| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 9:51 am Mesaj konusu: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU ve ARDILLARI |
|
|
Büyük Selçuklu İmparatorluğu
Büyük Selçuklu İmparatorluğu Selçuklular, Türk-İslam devletlerinin en büyüklerindendir. Oğuzların Üçoklar kolunun, Kınık boyuna mensupturlar. Onuncu yüzyılın sonu ile onbirinci yüzyılın başlarında İslam'ı kabul ettiler. Selçuklular; Çin'den, Batı Anadolu dahil bütün Ortadoğu ülkeleri, Akdeniz sahilleri, Kuzeybatı Afrika, Hicaz ve Yemen'den Rusya içlerine kadar yayılan hakimiyetin, muazzam bir kültür ve medeniyetin temsilcisidir. Devlete adını veren Selçuk Bey, Aral Gölü ile Hazar Denizi arasına hakim olan Oğuz Yabgu Devleti'nin kumandanlarından Dukak Subaşı'nın oğludur. Dukak ölünce, 17-18 yaşlarındaki Selçuk Bey, subaşı oldu. Genç yaşına rağmen yüksek mevkilere ulaşan Selçuk Bey'in devamlı artan bir itibara sahip olması, Yabgu ve eşini telaşlandırdı. Onu başlarından atmak için çare aramaya başladılar. Öldürülmekten çekinen Selçuk Bey, kabilesiyle birlikte oradan ayrıldı. Güney yoluyla, muhtemelen 985 yılı sıralarında, Seyhun nehri kenarında bulunan Cend şehrine geldiler. Bölge ve şehir, İslam ülkelerine geçişte hudut durumundaydı.
Selçuk Bey'in idaresindeki Türkler, kısa zamanda İslam'ı kabul ettiler. Bu durum, Yabgu ile aralarını iyice açtı. "Müslümanlar, gayrimüslimlere haraç vermez" diyen Selçuk Bey, Yabgu'nun haraç memurlarını kovdu ve bağımsızlığını ilan etti. Gayrimüslim Türklere karşı savaşmaya başladı. Selçuk Bey'in, bağımsızlığını ilan edip, Yabgu'ya haraç vermeyerek, Müslüman olmayanlarla mücadeleye girişmesi, çevrede tanınıp itibar kazanmasına yol açtı. Oğuz Yabgusuna karşı olan Türkler, etrafında toplandı. Müslümanlardan da destek alan Selçuk Bey, Müslüman olmayan Türkler üzerine yaptığı seferlerle şöhret kazandı. Onun bu şöhreti, Maveraünnehir'de üstünlük sağlamaya çalışan Müslüman devletlerden birisi olan Sâmânîlerle anlaşmasını sağladı. Sâmânî sultanı, Selçuk Beye, devlet sınırlarını diğer Türk akınlarına karşı korumasına karşılık, Buhara yakınlarındaki Nûr kasabasına yerleşme izni verdi.
Selçuk Bey; Mikâil, Arslan, İsrafil, Yusuf ve Musa adlarındaki oğullarıyla Büyük Selçuklu Devletinin temelini atıp, Tuğrul ve Çağrı adında iki torun bırakarak, yüz yaşlarında vefat etti. Selçuk Bey'in büyük oğlu, Tuğrul ve Çağrı beylerin babası olan Mikâil, babasının sağlığında ölmüştü. İkinci büyük oğlu olan Arslan Bey, babasının yerine geçti. Yabgu unvanını alarak, Selçuklular da denilmeye başlanan ailesini teşkilatlandırdı. Karahanlılar'ın Sâmânî Devletine son vermesi üzerine, Özkend'den kaçan Sâmânî şehzadelerinden İsmail Muntasır'ın, Arslan Yabgu'ya sığınması, Karahanlılarla aralarının açılmasına sebep oldu. Arslan Yabgu komutasındaki Selçuklular, Karahanlılar karşısında başarılı muharebeler yaptılar.
Selçukluların güçlenmesi, bölgenin hakimi Karahanlılar ile Gazneliler'i zor durumda bıraktı. Karahanlı-Gazneli işbirliğiyle 1025'te Arslan Yabgu, Gaznelilerce yakalanıp, Hindistan'daki Kâlencer Kalesine hapsedildi. Bu hadiseden sonra, Selçuklularla Gazneliler arasında, açık bir mücadele başladı. Onun esareti yıllarında Selçuklular, ortak hükümdar sistemiyle yönetildi. Musa'yı yabguluğa, Yusuf'un oğlu İbrahim'i de yınallığa getirdiler. Mikâil'in oğulları Tuğrul ve Çağrı beyler, amcalarının hakimiyetini tanımakla birlikte, ayrı bölgelerde yaşamaya başladılar.
Mahir süvarilerden oluşan Selçuklular, kalabalık hayvan sürüleri ve atları için, bol otlaklı, geniş yaylalar aradılar. Bu amaçla zaman zaman, komşuları Karahanlılar ve Gaznelilerin sınırlarına taşıp, yerli halkın şikâyetlerine sebep oldular. Onların bu durumunu kendileri için tehlikeli gören Karahanlılar, Selçuklu ailesi içinde karışıklık çıkarmak istedilerse de başaramadılar. Üzerlerine kuvvet gönderildi. Hattâ Yusuf Bey öldürüldü. Musa Yabgu ile birleşen Tuğrul ve Çağrı beyler, Karahanlı kuvvetlerini yenerek, Yusuf Bey'in intikamını aldılar. Siyasî durum iyice gerginleşti. Bölgede değişiklikler oldu. Bir baskınla Selçuklular bir hayli zayiata uğratıldılar. Bunun üzerine Çağrı Bey, dağılan Selçuklulardan üç bin kişilik bir süvari kuvvetiyle, Gazneli mukavemet mevkilerini aşarak, Doğu Anadolu sınırlarına kadar gitti. Van Gölü havzasından, kuzeyde Tiflis'e kadar uzanan bölgede keşif harekâtı yaptı. Ermeni ve Gürcü kuvvetlerini yenerek, bölgenin otlak ve yaylaklarının keşfiyle, gerekli siyasî, etnik, kültürel ve askerî stratejik bilgileri topladı. Bizans şehirlerine girdi. Keşif harekâtı neticesinde, bölgenin, Selçukluların yerleşmesine müsait olduğunu tespit ederek Tuğrul Bey'e bildirdi.
Selçukluların esir yabgusu Arslan, 1032 yılında, Hindistan'da hapsedilmiş bulunduğu Kâlencer Kalesinde ölünce, Gaznelilerle ilişkiler daha da bozuldu. Musa Yabgu ile yeğenleri Çağrı ve Tuğrul beyler kumandasındaki Selçuklu ve Türkmen güçleri, bölgenin en stratejik mevkiinde yer alan ve Gaznelilere ait olan Horasan'a ani bir taarruzla girerek, Merv, Nişabur ve Serahs havalisini ele geçirdiler. Gazne sultanı Mesud, Selçukluları tanımak zorunda kaldı. Musa Yabgu'ya, Tuğrul ve Çağrı beylere bulundukları yerlerin valiliklerini verdi. 1035 yılında yapılan bu antlaşma, dört ay gibi kısa bir süre devam etti. Yeniden başlayan Gazneli-Selçuklu mücadelesi, daha da şiddetlendi. Selçuklular, hafif süvari kuvvetleriyle, Gaznelilerin fillerle takviye edilmiş, ağır teçhizatlı, çoğu piyadeden meydana gelen ordusuna, gerilla savaşlarıyla çok kayıp verdirdiler. 1038 yılında Serahs civarında yapılan savaşta, Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Gazneli Sultan Mesud, büyük bir devlet adamı, cesur bir kumandan olmasına rağmen, bu yenilgiden sonra, Nişabur'u Selçuklulara bırakıp, kesin sonuç alınacak büyük savaşı devamlı geciktirdi. Tuğrul Beyin üvey kardeşi İbrahim Yınal, 1038'de Nişabur'u alıp, Tuğrul Bey adına hutbe okuttu. Nişabur'a gelen Tuğrul Beyi muhteşem bir törenle karşıladı. Tuğrul Bey, Sultanü'l-Muazzam (Büyük Sultan), Çağrı Bey de Melikü'l-Mülûk (Hükümdarların Hükümdarı) unvanını aldı. Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluş ve istiklâlini (bağımsızlığını) ilan ettiler. Selçuklu-Gazneli mücadelesi, 23 Mayıs 1040 Dandanakan Meydan Savaşı ve Selçukluların üstünlüğü ele geçirmesiyle neticelendi.
Dandanakan'ın muzaffer başkumandanı Çağrı Bey, zafer sonrasında verilen toy, yani büyük ziyafette, üstün idarecilik vasfı ve keskin siyasî zekâsını takdir ettiği kardeşi Tuğrul Bey'i Selçuklu Sultanı ilan etti. Merv, başkent yapıldı. Toplanan kurultayda, fethedilecek yerlerle, idareciler tespit edildi. Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge Çağrı Beye, Bust-Sistan havalisi Musa Yabgu'ya, Nişabur'dan itibaren bütün batı bölgeleri Tuğrul Beye verildi. Çağrı Beyin oğlu Yakutî ile İbrahim Yınal, batı cephesinde görev aldılar. Hanedandan Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış, Cürcân ve Damgan'a, Çağrı Beyin oğlu Kara Arslan Kavurd ise, Kirman havalisine tayin olundular. Görev taksiminin ardından, kısa zamanda, kuzeyde Harezm dahil, Maveraünnehir, Sistan, Mekran bölgesi, Kirman ve civarı, Hürmüz emirliği, hattâ Arabistan Yarımadasında Umman ve dolayları ile Cürcân, Bâdgis, Huttalân tamamen zaptedildi. Tuğrul Bey, Taberistan, Kazvin, Dihistan, İsfehan, Nihavend, Rey ve Şehrezur'u alarak devletin sınırlarını genişletti. 1046'da Gence, 1048'de Erzen, Karaz, Hasankale, Erzurum ve havalisindeki Gürcü, Ermeni ve Bizans orduları yenilgiye uğratıldı.
