Hürriyet ve adalete kavuşan yerli halk, kısa zamanda seve seve Müslüman oldu. Çeşitli gayelerle bölgeye gelen Türkmenleri emrinde birleştiren Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Anadolu'da birlik ve hakimiyetini güçlendirmek, Fırat boylarında ve Kilikya taraflarında toplanmaya çalışan Ermeni gruplarına mani olmak için harekete geçti. 1082 yılında Çukurova'ya giden Süleyman Şah, Adana, Tarsus ve Misis dahil tüm bölgeyi zaptetti. 1084'te Hıristiyanlardan Antakya'yı aldı. 1086'da Suriye Selçuklu meliki Tutuş'la yaptığı savaşta yenildi ve savaş meydanında vefat etti. Oğulları, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın yanına gönderildi. Devlet bir süre Süleyman Şah'ın İznik'te vekil bıraktığı Ebü'l-Kasım tarafından yönetildi.
Selçuklu Sultanı Melikşah'ın 1092'de vefatından sonra, İran'dan kaçarak gelen Kılıç Arslan, İznik'te merasimle karşılanıp, Türkiye Selçuklu tahtına çıkarıldı.
I. Kılıç Arslan, tahta çıkar çıkmaz, devleti yeniden teşkilatlandırdı. İznik'i mamur bir duruma getirdi. İçte otoriteyi sağladıktan sonra, hemen gazâ ve akınlara başladı. Marmara sahillerine yerleşmeye çalışan Bizanslıları bu bölgeden çıkardı. Batıyı emniyete aldıktan sonra doğuya yöneldi ve 1096 yılında Malatya'yı kuşattı. Fakat, bu sırada Haçlıların Batı Anadolu'ya girmesi üzerine, I. Kılıç Arslan, kuşatmayı kaldırıp hızla geri döndü.
Avrupa'daki meşhur imparator, kral, prens, derebeyi ve şövalyelerin büyük bir taassupla katıldıkları Haçlı Seferlerinin ilki 1096-1099 yılları arasında yapıldı. I. Kılıç Arslan, Haçlıları, vur-kaç taktiğiyle imha etti. Ancak, İznik elden çıktığı için, Konya'yı payitaht (başkent) yaptı. Bizans imparatoruyla antlaşma imzaladıktan sonra, doğu fetihlerine başladı. 1103 senesinde Malatya'yı ele geçirdi. Daha sonra Musul'u da topraklarına kattı. Emir Çavlı, Artukoğlu İlgazi ve Suriye meliki Rıdvan'ın kuvvetleriyle Habur Nehri kenarında yaptığı muharebede yenilerek, nehre düşüp boğuldu. Kılıç Arslan'ın büyük oğlu, Musul valisi Şehinşah, Emir Çavlı tarafından esir alınarak İsfahan'a götürüldü.
I. Kılıç Arslan'ın ölümü ve oğlunun esir düşmesi, Türkiye Selçuklularını çok sarstı. Düşmanları bunu fırsat bilerek, ülke topraklarına saldırdı. Bizanslılar, Batı Anadolu sahillerini işgale başladılar. Bu durum karşısında Türkler, İç Anadolu'ya doğru çekilmek zorunda kaldılar. 1110 yılında esaretten kurtulan Şehinşah, Konya'ya gelerek tahta geçti. Şehinşah'ın ve Kayseri emîri Hasan Beyin büyük gayretlerine rağmen, Bizanslıların zulmünden kaçan Batı Anadolu'daki Türklerin, Orta Anadolu yaylalarına çekilmesi durdurulamadı.
1116 yılında Danişmendliler, Sultan Şehinşah'ı tahttan indirip, Şehzade Mesud'u sultan ilan ettiler. Sultan Mesud, Danişmendli tahakkümünden kurtulmaya, Bizanslıları Anadolu'dan atmaya ve birliği sağlamaya çalıştı. 1182 yılında, Batı seferine çıktı. Sonra doğuya seferler düzenledi. Bizanslılar, Türklerin Batı Anadolu'da ilerlemelerini durdurmak için, İmparator Manuel komutasında bir orduyla Konya üzerine yürüdüler. Bu tehlikeli durum üzerine, Sultan Mesud'un oğlu II. Kılıç Arslan, Aksaray'da bir ordu hazırlayarak, Konya önündeki Bizans ordusunun karşısına çıktı. Bizans ordusunu, pusu ve taarruzlarla 1145 senesinde ağır bir yenilgiye uğrattı.
Bu sırada İkinci Haçlı Seferiyle Anadolu'ya giren Avrupalılar da, Türk kılıçları önünde duramadı. Selçuklu ordusu, Haçlılar karşısında büyük başarılar elde etti. Bu zaferler, istikrar ve yükselme devrini tekrar başlattı. Halka adaletle muamele etmesi sebebiyle, Hıristiyanların bir çoğu, Bizans yerine Türk idaresine bağlandı. Bir çok eser inşa ettiren Sultan Mesud, kırk yıl saltanatta kaldıktan sonra, 1115 senesinde vefat etti. Yerine oğlu II. Kılıç Arslan tahta çıktı. O da babasının yolunda giderek, büyük hamleler yaptı. Anadolu'nun siyasî birliğini kurmaya, ekonomik ve kültürel yükselişini sağlamaya çalıştı. Doğu seferine çıkarak, devletin hudutlarını Fırat nehrine kadar genişletti. Bizanslılar ve yardımcı kuvvetlere karşı, 1176 Miryokefalon (Düzbel/Karamukbeli) Meydan Savaşı'nı kazanarak, Anadolu'yu yurt edinen Türklerin bölgeden atılamayacağını ispatladı. Akıncılarını, Batı Anadolu'nun fethiyle görevlendirdi. 1182 yılında, Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir havalileri fethedildi. Denizli ve Antalya kuşatıldı. Danişmend arazisi ve Çukurova zaptedildi.
Kazanılan zafer ve başarılarla siyasî birlik ve sınır emniyeti sağlandı. Ekonomik ve kültürel yükselme başladı. Bir süre sonra II. Kılıç Arslan, mücadeleyle geçen uzun saltanat yıllarındaki yorgunluğu ve ihtiyarlığını mazeret gösterip istirahata çekildi. Sahip olduğu toprakların idaresini onbir oğlu arasında taksim etti. Kendisi Konya'da büyük sultan olarak kaldı. Oğullarının her biri bir vilayette yönetimi ele aldı. Bu sırada Selahaddin Eyyubî'nin Kudüs'ü zaptetmesi, Üçüncü Haçlı Seferinin başlamasına sebep oldu. Anadolu'dan geçmeye çalışan kalabalık Haçlı ordusu, şehzadelerin direnişiyle karşılaştı. Yaptıkları çete harpleriyle Haçlı ordusuna büyük kayıp verdirdiler. Fakat çok kalabalık olan Haçlıların bir kısmı, Filistin'e ulaştı.
II. Kılıç Arslan, 1192 senesinde Konya'da vefat etti. Yerine büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Fakat, kardeşleri onun iktidarını kabul etmeyince, aralarında saltanat mücadelesi başladı. Tokat meliki Rükneddin Süleyman Şah, 1196 yılında Konya'yı zaptetti ve saltanatını ilan etti. Birliği sağladıktan sonra Bizans'ı tekrar senelik vergiye bağladı. İç mücadelelerden yararlanarak hudut tecavüzlerine başlayan Ermenileri cezalandırdı. Gürcüler, Saltukluların zayıflamasından istifade ederek, Erzurum'a kadar gelince, Doğu Seferine çıktı. 1201 yılında, Saltuklu Devletine son verdi. Artuklular ve Mengücüklerden aldığı yardımla, Erzurum'dan Gürcistan üzerine sefere çıktı. Sarıkamış yakınlarında, Gürcü-Kıpçak ordusunun baskınına uğradı ve mağlup oldu. Tekrar Gürcistan seferine çıktıysa da, yolda hastalanarak 6 Temmuz 1204 tarihinde vefat etti. Konya'da Künbedhane'ye defnedildi. Yerine oğlu III. Kılıç Arslan geçti. Fakat çok geçmeden Gıyaseddin Keyhüsrev, Türkmen beylerinin davetiyle, küçük yaştaki yeğeni Kılıç Arslan'ın yerine, tekrar Türkiye Selçukluları sultanı oldu.
Gıyaseddin Keyhüsrev, devletin hudutlarını emniyete almak için, Bizanslılar ve Ermenilerle mücadele etti. Dördüncü Haçlı Seferiyle (1204) İstanbul, Latin hakimiyetine girdi. Bizans hanedanı Anadolu'ya kaçıp, İznik ve Trabzon'da iki devlet kurdu. Bizanslılar, Karadeniz kıyılarına yerleşerek ticaret yollarını kapattılar. Gıyaseddin Keyhüsrev, ticaret yolunu açmak için, 1206 yılında sefere çıktı. Bizanslıları bu bölgeden atarak, Karadeniz yolunu açtı. Ertesi sene Akdeniz sahillerine inerek Antalya'yı fethetti. Bu sırada akıncı beyleri, Batı Anadolu'da bir çok yeri aldı. Bu fetihler, İznik Bizanslılarını telaşlandırdı. Bizans ordusu ile, 1211 senesinde Alaşehir'de yapılan muharebede Selçuklu ordusu büyük zafer kazandı. Savaş bittikten sonra, Gıyaseddin Keyhüsrev, meydanı dolaşırken bir düşman askeri tarafından şehit edildi. Yerine oğlu İzzeddin Keykavus geçti.
İzzeddin Keykavus, saltanatının ilk yıllarında taht mücadelesini halletti. Daha çok iktisadî meselelere, ülkenin imarına ve kültür faaliyetlerine önem verdi. Kervansaray, cami ve medreseler inşa ettirdi. Verem hastalığına yakalanan İzzeddin Keykavus, 1220 yılında Viranşehir'de vefat etti. Sivas'ta yaptırdığı darüşşifanın yanındaki türbesine defnedildi. Yerine kardeşi Alâeddin Keykubad geçti.
Sultan Alâeddin Keykubad zamanı, Türkiye Selçuklularının en kudretli, en müreffeh ve en parlak devri olarak geçti. Anadolu'nun emniyeti içi başta Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere, şehirleri surlarla tahkim ettirdi. Moğol tehlikesine karşı hudutlarda tedbir aldı. Bu işleri sırasında fetihlere de devam etti. Askerî ve ticarî önemi büyük olan Kolonoras kalesini muhasara altına aldı. 1221 senesinde kaleyi fethetti. Buraya, sultanın ismine nispetle Alâiye denildi. Moğol tehlikesine karşı tahkim ve askerî tedbirler yanında diplomatik yola da başvuruldu. Moğol Ögedey Kağan'a elçi gönderip barış yaptı. Alâeddin Keykubad, saltanatı zamanında Türkiye Selçuklu Devletini, Moğol istilâ ve zulmünden korudu. Alâeddin Keykubad, 1 Haziran 1237 tarihinde Kayseri'de vefat etti. Yerine İzzeddin Kılıç Arslan'ı veliaht tayin etmesine rağmen, büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti.