Henüz yeni kurulan devlet, kısa zamanda, Büveyhîlerin işgalindeki Bağdat hariç, bölgedeki bütün İslam topraklarına hakim oldu. Sultan Tuğrul, Büveyhîlerin işgalindeki halifelik merkezi olan Bağdat'ı kurtarmak için, Abbasî halifesi El-Kaim bi-Emrillah'ın davetiyle 17 Ocak 1055'te Bağdat'a girdi. Halifenin, âlimlerin ve Sünnî Müslümanların büyük memnuniyetle karşıladığı Tuğrul Bey, Büveyhî Hükümdarlığını yıkarak, Abbasî halifeliğini yeniden ihya etti. İslam dünyasının takdirini kazanıp, büyük iltifatlara kavuştu. Halifeliğe karşı yapılan Fatımî saldırılarını bertaraf etti. Halifelik makamına ve Bağdat şehrine hizmetinden dolayı, 25 Ocak 1058'de Tuğrul Beye iki altın kılıç kuşatan Halife, onu, doğunun ve batının hükümdarı ilan etti. Selçuklu sultanının, halife tarafından "Dünya Hakanı" ilan edilmesi, Türklere büyük itibar kazandırdığı gibi, alplik ruhunu okşayarak, İslamı yayma çabalarına daha fazla sarılmalarına yol açtı. Aynı yıl Tuğrul Bey, tahrikler sebebiyle isyan eden üvey kardeşi İbrahim Yınal'ı cezalandırdı. Çağrı Bey, 70 yaşlarında 1060'ta, Tuğrul Bey ise 1063'te yine 70 yaşında vefat etti. Tuğrul Bey, devletini sağlam temeller üzerine oturtarak, sınırlarını Ceyhun'dan Fırat'a kadar genişletti. Anadolu üzerine yaptırdığı akınlarla, Bizans yönetiminde bulunan bölgenin Türk yurdu olması için ilk harcı koydu.
Tuğrul Beyin oğlu olmadığından, Çağrı Beyin oğlu Muhammed Alparslan, Selçuklu sultanı oldu. Başa geçer geçmez, amcasının veziri Amîdülmülk'ü görevden alarak, yerine Nizamülmülk'ü tayin etti. Sultan Alparslan, tahta geçmek iddiasında bulunan diğer rakiplerini bertaraf ettikten sonra, batıya yönelerek fetihlere başladı. Kafkaslardan dolaşıp mahallî küçük krallıkları itaati altına aldı. Doğu Anadolu'nun kuzeydoğu ucundaki meşhur Ani kalesini 1064'te fethederek, 16 Ağustos 1064'te Kars'a girdi. Ani, Hıristiyan âleminin kutsal yerlerinden biriydi. Bu fetihler İslam dünyasında büyük sevinç kaynağı oldu ve halife Kaim bi-Emrillah, Alparslan'a, "fetihler babası", yani çok fetheden anlamına gelen "Ebü'l-Feth" lakabını verdi. Sultan, 1065 yılı sonlarında doğuya yönelerek, Üst-Yurd ve Mangışlak taraflarına yürüdü. Başarı ile biten seferin sonunda; ticaret yollarını vuran Kıpçak ve Türkmenler itaat altına alındı.
Alparslan, 1067 senesinde Kirman meliki olan kardeşi Kavurd'un isyanıyla karşılaştı. Bu isyanı kısa sürede bastırdı. Öncelikle Müslümanlar arasında birliğin sağlanmasını arzu eden Alparslan, Bahreyn taraflarındaki Karmatî sapıkları ve Önasya'daki Şiî-Fatımî kalıntılarını temizlemek için harekete geçti. Şiî-Fatımî baskısının İslam ülkeleri üzerinden kalkmakta olduğunu gören Mekke şerîfi, Alparslan'a itaatini arz ederek, hutbeyi Abbasî halifesi ve Sultan Alparslan adına okutmaya başladı. Doğuda ve Batıda sistemli bir şekilde yapılan fetih hareketleri; 1067 yılında Anadolu'da başlatılan yıpratma ve yıldırma akınları, 26 Ağustos 1071'deki Malazgirt Savaşı'na kadar devam etti. Malazgirt Zaferiyle Selçuklulara kapıları açılan Anadolu, Türkiye Türklerinin istikbaldeki yurdu durumuna girdi.
Malazgirt Zaferi sonrasında, Bizans imparatoru Diogenes ile yapılan antlaşma, tahttan indirildiği için uygulanamadı. Sultan Alparslan, antlaşmanın silah zoruyla tatbikini kumandan ve beylerine emrederek, bütün Anadolu'nun fethini istedi. Selçuklu emrindeki Türkmen boyları, Orta Asya'dan batıya sevk edilerek, Doğu Anadolu'daki Bizans hududuna gönderildi. Selçukluların gazâ akınlarına karşı koyamayan Bizans kale ve garnizonları, Türklerin eline geçti. Türk akınları, Marmara Denizi sahillerine kadar uzandı ve fethedilen Anadolu, iskân edildi. Anadolu'nun Türkleşip İslamlaşması için gerekli bütün tedbirler alındı. Sultan Alparslan, çıktığı Maveraünnehir seferinde, esir alınan bir kale kumandanı tarafından şehit edildi. Türk tarihinin büyük sultanlarından olan Alparslan, enerjisi, disiplini, yiğitliği ve adaletiyle temayüz etmişti.
Alparslan vefat ettiğinde, devlet toprakları, doğuda Kaşgar'dan, batıda Ege kıyıları ve İstanbul Boğazına, kuzeyde Hazar-Aral arasından, güneyde Yemen'e kadar olan bir bölgeye yayılmıştı.
Alparslan'ın yerine oğlu ve veliahtı Melikşah, Selçuklu sultanı oldu. Sultanlığını tanımayan amcası Kavurd ile, Kerez'de yapılan savaşı kazanan Melikşah, birkaç gün sonra Kavurd'un ölümüyle, devlet içinde asayişi kısa sürede sağladı. İç işlerini halleden Melikşah, taht mücadelesinden faydalanarak Selçuklu hudutlarına saldıran Gazneliler'le Karahanlılar'a karşı sefere çıkıp onları anlaşmaya mecbur etti.
Doğu sınırlarının güvenliğini sağlayan Melikşah, babasının veziri ve kendisinin de hocası olan, sapık ve Batınî akımlara karşı Sünnîliğin müdafaası için Nizamiye Medreselerini kuran Nizamülmülk'ten vezirliğe devam etmesini istedi. Bu sayede Selçuklu Devletine ve İslam dünyasına çok hizmet etmesine vesile oldu.
Sultan Melikşah, çok sakin, affedici, fakat devlet ve millet işlerinde çok ciddî, müstesna bir şahsiyetti. Devrinde bozkırlardaki Türk boylarını, bütün İran'ı, Arabistan'ı, Suriye ve Filistin'i yönetimi altına aldı. Anadolu'nun fethi üzerinde hassasiyetle durup, babasının görevlendirdiği amcaoğlu Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Türkmen beylerinden Alp İlig, Artuk Bey, Mansur, Dolat gibi komutanlarla fetihleri sürdürdü. Selçuklu komutanları, Bizans'ın Türklere karşı kurduğu Ölmezler adlı askerî birlikleri mağlup ettiler. Artuk Bey, Bizans kuvvetlerini, 1074'te Sapanca çevresinde yenerek, yüzbinden fazla Türk'ü, İzmit'ten Üsküdar'a kadar olan sahaya yerleştirdi.
Kutalmışoğlu Süleyman Şah, güneydoğu harekâtıyla, Adana dolaylarını fethetmekle meşguldü. Fırat'ı geçerek Çukurova, Maraş, Tarsus, Antep ve Urfa'ya dağılan Ermeni ve ücretli Frank askerlerini Antakya'da, Gümüştigin de Nizip, Âmid (Diyarbakır) ve Urfa civarında Bizans kuvvetlerini mağlup ettiler.
Artuk Bey, Sultan Melikşah'ın emriyle, Doğu harekâtını idare etti. 1074-1077 yılları arasında Sivas, Tokat, Çorum havalisini, Yeşilırmak ve Kelkit havzalarını ele geçirdi. Artuk Beyden sonra yerine Danişmend Gazi geçerek, Amasya ve civarını Karadeniz'e kadar aldı. Mengücük Gazi, Şarkî Karahisar, Erzincan ve Divriği havalisini; Ebü'l-Kasım da Erzurum ve Çoruh bölgesini fethetti.
Orta, Kuzeybatı ve Batı harekâtını Kutalmışoğlu Süleyman Şah idare edip, Bizanslılarla mücadele ve onların âsi kumandanlarıyla ittifak yaptı. Bizanslılar, Balkanlar'daki iktidar mücadelesi ve iç hadiseler üzerine, Selçuklulardan yardım istediler. Yardım talepleri, Selçukluların çıkarları doğrultusunda karşılandı. Süleyman Şah, İznik'e yerleşerek, bu şehri, Türkiye Selçukluları Devletinin merkezi yaptı. Selçuklular, Anadolu'da sahil şehirleri dışında, Toroslar ve Çukurova'dan Üsküdar'a kadar bütün bölgeye yerleştiler. Bu durum karşısında Avrupalılar, Çin'e elçilik heyeti göndererek, Selçukluların doğudan sıkıştırılmasını istediler. Ancak, sonuç alamadılar.
Diyarbakır bölgesinin fethi için Selçuklu seferleri, Fahrüddevle Cüheyr'in İsfahan'a gelmesiyle başladı. Fahrüddevle, buradaki Şiî itikadlı Karmatîlerin yola sokulması için çalışan Artuk Bey ve bağlı kuvvetlerle birlikte Diyarbakır'a doğru yola çıktı.
Fahrüddevle'nin komutasındaki birlikler, çevredeki Mardin, Hasankeyf, Cizre ve daha otuz kadar kaleyi ele geçirdi. Diyarbakır, Fahrüddevle'nin oğlu Zaimüddevle emrindeki kuvvetlerin 4 Mayıs 1085'te şehre girmesiyle düştü ve Mervanîler Devleti ortadan kalktı.
Musul'un fethine memur edilen Aksungur ve diğer Türkmen emîrleri şehre savaşmadan girdiler. Fethi takiben Musul'a gelen Melikşah, büyük bir törenle karşılandı. Musul emîrliğine Şerefüddevle'yi tayin etti.
Sultan Alparslan zamanından beri Suriye ve daha güneye yürüyen ünlü Selçuklu kumandanlarından Atsız, seferlerini Melikşah zamanında da sürdürdü. Uzun süre kuşattığı Dımaşk (Şam)'ı 1076 Martında Selçuklu topraklarına kattı. Dımaşk'ın alınmasından sonra, camilerde okunan Şiî-Fatımî ezanını yasaklayarak, cuma hutbesini Halife Muktedî ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Selçuklu Devletinin "Fatımî Devletinin ortadan kaldırılması" politikasına uygun olarak, Mısır'a doğru sefere devam etti. Fakat, başarılı olamadı ve başarısızlığı Suriye emîrliğinden alınmasına sebep oldu. Yerine, Melikşah'ın kardeşi Tacüddevle Tutuş getirildi.
Sultan Melikşah, kardeşi Tutuş ile Kutalmışoğlu Süleyman Şahın mücadelesi üzerine 1086'da İsfahan'dan hareket ederek, Suriye'de asayişi yeniden tesis etti. Halep valiliğini Aksungur'a, Urfa'yı Bozan'a, Antakya'yı da Yağısıyan'a verdi. 1087 yılında Melikşah, Süveydiye kıyılarından Akdeniz'e ulaştı. Böylece Uzakdoğudan Ortadoğu'ya kadar hakimiyet kurdu. Dönüşte hilafet merkezi olan Bağdat'ı ziyaret etti. Halife Muktedi tarafından iki kılıç kuşatıldı ve 25 Nisan 1087'de "Dünya Hükümdarı" ilan edildi.
Saltanat Mücadelesi ve Çöküş Selçukluların Türklüğe, İslam dünyasına ve insanlığa yaptıkları hizmetlerle kısa sürede yükselmeleri, düşmanlarını hızlı bir faaliyet içine soktu. Bizanslılarla ve sapık fırkalarla mücadele eden âlim ve kumandanlar suikastla öldürülüyordu. 1092 senesinde, önce Selçukluların ünlü veziri Nizamülmülk, Hasan Sabbah'ın fedailerinden bir batınî tarafından; arkasından Sultan Melikşah, Bağdat'ta zehirlenerek şehit edildiler.
Melikşah'ın ölümüyle başlayan saltanat mücadelesinde Şam meliki Tutuş, derhal sultanlığını ilan etti. Bu arada Melikşah'ın hanımı Terken Hatun da, küçük oğlu Mahmud'u sultan ve torunu Cafer'i halifenin veliahdı yapmak için bütün gücüyle uğraştı ve 1092'de Mahmud'un saltanatını ilan ederek, namına hutbe okutmaya muvaffak oldu. Yine bu arada taraftarlarıyla Rey'e çekilen Berkyaruk da sultanlığını ilan etti ve Terken Hatun'un üzerine gönderdiği orduyu Burucerd'de bozguna uğrattı. Terken Hatunun, Gence meliki İsmail'i yanına çekmesi de bir yarar sağlamadı.
Terken Hatunun bir suikast neticesinde öldürülmesiyle, saltanat mücadelesi, Tutuş'la Berkyaruk arasında kaldı. Tutuş, Rey üzerine yürüdüyse de, 1093 yılında vuku bulan uzun mücadeleler sırasında birçok emîr, Berkyaruk tarafına geçti. Bu sayede Berkyaruk, karşısında orduyu bozguna uğrattı. Ayrıca Tutuş'un ölümüyle bütün rakiplerini bertaraf ederek, Bağdat'ta adına hutbe okuttu.
Sultan Berkyaruk zamanında Selçuklu Devleti: a) Irak ve Horasan, b) Suriye, c) Kirman, d) Türkiye Selçukluları olmak üzere dörde bölündü. Ayrıca Doğu Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Türkmen beylikleri ve Atabeglikler ortaya çıktı. Berkyaruk, parçalanan Selçuklu İmparatorluğunu toplamaya başladığı bir sırada, Haçlı orduları da Suriye'ye geldi. Berkyaruk, Haçlılara ve onların Antakya Kuşatmasına karşı Kürboğa'yı ve Artuklu beylerini sefere gönderdi. Anadolu'dan geçen Haçlılar, Suriye'ye vardıkları zaman sayıları oldukça azalmıştı. Ancak, Şiî-Fatımîlerin, Sünnî Müslümanlara karşı Haçlılarla ittifak yapmaları, ayrıca Suriye emîrleri arasındaki güvensizlik ve rekabetler, Tutuş'un oğlu Dukak ile birlikte Suriye kuvvetlerinin haber vermeden çekilmesi, Frenklerin taarruza geçerek, Türkleri bozguna uğratmalarına sebep oldu. Neticede ilerlemeye devam eden Haçlılar, Antakya'yı işgalden bir yıl sonra Kudüs'ü ele geçirip, şehirde yaşayan yetmiş bin Müslüman ve Yahudiyi, hunharca katlettiler.
Bu arada Gence Meliki ve kardeşi Muhammed Tapar, Berkyaruk'a saltanat iddiasıyla isyan etti. Berkyaruk, 1100 senesinde Sefîdrud'da mağlup olmasına rağmen, Muhammed Tapar'ı arka arkaya dört kez bozguna uğrattı. Ahlat'a sığınan Muhammed Tapar, buranın hükümdarı Sülemen'i ve Ani emîri Menuçehr'i hizmetine alarak yeniden savaşa hazırlandıysa da, Sultan Berkyaruk çok kan aktığını, memleketin harap, emîr ve askerlerin yorgun düştüğünü, hazinenin boş kaldığını, vergilerin tahsil edilemez hale geldiğini ve nihayet İslam düşmanlarına fırsat verildiğini beyan ederek, gönderdiği bir elçiyle kardeşini barışa ikna etti. Böylece 1104'te Azerbaycan'da Sefîdrud hudut olmak üzere, Kafkasya'dan Suriye'ye kadar bütün vilayetlerde, Muhammed Tapar, sultan tanındı. Bağdat, Rey, Cibal, Taberistan, Fars, Huzistan, Azerbaycan, Mekke ve Medine'nin idaresi de Berkyaruk'ta kaldı.
Büyük Selçuklu Devleti, iki devlete ayrılmak suretiyle, Türkiye ile birlikte üç Selçuklu sultanı ortaya çıktı. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Çünkü Berkyaruk, hastalıklı olduğu için 1104 yılında, yirmialtı yaşındayken vefat etti. Sultan Berkyaruk, ülkesini düşünen ve milletinin refahı için çalışan bir kimseydi. Ancak, kardeş kavgalarının, memleketin birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğu bir döneme rastlaması Berkyaruk'u çok üzdü. Buna rağmen fırsat buldukça Haçlı kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten ve darbeler vurmaktan geri kalmadı.
Berkyaruk'un vefatından sonra Muhammed Tapar, Bağdat üzerine yürüyerek, fazla zorluk çekmeden 1105'te tek başına sultan oldu. Önce amcasının oğlu Mengübars'ın isyanını bastırdı. Daha sonra ülkede uzun zamandır karışıklık çıkaran, anarşiyi tahrik eden Batınîlere karşı mücadele etti. 1107'de, Batınîlerin merkezi olan Alamut Kalesi kuşatıldı ve çok sayıda Batınî öldürüldü. Selçuklular arasındaki karışıklıklardan faydalanan Haçlılar, Birinci Haçlı Seferi sonunda Suriye'de Haçlı devletleri kurmaya başladılar. Sultan Muhammed Tapar, bunların üzerine ordular gönderdiyse de, kumandanlar arasında tam anlaşma sağlanamadığından kesin sonuca gidilemedi. Sefer kumandanı Emîr Mevdud, Şam Ümeyye Camii'nde bir Batınî tarafından öldürüldü. Sultan, Haçlılara karşı Aksungur'u kumandanlığa getirdi. Bu arada kardeşi Sencer'i Suriye ve Horasan'daki Batınîlerle mücadele etmekle görevlendirdi. Alamut üzerine de bir ordu gönderdi. Sultan Muhammed Tapar'ın 1118'de vefatı sebebiyle, bu fesat ocağı ortadan kaldırılamadı. Sultan Muhammed Tapar, İsfehan'da yaptırdığı medresenin bahçesine defnedildi.
İleri gelen devlet adamları, Muhammed Tapar'ın henüz küçük yaştaki oğlu Mahmud'u tahta geçirdilerse de, Melikşah'ın oğlu ve Horasan meliki olan Sencer, yeğeni Mahmud'un sultanlığını kabul etmeyerek, saltanat iddiasında bulundu. 14 Ağustos 1119 tarihinde yapılan Save Savaşını kazanarak sultanlığını ilan eden Sencer, yeğenine evlat muamelesi yaptı ve kendi egemenliğini tanımak şartıyla, Rey hariç, batı ülkelerinin hakimiyetini ona bıraktı. Sultan Sencer, batı işlerinden çok doğu ile uğraştı. Gazneliler'le savaştı. Karahanlılar'ı kendisine bağladı. Zamanı, Selçukluların son parlak devriydi. Bu arada Büyük Selçuklu Devletini iki büyük tehlike tehdit ediyordu. Bunlardan birisi, batıdan Anadolu ve Suriye'ye saldırmakta olan Haçlılar, diğeri doğudan gelen ve devletin doğu sınırlarını zorlayan Karahitaylardı. Sultan, yalnız bu ikinci tehlikeyle uğraştı. Doğu Karahanlılar Devletini yıkarak Seyhun boylarını zorlayan Karahitaylarla çarpışan Sencer, onlarla 10 Eylül 1141 yılında yaptığı Katvan Meydan Savaşı'nı kaybetti. Bu muharebeden sonra, Seyhun nehrine kadar olan topraklar Karahitayların eline geçti. Katvan Meydan Muharebesiyle, Büyük Selçuklu Devleti tarihinde yeni bir devir başladı ve Selçuklu ülkesi, Müslüman olmayan Türk ve Moğol birliklerinin istilasına uğradı.
Sultan Sencer'in bu yenilgisinden faydalanmak isteyen Gur hükümdarı Alâeddin Hüseyin, yıllık vergiyi vermemek, sultanlık peşinde koşmak gibi davranışlarla, Sencer'e olan tâbiliğinden kurtulmaya çalışıyordu. Zaten, sınırlarını fazla genişletmesi, bölgenin güç dengesini bozmakta ve bu durum Sultan Sencer'i endişeye düşürmekteydi. Büyük kuvvetlere sahip olan Gurlular üzerine yürüyen Sultan Sencer, Haziran 1152'de yaptığı muharebede Gur ordusunu yenerek, Katvan'da kaybedilen itibarı yeniden sağladı.