II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246), Moğollara Kösedağ'da yenilince (Temmuz-1243), devletin yıkımı başladı. Kösedağ bozgunundan, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışına kadar olan devrede (1243-1308 ), Selçukluları büsbütün sindirmek için, Moğol faaliyet ve zulmü devam etti. 1259'da, Kızılırmak hudut olmak üzere devletin ikiye ayrılması, 1262'de Karamanlılar'ın isyan ederek Konya üzerine yürümeleri, 1276'da Moğollara karşı Hatıroğlu İsyanı, 1277'de Mısır Memlûk Sultanı Baybars'ın, Hatıroğlu'nu desteklemek için Anadolu'ya girip Kayseri'ye kadar gelmesi, Karamanoğlu Mehmet Bey'in 1277'de Konya'da yeni bir sultanı tahta çıkartma girişimiyle, Cimri hadisesi gibi çeşitli siyasî, ekonomik ve sosyal çalkantılar meydana geldi. Anadolu Selçuklu Devletinin çöküşü başlayınca, Moğol zorbalığının önüne geçmek için Türk beyleri ve Anadolu halkının yer yer mücadelesi görüldü. Çökmekte olan devletin yıkıntıları üzerinde çeşitli Oğuz boyları, Türkmen ve kumandanlar, beylikler kurmaya başladı. Bu beyliklerden, Bizans hududunda kurulan Osmanlı Beyliği'nin, Batı Hıristiyan âlemine açık fütuhat cephesiyle diğerlerinden farklı stratejik mevkide bulunması; o yönde sürekli genişleme imkânı bulduğu gibi, dar ve sıkışık beyliklerin reislerine yerine göre dostça, bazen de baskı yaparak, bütün Anadolu'yu kendi idaresinde toplamasını, 20. yüzyılın başlarına kadar üç kıtaya hakim olmasını sağladı.
Anadolu Selçuklu Devleti toprakları üzerinde Moğollar, Haçlı istila hareketi neticesi gibi korkunç katliam, yıkım ve dehşet saçıcı hadiselerle bölgeyi işgal ettiler. Moğol istilasıyla, Anadolu Selçuklu Devleti, 14. yüzyılın başında yıkıldı. Anadolu, Moğol kontrolüne girdiyse de, 14. yüzyıldan sonra bölgede Osmanlı hakimiyeti başlayıp, Haçlıların ve Moğolların açtığı yaraları kapamaya çalıştı.
Türkiye Selçuklularını, Oğuzların Üç Oklar kolunun Kınık boyuna mensup Selçuklular kurup yönettiler. Devlet teşkilatı, sağlam bir esasa sahipti. Türkiye Selçukluları; Karahanlı, Büyük Selçuklu ve Abbasîlerin yanında diğer Türk ve İslam devletlerinin teşkilatlarından da büyük ölçüde faydalandılar. Bunları mükemmel bir şekilde kendi bünyelerine uydurdular. Sultanlar, devletin idaresinde hissedilen ihtiyaçlara göre teşkilatlarını genişlettiler ve zaman zaman da yenileme yoluna gittiler. Devletin, hanedan mensupları arasında bölüşülmesinin; bölünmeye ve saltanat mücadelesine sebep olduğu görüldü. II. Kılıç Arslan'dan sonra merkeziyetçilik geliştirildi.
Devlet, önceki Türk hakimiyetlerinde olduğu gibi, hanedanın ortak sorumluluğu altındaydı. Devleti idare eden hükümdarın ise, hanedan mensubu olması şarttı. İsimleri Türkçe ve İslamî idi. Ayrıca, halife ve âlimler tarafından künye ve lakaplar verilirdi. Tahta yeni çıkan sultanlar, halifeye hükümdarlıklarını tasdik ettirirler, adlarına hutbe okutur ve para bastırırlardı. Savaşlarda veya herhangi bir gezide, hakimiyet alâmeti olarak, sultanların başları üstünde, atlastan veya altın işlemeli kadifeden yapılmış bir çetr (şemsiye) tutulur, daima yanında hazır bulunan kös, sultanın kapısında günde beş kez nevbet çalardı. Vilayetlerdeki meliklerin, günde üç nevbet çaldırma hakları vardı. Sultanlar, haftanın belli günlerinde devlet erkânını ve emîrleri huzurlarına kabul eder ve onların görüşlerini alırlardı. Sultan iktaların dağıtılması, kadıların (hakim) tayini, devlete bağlı beylik ve sultanlıkların başına geçenlerin tayinlerini onaylar, hükümete karşı işlenen cürümlerle uğraşan yüksek mahkemeye de başkanlık ederdi. Devletin idaresi, birinci derecede sultana ait olmakla birlikte, bizzat kendisi mevcut kanunlara uyardı. Sultan, adalet mekanizmasının sağlıklı olması için, haftada iki gün halkın derdini dinlerdi.
Sultanlar, sarayda otururdu. Sarayda Hacibü'l-Hüccab, Üstadüddâr, Silahdar, Emîr-i Alem, Câmedâr, Taştâr veya Âbdâr, Emîr-i Çaşnigîr, Emîr-i Ahur, Emîr-i Şikâr, Emîr-i Devât, Emîr-i Mahfil, Serheng-i Nedîm, musahip görev yapardı. Bunlar, sultanın en emniyetli adamları arasından seçilir ve her birinin emrinde askerî kıtalar bulunurdu.
Anadolu Selçuklu Sultanlarının Tahta Çıkış Tarihleri
Kutalmışoğlu Süleyman Şah / 1076 Ebü'l-Kasım'ın nâibliği / 1086 Birinci Kılıç Arslan / 1092 Fetret Devri / 1107-1110 Şehinşah (Melikşah) / 1110 Birinci Rükneddin Mesud / 1116 İkinci Kılıç Arslan / 1155 Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev (Birinci Hükümdarlığı) / 1192 Rükneddin Süleyman Şah / 1196 Üçüncü Kılıç Arslan / 1204 Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev (İkinci hük.) / 1205 Birinci İzzeddin Keykavus / 1211 Birinci Alâeddin Keykubad / 1220 İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev / 1237 İkinci İzzeddin Keykavus / 1246 Ortak İktidar / 1249-1254 Birinci Keykavus / 1254 Dördüncü Kılıç Arslan (Ülkenin bir bölümünde) / 1257 Üçüncü Gıyaseddin Keyhüsrev / 1266 İkinci Gıyaseddin Mesud (Birinci hük.) / 1284 Saltanat Mücadelesi / 1296-1298 Üçüncü Alâeddin Keykubad / 1298 İkinci Gıyaseddin Mesud (İkinci hük.) / 1302 Beşinci Kılıç Arslan / 1310 Moğol Valisi Timurtaş'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son vermesi / 1318 _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:49 am Mesaj konusu: Miryakefalon (Karamukbeli) Savaşı |
|
|
Miryakefalon (Karamukbeli) Savaşı
Anadolu Selçuklu Sultanı Rükneddin Mesud ölmeden önce oğlu II. Kılıç Arslan'ı 1155'de tahta çıkarttı. Bu dönemde Büyük Selçuklu Sultanı Sancar 1157 tarihinde ölünce, Anadolu Selçuklu Devleti, görünüşte olan bağımlılığına son vererek bağımsızlığını ilân etti. Anadolu Selçuklu Devleti'nin tam bağımsızlığına kavuşması ile, Anadolu Birliği'nin kurulm-ası yolu açılmış oldu. Bu amaçla II. Kılıç Arslan, Bizanslılar ve güney sınırındaki Zengîler ile bütün problemleri çözmek istedi. Önce 1157 yılında Antep'i yeniden toprakları içine aldı. 1159 tarihinde Bizans İmparatoru Manuel Kommenos'un güçlü ordusu ile Eskişehir yöresinde karşı karşıya geldi. Yapılan savaşta II. Kılıç Arslan, Bizans Ordusu'nu ağır bir yenilgiye uğrattı. Öyle ki, adı gibi kılıcı da keskin olan bu arslan yürekli sultan, düşman ordusundan kırk bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Bizans Ordusu'nu darmadağın etti.
Ne var ki, İmparator Kommenos, bu acı yenilgiyi içine sindiremediği için yeniden savaş hazırlığına girişti. II. Kılıç Arslan ise, devleti içte kuvvetlendirmek için çaba gösteriyordu. Bu yüzden barış yapmayı önerdi. Bir süre savaşmamak için anlaşma sağlandı. Hatta II. Kılıç Arslan, İstanbul'a giderek üç ay, Kommenos'un konuğu oldu. Görülmedik şekilde ağırlandı. İstanbul'a ayak basan ilk Türk olduğu için, dostluk sembolü olarak karşılandı, büyük saygı gördü.
Bu dönemde 1174 tarihinde Nureddin Mahmud Zengî ölünce güneydeki Selçuklu sınırları da güvence altına girmiş oldu. 1174 tarihinde II. Kılıç Arslan Sivas ve Tokat yöresini elinde bulunduran Danişmendliler Beyliği'nin üzerine yürüyerek Selçuklu Sultanlığına bağladı.
Anadolu'daki önemli pürüzler giderilmiş, artık Bizans ile kozları paylaşmanın zamanı gelmişti. I. Haçlı Savaşları sonunda kaybedilen toprakların geri alınmasına başlanıldı. Öncelikle akıncılar Edremit ve Bergama'ya deneme baskınlarda bulundular. Bu bir savaş ilânı demekti. Bizans İmparatorluğu'nun ufuklarında kara bulutların çıkmakta olduğunu gören Manuel Kommenos, kopacak fırtınayı anlamıştı. Bütün hazinesini savaş giderleri için ortaya döktü. Yoğun bir şekilde çalışmaya başladı. Her taraftan asker toplattı. Hatta, başta Peçenek Türkleri olmak üzere, Macar, Fransız, İtalyan ve Sırplar'dan paralı askerî birlikler oluşturdu. Artık Bizanslılar da Selçuklularla savaşmaya karar vermişti.
1176 yılının eylül ayı içinde Bizans Ordusu Eğridir Gölü'nün kuzey doğusuna inmeye başladı. Bu büyük orduyu 12-14 Eylül 1176 tarihinde durduran Türkler tam üç gün, üç gece süren "Düzbel" savaşında Bizanslılar'a adım attırmadılar. Bizans Ordusu olduğu yerde mıhlanıp kaldı. Burada öyle bir direniş oluyordu ki, Manuel Kommenos, İngiltere Kralına yollamış olduğu mektubunda aynen şunları yazarak bu karşı koymayı dile getirmiş bulunuyordu:
— İhtiyar Türk kadın ve erkekleri, savaş alanını yarmak isteyen süvarilerimizin atlarının ayakları altına kendilerini atıyorlar, böylece süvarilerimizi attan düşürüp öldürüyor, sonra kendileri de ölüyorlar.
Bu savaşta etten ve cesetten bir duvar oluşturmayı göze alan kahraman Türkler, Bizans Ordusu'nun ileri bir adım atmasını önlemiştir. Bu direniş ve karşı koymanın tarihte bir eşi daha görülmemiştir. Düzbel Savaşı, Selçukluların topyekûn savaştığının bir kanıtıdır. Bunun ikinci bir örneğini yalnız "Türk İstiklâl Savaşı"nda görmekteyiz.
17 Eylül 1176 tarihinde bu kez Selçukluların hücumu başladı. Az bir kuvvetle, dağ gibi heybetli ve büyük orduya hücum etmek ancak, Allah'tan başka kimseden korkmayan Türklere özgü kahramanlığın gereğidir.
Bugünkü Gelendost ilçemizin üç kilometre kadar kuzeyindeki yörede Bizanslıların "Miryon" dedikleri, "Kefalon" deresi arasında görülmedik bir savaş başladı. Bu savaşa her iki sözcük birleştirilerek "Miryokefalon" adı verilmiştir. Burada yapılan savaş o düzeyde acımasız ve o denli korkunç bir hâlde sürüyordu ki, bunu sözcüklerle tanımlamak çok zordur. Bizans Ordusu, uçurumlarla çevrili bu dar vadide şiddetli bir hücuma uğradı. Tüyler ürpertici, insana dehşet verici bir boğuşma oldu. O dağ gibi heybetli Bizans Ordusu, güneşin ışıklarının etkisi ile yığın hâlindeki karların eriyişi gibi, eridi ve tükendi.