Gur galibiyetinden erişilen ihtişam fazla uzun sürmedi. Vergi tahsili sırasında yapılan haksızlık yüzünden, kendi soyundan olan Oğuzlarla bazı emîrler arasındaki ihtilaflar gittikçe büyüdü. Sultan Sencer, bir kısım emîrlerin ısrarı ile, göçebe oğuzların üzerine yürümek zorunda kaldı. 1153 yılı Mart ayında Belh civarında, Oğuzlarla yapılan savaşı Selçuklular kaybettiler. Bu ağır yenilginin sonunda Sultan Sencer esir düştü. Oğuzlar, Sencer'e esir de olsa sultan gözüyle baktılar.
Esir Sultanı kurtarmak için ilk harekete geçen, onu savaşa sürükleyen Belh valisi Emîr Kumac'ın torunu Müeyyed Ayaba oldu. Sencer, her ne kadar gündüz tahtta oturtuluyor ve zahirî bir iltifat görüyorsa da geceleri demir bir kafeste uyuyordu. Onun adına çok usulsüz işler yapılıyor ve bazı vaadlerde bulunuluyordu. Bu durum karşısında Sencer, 1156 yılı Nisan ayında kaçmaya muvaffak oldu. Fakat ağır Oğuz darbesi altında çöken, iç huzursuzluk ve istikrarsızlığa maruz kalan Büyük Selçuklu Devleti, kendini toplayamadı. Her ne kadar tâbi beyler, Sencer'e kurtuluşundan dolayı memnuniyetlerini ve bağlılıklarını bildirmişlerse de, Selçuklu kumandanları arasındaki mücadele, Sultana gerekli imkânı sağlamadı. Sencer, 9 Mayıs 1157 senesinde yetmiş üç yaşında vefat etti. Merv'de daha önce yaptırdığı Dârü'l-Apir'de defnedildi. Onun vefatından sonra Büyük Selçuklu Devletinin İran, Irak, Suriye ve Anadolu'daki parçaları, Selçuklu Hanedanına mensup kişilerce idare edilip, ondördüncü yüzyıla kadar devam edenler oldu. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
En son ARVASİ tarafından Prş May 01, 2008 10:27 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 9:52 am Mesaj konusu: Anadolu Selçukluları ve Fatımilerle Mücadeleler |
|
|
Suriye Selçukluları
Suriye Selçukluları Suriye ve havalisinde Sultan Melikşah’ın kardeşi Tutuş tarafından kurulan bir Selçuklu hânedânı. Suriye Fatihi Emir Atsız’ın, Kahire yakınlarında, Fatımîler karşısında mağlûbiyeti sırasında öldüğü zannedilince, Sultan Melikşah, Suriye’yi kardeşi Tutuş’a verdi (1077). Fakat Atsız’ın, Sultan Melikşah’a hayatta olduğunu bildirmesi üzerine, Tutuş’a Halep bölgesine gitmesi emredildi. Bir süre sonra Fatımîler, Şam’ı kuşatınca, Atsız, Melik Tutuş’u yardıma çağırdı. Atsız’ın ölmesi üzerine Tutuş, daha önce hakim olduğu Suriye şehirlerini ele geçirdi (1079). Sonra Kudüs’ü aldı. Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı olarak, başşehri Şam olmak üzere, Suriye Selçuklu Devletini kurdu. Bu sırada Antakya’yı fetheden Anadolu fatihi Süleyman Şah, Suriye hakimiyetini ele geçirmek istedi. Bu maksatla Halep’i ele geçirmek için hareket etti (1085). Halep Valisi İbn-i Huteytî, Tutuş’tan yardım istedi. Melik Tutuş, yanında Artuk Bey olduğu halde, harekete geçti. İki hânedan üyesi Halep civarında Ayn Seylem mevkiinde karşılaştılar. Yapılan muharebede Süleyman Şah, hayatını kaybetti (1086). Tutuş, Halep’i ele geçirdiyse de, iç kaleyi alamadı. Suriye’deki hadiseler üzerine Melikşah, bölgeye sefer düzenledi. Tutuş, Şam’a çekildi.
Sultan Melikşah’ın Suriye’den ayrılmasından sonra Tutuş, harekete geçip, 1090 senesinde Humus’u ele geçirdi.Trablusşam muhasarası başarısızlıkla neticelendi. Melikşah’ın vefatı üzerine Sultan Berkyaruk’la saltanat mücadelesine girişen tutuş, Rey yakınlarında yaptığı savaşta komutanlarının karşı tarafa geçmesi sebebiyle mağlup oldu. Genç yaşta hayatını kaybetti (1095). Melik Tutuş’un ölümünden sonra oğullarından Rıdvan Halep’te, Dukak ise Dımaşk’ta saltanatını ilan etti. Böylece Suriye Selçuklu Devleti, Halep ve Dımaşk Melikliği olmak üzere iki kola ayrıldı.
Halep Selçuklu Melikliği:
Rıdvan, Halep Melikliğini kurduktan sonra topraklarını genişletmek üzere, veziri Cenâhüddevle ile birlikte, Suruç üzerine yürüdü. Fakat, Artukoğlu Sökmen’in başarılı müdafaası karşısında kuşatmayı kaldırarak, Ermeni asıllı Toros’un idaresinde bulunan Urfa’yı zaptetti (1096). Şehrin idaresini Antalya valisi Yağıbasan’a vererek Halep’e döndü. Melik Rıdvan, Dımaşk’ı da alarak, babasının hakim olduğu topraklara sahip olmak istiyordu. Bunun için Artukoğlu Sökmen Beyden yardım istedi. Bir süre sonra Rıdvan, Sökmen’in kuvvetlerinin de katıldığı ordusuyla, Dımaşk’ı muhasara etti. Ancak iki kardeş arasındaki mücadele Fatımîlere yaradı. Fatımîler büyük bir ordu ile gelerek, Kudüs’ü zaptettiler (Ağustos 1096). Melik Rıdvan ise, Kınnesrin’de Dukak’ın kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bu savaş neticesinde Dukak, Rıdvan’ın üstünlüğünü tanımak mecburiyetinde kaldı.
Diğer taraftan Haçlılar, 1098 senesinde Antakya’yı ele geçirdiler. Hakimiyet sahalarını genişletmeye çalışan Antakya hakimi Bohemond, Halep’e bağlı bazı kaleleri ele geçirdi. Rıdvan, Haçlıların ele geçirdiği Kella Kalesini geri almaya çalıştıysa da, mağlup oldu. Çok geçmeden Haçlılar, Halep’i kuşatma hazırlıklarına başladılar. Fakat Malatya Emîri Danişmend kumandasındaki bir Müslüman ordusu tarafından sıkıştırılınca, geri çekildiler.
1104 senesinde Sökmen Bey ve Emir Çökürmüş idaresindeki Türk kuvvetleri Urfa ve Antakya Haçlılarını Harran’da mağlup etti. Bunun üzerine Melik Rıdvan harekete geçerek, Halep civarında Haçlıların elinde bulunan birçok yeri aldı. Böylece, bir süre için Haçlı tehlikesinden uzak kaldı.
1107’de, Melik Rıdvan’ın, Antakya bölgesine kadar seferler düzenlemesi üzerine, Antakya Prensi Tancerd harekete geçerek Esârib ve Zerdâna kalelerini zaptetti. Bölgeye karşı yağma akınları düzenledi. Melik Rıdvan, bu durum karşısında Tancerd ile ağır şartlarda bir anlaşma imzaladı. Bir süre sonra Rıdvan, Haçlılara karşı Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’dan yardım istedi. Sultan Muhammed Tapar’ın yardım çağrısına birçok emir uydu ve Mevdûd’un komutasındaki Selçuklu ordusu, Tell-Başir’i kuşattı. Fakat bu, başarısızlıkla neticelendi. Rıdvan, Halep’e Haçlı baskısının artması karşısında Büyük Selçuklu ordusunun Halep’e gelmesini istedi. Emir Mevdûd, bu isteği yerine getirmek için Halep önlerine geldiyse de, askerin halka kötü davranması, Rıdvan’ın şehir kapılarını kapamasına yol açtı ve Selçuklu ordusu, Halep'ten ayrılmak mecburiyetinde kaldı.
Melik Rıdvan’ın 1113’te vefatından sonra yerine on altı yaşındaki oğlu Alp Arslan el-Ahras geçti. Fakat idare tamamıyla atabegi Hadim Lü’lü’ün elindeydi. Bu dönemde Halep'teki Bâtınîlerden şikâyetlerin artması üzerine, Sultan Muhammed Tapar, bir elçi göndererek Bâtınîlere karşı harekete geçilmesini istedi. Alp Arslan, bu isteğe uyarak bir kısım Bâtınî reîsini öldürdü. Bâtınîleri sevmeyen Halep halkı da bu harekâta iştirak etti. Bâtınîlerin sağ kalanları Suriye’nin çeşitli şehirlerine ve Haçlılara sığındılar. Alp Arslan’ın melikliği kısa sürdü. Yakınlarının tavsiyesi üzerine yardım için Tuğtegin’e müracaat etti ve Dımaşk’a dostça bir ziyaret yaptı. Tuğtegin, bu müracaatı müspet karşıladı. Bu durum karşısında Atabeg Lü’lü, Alp Arslan’ın davranışlarından ve Tuğtegin’in istekleri doğrultusunda hareket edeceğinden korkarak 1114 senesinde Alp Arslan’ı öldürttü.
Hadım Lü’lü, Alp Arslan’ın yerine Rıdvan’ın altı yaşındaki oğlu Sultanşah’ı geçirdi. Böylece bir süre için devletin gerçek idarecisi durumuna geldi. Fakat, kudretli bir melikin yokluğu ve ordusunun küçük çapta olması, Halep Melikliğini, sadece bu şehri müdafaa durumunda bıraktı. Lü’lü’ün ise 1117’de öldürülmesinden sonra, Artuklu İlgâzi 1118’de Halep’i ele geçirdi ve Sultanşah’ı hapsetti. Böylece, Halep Melikliği sona erdi.