Bizans Ordusu, uçurumlarla çevrili bir dar vadide şiddetli bir
hücuma uğradı.
Bu savaş, Selçuklu Türklerinin bir kahramanlık destanı oldu. Öyle görkemli bir zafer kazanılmıştı ki, koskoca Bizans Ordusu'ndan bir avuç kadar asker ayakta kalmıştı. Manuel Kommenos ve komutanları tutsak edilmiş, beş bin araba dolusu savaş malzemesi, yiyecek ve cephane ele geçirilmiş, Manuel Kommenos'un başı yere eğilmişti. Utancından etrafına bakamıyor, sadece affedilmesini diliyordu. Çok ağır ve yüklü bir fidye karşılığı serbest bırakılarak İstanbul'a döndü.
Miryokefalon Zaferi'nden sonra Bizanslılar sadece deniz kenarlarındaki kaleleri koruyabildiler. Anadolu'ya bir adım bile atamadılar. İstanbul'a kapanıp kaldılar. Anadolu Selçuklu Türkleri ise, günden güne gelişerek eski görkemli dönemlerine kavuşmaya başladılar.
Bu zaferle, Malazgirt'ten sonra bir kere daha Bizans'ın Anadolu hakimiyeti plânları suya düştü. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan'ın yüksek hakimiyet ve kudreti doruğa ulaştı.
Hemen arkasından 1178'de Malatya fethedildi. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:55 am Mesaj konusu: Anadoluda Haçlı Seferleri |
|
|
Anadoluda Haçlı Seferleri
Yassıçemen Savaşı
Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans İmparatorluğu (395-1453), 1071 yılında Selçuklu Devleti (1038-1194) ile yaptığı Malazgirt Savaşı'nda yenilince, Türklere Anadolu kapıları açıldı. Selçuklu akıncıları, birkaç sene içinde Ege, Akdeniz ve Marmara kıyılarına ulaştılar ve Bizans'ın başkenti olan İstanbul'u zorlamaya başladılar. 1075'te Türkiye Selçuklu Devleti'ni kurup, İznik'i başkent yapmaları, Avrupa'nın en büyük Hıristiyan devleti olan Bizans'ı kökünden sallamaya başladı. Bu durum Avrupalıları telâşa düşürdü. Çünkü Bizans'ın düşmesi Türklerin Avrupa'ya hakim olmasına yol açacaktı. Bunun önüne geçilip, Türklerin durdurulması gerekiyordu. Hattâ Anadolu dahil bütün Ortadoğu'dan atılmalıydılar. İkinci büyük sebep ise, iktisadî idi. Avrupa, 11. asırda müthiş bir fakirlik içindeydi. Kralların sarayları bile taş yığınlarından ibaretti. Altın, gümüş ve değerli madenlerin bir çoğu, Türklerin ve doğu kavimlerinin elindeydi. Avrupa, en iptidaî maddeler için bile doğuya muhtaçtı. Ziraat, çok ilkel usullerle yapılıyordu. Sulama sistemi yoktu. Fransa, Almanya, Venedik gibi büyük sayılan Avrupa devletlerinin senelik geliri, en mütevazı Türk beylerinin gelirlerinden azdı. Halk, önüne gelenin yağma ve talanından bıkmış, bir asilzâde veya eşkıya tarafından öldürüleceği günü bekliyordu.
Bu sırada Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah vefat etmiş, iç karışıklıklar baş göstermişti. Şiî-Fatımî Devleti, Selçukluların amansız düşmanı olup, Hıristiyanların müttefikiydi. Bütün bunlar, Papa İkinci Urbanus'u Hıristiyanları birleştirerek Müslümanların üzerine saldırtmaya teşvik ediyordu. Böylece, bu papaz, Kudüs şehrini, Türklerin elinden almak için faaliyete başladı. Sadece Pierre L'Ermite isminde yoksul bir Fransız keşişi, etrafına 50.000 Fransız toplamıştı. Bunlar, Almanya'ya gelince, kendilerine 50.000 Alman serserisi daha katıldı. Macaristan'da ve Balkanlarda daha da çoğalan bu çapulcu ordusu, 1096-1270 seneleri arasında tertiplenen sekiz Haçlı seferinin ilk ordusu oldu.
Birinci Haçlı Seferi (1096-1099)
Papaz Pierre L'Ermite ve şövalye Yoksul Gautier öncülüğünde İstanbul'a gelen bu topluluk, Bizans İmparatoru tarafından hemen Anadolu'ya geçirildi. Bunlar, doğunun zenginliklerine kapılıp, yağma ve tahribatlar yaparak yerli ahaliye zulmettiler. Anadolu Selçuklu Sultanı Birinci Kılıç Arslan, İznik önlerinde bu ilk Haçlı kuvvetlerini durdurarak, kılıçtan geçirdi. Bunların arkasından Aşağı Lorraine Dükü Gedefroi Bouillon'un komutasındaki Haçlı ordusu yola çıktı. Bu orduda; birçok ünlü şövalye, soylu, kont ve dukalar vardı. Avrupa'nın bütün imkânları kullanılarak hazırlanmış olan bu ordu, 600.000 kişiden müteşekkildi. Almanya'nın Rhein kıyılarında 10.000 Yahudi'yi kılıçtan geçiren bu Haçlı ordusu, İstanbul'a doğru gelirken, ülkesinde de yağma ve katliam yapılmasından endişe eden Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos, onlarla anlaştı. Haçlılar, erzak ihtiyaçlarının temini karşılığında, Anadolu'da aldıkları yerleri Bizans'a vereceklerdi. Antlaşma sonrası Anadolu'ya geçen Haçlılar, 1097 senesi Mayıs ayında Türkiye Selçuklularının başşehri İznik'i kuşattılar. Kanlı çarpışmalar iki taraftan da ağır kayıplara sebep oldu. Altı yüz bin kişilik Haçlı ordusu karşısında verdiği kayıplara dayanamayan Birinci Kılıç Arslan, çarpışarak geri çekildi. İznik, Bizans'ın eline geçti. Eskişehir istikametinden Anadolu'ya giren Haçlı ordusuna karşı Sultan Birinci Kılıç Arslan (1092-1107), yıpratma savaşlarına başladı. Anadolu'da Haçlıları en stratejik bölgelerde yakalayıp, âni baskınlarla imha hareketlerine girişti, pek çoğunu kırdı.
Haçlıların yanında, Bizans İmparatoru da, durumdan faydalanarak Türkiye Selçuklularının batı bölgelerindeki topraklarını işgal etti. Ermeniler ise, Türklerin Haçlılarla uğraşmalarını fırsat bilip, Toroslar'a bir müddet hakim oldular. Altı yüz bin kişilik kuvvetle Anadolu'ya geçen Haçlılar, Türklerin imha hareketi sonucu, Antakya Kalesi önlerine geldiklerinde 100.000'e inmişti. 1097 yılı Ekim ayında Antakya'yı kuşatan Haçlılar, kale içindeki Hıristiyan ahaliden birinin ihaneti sonucu, dokuz ay sonra, Haziran 1098'de şehre girebildiler. Musul Atabeği Kürboğa Beyin kumandasındaki Müslüman-Türk ordusu, Antakya'yı Haçlılardan geri almak için teşebbüse geçti. Fakat şehir alınmak üzereyken aralarında çıkan fitne, başarısızlığa yol açtı. Haçlılar, yaptıkları huruç hareketiyle, bu Müslüman ordusunu dağıttılar.
Antakya'yı alan Haçlılar, kırk bine düşen kuvvetleriyle Kudüs'e hareket ettiler. Şiî-Fatımîlerin elinde olan şehir, kısa sürede Haçlıların eline geçti. Müslüman, Musevî ve Hıristiyanların yaşadığı ve her üç din mensuplarınca da kutsal olan Kudüs, Haçlıların eline geçince, büyük bir katliama uğradı. Yetmiş bin Müslüman ve Yahudi'yi, mabetlere sığınan kadınlar ve çocuklar dahil, acımasızca kılıçtan geçirdiler. Şehrin sokakları, kan ve cesetlerden geçilmez oldu.
Birinci Haçlı Seferi neticesinde Kudüs'te Katolik Latin Krallığı, Antakya ve Urfa'da birer Haçlı devleti kuruldu. Hıristiyanlar Ortadoğu'yu bu vesile ile tanıyıp, Doğu Akdeniz kıyılarına yerleştiler. Müslümanlarca Mekke ve Medine'den sonra en mukaddes şehir olan Kudüs'ün, Şiî-Fatımîlerce Haçlılara teslimi, büyük üzüntüye yol açtı. Müslümanlar, Haçlıları Ortadoğu'dan atmak için hemen teşebbüse geçtiler. 1144 senesinde Musul Atabegi İmâdeddin Zengî, Urfa'yı geri aldı. Bu durum İkinci Haçlı Seferine sebep oldu
İkinci Haçlı Seferi (1147-1149)
Urfa'nın Müslümanlar tarafından geri alınması üzerine, papa Eugenius'un teşviki ve papaz Saint Bernard'ın propagandası neticesinde İkinci Haçlı Seferi başlatıldı. Seferin komutanlığını, Yedinci Louis ile Almanya İmparatoru Üçüncü Konrad yapıyordu. Alman İmparatoru komutasında 75.000 kişilik ilk kafile, Konya Ovasına geldi. Bu ordu, Türkiye Selçukluları Sultanı Birinci Mesud tarafından imha edildi. Alman İmparatoru, canını zor kurtararak, beş bin kişiyle İznik'e sığındı. Fransa Kralı Yedinci Louis, 150.000 kişi ile yola çıktı. Alman İmparatorunun geriye kalmış döküntü kuvvetleriyle İznik'te birleşti. Bu kalabalık orduya karşı meydan muharebesi yapmayı uygun bulmayan Sultan Mesud, Haçlıları, Toroslar geçidine çekti. Burada büyük kayıplara uğratılan Haçlıların artıkları, Antakya'ya sığındılar. Şam'ı muhasara ettilerse de, Türkler tarafından mağlup edildiler.
Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192)
Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, kara yolu, Fransız Kralı Philippe Auguste ile İngiliz Kralı Arslan Yürekli Richard, deniz yoluyla hareket ettiler. Alman İmparatoruna, Türkiye Selçukluları Sultanı İkinci Kılıç Arslan, elçileriyle Anadolu'ya girmemesini teklif etmişse de, kabul etmedi. Türkleri dinlemeyen İmparator Friedrich Barbarossa, ordusunun büyük bir kısmını Selçuklu askerlerinin elinde kaybetti. Sonunda, Akdeniz'e ulaşamadan nehirde boğuldu. Başsız kalan ve ağır zayiat veren haçlılar, perişan bir vaziyette Filistin'e ulaştılar. İngiltere Kralı, deniz yoluyla Kıbrıs'a varıp, Bizans valisini adadan kovarak Latin Krallığını kurdu. Kıbrıs'tan Akka'ya geçen Arslan Yürekli Richard ve deniz yoluyla Akka'ya varan Fransız Kralı, uzun süren muhasaradan sonra kaleyi aldı. Kudüs'ü yeniden almak için savaştılarsa da muvaffak olamadılar. Fransa ve İngiltere kralları, acı tecrübeler ve ağır kayıplar neticesinde, Kudüs'ü alamayacaklarını anlayınca, ülkelerine döndüler. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:00 am Mesaj konusu: Kösedağ Savaşı |
|
|
Kösedağ Savaşı
Birinci Alaaddin Keykubad'ın ölümünden sonra büyük oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev, babasının yerine Anadolu Selçuklu Devleti tahtına oturdu (1237). Ne var ki hem yaşı küçük, hem de devlet yönetimine ait deneyimi yoktu. Buna karşılık cesur ve kahraman bir insandı. Bu yüzden önce Diyarbakır'ı aldı, sonra Eyyubî Devleti'ni kendine bağlayarak Şam'da adına hutbe okutturdu. Derlenip, toparlanmaya vakit kalmadan Moğollar, Anadolu topraklarına girdiler. Selçukluların içindeki karışıklığı anlayan Moğollar, bundan cesaret alarak akınlarını sürdürüp ilerlediler. Kış mevsiminde Erzurum'u zaptederek şehri yağma ettiler, taş üstünde taş bırakmadılar (1242).