Dımaşk (Şam) Selçuklu Melikliği:
Tutuş’un ölümünden sonra, oğlu Dukak, Suriye Selçuklularının Dımaşk şubesini kurmuştu. Tutuş’un emrinde bulunan Emîr Tuğtegin, Sultan Berkyaruk’un eline esir düşmüş, sonra serbest bırakılmıştı. Tuğtegin, Dımaşk’a gelerek Dukak’ın hizmetine girdi ve ordu kumandanlığına getirildi. Ayrıca, Dukak’ın annesiyle evlendi ve Savtigin’i ortadan kaldırarak, melikliğin idaresini ele aldı. Dukak, Dımaşk’ı ele geçirmek isteyen ağabeyi, Halep Meliki Rıdvan ile yaptığı mücadelede mağlup olunca, onun hakimiyetini kabul etti.
Melik Dukak, bundan sonra Haçlılarla mücadele etti. Fakat Haçlı kumandanı Raymond’la yaptığı Trablus önündeki savaşı kaybetti (1102). Daha sonra Cenâhüddevle, Rahbe’yi zaptetmek için sefer düzenlediyse de, buranın, Melik Dukak tarafından ele geçirildiğini öğrenince, bölgeden ayrıldı. Cenâhüddevle, Dukak’ın 1104 yılında ölümünden sonra, Atabeg Tuğtegin, önce onun bir yaşındaki oğlu Tutuş adına hutbe okuttu. Daha sonra Dukak’ın on iki yaşındaki kardeşi Ertaş’ı tahta geçirdi. Fakat, Tuğtegin’den korkan Ertaş, Dımaşk’tan kaçtı (1104). Böylece, Suriye Selçuklularının Dımaşk kolu sona erdi ve yerine Tuğtegin ailesi, yani Böriler Hânedânı kuruldu.
Suriye Selçuklu Hükümdarları / Tahta Geçişleri
Tâcüddevle Tutuş / 1079 Rıdvan (Halep'te) / 1095-1113 Dukak (Şam’da) / 1095-1104 Alp Arslan el-Ahras (Halep'te) / 1113 Sultanşâh (Halep'te) / 1114-1117
Anadolu Selçukluları ve Fatımilerle Mücadeleler
Suriye Selçuklu Devleti'nin kurucusu Tutuş, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan'ın oğludur. Suriye fâtihi Emîr Atsız'ın Kahire önlerinde Fâtımîlere mağlûbiyetinden sonra öldüğü sanılmış, bu sebeple Sultan Melikşâh Suriye'ye kardeşi Tutuş'u göndermişti (1077-8 ). Ancak ölmediği anlaşılan Atsız'ın Sultan Melikşâh'a müracaatı üzerine, Tutuş'a Haleb bölgesine gitmesi için emir vermişti.
Daha sonra Fâtımîlerin Dımaşk'ı kuşatması, Atsız'ın Tutuş'u yardıma çağırmasına sebep oldu. Tutuş önemsiz bir sebeple Atsız'ı öldürdü ve onun idaresindeki Suriye şehirlerini ele geçirdi (1079) ve ardından Kudüs'ü aldı. Böylece başkent Dımaşk olmak üzere Suriye Selçuklu Devleti kurulmuş oldu.
Suriye'yi, Anadolu fâtihi Süleymanşah'ın da ele geçirmek istediğini görüyoruz. Süleymanşah iki defa Haleb'i kuşattı ise de, almağa muvaffak olamadı. Şehri idare eden ibn el-Huteytî bu sırada Tutuş'u davet etti. Melik Tutuş beraberinde Artuk Bey olduğu halde harekete geçti. Halep civarında Ayn Selem mevkiinde yapılan savaşı ve hayatını kaybeden Süleymanşah olmuştu (1086). Tutuş Haleb şehrine sahip olduysa da, iç kaleyi alamadı. Diğer taraftan Suriye'deki bu olaylar sebebiyle, Melikşâh Haleb'e doğru hareket etmiş, kardeşi ile karşılaşmak istemeyen Tutuş da Dımaşk'a çekilmişti.
Tutuş'un Anadolu Selçukluları devleti hükümdarı Süleyman Şah'la mücadelesine müdahale eden Melik Şah, Suriye'ye indiği zaman savaş bitmiş ve galip Tutuş, Haleb'i işgal etmişti. Cezalandırılacağından korkan Tutuş, metbuu Melik Şah'la görüşmeden şehri boşaltmış ve Şam'a çekilmişti. İşte bu sırada Süleymanşah'a karşı zaferin kazanılmasında başlıca rol oynayan Artuk, bu sefer de Tutuş'u imparator Melik Şah'a karşı savaşa teşvik etti. Artuk'un fikrine göre, Melik Şah'ın ordusu ve hayvanları yorgundur; hücum edildiği takdirde bu ordunun mukavemet etmesi imkânsızdır. Tutuş'un buna karşı verdiği şu kat'î cevap çok dikkate şayandır: "Gölgesinde gölgelendiğim kardeşimin şerefini ve haşmetini kıramam". Bu kısa cümle Tutuş'un imparator hakkındaki düşüncesini büyük bir belâgatle ortaya koymaktadır. Böylece Tutuş, muhtelif vesilerle hakana kırgın olan Artuk'un maksadına âlet olmamıştır.
Sultan Melikşâh'ın kuzey Suriye'den ayrılmasından sonra Fâtımîler, Filistin ve Suriye'nin bazı şehirlerini ele geçirdiler. Melik Tutuş, Melikşâh'dan aldığı yardımla harekete geçti ve 1090'da Humus'u ele geçirdiyse de Trablus-şâm kuşatması başarısızlıkla sonuçlandı. Bu suretle Fâtımîlerin işgâl ettikleri şehirler geri alınamadı. Arkasından Tutuş, kardeşi Melikşâh'ın ölümü ile, Büyük Selçuklu Devleti tahtını ele geçirmek için mücadeleye giriştiyse de, bu arzusu genç yaşta hayatını kaybetmesine sebep oldu (1095). _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
En son ARVASİ tarafından Prş May 01, 2008 10:29 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 9:54 am Mesaj konusu: Halep Selçukluları |
|
|
Halep Selçukluları
Melik Rıdvân, Haleb Selçuklu Melikliği'ni kurduktan sonra hükümdarlık sahasını genişletmeğe çalıştı. İlk önce beraberinde Vezîr Cenâh ed-Devle olduğu hâlde Suruç üzerine yürümüş, fakat Artukoğlu Sökmen'in başarılı savunması karşısında buradan çekilerek Ermeni Toros idaresindeki Urfa'yı zabtetmişti (1096). Melik Rıdvân şehri iç kalesinin idaresini Antakya valisi Yağı-basan'a vererek Haleb'e döndü. Rıdvân Dımaşk şehrini de alarak, babasının sağlığındaki topraklara sahip olmak istiyordu. Sonuçta Dımaşk'ı kuşattı, fakat başarısız oldu.
İki kardeş arasındaki bu hâkimiyet mücadelesinden faydalanan Fâtimîler, Emîr el-Cüyûş Efdal kumandasındaki bir orduyu Kudüs'e gönderdi. Fâtımî ordusu kırk gün süren bir kuşatma ve savaştan sonra Kudüs'u Artuk ailesinden teslim aldı (Ağustos 1096). Melik Rıdvân ise aynı ay içinde Antakya yörelerine kadar uzanan yağma ve tahrip akınlarında bulundu, daha sonra Dımaşk'ı ele geçirmek üzere hazırlıklara girişti ise de bu sadece başarısız bir teşebbüs oldu. Çok geçmeden Melik Dukak, Rıdvân'a mukabele olarak Haleb üzerine yürümeğe teşebbüs etti. İki taraf orduları Kennesrîn'de karşılaştılar. Rıdvân, Dukak ve beraberindekileri ağır bir yenilgiye uğrattı (20 Mart 1097). Dukak, Rıdvân'ın tabiiyetini tanımak zorunda kaldı.
Bu sırada Rıdvân Haleb'deki hâkimiyetini devam ettirebilmek için Fâtımîlerin desteğine ihtiyaç duymuş ve bu devletle işbirliği yapmıştı. Bunun neticesinde hâkim olduğu yerlerde dört hafta süreyle Mısır Fâtımî Halîfesi el-Musta'lî adına hutbe okuttu. Ancak kendi çevresinin şiddetli tepkileri üzerine hutbe tekrar Abbâsî Halîfesi adına okunmuş ve Rıdvân, Halîfe el-Mustazhîr'den af dilemişti (1097).
Bu sırada Müslüman ülkelerine batıdan Haçlı Seferleri'nin başladığını görüyoruz. Anadolu'yu geçen Haçlılar Antakya'yı zabtetmişlerdir (1098). Haçlılar bundan sonra hâkimiyet sahalarını genişletmeğe çalıştı, Antakya kontu Bohemond Haleb'e bağlı bazı kaleleri işgâl etti. Bir süre sonra Melik Rıdvân harekete geçerek Haleb çevresinde Haçlıların eline geçen bir çok yerleri geri almış, bu suretle bir süre için Haçlı tehlikesinden uzak kalınmıştı.
Fakat bu çok kısa sürmüş, 1105 senesinde Kınnesrin'de Rıdvân ile Haçlılar tekrar karşılaşmışlardı. Ancak Rıdvân Haçlılar ile yapılan savaşı kaybederek Haleb'e çekilmek zorunda kaldı (1105). Haçlılar onun bu yenilgisinden yararlanarak Haleb bölgesinde yağma ve istilâya giriştiler.
Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar 1106 yılında Musul bölgesine Emîr Cavlı Sakavu'yu atamıştı. Cavlı Musul'a hâkim olabilmek için Türkiye Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan ile mücâdeleye girişti ve Melik Rıdvân'dan da bu husûsta yardım istedi. Rıdvân da askerleriyle birlikte ona katıldı. Yapılan savaşı kaybeden Kılıç Arslan Hâbûr suyunda boğuldu (1107). Fakat daha sonra Rıdvân ile Cavlı'nın arası açıldı. Rıdvân bu durumda Antakya prensi Tancred'e mektup yazarak ondan yardım istedi. Ayrıca Cavlı'nın Haleb'i tehdit ve onun Suriye'deki Haçlı hâkimiyeti için de bir tehlike teşkil ettiğini bildirdi. Tancred, Melik Rıdvân ile anlaşırken, Cavlı da Urfa Kontu Baudouin ile birleşti. İki taraf arasında Tel-Bâşir'deki savaş, Tancred ve Rıdvân lehine neticelendi (Ekim 1108 ).