Durumun tehlikeli boyutlara vardığını anlayan genç Selçuklu Sultanı, 80 bin kişilik ordusu ile Sivas üzerine yöneldi. Gençliğinin ve dinçliğinin verdiği cesaret ve kahramanlık ile Moğolların üzerine saldırdı. Emrindeki deneyimli komutanların önerilerini dinlemedi. Çarpışma başlamış, her iki taraf kanlı bir şekilde birbirlerine girmişti. Selçukluların öncü birlikleri bozulunca, yenildikleri kanısına kapılan genç sultan, savaş alanından atı ile kaçıp uzaklaştı. Bunun üzerine Selçuklu Askerleri arasında çözülme başlamış, savaşa gerek görmeden geriye dönmeyi daha uygun görmüşlerdi. Başsız kalan Selçuklu Ordusu, 40 bin kişilik Moğol Ordusu karşısında yenilgiye uğramıştı (1243). Selçuklular bu savaşta sadece üç bin şehit verdiler.
Selçukluların gerilediğini gören Moğollar, hızla ilerleyerek Erzincan, Sivas ve Kayseri'yi ele geçirdiler. Halkı kılıçtan geçirip, girdikleri yerleri yağma ettiler.
Savaşa girmeyen Selçuklu Ordusu'ndan çekinen Moğol Ordusu Başkomutanı Baycu Noyan, tedbirli olmayı düşünerek geri döndü. Yeniden İran'a girdi. Anadolu şehirlerini talan etmekle yetindiler. Selçuklular da böylece toprak kaybına uğramaktan kurtulmuş oldular. Ne var ki, Moğollar yeniden derlenip toparlanmaya, eksikliklerini gidermeye çalışıyorlardı.
1246 tarihinde II. Gıyasettin Keyhüsrev ölünce yerine II. İzzeddin Keykavus geçti. Yeni Sultan, Moğolların egemenliğini kabul edince Moğollar, Selçukluların içteki karışıklığını anladılar. Bu yüzden yeni tahta geçen Sultan II. izzettin Keykavus'un diğer kardeşini de sultan olarak ilân ettiler. Selçukluları bölmeyi, içten çökertmeyi amaçladılar. Nitekim ülke içinde taht kavgaları baş gösterdi. 1254 tarihinde Keykubad ölünce, karşısında rakip olarak tek kardeşi kalmıştı. Böylece ülke toprakları ikiye bölünmüş oldu. Moğolların uyguladıkları böl-parçala siyaseti tam anlamı ile yerine gelmişti. Ülke topraklarının doğu kesimi IV. Rükneddin Kılıç Arslan'm batı kesimi de II. İzzettin Keykavus'un oldu. Artık Anadolu Selçuklu Devleti iyice gücünü yitirmişti. Sürekli olarak Moğollar'm korkusu ve baskısı altında eziliyorladı.
Bunu fırsat bilen Moğollar, 1256 yılında Selçuklu Ordularını dağıtarak Konya'ya girdiler. II. izzeddin Kılıç Arslan'ı tahtından indirdiler. Yerine kardeşi IV. Rükneddin Kılıç Arslan'ı atadılar. Her ne kadar Anadolu Selçuklu Devleti'ni yeniden istiklâline kavuşturmak için çaba gösterilmişse de bir sonuç alınamadı. Moğolların himayesinde Selçuklu tahtına çıkmış olan IV. Rükneddin Kılıç Arslan ise 1266 tarihinde ölünce, artık Anadolu Selçuklu Devleti iki yaşındaki III. Gıyaseddin Keyhüsrev'in eline kalmıştı. Böylece ülkeyi vezirler yönetmeye başladı. Ancak Anadolu, Moğol zulmü altında inliyordu. 1308'de V. Kılıç Arslan tahta geçti. Ancak etkili olamadı. 1318'de ölümünden sonra Anadolu'yu bir Türk yurdu yapan Türkiye Selçuklu Devleti tarihe karışmıştı. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:03 am Mesaj konusu: Eyyubîler Devleti |
|
|
Eyyubîler Devleti
Eyyübiler Ünlü kumandan ve siyaset adamı Selâhaddin Eyyûbî tarafından, Suriye, Filistin, Mısır ve Yemen'de kurulan devlet. Hânedânın kurucusu olan Selâhaddin Eyyubî, Hazbanî kabilesine mensuptu. Ancak bu aile, uzun yıllar Türkler arasında bulunmuş ve tam manâsıyla Türkleşmişti. Selâhaddin Eyyubî, 1138'de çok sayıda askeri ile birlikte Musul Türk kumandanı Zengî bin Aksungur'un hizmetine girdi. Bu durumun akabinde Selâhaddin'in kardeşi Şirkûh da Zengî'nin oğlu Nureddin'in hizmetine girdi. Şirkûh, bu hizmetteyken, 1169'da Mısır'ın kontrolünü ele geçirdi ise de, çok geçmeden öldü ve onun halefi olarak yerine Selâhaddin geçti.
Böylece, hânedânın gerçek kurucusu olarak ortaya çıkan Selâhaddin Eyyûbî, 1171 yılında, Şiî Fâtımî idaresini tamamıyla ortadan kaldırdı. 1175 yılında ise, İsmâil Zengî ile Böri Gâzi'nin kumanda ettiği orduyu Kurunhama'da bozguna uğrattı ve Eyyûbî Devletinin temellerini attı. 1176 yılında kardeşi Turan Şahla beraber, Yemen'deki Abdün-nebi Fırkasını yıkan Selâhaddin Eyyûbî, Abbasî halifesi tarafından Suriye, Yemen, Filistin ve Kuzey Afrika'nın sultanı ilan edildi. Bu durum, aynı zamanda, halife tarafından, devletinin kabul edilmesi demekti.
Selâhaddin Eyyûbî, ilk iş olarak Mısır'daki Fâtımî idaresinin son izlerini de ortadan kaldırdı. Onların eski toprakları üzerinde, din ve eğitimde kuvvetli bir siyasetin teşvik ve uygulayıcısı oldu. Şiîliğin yerine Sünnî mezhebini yaymaya başladı. Bunda başarılı olan Selâhaddin, Mısır ve Suriye'de Fâtımîlerin yaydığı yanlış itikadın önüne geçerek, Ehl-i sünnet itikadının yayılmasında önder oldu. Selâhaddin Eyyûbî'nin takip ettiği siyasetin diğer bir yönü de, Haçlılara karşı mücadelenin başlatılması idi. Bilindiği gibi bu yüzyılda Haçlılar, iki defa Anadolu'dan Kudüs'e kadar gitmişler ve geçtikleri yerlerde kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmamışlardı. Hattâ bu zalimler, kendi dindaşları ve ırkdaşlarının kalplerinde bile, derin bir nefret uyandırmışlardı. Kutsal şehir Kudüs, yıllardır bu zalimlerin elinde bulunmaktaydı. Nitekim, Selâhaddin'in Haçlılara karşı tesirli bir şekilde başlattığı cihad siyaseti, bütün İslâmî gayret ve heyecanı onun etrafında birleştirdi. Türk ve Arap ordularının aynı gaye etrafında toplanmasını sağladı.
Topladığı bu kuvvetlerle, 1187 yılında, Haçlıların karşısına çıkan Selâhaddin Eyyûbî, Hattin'de parlak bir zafer kazandı. Perişan bir vaziyete düşen Haçlıların elindeki bütün kaleler, Kudüs dahil Eyyûbîlerin eline geçti. 89 yıl düşman elinde kalan kutsal şehir Kudüs'ün de ele geçirildiği bu zaferle, bütün Müslümanların gönüllerinde taht kuran Selâhaddin Eyyûbî, büyük bir üne kavuştu. Avrupa, bu hezimet karşısında birbirine girdi ve üçüncü Haçlı seferi için çalışmalara başladılar. Ancak, bu yeni Haçlı ordusu, daha Akka'da iken hezimete uğratıldı ve yine onların aleyhine olarak bir antlaşma imzalandı.
Hemen hemen bütün günleri harp meydanlarında geçen, Ortadoğu'daki Haçlı varlığının belini kıran ve onu asla eski gücüne kavuşamayacağı bir hale getiren, böylece Ortadoğu-İslâm dünyasının kudretini, bütün Avrupa'ya gösteren Mücâhid Sultan, 4 Mart 1193 Çarşamba günü Dımaşk'ta (Şam) vefat etti. Aynı şehirde bulunan kabri, bugün, büyük ziyaretgâhlardandır.
Selâhaddin Eyyûbî, ölmeden önce devletinin çeşitli bölgelerini oğullarına ıktâ olarak dağıtmıştı. Bununla beraber merkezî kontrol, oğullarından El- Âdil'in elindeydi. Bu sultan zamanında, daha önceki aktif politika terk edilerek yumuşak bir siyaset izlenmeye başlandı. Frenklerle barış yapılarak, ilişkiler, normal bir duruma getirildi. 1205 senesinde Samsat, Serve ve Ra'sul-ayn'ın şehirlerine hakim olan Melik el-Efdal, amcası El-Âdil'le ilişkisini keserek Anadolu Selçukluları Sultanı Keyhüsrev'e bağlandı. Bu dönemde Eyyûbîler, 1208'de Ahlat'ı, 1215 senesinde ise Yemen'i hakimiyetleri altına aldılar. Beşinci Haçlı seferi sırasında Dimyat'ın Haçlılar eline geçmesi ile üzüntüsünden hastalanan Sultan El-Âdil, çok geçmeden vefat etti (10 Eylül 1218 ). Yerine oğlu el-Kâmil geçti.
El-Kâmil, kısa sürede orduyu toparlayarak, Haçlıları geri püskürtmeye muvaffak oldu. Ancak, daha sonra, İmparator İkinci Frederik ile anlaşan El-Kâmil, anlaşılamayan bir tutumla, Kudüs'ü Haçlılara terk etti. Böylece, İkinci Frederik ile başlayan sulh dönemi, Mısır ve Suriye'ye bazı iktisadî faydalar sağlarken, aynı zamanda Akdeniz Hıristiyan devletleri ile ticaretin yeniden canlanmasına yol açtı. Sultan El-Kâmil'in devri, diğer taraftan iç çatışmalara ve çalkantılara sahne oldu. Sultana karşı ülkede ittifaklar kuruldu. Aynı zamanda sultanın kardeşi Muazzam ile Melik Eşref bile, bu ittifakın içinde yer aldı. Hattâ, Melik Eşref, bir ordu ile sultanın karşısına çıktı ise de, aniden vefat ettiğinden kuvvetleri dağıldı.
Eyyûbî Devleti son parlak devrini, Sultan El-Kâmil ile yaşadı. Onun ölümüyle ülke parçalanmaya yüz tuttu. El-Kâmil'in yerine geçen Es-Sâlih zamanında, ülke bir taraftan iç mücadelelere sahne olurken, diğer yandan altıncı Haçlı seferi başgösterdi. Bu karışık vaziyete rağmen, Haçlılara karşı başarılar kazanıldı ve Fransa Kralı St. Louis esir alındı. Sultan Es-Sâlih'in kısa bir süre sonra ölümü üzerine, Mısır Eyyûbî ülkesi, 1250 yılında, Türk Bahri Memlûk birliklerinin eline geçti.
Halep'te ise, 1236 senesinde ölen El-Azîz'in yerine geçen En-Nâsır Yûsuf, Mısır'daki Sultan Sâlih'in ölümü üzerine bütün Suriye'yi ele geçirdi. Onun Suriye üzerindeki iddiaları, Mısır Memlûkları ile mücadelelere sebep oldu. Bu sürekli mücadelelere, ancak Moğolların taarruzu son verdi. Devamlı tâbi halde yaşayan Hama'daki şube ise, varlığını 1342 senesine kadar sürdürdü. Bu tarihte, onlar da Moğollar tarafından ortadan kaldırıldı. Sadece Diyarbekir ve Hısnıkeyfa civarında, mahallî bir beylik, Moğolların ve Timurlular'ın hücumlarından kurtulabildi. Eyyûbîlerin bu kolu da Akkoyunlular tarafından ortadan kaldırıldı.
Eyyûbîler Devleti, Zengîler'in bir devamıydı. Eyyûbî devlet teşkilâtı, diğer İslâm devletlerindeki teşkilâtlardan farklı değildi. Başta bir sultan ve onun hânedânı, sonra, idarî ve askerî yetkiye sahip emîrler, daha sonra bürokratlar ve ilmiye sınıfına mensup olanlar gelirdi.
Devlet işlerini yürüten üç dîvân vardı. Dîvân-ül-İnşâ; bürokrasinin idaresi ve diplomatik işlerin yürütülmesiyle uğraşırdı. Dîvân-ül-Ceyş; ordu ve onun malî işlerinden sorumluydu. Dîvân-ül-Mâl; bugünkü maliye bakanlığının görevini yapardı. Dîvânlar arasında en geniş teşkilâta sahip olan bu dîvândı.
Eyyûbîler Devletinin en önemli hedefi, Ortadoğu'da Haçlılar tarafından işgal edilen İslâm topraklarını kurtarmaktı. Bu sebepten sultan, her zaman, savaşa hazır güçlü bir orduyu beslemek zorundaydı. Ordunun temelini, toprağa bağlı süvariler meydana getiriyordu. Bunların yanında, maaşlarını para olarak alan bir miktar piyade ve süvari vardı. Piyadeler, kale savunma veya kuşatmalarında vazife alıyorlardı. Diğer muharebelerde ise, timarlı süvariler savaşıyordu. Süvarilerin en önemli kısmını, parayla satın alınarak veya devşirilerek yetiştirilen memlûklar teşkil ediyordu. Bunların büyük çoğunluğu Türk'tü.
Eyyûbîler Devletinde sağlık hizmetleri çok gelişmişti. Birçok şehirde hastaneler yapılmıştı. Bu hastaneler arasında Dımaşk'taki Nureddin ve Kahire'deki Selahaddin hastaneleri, mükemmel tıp merkezleriydi. Buralarda erkekler, kadınlar ve sinir hastaları için ayrı kısımlar vardı. Tarihte sinir ve ruh hastalıkları için ilk ilaçlar, bu hastanelerde hazırlanmıştır. Hastanelerin yanında, kimsesiz, bakıma muhtaç çocukların ve fakirlerin korunması için birçok bakım evleri ve misafirhaneler açılmıştır.
Eyyûbîler Devletinde, teknik ve sanat da gelişmişti. Dımaşk ve Kahire'de dökümhaneler ve cam imalathaneleri vardı. Bu şehirlerde ayrıca, su ile çalışan kâğıt değirmenleri de yer alıyordu. Kâğıt; buğday, pirinç sapları ve pamuktan yapılıyordu. Musul kumaşları, Mısır pamukluları ve Dar-ut-Tirâz'da imal edilen yünlü, ipekli ve pamuklu kumaşlar çok meşhurdu. Bakır işlemeciliği gelişmişti. Bugün, Eyyûbîler devrine ait şamdanlar, leğen ve tabaklar çeşitli ülkelerin müzelerinde bulunmaktadır. Silâh imalatı da oldukça ileri seviyede idi. Bilhassa Dımaşk'ın meşhur çelik kılıçları çok ünlüydü.
Eyyûbîler devri, ilmî hayat bakımından İslâm tarihinin en canlı ve hareketli dönemlerinden biriydi. Bozuk itikadlara karşı, Ehl-i sünnet itikadını yaymak gayesiyle, Kahire ve Dımaşk'ta birçok medreseler açıldı. Burada tefsir, hadis, fıkıh ilimleri yanında, fen ilimleri de öğretiliyordu. Ayrıca Kur'ân ilimlerini öğretmek için Dâr-ul-Kurrâlar, hadîs ilimlerini öğretmek için Dâr-ul-Hadîsler ve fen ilimlerini öğretmek için Dâr-ül-Hendeseler açıldı. Medreselerin yanında camiler de önemli ilim merkezleriydi. Camilerde çeşitli ilimlerin okutulduğu halkalar ve köşeler vardı.
Tarihte çok önemli bir rol oynayan Eyyûbîler, Büyük Selçuklu Devleti'nin geleneklerini yeniden kurarken, Şiî Fâtımî Devletine en büyük darbeyi vurmuş ve İslâm'ın yeniden ihyasına canla başla çalışmışlardır. Haçlılara karşı büyük bir devlet ve güç meydana getirmişler, nitekim geçici bir zaman için de olsa Kudüs'ü ele geçirebilmişlerdir. Eyyûbîlerin devlet teşkilâtının izleri, daha sonra Memlûk ve Osmanlı devlet teşkilâtında tesirli olmuştur _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:05 am Mesaj konusu: Dımaşk'ın (Şam) Zaptı |
|
|
Dımaşk'ın (Şam) Zaptı
NİSAN 1153
Dimaşk'ın o sıralar Atabeyi Abak idi ve zaman zaman Frenklerle işbirliği yapıyordu. Şehirdeki Nureddin taraftarlarının başı ise Necmeddin Eyyub idi. Kaynaklar onun , Nureddin'in Dimaşk'ı zaptı hususunda büyük emeklerinin geçtiğini söylerler. Nureddin 1151'de dimaşk'ı muhasara ettiği sırada şehrin Nureddin'e tabi olması kararlaştırıldı.yapılan anlaşmaya göre; Dimaşk bundan sonra Haçlılarla yapılan savaşlarda Nureddin'e yardım edecekti. Fakat buna sadık kalmadılar. Haçlılar da Askalan'ı aldıktan sonra gözlerini Dimaşk üzerine diktiler. Nureddin Şirkuh'u Dimaşk üzerine yolladı ve ardından asıl ordu ile kendisi de Dimaşk önüne geldi. Nisan 1153'te Nureddin güneyden Şirkuh ise Kuzeyden şehre girdiler. Bundan sonra Nureddin Haleb'in yanında Dimaşk'ı da başkent olarak kullanmaya başladı.
Dimaşk'ın zaptı ile Eyyubiler'in prestiji arttı. Necmeddin Dimaşk valisi oldu ve Nureddin'in meclislerinde özel imtiyaz sahibi oldu. Şirkuh'a yeni iktalar verildi ve Necmeddin'in naibi oldu. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:07 am Mesaj konusu: I. Mısır Seferi |
|
|
I. Mısır Seferi
1164
Mısır Fatimi veziri Şaver birisyan sonucu devrilmiş ve yerine Dirğam geçmişti. Şaver'de Nureddin'den yardım alabilmek için Dimaşk'a kaçtı. Nureddin Mısır'ın öneminin farkındaydı. Ancak muhtemelen Şaver'den daha fazla taviz koparabilmek için işi ağırdan alıyordu. Sonunda taraflar arası bir anlaşma yapıldı. Buna göre;
1- Nureddin Şirkuh kumandasında yardım yollayacak.
2- Bu yardıma karşılık Şaver bu askerlere iktalar verecek.
3- Mısır vergikerinin üçte biri Nureddin'e bırakılacak.
4- Sefere katılan kuvvetlerin kumandanının Mısır'da Nureddin'in naibi olarak kalması ve doğrudan ondan emir alması.
Nureddin ile Eyyubiler seferin başarıya ulaşmsı için elllerinden geleni yapıyorlardı. Çoğunluğu Oğuzlardan oluşan bir ordu ile yola çıktı. Selahaddin de amcasının yanındaki kumandanlar arasında idi. 10 Mayıs 1164'de Kahire'nin doğusundaki Bilbis'te büyük bir Mısır ordusunu yendiler ve sonra Şirkuh Kahire'yi kuşattı. Dirğam yenildi. 25 Mayıs 1164'te Şaver tekrar Mısır veziri oldu. Ancak bundan sonra antlaşma şartlarına uymadı ve Şirkuh'un Mısır'ı terk etmesini istedi. Bunun üzerine Şirkuh Mısır'da ki Sunni muhalefet ile işbirliği yaparak Bilbis'i işgal etti. Kahire ‘yi kuşatınca Şaver Frenklerden yardım istedi. Şaver'in isteği üzerine Haçlılar Kral Amaury kumandasında Mısır'a yardıma geldiler. Şirkuh Bilbis'e çekildi. Bilbis Şirkuh ve Amaury tarafından kuşatıldı. 3 ay boyunca çarpışmalar sürdü. Bu arada Nureddin'in Harim önünde Bizans ve Haçlı Kuvvetlerini yendiği, Harim'i fethedip Banyas üzerine yürümekte olduğuna dair haberler geldi. Nureddin esirleri arasında Antakya Prinkepsi, Trablus Kontu ve Bizans kumandanı da vardı. Bu gelişmeler üzerine Amaury hemen dönmeye karar verdi. Bu gelişmeler üzerine 3 taraf 26 ekim 1164'te bir anlaşma yaptılar;
1- Şaver Şirkuh'a 30,000 Dinar tazminat ödeyecek..
2- Oğuzlar Haçlılar ile beraber mısır'I terkedecekler.
3- Mısı'da da İktidar olarak yeniden Şaver kalacak. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:08 am Mesaj konusu: II. Mısır Seferi |
|
|
II. Mısır Seferi
1167
Şirkuh'un asıl hedefi Mısır'dı. Oradaki Fatimi aleyhtarı olan sunnilerle irtibatını kesmemişti. Şaver'in kalleşliğini de unutmuyordu. Nureddin'i yeni bir Mısır seferi için ikna etmeye çalışıyordu. Uleme arasında Mısır'ın kurtarılmasıyla ilgili olarak yürütülen politikada ona yardımca oluyordu. Bu arada Mısır'da Şaver aleyhine 1165'te patlak vermişti. İsyancılar naşarısız olunca Dimaşk'a kaçtılar. Şaver ise Frenkler ile gizli bir anlaşma yaptı. Bu da Nureddin ve Şirkuh'u telaşlandırdı. Yeni bir Mısır seferine karar verdiler. Şirkuh'un kumandasında 2000 kişilik seçkin bir ordu Mısır'a yollandı. Bu arada Nureddin, Frenkler'in Şirkuh'un yolunu kesmelerini engellemek için Kudüs Krallığı hududunda keşif haraketleri yaptı. Bu sırada Şaver ile frenkler arasında yeni bir anlaşma yapıldı. Buna göre;
1- Haçlılar yardımları karşılığında Mısır'da bir çarşı edinecekler.
2- Ayrıca harp tazminatı alacaklardı.