Emîr Mevdûd idaresindeki Selçuklu kuvvetlerinin Urfa'yı kuşatması (1110), Haçlıları bu şehri kurtarmak maksadıyla bir süre için Suriye'den ayrılmalarına yol açtı. Melik Rıdvân bu fırsattan istifâde ederek Antakya bölgesine kadar akınlarda bulundu. Daha sonra Antakya'ya dönen Tancred Rıdvân'a aralarındaki anlaşmanın bozulduğunu bildirerek karşı harekete geçti, önemli bazı kaleleri zaptederek ve yağma akınları ile bölgeyi büyük zarara soktu. Melik Rıdvân bu durumda Tancred ile daha ağır şartlarda bir barış yapmak zorunda kaldı (1111).
Melik Rıdvân bir süre sonra Haçlıların Haleb yöresindeki faaliyetleri sebebiyle güç duruma düşmüş ve yardım için Büyük Selçuklulara başvurmuştu. Sultan Muhammed Tapar'ın çağrısına bir çok Müslüman emîr uymuş ve Mevdûd'un idaresindeki bu Selçuklu ordusu, Joscelin'in elinde bulunan Tel-Bâşir'i kuşatmıştı. Fakat sonuç alınamamıştır. Melik Rıdvân ise Haleb Selçuklu Melikliği'nin Haçlıların baskısı sonunda yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu Emîr Mevdûd'a bildirerek, Selçuklu ordusunun Haleb'e gelmesini istedi. Emîr Mevdûd bu arzuyu kabul ederek Haleb bölgesine geldi. Ancak, muhtemelen Selçuklu askerlerinin sert hareketleri, Rıdvân'ın Haleb kapılarını kapamasına sebep oldu. Neticede Selçuklu ordusu Haleb önünden ayrılmak zorunda kaldı (Eylül 1111).
Melik Rıdvân gittikçe artan Haçlı baskısı karşısında Dımaşk hâkimi Tuğ-Tegin'i Haleb'e davet etti. Tuğ-Tegin buna uyarak Haleb'e geldi. Neticede Rıdvân ve Tuğ-Tegin bir anlaşma yaptılar. Buna göre, Tuğ-Tegin Rıdvân adına hutbe okutup, para bastıracaktı (1112). Çok geçmeden bu anlaşmanın bozulduğunu görüyoruz. Tuğ-Tegin kendisini tehdit eden Haçlılara karşı bir çok Selçuklu emîrinden, bu arada Melik Rıdvân'dan da yardım istemişti. Rıdvân muhtemelen yıllık vergi ödediği Antakya Kontu Roger'den çekinerek bu davete uymadı. Ancak Tuğ-Tegin ve Mevdûd'un Haçlılara karşı Taberiyye savaşını kazanmalarından sonra yüz atlı gönderdi. Tuğ-Tegin onun bu çekingen davranışına kızarak, aralarındaki anlaşmayı bozdu (1113). Melik Rıdvân bu olaydan sonra çok yaşamamış, şiddetli bir hastalığa yakalanarak 10 Aralık 1113'de Haleb'te ölmüştür.
Melik Rıdvân'ın ölümünden sonra Haleb Melikliği'nin başına onaltı yaşındaki oğlu Alp Arslan el-Ahras geçirildi. Ancak, idare tamamıyla atabegi olan Hadım Lü'lü'nün elinde bulunuyordu. Bu devrede Haleb'deki Bâtınîlerden şikâyetler artmıştı. Sultan Muhammed Tapar bir elçi göndererek Bâtınîlere karşı harekete geçilmesi ve onların liderlerinin öldürülmesi için emir verilmesini istedi. Alp Arslan bu isteğe uyarak bir kısım reisleri öldürttü. Bâtınîlerden nefret eden Haleb halkı da bu harekâta katılmıştı. Ancak Alp Arslan'ın meliklik devresi kısa sürdü. Yakınlarının tavsiyesi ile yardım için Tuğ-Tegin'e başvurdu, hatta Dımaşk'a dostça bir ziyaret yaptı. Tuğ-Tegin de onun müracaatını müsbet karşılamıştı. Diğer taraftan Atabeg Lü'lü onun sorumsuzca davranışlarından ve Atabeg Tuğ-Tegin'in isteğine göre hareket edebileceğinden korkmuş, ayrıca kendi hayatını da tehlikede görerek Alp Arslan'ı öldürtmüştü (Eylül 1114).
Atabeg Lü'lü, Alp Arslan'ın yerine altı yaşındaki kardeşi Sultan-şâh'ı tahta çıkardı. Böylece bir süre için devletin gerçek idarecisi oldu. Ancak kudretli bir melikin yokluğu ve ordusunun sayıca az olması, Haleb Melikliği'ni sadece adı geçen şehri savunmak durumunda bırakmıştı. Lü'lü ise hükümranlığını sürdürebilmek için; Haçlılar, Tuğ-Tegin ve Sultan Muhammed'den destek ve aynı maksatla zaman zaman da Artuklu İlgazî'ye başvuruyordu. Nihâyet 1117 yılında Lü'lü bir yolculuk sırasında beraberindeki Türk müfrezesi tarafından öldürüldü. Daha sonra idareyi başka hadımlar ele geçirdi. Sultan-şâh zâten yaşça küçük olduğundan sadece ismen melikti. Haleb şehri bu iç karışıklıklar sebebiyle Haçlıların yağma ve istilâsından kurtulamayacak bir durumda idi. Artuklu İlgazî 1117'de Haleb'i geçici olarak almıştı. Ertesi yıl sıkıntı içindeki halkın çağrısı ile İlgazî Haleb'e tamamen hâkim oldu. ve Sultan-şâh'ı da hapsetti (1118 ). Bu suretle Haleb Melikliği, dolayısıyla Suriye Selçuklu Devleti, sona ermiş oluyordu. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 9:55 am Mesaj konusu: Dımaşk (Şam) Selçukluları |
|
|
Dımaşk (Şam) Selçukluları
Dukak, Dımaşk'da Suriye Selçuklularının Dımaşk şubesini kurmuştu. Diğer taraftan Melik Tutuş'un emrinde bulunan Emîr Tuğ-Tegin Sultan Berkyaruk'un eline esir düşmüş ve sonra serbest bırakılmıştı. Tuğ-Tegin Dımaşk'da Dukak'ın hizmetine girdi ve ordu kumandanlığına getirildi. Ayrıca Dukak'ın annesi ile evlendi ve melikliğin idâresine hâkim oldu. Dukak Dımaşk'ı ele geçirmek isteyen ağabeyi Rıdvân ile de mücadele etmiş ve mukabelede bulunmuştu
Haçlıların Antakya'ya yürümeleri üzerine, şehrin valisi Yağı-basan Haçlı kuvvetlerine koyabilmek için Selçuklu Devleti ve meliklerinden yardım istemişti. Onun yardım istedikleri arasında Melik Dukak ve Tuğ-Tegin de bulunuyordu. Melik Dukak ve Tuğ-Tegin oldukça büyük bir ordu ile Merc-i Dâbık'a geldiler ve buradan Kür-Boğa'nın kumandası altında Antakya'ya doğru harekete geçtiler. Selçuklu kuvvetleri Haçlıların eline geçmiş bulunan Antakya'yı kuşattıkları sırada, Kür-Boğa'nın Rıdvân'ın elçi heyeti ile görüşmeleri Melik Dukak'ı endişelendirdi. Neticede Kür-Boğa bu Selçuklu ordusunu idarede başarılı olamadı. Antakya önünde Haçlılar ile savaş başladığı sırada Melik Dukak ve diğer emîrler savaşa devam etmeyerek ülkelerine dönmüşlerdi (1098 ).
Melik Dukak bundan sonra da Haçlılar ile savaşa devam etti. Haçlı reislerinden Raymond az bir kuvvetle Trablus önüne geldiği zaman, Melik Dukak ona saldırmış, fakat burada ağır bir yenilgiye uğramıştı (1102). Humus şehrinin ileri gelenleri şehrin Haçlılara karşı savunulması için Melik Dukak'ı Humus'a davet ettiler. Böylece Dukak, Humus'a hâkim oldu. Bu sırada şehri tehdid eden Raymond, Dukak ve Tuğ-Tegin'e karşı koyamayacağını anlayarak geri çekildi. Melik Dukak Haziran 1104'de öldü. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 9:56 am Mesaj konusu: Kirman Selçukluları |
|
|
Kirman Selçukluları
Kirman Selçukluları Sultan Alparslan'ın kardeşi Kara Arslan Kavurd Bey tarafından, Kirman'da kurulan devlet. Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulmasında önemi büyük olan Dandanakan Savaşı kazanıldıktan sonra Merv'de toplanan Selçuklu büyükleri, o zamana kadar ele geçirilmiş ve geçirilecek toprakların idaresini, hanedan üyeleri arasında paylaştırdılar. Bu paylaştırma sırasında, Tabes vilayeti ile Kirman bölgesi ve Kuhistan havalisi, Kara Arslan Kavurd Beye verilmişti. Melik Kavurd, maiyetinde bulunan beş-altı bin Türk süvarisi ile, kendisine verilen Kirman bölgesine girdi. Bölgeye hakim bulunan Büveyhî emîrinin naibi Behram bin Leşkeristan, Türklere karşı koyamayacağını anladı ve Kirman'ın merkezi olan Berdesîr'e çekilerek müdafaaya başladı. Bir süre sonra, Melik Kavurd ile anlaşmak mecburiyetinde kaldı. Behram, eman dileyerek şehri teslim etmeye ve kızını Kavurd Beye vermeye razı oldu. Bunun üzerine Kirman, 1048 senesinde, Kavurd'un idaresi altına girdi. Böylece, 1186 yılına kadar devam edecek olan Kirman Selçuklu Devletinin temeli atılmış oldu. Melik Kavurd'un hakim olduğu Serd-sîr bölgesi, burada yaşayan halkı besleyecek kadar verimli değildi. Kirman'ı besleyen Germ-sîr bölgesi, Kufs denilen dağlı kavmin elinde idi. Melik Kavurd, takip ettiği siyaset neticesinde, ani bir baskınla Kufs kavmini dağıtarak Kirman'a tamamıyla hakim oldu (1051).
Melik Kara Arslan Kavurd, Hürmüz Emîri Bedr İsa Çâşû'nun sağladığı gemilerle, Umman'a sefer düzenledi. Bu, Selçuklu tarihinde gerçekleştirilen ilk deniz aşırı seferdi. Selçuklu ordusu, Umman sahillerine çıktığı zaman, şaşkınlık içinde kalan Büveyhî emîri, askerini toplamaya fırsat bulamadı ve gizlenmeyi tercih etti. Kavurd, hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Umman'a hakim oldu.