Şirkuh ise İskenderiye halkıyla anlaştı. İki taraf arasında küçük çarpışmalar oldu. 18 mart 1167 Orta Mısır'da Nil'in Doğu kıyısında karşılaştılar. Şirkuh güzel bir savaş planı hazırlamıştı ve Selahhaddin ile buu güzelce uyguladılar. Yenilen Haçlı-Mısır kuvvetleri Kahire'ye çekildiler. Şirkuh ise önce Feyyum'a oradan da İskenderiye'ye gitti. Şehirde Selahaddin'in kumandasında 1000 kadar süvarisini ve Haçlı esirlerini bıraktı. Oradan da Yukarı Mısır'a gitti. Kus şehrini işgal etti. Bunun üzerine Şaver ve Amaury İskenderiye ‘yi kuşattı. Bir müddet direndikten sonra Selahaddin amcası şirkuh'tan yardım istedi. Şirkuh Kahire üzerine yürüyünce İskenderişye'yi kuşatan müttefikler , kuvvetlerinimbir kısmını Kahire'yi korumaları için geri gönderdiler. Ancak bu sırada Amaury hoşuna gitmeyecek haberler almaktaydı. Nureddin Trablus Kontluğu'na bir sefer yapııp pek çok yer almıştı. Ayrıca Beyrut'u da tehdide başlamıştı. Bunun yanında şirkuh2un askerleri de yorgun düşmüşlerdi. İki taraf bir anlaşma yaptı;
1- iki taraf da aynı anda Mısır'ı terk edecek ve işgal ettikleri yerleri yerleri iade edeceklerdi.
2- Frenk esirler geri verilecek , karşılığında Haçlılar İskenderiye'dek zayıf ve yarali askerlerin geri dönüşüne yardımcı oalacaklar.
3- İskenderiye Şaver'a iade edilecek o da Şirkuh yanlılarını cezalandımayacak.
4- Şaver Şirkuh'un Mısır'da topladığı vergileri geri almayacak ve ayrıca Şirkuh'a 50,000 , Amaury'ye ise 30,000 Dinar tazminat verecek.
Anlaşmadan sonra Selahaddin İsakenderiye'yi Şaver'e teslim etti. Bilbis'te bekleyen Şirkuh yanına gitti. 10 Ağustos 1167'de iki taraf Mısır'ı terk etti. Bu defa da Şaver karlı çıkmıştı. Selahaddin ise başarılı bir kumandan ve diplomat olarak kendini göstermişti. Nureddin Hıms'ı şirkuh'a , Berdana ve Medkin'i Selahaddin'e ikta olarak verdi _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:09 am Mesaj konusu: III. Mısır Seferi ve Mısırın Zaptı |
|
|
III. Mısır Seferi ve Mısırın Zaptı
1168-69
Şaver söz vermesine rağmen İskenderiyelileri cezalandırmaya girişti. İskenderiye Divan Başkanı , Şirkuh'a kılavuzluk yapan ibn. Kılavuz'u öldürdü. Bazı kişiler Şam'a kaçtılar. Şaver ile Amaury arasında el-Babeyn muharebesinden önce yapılan anlaşma yürürlüğe konuldu. Buna karşılık Şaver'in oğlu el-Kamil Şüca Nureddin tarafını tutmaktaydı. Nureddin ve Şirkuh bu önemli ülkeyi Haçlılara kaptırmak istemiyorlardı. Bu arada Mısır'da Şaver'e karşı Frenkler'in kışkırtmasıyla yeni bir isyan patladı. İsyancılar başarısız olunca Kudüs Haçlı Krallığı'na sığındılar. Bundan sonra Şaver ile Nureddin arasındaki ilişkiler yeniden düzeldi. Şaver Kahire'deki Frenk Garnizonu'nu geri gönderdi. Vergiyi tek taraflı lağv etti. Endişelenen Amaury , Mısır'ın fethi için yeni bir ordu hazırladı. Avrupa ve Bizans'dan gelen yardımlar ve Mısır'daki Kobtlar ile yapacağı işbirliği sayesinde bu işin kolayca başarabilineceğine inanıyordu. Ekim 1168'de Mısır'a gitti. Şaver Amaury'i vazgeçirmek için uğraştı ama o Şirkuh ile olan yakınlaşmasını ileri sürerek buna yanaşmadı. Şaver Bilbis'in müdafası için bir birlik göndermişti. Amaury Bilbis'i kuşattı. Şehri alıp jalkı kılıçtan geçirdi. Bunun üzerine Şaver Fustat'ı ateşe verdi. Amaury Kahire'yi kuşattı ama Şaver ve Halife savunmaya kararlıydılar. Haçlı donanması ise Dimyat'dan Nil'e girmeye çalışıyodu. Şaver ve Halife Amaury'yi oyalarken Nureddin ile Şirkuh'a elçiler göndererek yardım istiyorlardı. 1164'teki anlaşmaya uyacaklarını bildiriyorlardı. Nureddin Şirkuh'a sefere hazırlanmasını emretti. Şirkuh asker topladı . bu sefere 7,000'den fazla asker katılıyordu. Selahaddin yine amcasının yardımcısı idi. Askerler Aralık 1168'de Msır'a hareket ettiler. Nureddin ordugahta kaldı. Amaury ise Kahire'yi alamamıştı. Şirkuh'un geldiğini duyunca Bilbis'e çekildi. Şirkuh Ocak 1169'da Kahire önüne vardı. Onun geldiğini duyan Amaury geri çekilmeye karar verdi. Frenkler'in Kahire'den çekildiğinin haberleri gelmeye başlamıştı. Nureddin ve Karakuş Kudüs haçlı Krallığı'nı iki taraftan kuşatmıştı. Mısır donanması Nureddin'in emrine girmişti ve 10Ocak 1169'da Halife Şirkuh'u saraya çağırıp hilat giydirdi. Mısır halkı iktidar mücadelelerinden bıkmıştı. Bu sebeble Şirkuh ve askerlerine kurtarıcı olarak bakıyorlardı. Şaver ise entrikalar çevirmeye başladı ama oğlu bunları etkisiz bıraktı. İki başlı iktidarın zararlı olacağını gören Selahaddin gibi genç kumandanlar onu tevkif etmeye karar veridler. Şaver öldürülüp başı halife'ye yollandı. Aynı gün Halife Şirkuh'u vezir tayin etti. Şirkuh adına işleri yürüten ise Selahaddin idi.( 18 Ocak 1169 ). Şirkuh bundan sonra pek yaşamadı. Mart1169'da Kalp rahatsızlığı nedeniyle vefat etti.
Selahaddin 26 Mart 1169'da Fatimi Veziri oldu.
Fatımi Hilafetinin Kaldırılması
Mısır'da yaklaşık 50,000 Sudanlı ve 30,000 de Ermeni askeri vardı. Bunlar Selahaddin ve yanındaki Oğuzlar a karşı düşmanca tavır içindeydiler. Hilafet saraının üülkede büyük nüfuzu vardı. Muhalifler Mu' temenül Hilafe Cevher'in etrafında toplanmışlardı. Haçlılar ile gizli işbirliği içindeydiler. Selahaddin bir fırsatını bulup onların gizli panlarını ortaya çıkardı ve Cevher'i idam ettirdi. Bunun üzerine Mısır'daki Ermeni ve zenci askerler isyan ettiler ( Ağustos 1169 ). Kahire'de günlerce süren çatışmalar oldu. Zenci ve ermeniler büyük kayıplar verdi. Artık Mısır'da Selahaddin'e karşı duracak askeri bir güç kalmamıştı. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:10 am Mesaj konusu: Dimyat Seferi |
|
|
Dimyat Seferi
Aralık 1169
Bizans ve Haçlılar Mısır'a yeni bir sefer yapmak istiyorlardı. Temaslar neticesinde Frenkler ve Bizans anlaştı. 60 parçalık bir Bizans donanması Akdeniz'e açıldı. Selahaddin'in keşif için yolladığı küçük bir donanma ona bu olayı haber verdi. O da müdafa tedbirleri aldı. Amaury ise hazırlıklarını bitirmiş ve yola çıkmıştı.
Selahaddin Dimyat'a seçkin bir birlik yerleştirmişti. Bizans ve Haçlı kuvvetleri Ekim 1169'da Dimyat önüne geldiler. Haçlı donanması da Bizans sonanmasına katıldı. Müttefik kuvvetler Dimyat'ı kuşattıktan sonra karadan ve Nil'den kahire üzerine yürümeyi düşünüyorlardı. Dimyat'dakiler Selahaddin'den yardım istediler. O da yeğeni ve dayısı kumandasında birilikler yolladı. Kendisi de yeni bir isyan hareketine karşı Kahire'deydi. Nilden de donanma ve yük gemileriyle asker, silah ve erzak gönderdi. Nureddin'den de yardım istedi. Bu arada Haçlılar Dimyat kslesine karşı yürüyüşe geçtiler. Şehir içerden de aynı şekilde müdafa ediliyordu. Kış ve erzak azlığı gibi sebebler ile başarısız olan kuşatma sonrası başarısızlığpın suçnun biribirlerine atttılar. Mudafiler ise bu muharebe de naft silahını çok iyi kullandılar. Nureddin ise gönderdiği yardım dışında Kudüs Krallığı topraklarını yağmaladı. Bu durum düşmanların moralini bozmuştu. Nihayet müzakere teklif ettiler. 13 Aralık 1169'da iki taraf arasında alınan esrlerin serbest bırakılması şartı ile anlaşma yapıldı. İki gün sonra da müttefikler Dimyat limanından çekildiler. Böylece Nureddin ve Selahaddin'in Mısır'daki hakimiyetleri sağlanmıştı. Öte yandan bu kuşatma Haçlılar ve Bizans'ın arasını açtı. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:10 am Mesaj konusu: Kurun-u Hama Savaşı |
|
|
Kurun-u Hama Savaşı
Nisan 1175
Nureddin Mayıs 1174'de ölünce yerine oğlu Melik es-Salih geçti. Ancak o 11 yaşındaydı ve onun atabeyliği için dimaşk ve Halep'deki emirler birbirlerine düştüler. Selahaddin Nreddin'in ölümü üzerine istiklalini ilan etmemeişti. Melik es-Salih adına para bastırıyor ve hutbe okutuyordu. Atabeyliğine en çok layık olan da oydu. Şam'dan gelen davet üzerine Ekim 1174'de hareekete geçti. Dimaşk ve busra hemen onun hakimiyetini tanıdılar. Baalbek, Hama ve Hıms şehirleri de ona katıldı. Melik es-Salih ile anlaşmak istedi fakat onun etafında toplanan emirler buna karşı çıktı. Haleb'tekilerin anlaşma taraftarı olmadıklarını anlayan selahaddin ekim 1174'de Haleb'i muhasara etti. Ancak Frenkler Hıms üzerine gidince kuşatmayı kaldırdı. Bu arada Musullular ve ahlebliiler birleşrek onu Şam'dan atmaya karar verdiller. İki taraf arasın da meydana gelen Kurun-U hama savaşında selahaddin galip gelerek Haleb'i kuşattı.halaebtekiler bu sefer Selahaddin'e yanaşarak onun Şam2da ele geçirdiği toprakları tanıdılar. O da haleb ve çevresinde melik es-Salih'in kalmasına ve atabeyliğini kabul etti. Abbasi halifesi de Selahaddin'in Şam ve el-Cezire bölgesinde ki hakimiyetini kabul etti. Bundan sonra istiklalini ilan edip kendi adına para bastırıp hutbe okuttu. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:11 am Mesaj konusu: Selahaddin ve Haşhaşiler- Haleb ve Musulun Zaptı |
|
|
Selahaddin ve Haşhaşiler
Haşhaşiler I. Haleb muhasarası ve muhasarasında sultanın ordugahına sızarak iki defa suikaste kalkıştılar. İkincisinde sultan ölümden kılpayı kurtuldu. Bu nedenle reisleri Reşideddin Sinan'ın kalesini kuşattı. Haşhaşiler Frenklerin Dimaşk ve Baalbek topraklarına yaptıkları akınları fırsat bilerek barış yapmak istediler ve bunun için araya sultanın dayısını soktular. Anlaşma yapıldı ve haşhaşiler bundan sonra dost geçinmeye söz verdiler ve gerçekten de öyle oldu.
Haleb ve Musulun Zaptı
HALEB'İN ZAPTI (Mayıs 1183)
1182'deki Musul kuşatmasın ve Halifenin araya girmesi ile muhasaranın kaldırılmasından bir yıl sonra Selahaddin bunda sonraki en büyük hedeflerinden olan Haleb'e yöneldi. Tell-Halid ve AynTab'ı aldıktan sonra 21 Mayıs 1183'de Haleb'i kuşattı. İmadüddin Zengi dierndiyse de sonun da sultan ile anlaşmaya karar verdi. Haleb'e karşılık Sincar, Nusaybi, Habur ve Seruc İmadüdddin'e verildi. Anlaşama kesinleşince Haleb emirlerine açıklandı. Onlar da Selahaddin ile anlaşmak zorunda kaldılar. Haleb'in zaptı ile Selahaddin en büyük hedeflerinden birine ılaşmış oldu. Böylece Musul'daki muhalefet grubnun etkisi kırılmıştı.
MUSUL'UN SELAHADDİN'İN HAKİMİYETİNİ TANIMASI (Nisan 1185 )
Musul'un siyasi birliği sarsılmıştı. Erbil, cizre ve şehrazur gibi yerlerin hakimleri Sultana elçiler göndererek hakimiyetini tanıdıklarını İzzedin mesud'a kerşı kendilerini himaye etmesini istediler. Sultan onlar ile anlaşma yapın ca İzzeddim Mesud endişelendi. Sultana hemen bir elçi yolladı fakat elçi iyi bir diplomat değildi. Bu nedenle anlaşma yapılamadı. Bu arada Musullularla , Hemedan sahibi erbil beyliğine hücum ettiler. Erbil sahibi onları başarı ile püskürttü ve ağabeyi gökböri'den yardım istedi. Gökböri de Selahaddin'i yeni bir Musul seferi için ikna etti.
Bunun dışında sultan Pehlivanlar ve Musullular arasındaki yakınlaşmadan rahatsız idi. Sonunda sultan Nisan 1185'de II. Doğu seferine çıktı ve Musul'u kuşattı. Musul'un doğusundakiler bu sefer Sultanın yanındaydılar. Sultan Musulu teslime zorlamak için dicle'nin yatağını değiştirmeye karar verdi. Tam bu sırada Ahklat'a doğru yola çıktı. Ancak Merrafarikin kalesini ele geçirmeden ilerlemeyi doğru bulmadı. Bu sırada ölen Süleme'nin memluklarında Beytemur idareyei ele geçirdi. Bunun üzerine sultan ve pehliven bu hakimiyeti kabul ettiler. Selahaddin Ahlat'ı alamamışdı belki ama Merrafarikin'i almakla Diyarbekir'deki hakimiyetini güçlendirdi.
Selahaddin Musul'^a döndü ve Kefr-zemman'da karargah kurdu. İzzeddin mesud'da anlaşmak istedi. Taraflar arası 3 Mart 1186'da anlaşma yapıldı. Buna göre,
1- Musullular sultan adına hutbe okutub para bastıracaklar.
2- Büyük zap'ın doğusunda ki topraklar sultana bırakılacak
3- Karşılığında iki zap nehri arası onlara verilecek
4- Frenkler ile yapıla savaşlarda Musul sulatana yardım edecekti.
Böylece Trablusgarb'dan Hemedan'a kadar olan yerler sultanın idaresine girecekti. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:12 am Mesaj konusu: Remle Yenilgisi ve Hattin Zaferi |
|
|
Remle Yenilgisi ve Hattin Zaferi
REMLE YENİLGİSİ
Nureddin'in ölümünden sonra Selahaddin'in Kudüs Haçlı Krallığı'na yaptığı ilk büyük sefer Kasım-Aralık 1177'de gazze ve Askalan Seferiydi. Bu seferin asıl sebebi Nisan 1177'de Mısır'da iken Selahaddin'in yanına gelen Mardin ve Hısnı keyfa elçilerinin Haçlılar tarafından esir edilmesi idi. Selahaddin ağırlıklarını El-Ariş te bırakarak Filistin içlerine girdi ve Askalan'ı kuşattı. Bu arada askerler disipllini bozarak yağmaya başladılar. Selahaddin ise bir grup asker ile remle' yr doğru gitti. Tellu's-safiye denilen yerde haçlılar'la karşılaştı. Askerlerin düzensizliği nedeniyle zayıf düştüler. Takiyuddin ve kendi birliğinin müdafası sayesinde düşman kesin bir zafer alamamıştı ama Sina Çölü dolayısı ile bozguna uğradılar. Askerlerin bir çoğu yollarını kaybettiler. Hayvanların bir kısmı ise susuzluktan öldü.
HITTİN ZAFERİ 1186
Kudüs Kralı II. Baudoin ölünce yerine 6 yaşındaki oğlu geçti. Onun adına ülkeyi Trablus Kontu III. Raymond yönetecekti. Ancak muhalifler kralın annesi ile Guy de Lusignan'ı evlendirerek onu kral ilan ettiler. Bunun üzerine III. Raymond Selahaddin'den yardım istedi. Selahaddin bunu kabul etti ve 1186'da askerleri Trablus Kontluğu topraklarından Kudüs Karllığına akınlarda bulundular.
Bu sırada Kerek-Şevbek Prinkepsi renaud de Chatillonülkesinden anlaşmalar gereği geçen bir müslüman konvoyunu durdurdu. Muhafızları da esir aldı. Bunun üzerine Selahaddin sefere karar verdi ve cihad çağrısı yaptı. Selahaddin'e bağlı hükümdarlar cihad için asker gönderdiler. Selahaddin ordugahını Ras2ul-men denilen yere kurdu. Gelecek olan askerleri karşılaması için oğlu Melik el-efdal'ı bırakıp Kerek üzerine gitti ve Renas'a bağlı toprakları yğmaladı. Melik el-efdal ise gelen askerleri III. Raymond'dan müsade alarak yağma akınına gönderdi. Yapılan şiddetli bir savaşta Frenkler ağır bir yenilgiye uğradılar. Selahaddin bu zafer üzerine kerek'ten geri döndü. 12,000 süvari ile Taberriye istikametine gitti. Safuriye Çayırı civarında ordugah kuruldu. Frenkler 2,000 kadar şövalye ve 20,000 civarında piyade toplamışlardır. Selahaddin'in kurduğu harp meclisinde Meydan savaşı kararı çıktı. Selahaddin ağırlıklarını bırakıp Lubya ovasına doğru harekete geçti. Öncü birlikler oklarla düşmanı tahrik etmeye çalıştılarsa da onlar yerlerinden kımıldamadılar. Bunun üzerine selahaddin Taberiyye'yi kuşattı. Kalede bulunan Raymond'un karısı haçlılaedan yardım istedi. Onlar da Taberriye'ye doğru ilerlrdiler. Frenkler biribirlerine kenetlenmiş bir şekilde yürüyorlardı. Bu onların her zaman ki taktikleri idi ama bu sefer işe yaramayacaktı. Haçlılar bir suyu ele geçirdikten sonra Taberiyye'ye doğru ilerlemeye devam ettiler. Sultan bu suyun kokntrolünü ele geçiridi. Çok şiddetli çarpışmalar oldu. Düşman ne ileri ne de geri gidebililyordu. Susuz ve çaresizdi. Ertesi sabah düşman ok yağmuruna tutuldu. İlk hamleyi yapan memluk şehit oldu ve asker galeyena geldi ve hücuma geçildi. Düşman safları parçalandı ve kaçmak isteyen bir grup imha edildi. Sonunda Kral Guy ve yanında ki 150 şövalye Hıttın tepesine çekildi. Nihayet kısa bir çarpışmadan sonra bir kısım öldürüldü. Diğerleri esir edildi. Hıttın Savaşı'nda Kudüs Krallığı'naı kuvvetlerinin büyük bir kısmı imha edildi. Krallığın ileri gelenleri esir alındı. Sultan bundan istifade ederek Taberiyye ve Akka'yı ele geçirdi. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:13 am Mesaj konusu: Kudüsün Alınışı ve Akka Müdafası |
|
|
Kudüsün Alınışı ve Akka Müdafası
KUDÜS'ÜN ALINIŞI ( 2 Ekim 1187 )
Hıttin savaşından 1187'de sonra sutan bu zaferden faydalanarak Taberiyye ve Akka'yı ele geçiridi. 10 gün süren şiddetli çarpışmalardan sonra Askalan'da alınmıştı. Bunu Gazze gibi önemli kaleler takib etti. Nihayet deniz tarafı da emniyete alındıktan sonra Kudüz 20 Eylül 1187'de kuşatıldı. İki taraf arasında çok şiddetli çarpışmalar oldu. Selahaddin Kudüs'ü tıpkı Haçlılar'ın yaptığı gibi kılıçla almak istiyordu. Fakat Haçlılar şehirdeki müslümanları öldürmek ve şehirdeki mukaddes yerleri tahrib etmekle tehdit edince amanlarını kabul etti. Şehir 2 Ekim 1187'de bir Mirac gecesinde teslim edildi. Şehirdeki frenkler fidye ile serbest bırakıldı. Kadın, çocuk ve yaşlılara karışılmadı. Hristiyan kaynakları bile Selahaddin'in bu konuda ki tavrını överler.
AKKA MÜDAFASI
Selahaddin sakif Arvun Kalesini kuşatırken 24 Ağıstos 1189'da Sur şehrinden ilerleyen Haçlılar denizden ve karadan Akka'yı kuşattılar. Sultan iki gün içinde geldi ve kuzeydeki müdafayı kırarak şehrin müdafasına katıldı.şehirde bahaeddin Karakuş müdafilerinbaşında bulunmaktaydı. Selahaddin hemen her tarafa gönderdiği askerler ile cihad çağrısında bulundu. Takviye aldıktan sonra savunmaya devam etti. Bu arada haçlılar müdafa merkezini bozguna uğratarak Sultan'ın merkezine kadar olna yere kadar ilerlediler. Bu sırada birçok önemli kişi şehit oldu. Ancak sağ ve sol kanat bastırınca ortada kaldılar. Pek çok kayıp vererek karargahlarına çekildiler. Ama kuşatma yine de tüm şiddeti ile devam ediyordu. Bunun üzerine Sultan Mısır'dan kardeşi ve Mısır donanmasını çağırdı. Bunlarda Haçlıları yarıp akka limanına vardılar. Alman İmparatoru barbaross'nın ordusunun yolda olduğu haberi geldi ama onun ordusu çok yıpranmış olduğu için pek bir varlık gösteremedi.