Kavurd, bundan sonra Fars bölgesi üzerine sefere çıktı. Fars bölgesinde o sırada Şebankare emirlerinden Fazlûye hakimdi. Kavurd, ilk önce bölgenin merkezi olan Şiraz üzerine yürüdü. Fazlûye, şehri terk ederek Cehrem Kalesine sığındı. Şiraz'ı ele geçiren Kavurd, 1062 yılında, Fars bölgesine de hakim oldu.
Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in 1063 yılında ölümü üzerine Kavurd da, amcasının yerine sultan olmak için harekete geçti. Fakat, kardeşi Alparslan'ın tahta çıktığını haber alınca İsfahan'dan geri dönerek onun sultanlığını tanıdı. Bu sırada Fazlûye, Fars'ı tekrar ele geçirmek için harekete geçti ise de, Kavurd'a mağlup olarak geri döndü. Bunun üzerine Sultan Alparslan'dan yardım istedi. Kavurd'un daha fazla kuvvetlenmesini ve hakimiyet sahasının genişlemesini istemeyen Sultan Alparslan, Fars üzerine yürüyerek, bölgeyi Fazlûye'ye iade etti. Bir süre sonra Melik Kavurd, vezirinin teşviki ile isyan etti. Alparslan, bu durumu öğrenince, hemen Kirman üzerine yürüdü. Öncü kuvvetler arasındaki muharebeyi kaybeden Kavurd, kaçtı ise de, Sultan Alparslan tarafından affedildi.
Melik Kavurd, 1073 yılında, bu defa Sultan Melikşah'la giriştiği mücadeleyi kaybetti ve öldürüldü. Kavurd, âdil bir komutan ve devlet adamı idi. Cömertliği ve iyi idaresi ile halkı memnun etmiş, zamanında Kirman halkı bolluk ve refaha kavuşmuştu. Onun zamanında Kirman, en parlak devirlerinden birini yaşadı. Melik Kavurd'un vefatı üzerine yerine geçen oğlu Kirmanşah'ın hükümdarlığı bir sene sürdü.
Kirmanşah'ın ölümünden sonra, Kavurd'un küçük oğlu Hüseyin tahta geçti. Fakat Hemedan'da tutuklu bulunduğu hapisten kaçan Kavurd'un diğer oğlu Sultanşah, kardeşini tahttan indirerek yerine geçti (1074). Bir süre sonra Sultan Melikşah, büyük bir ordu ile Kirman üzerine yürüdü. Kaynaklarda bu seferin sebebi zikredilmemektedir. Kalabalık Selçuklu ordusuna karşı koyamayacağını anlayan Sultanşah, Melikşah'ı kendisi karşılayarak, ona büyük hediyeler takdim etti. Bunun üzerine Melikşah, onu affederek yerinde bıraktı ve itaat edeceği hususunda verdiği sözde durması için yemin ettirdi. Melikşah, Berdesir önünde on yedi gün kaldıktan ve kızlarından birini Sultanşah ile evlendirdikten sonra İsfahan'a döndü (1080). Sultanşah, 1085 senesi Ocak ayında hastalanarak öldü.
Sultanşah'ın yerine kardeşi Turanşah geçti. Turanşah, askeri için kışlalar yaptırdı. Çeşitli imar faaliyetlerinde bulundu. Diğer yandan, Kavurd'un ölümünden sonra Kirman Selçukluları, Fars eyaletinin hakimiyetini kaybetmişlerdi. Sultan Melikşah, bu bölgenin idaresini Emirüddevle Humar Tigin'e vermişti. Bu emîrin idaresi sırasında Fars bölgesinde asayiş bozulmaya başladı. Durumdan faydalanan Turanşah, Fars üzerine iki sefer düzenledi. Birincisinde mağlup oldu ise de, ikincisinde zafer kazanarak bu bölgeyi ele geçirdi. İsyan eden Umman halkını itaat altına aldı.
Çok âdil ve iyi ahlâklı olan bir hükümdâr olan Turanşah, on üç senelik bir saltanattan sonra 1097'de öldü.
Turanşah'ın yerine oğlu İranşah geçti. İranşah çevresindeki bazı kişilerin etkisi ile, bir müddet sonra, sapık Bâtınî yolunu kabul edince, halka kötü davranmaya başladı, kadı ve âlimlerden bazısını öldürdü. Bu duruma dayanamayan halk, şeyhülislâm ve kadılara mürâcaat etti. Şeyhülislâm ve zamanın kadıları, davranışları sebebiyle, İranşah'ın tahttan indirilmesi için fetva verdiler. Halk, verilen fetva üzerine ayaklandı. İranşah önce af diledi. Sonra kaçmaya çalıştı ise de, yakalanarak öldürüldü (1101). Bu olaylar ve şehzadeler arasındaki taht mücadeleleri, Kirman Selçuklu Devletini yıkılma noktasına getirmişti. Ancak, bu sırada tahta çıkan Kirmanşah'ın oğlu birinci Arslanşah, Sultan Sencer'in hakimiyetini tanıdı. Saltanatta bulunduğu 1101-1142 yılları arasında, Kirman Selçukluları, parlak bir dönem yaşadı. Fars bölgesini hakimiyeti altına aldı. İmar faaliyetleri arttı. Arslanşah, 1142'de isyan eden oğlu Muhammed tarafından tahttan indirildi.
Muhammed (1142-1156) ve ondan sonra tahta çıkan Tuğrulşah (1156-1170) dönemlerinde, saltanat mücadeleleri ve iç karışıklıklar sonucu, devlet zayıflamaya başladı. Önce Irak Selçukluları'nın hakimiyeti altına giren devlet, 1180 yılından itibaren Oğuzların saldırılarına maruz kaldı. Bilhassa Tuğrulşah'ın oğulları İkinci Arslanşah, Behramşah ve İkinci Tuğrulşah arasında çıkan saltanat mücadelesinden faydalanan Oğuzlar, Kirman'a üst üste akınlar düzenlediler. 1186 senesinde, Kirman'a giren Oğuz Beyi Melik Dinar, İkinci Muhammedşah'ın Irak'a gitmesinden de istifade ederek, Kirman Selçuklu Devletine son verdi.
Kirman Selçuklularının başında bir melik bulunmakta idi. Melikten sonra atabeg gelirdi. Atabeg, vilayetleri idare ile görevlendirilen, henüz küçük yaşta olan şehzadelere hoca sıfatıyla tayin ediliyor ve onların devlet işlerinde yetişmelerini sağlıyordu. Saray teşkilâtı, Büyük Selçuklulardaki gibiydi. Sarayda; Üstâd-üd-Dâr, Silâhdârlık, Ahurdarlık, emîr-i câmehane, Hansâlârlık, Candârlık, Bâzdârlık, Nedîmlik, serhengler, Saray muallimliği, Mutripler, Sâkîler ve Hademeler bulunurdu.
Devlet teşkilâtı da, Büyük Selçuklu Devletininki gibiydi. Devlet işleri Dîvân-ı Âlâ'da görüşülüp, karâra bağlanırdı. Bundan başka Büyük Dîvân, İnşâ Dîvânı, İstifâ Dîvânı, İşrâf Dîvânı, Dîvân-ı Arz, Berîd Dîvânı adını taşıyan çeşitli devlet işlerinin görüldüğü kuruluşlar da vardı.
Kirman ordusu, çeşitli unsurlardan meydana gelirdi. Ordunun çekirdeğini çeşitli boylardan toplanmış Türklerin teşkil ettiği boy birlikleri meydana getiriyordu. Gulâmlar, (kölelikten yetiştirilenler), ordunun ikinci büyük kısmını meydana getiriyordu. Her sultanın, şehzade, atabeg, emir, sivil ve askerî devlet erkânının kendilerine bağlı gulâmları vardı. Bunlar sahipleri tarafından yetiştirilirlerdi.
Kirman Selçuklu melikleri, kültür ve imar faaliyetlerine çok önem vermişler, halkın kültür seviyesinin yükselmesi için büyük gayret göstermişlerdi. Melikler ve devlet adamları bir çok âlim, şâir ve ilim adamını himaye etmişlerdir. Efdaleddîn Ebû Hamid Ahmed, Ezrâkî, Burhânî, Ebü'l-Hüseyn Kutbulevliyâ, Şeyh Cemâleddîn Ahmed, İmâm Ebû Abdullah Muhammed, İsmâil bin Ahmed Nişâbûrî, Şeyh Burhâneddîn Ebû Nasr Ahmed, Kâdı Ebü'l-Âlâ Ali Semânî, Kirman Selçukluları zamanında yetişen belli başlı âlimlerdendir.
Kirman Selçuklularında imar faaliyetleri, Kavurd zamanında başladı. Kavurd, önce Sistan ve Derre yolu üzerine bir derbend inşa ettirdi ve Derre'ye bir han ile hamam yaptırdı. Melik Kavurd'un ölümünden sonra imar faaliyetleri bir süre durdu ise de Birinci Turanşah devrinde yeniden başladı. Önce kendisi için bir saray ve köşk, bu sarayın güney kısmında Ulu Cami ve birbirine bitişik olmak üzere medrese, hankâh, bîmâristân, hamam ve ribat gibi hayır kurumları yaptırdı. Birinci Arslanşah da, babası gibi, imar faaliyetlerine devam ederek, Berdesir, Bem ve Ciruft şehirlerinde medrese, ribât ve mescitler yaptırdı. Onun yaptırdığı en önemli eser, Mescid-i Melik'deki kütüphanedir. Bu kütüphanede fen ilimleri ile ilgili beş bin kitap vardı. Kirman Selçukluları da, onların atabegleri de imar faaliyetlerinde bulundular. Kirman'da bugün var olan ve Selçuklu devrinde yapıldığı anlaşılan, fakat kimin yaptırdığı bilinmeyen birçok sanat eseri bulunmaktadır.