Bunun üzerine Akka'yı kuşatan Haçlılar ile hemen hemen 1 gün çarpışmalar oldu. Sonunda 25 Temmuz 1190 da büyük bir hücuma geçtiler ama melik el-adil onları ustaca püskürttü. Ancak Haçlılar sürekli yardımlar alıuyırlardı ve bu yenilgiler onları pek etkilemiyordu. Yine bir saldırıda bulndular ama sultan onları bozguna uğrattı. Frenkler etrafta surlar yaoarak dışardan gelen müslüman hücumlarıını etkisiz bırakıyorlardı. Ancak zor geçen 1190-1 kışı onlara salgın ve zor şartlar getirdi. Her türlü güçlüğe rağmen dayandılar. Bu sırada Selahaddin Akka'daki birliği değiştirp daha dinç bir savunma kurdu. fakat bu tamamlanmadan Büyük haçlı donanması gelerek şehridenizden sıkıştırdı. Bunun yanında Selahaddin , takiyüddin ve Gökböriyi geçici olarak doğuya gönderdi. Ancak onlar gelmeyince zor durumda kaldılar.halifeden ve diğer müslülmanlkardan yardım istediyse de cevap alamadı.frenkler donanmalrı erken gelince rahatladılar.yeni yardımlar da alıyorlardı. fransa ile ingiltere kralı asla yürekli richard donanması ile Akka önüne geldi. Akka da müdafiler ise yardım alamıyorlardı ve zor durumdaydılar. Sonunda çaresiz kaldılar ve anlaşma yaparak şehri teslim için müzakereler yapıldı. Önceleri müttefikler bunları kabul etmediysede karşılarında gördükleri donanma karşısında bbunu kabul ettiler. 12 Kasım 1192 de teslim için yapılan anlaşmaya göre;
1- müslümanlar tüm silhları ile Akka'yı teslim edecek
2- frenk esirleri serbest bırakılacak
3- 200.000 dinar fidye verilip gerçek haç teslim edilecek
sultan buna çok üzüldüyse de yapılacak bir şey yoktu. Herşeye rağmen Haçlılar hep güçlük çıkarıyorlardı. Bu sırda Fransa kralı ile aslan yürelki richard arası açıldı ve Philippe ülkesine döndü.richard ise siyasi yönü zayıf bir kimseydi. Akka'da esir edilen müslümanlkarın çoğunu kılıçtan geçirdi. Artık müzakere edilcek birşey kalmamıştı. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:14 am Mesaj konusu: Frenklerin Kudüs Üzerine Yürümesi ve Barış Antlaşması |
|
|
Frenklerin Kudüs Üzerine Yürümesi ve Barış Antlaşması
Akka'daki Haçlılar ve Selahaddin arasında sürekli çarpışmalar oluyordu. Bunlardan en önemlileri olan Asruf muharebesinden önce müslümanlar sonra haçlılar üstün geldiler. Ardından Haçlılar Yafa'yı , müslümanlar ise Kudüs'ü tahkim ile uğraştılar. Ayrıca her iki taraf iç meseleler ile meşgul idi.
Sur sahibi bir suikastle öldürülünce yeni haçlı krallığının başına Henri de Champagne getirildi. Nu arada kudüs ve yafa'da çeşitli çarpışmalar oluyordu. Bir yandan da barış müzakereleri devam ediyordu. Frenkler Eski Kudüs topraklarının tamamını istiyor, sultan sadece Yafa –sur arası şeridi vermeye razı oluyordu. Richard komutasında ki Haçlılar Askalan ve darum'u aldıktan sonra iki defa Kudüs üzerine yürüdüler. Sultan ise onların ikmal yollarını keserek başarısızlığa uğrattı.bu sırada doğuda ki anlaşmazlıkları halleden sultan durumunu kuvvetlendirdi. Yardımlar da almıştı. Aynı anda durumu güçleşmeye başlayan Richard ülkesinden kötü haberler alınca anlaşma yapmak istediğini bildirdi. Müslümanlar da 5 yıldır süren aralıksız savaşlardan usnamışlardır. Bunun üzerine 1 eylül 1192'de başlamak üzere 3 yıl 8 aylık bir anlaşma yapıldı. Buna göre;
1– Yafa – Sur arası şerid Frenklerin
2 – Diğer fethedilen yerler de müslümanların olacaktı _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 354 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 11:17 am Mesaj konusu: Atabeylikler |
|
|
Atabeylikler
Atabeylikler Ülke idaresini öğrenmek için çeşitli bölgelere gönderilen şehzadeleri eğitmek ve onlara vekillik etmekle görevlendirilen tecrübeli komutanlara atabey denilmektedir. Atabeyler Selçuklu Devleti'nin zayıfladığı zamanlarda bölgedeki gücünü ve nüfuzunu artırarak, idareyi tamamen ellerine geçirmişlerdir. Böylece atabeylik adı verilen sülâleler ortaya çıkmıştır.
Dımaşk Atabegliği (Böriler)
Dımaşk Atabeyliği (Böriler) Suriye Selçukluları'nın ortadan kalkmasından sonra, Dımaşk yani Şam'da kurulan hânedanlık. Atabeg Emir Zahîreddin Tuğtegin'in kurduğu bu hânedanlığa, kurucusunun adından dolayı Tuğteginliler de denir. Sultan Alparslan'ın oğlu olan Tâcüddevle Tutuş, babasının vefâtından sonra Suriye Melikliğine tâyin edilmişti. Tutuş, komutan Atsız Beyin de hizmetleri ile Fâtımîleri bölgeden çıkardı. Güney ve kuzey Suriye'ye hâkim oldu. Ağabeyi Melikşâh'ın vefât ettiği 1093 yılında, hizmetinde bulunan Tuğtegin'le birlikte Diyarbakır'a gitti. Tutuş, orada Tuğtegin'i oğlu Dukak'a Atabeg tâyin ederek, Meyyâfârikîn (Silvan) Vâliliğine gönderdi. 1095 yılında Sultan Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta, Tutuş öldürüldü. Tuğtegin, esir düştü. Daha sonra yapılan esir mübâdelesinde, serbest bırakıldı. Bu sırada Tutuş'un oğlu Dukak da, Dımaşk'ta hükümdarlığını ilân etti.
Tuğtegin, Dımaşk'a (Şam'a) gelince, halkın ve idarecilerin sevgi gösterileri ile karşılandı. Kendisine ordu komutanlığı verildi. Melik Dukak'ın annesi Safvet-ül-Mülk Hâtunla evlenince, Melik Dukak dahi onun sözünden çıkmaz oldu. Bu sıralarda Halep Meliki Rıdvan ile kardeşi Dımaşk Meliki Dukak arasında, bazı hırslı emîrlerin kışkırtması sonucu mücadele başladı. İki kardeş arasındaki mücadeleden istifade eden Şiî Fâtımîler, Kudüs'ü ele geçirdiler. Çok geçmeden Anadolu'ya giren Haçlı kuvvetleri de Suriye topraklarına kadar ilerlediler. Ağır bir mide rahatsızlığından muzdarip olan Melik Dukak, Tuğtegin'i bir buçuk yaşındaki oğlu Tutuş'a Atabeg tâyin ettikten bir süre sonra, 1104 yılında vefat etti. Tuğtegin, idareyi ele aldı. Dukak'ın oğlunun ölmesi, onun işini daha da kolaylaştırdı.
Tuğtegin, önce aleyhinde çalışanları Şam'dan uzaklaştırdı. Sonra da bölgedeki muhaliflerini itaate mecbur etti. İçte durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, Haçlılarla mücadeleye başladı. 1105 senesinde Haçlıların elinde bulunan Rafeniyye'yi fethetti. 1108 senesinde Taberiyye üzerine yürüdü ve Haçlılarla yaptığı savaşta onları hezimete uğrattı. Kudüs Kralı Birinci Baudouin, bu zaferden sonra, Tuğtegin'e antlaşma teklifinde bulundu. İki taraf arasında yapılan ve on sene süreyle geçerli olan bu antlaşma, daha çok malî ve ticarî konuları ihtiva etmekteydi. Fakat bu antlaşma, 1113 senesine kadar devam etti. Daha sonra Haçlılar, Suriye'de büyük başarılar kazandılar.
1113 senesinde Musul, Sincar ve Artuklu askerlerinden müteşekkil Selçuklu ordusu, Emîr Mevdûd komutasında Tuğtegin'e yardım etmek için Hıms şehrinin kuzeyine geldi. Tuğtegin ile Emir Mevdûd arasında yapılan görüşmeler sonucu, Kudüs Krallığı üzerine yürünmesine karar verildi. Türk kuvvetlerinin üzerine geldiğini ve onlarla tek başına savaşamayacağını gören kral, Antakya ve Trablus'dan yardım istedi. Türk kuvvetlerinin âni baskını ve üst üste taarruzları sonunda, Haçlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Bütün savaş ağırlıklarını bırakarak Taberiyye'ye çekildiler. Ele geçen ganimetlerin bir kısmı, zafer armağanı olarak, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Muhammed Tapar'a gönderildi.
Atabeg Tuğtegin bundan sonra, Selçuklu sultanının emriyle Haçlılara karşı birçok başarılı seferler yaptı. İlgâzi ve Dilmaçoğlu Toğan Arslan'la birleşerek, 1119 yılında Ensârib ve Zerdâna kalelerini fethetti. Tuğtegin ve İlgâzi, 1120 senesinde Haçlılar ile Tell-Danis'te karşılaştılar. Küçük çaptaki çarpışmalardan sonra, Haçlılar geri çekildi. Bu kadar başarılar elde etmesine rağmen, Fâtımîlerin idaresindeki Sûr şehrinin 1124 senesinde Haçlıların eline geçmesine mâni olamadı. Ertesi sene, Musul Atabegi Aksungur Porsukî, Haçlılara karşı harekete geçerek, Tuğtegin'den yardım istedi. Tuğtegin'in de katıldığı Selçuklu kuvvetleri, 1125 senesi Mayıs ayında El-Azâz'da, Haçlılarla karşılaştı. Haçlıların kazandığı muharebede, her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Haçlılar ile başarılı mücadeleler yapan Atabeg Tuğtegin, 1128 senesi Şubat ayının on ikisinde, Şam'da vefat etti.
Tuğtegin'in yerine oğlu Böri geçti. Böri, gençliğinden itibaren atabegliğin çeşitli merkezlerinde değişik vazifelerde bulunmuştu. Böri Tegin zamanında Dımaşk'ı tehdit eden en önemli meselelerden biri, Bâtınîler idi. Tuğtegin zamanında da vezir olan Tâhir el-Merdeganî, Bâtınîler ile işbirliği yapıyordu. Dımaşk'ta bulunan Bâtınîlerin, şehrin kapılarını açmak ve karşılığında da Sûr'u almak için Haçlılarla anlaştıklarını haber alan Böri, derhal harekete geçerek veziri öldürttü. Daha sonra halkın da katılmasıyla, şehirde Bâtınî temizliği başlattı. Altı binle yirmi bin arasında Bâtınî öldürüldü. Bu karışıklıklardan faydalanmak isteyen Kudüs kralının idaresindeki bir Haçlı ordusu, Dımaşk üzerine yürüyünce, Böri hızla harekete geçerek, yiyecek bulmak için ordudan ayrılmış olan Haçlı birliğini, ağır bir yenilgiye uğrattı. Kışın yaklaşması ve yenilmeleri, Haçlıları, Dımaşk'ı kuşatmaktan alıkoydu.
Böri zamanında, Dımaşk Atabegliğini tehdit eden diğer bir tehlike ise, Musul Atabegi İmâdeddin Zengi idi. Zengi, bütün Suriye'yi kendi idaresi altında toplamak istiyordu. Bir süre sonra bir hile ile Böri'yi zayıf düşürerek, 1130 senesi Eylül ayının 24'ünde Dımaşk'a bağlı Hama'yı zaptetti. Daha sonra Hıms şehrini muhasara altına aldı ise de, kışın yaklaşması üzerine Halep'e döndü. Dımaşk'ta olan olayları unutmayan Bâtınîler, çok sıkı korunmasına rağmen bir fırsatını bularak 1131 senesinde Böri'yi yaraladılar. Böri, aldığı yaralar yüzünden, 7 Haziran 1132 tarihinde vefat etti. Bâtınîleri temizlemekle İslâmiyet'e büyük hizmet eden Böri, Bâtınîlerin suikastı ile şehid oldu.
Ölümünden sonra yerine geçen İsmail, önce Baalbek'e hakim olan kardeşi Muhammed'i itaat altına aldı. Sonra da Haçlıların eline geçen Banyâs üzerine yürüyerek, birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Musul Atabegliği'nin, Haçlılar ve Abbasî halifesi ile olan mücadelelerinden faydalanan İsmail, gizlice yaptığı hazırlıklar sonunda Hama üzerine | | |