Kirman Selçukluları Melikleri / Tahta Geçiş Tarihi:
Kavurd / 1048 Kirmanşah / 1073 Hüseyin / 1074 Sultanşah / 1074 Turanşah / 1085 İranşah / 1097 Arslanşah / 1101 Birinci Muhammed / 1142 Tuğrulşah / 1156 Behramşah / 1170 İkinci Arslanşah / 1170 Behramşah (İkinci defâ) / 1171 İkinci Arslanşah (İkinci defa) / 1172 Behramşah (Üçüncü defâ) / 1175 İkinci Muhammedşah / 1175 İkinci Arslanşah (Üçüncü defâ) / 1175 İkinci Turanşah / 1177 İkinci Muhammedşah (İkinci defâ) / 1183 Oğuz işgâli /1186 _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 9:59 am Mesaj konusu: Umman'ın Fethi |
|
|
Umman'ın Fethi
Melik Kavurd, Kirmân'a hâkim olduğu sırada, Arabistan yarımadasının doğu ucu Umân Büveyhîlerin hâkimiyeti altında bulunuyordu. Kavurd daha sonra dikkatini Umân'a çevirdi. Hürmüz emîrinden sağladığı gemilerle Umân sahillerine doğru yelken açtı. Böylece Kavurd, idaresi altındaki gemilerle, Selçuklu tarihinde ilk deniz aşırı seferini gerçekleştirdi. Neticede Kavurd, Umân'a da hâkim oldu. Umân'dan sonra Kirmân'ın batısında ve komşu eyalet olan Fârs üzerine yürüdü ve ele geçirdi. (1062)
Büyük Selçuklularla Mücadeleler
Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in ölümü (4 Eylül 1063) üzerine ortaya çıkan taht mücâdelelerine Kavurd da katılmak ve amcasının yerine sultan olmak istemişti. Ancak kardeşi Alp Arslan'ın Selçuklu tahtına çıktığını haber aldığı zaman, Isfahan'dan geri dönmüş ve onun sultanlığını tanımıştı. Fakat Fârsın eski hakimi Fazlûye Sultan Alp Arslan'dan yardım istedi. Sultan Alp Arslan önce yardım gönderdiği gibi, daha sonra bizzat Fârs'a yürüdü ve bu bölgeyi Kavurd'dan alarak Fazlûye'ye iâde etti. Sultan Alp Arslan'ın Fârs'ı Fazlûye'ye iâde etmesinde, Melik Kavurd'un daha fazla kuvvetlenmesini ve hâkimiyet sahasının genişlemesini istememesi rol oynamış olabilir.
Bir süre sonra Kavurd, vezîrinin teşvîki ile, Sultan Alp Arslan'a isyan etti. Sultan bu durumu öğrendiği zaman, derhal Kirmân üzerine yürüdü (Haziran-Temmuz 1067). Öncü kuvvetleri arasındaki savaşı kaybeden Kavurd kaçmayı tercih etti. Neticede Alp Arslan kardeşini affederek Fârs bölgesine gitti. Affedilmesinden iki yıl geçmeden Melik Kavurd'un eski düşmanı olan Fazlûye ile birleşerek, Sultan Alp Arslan'a isyan ettiğini görüyoruz. Sultan, Fazlûye ile uğraşmak görevini Vezîr Nizâm ül-Mülk'e verirken, kendisi de Kirmân'a gitmişti. Nizâm ül-Mülk, Fazlûye'yi esir almağa muvaffak oldu. Alp Arslan ise kendi ordusu içinde Kavurd'u destekleyen bir grup olduğunu anlayınca, Kirmân'ı terk etmek zorunda kalmıştı (1069).
Sultan Alp Arslan ölmeden önce yaptığı vasiyet ile yine de kardeşi Kavurd'u düşünmüş, Fârs ve Kirmân bölgelerinin idaresini ona bırakmıştı. Alp Arslan'ın ölümünden (1072) sonra, oğlu Melikşâh Büyük Selçuklu sultanı ilân edilmişti. Diğer taraftan Kavurd da Büyük Selçuklu Devleti tahtını ele geçirmek istiyordu, bu maksadla da harekete geçti. Neticede savaşı Melikşâh kazandı. Melik Kavurd önce kaçtı ise de, sonra yakalanarak esir edildi ve yayının kirişi ile boğularak öldürüldü (1073).
Fetret Devri ve Son
Melik Tuğrul Şâh'ın ölümünün yarattığı kargaşalık sırasında, Atabeg Reyhân'ın yardımı ile, üçüncü oğlu Behrâm Şâh Kirmân Selçukluları tahtına oturdu. Bu durum Kirmân Selçukluları Devleti'nde bir fetret devrinin doğmasına yol açtı. Tuğrul Şâh'ın oğulları arasında başlayan mücadele Kirmân Selçuklu Devleti'nin yıkılmasında rol oynayan önemli bir etkendi.
Devletin yönetimi atabeglerin eline geçmişti. Atabeg olmak isteyen emîrler de aralarında mücadele ediyorlardı. Taht kavgaları sırasında gulamlar da bir melikten öbür melikin yanına kaçarak mücadeleyi kızıştırmaktaydılar. Ayrıca ticârî önemi olan şehirler de yağmalanıyor ve Kirmân'ın iktisâdî durumu gittikçe kötüleşiyordu.
Bu karışık dönemde Horasan'dan Kirmân'a gelen Oğuzlar, Kirmân Selçuklu Devleti'nin zayıf ve istikrarsız idaresinden yararlanarak bu bölgeye hâkim olmasını bildilir.
Oğuz beylerinden Dînâr yavaş yavaş Kirmân'ın önemli şehirlerine hâkim olmağa başladı.
Kirmân Selçukluları emîr ve devlet adamları yaklaşan tehlikeyi sezmişler ve korkuya kapılarak bir an önce Kirmân'dan ayrılmağa başlamışlardı. Melik Dînâr ise başkent Berdesîr'i 1187 Eylül'ünde ele geçirerek Kirmân Selçukluları Devleti'ni ortadan kaldırdı. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:01 am Mesaj konusu: Pasinler Savaşı |
|
|
Pasinler Savaşı
Bizans ve Gürcü kuvvetleri Pasinler çevresinde akınlarda bulunan Musa Yabgu'nun oğlu Hasan Bey komutasındaki Selçuklu birliklerini pusuya düşürdüler. Zap Suyu yöresindeki savaşta Hasan şehit oldu. (1047/8 ). Tuğrul Bey bu duruma çok üzüldü. Hasan'ın intikamını almak için İbrahim Yınal ve Kutalmış'ı görevlendirdi. İki komutan Erzurum'a doğru ilerlediler. Bizans, Gürcü ve Ermeniler'den oluşan düşmanı Pasinler Ovası'nda karşılayan Selçuklular büyük bir zafer kazandılar (1048 ). Gürcü Kralı Liparit esir alındı.Pasinler Savaşı düzenli Selçuklu ordularının Anadolu'da kazandığı ilk büyük savaş olması sebebiyle önemlidir. Daha önceki devrede mücadele vur kaç taktiği güden Türkmenler tarafından gerçekleştirilirken, bu savaşta Selçuklu hanedanına mensup kişilerin komutasındaki ordu kullanılmıştır. Nitekim Bizans yenilgiyi kabul ederek Selçuklu devletiyle barış anlaşması yapar. Bu barışa göre Bizans imparatoru, IX. yüzyılda yapılan ancak sonra yıkılan İstanbul'daki camiyi tamir etmeyi ve burada Tuğrul Bey adına hutbe okutmayı kabul eder. Ancak vergi vermeyi reddeder.Tuğrul Bey'in Anadolu Seferi: Vergi ödemeyi reddeden imparatorun Doğu Anadolu'ya ordu sevk etmesi üzerine Tuğrul Bey bizzat sefere çıkar (1054). Erciş, Bayburt, Kemah ve Erzincan ele geçirilir.
Malazgirt'i kuşatan Tuğrul Bey, kışın yaklaşması üzerine ordusunu geri çekerek, Rey‘e döner. Bu seferden sonra Anadolu'nun fethi için Çağrı Bey'in oğlu Yakutî görevlendirilir (1057). Yakutî Yakutî Sivas'ı alır ve Kayseri'ye kadar ilerler. Öte yandan Kars ve Ani kuşatılır. Dinar Bey'e bağlı birlikler de Malatya civarına inerler. Bu akınlar Alp Arslan zamanına kadar devam etmiştir. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:02 am Mesaj konusu: Bağdat Seferi |
|
|
Bağdat Seferi
Dandanakan Zaferi'nden hemen sonra 24 Mayıs 1040'ta Selçukluların ileri gelenleri (Hanları, Subaşıları, Beyleri vs.) cuma namazını kıldıktan sonra yaptıkları toplantıda Tuğrul Bey'i Sultan olarak ilân ettiler.
Tuğrul Bey; akıllı, cesur, ılımlı, şefkatli ve adaletli bir sultandı. Onu halkı kadar diğer Müslüman devletler de sayıyorlardı. Sultanlığa getirildiğinden beri o da doğu ülkelerini zaptetmek, Müslüman olduğu için İslâm âlemini yüceltmek istiyordu.
Bağdat'ta bulunan Halife Kaim bi Emrillah tarafindan ülkesine davet edildi. Böylece isteklerine zamanında kavuşma fırsatı doğmuş oluyordu. Tuğrul Bey, yıldırım hızı ile İran'ı, Azerbeycan'ı, Harzem'i topraklarına kattıktan sonra başkent Rey şehrinden ayrıldı. Irak'taki Abbasîlerin topraklarına girdi.
Büveyh oğullarının Abbasîlere yapmış oldukları zulümlerin hesabını sormak ve gereken dersi vermek istiyordu. Müslüman Abbasî devletinin yıkılmasını istemeyen Tuğrul Bey, 1055 tarihinde hacca gitmek istediğini, bu yüzden geçeceği yolları emniyette bulunduracağını bildirerek Bağdat'a hareket etti. Tuğrul Bey'in Bağdat'a doğru ilerlediği duyulunca halk büyük bir heyecana kapıldı.
Büveyh oğullarının hizmetine girmiş olan Arslan Besasiri adındaki komutan, korkusundan Mısır'daki Fatimiler'den yardım istedi. Bağdat korku ve dehşet içinde çalkalanıyordu. Komutan Besasiri, şehirde karışıklıklar çıkarmış, halkı heyecana vermişti. Tuğrul Bey Bağdat şehrine girmeden önce Halife Kâim bi Emriliaha mektup göndererek hatırını sormuş, yakında kendisini ziyaret edeceğini bildirmişti. Tuğrul Bey Bağdat'a yaklaştıkça yer yerinden oynuyordu.
Tuğrul Bey daha Bağdat şehrine girmeden önce 15 Aralık 1055 tarihinde cuma günü halife hutbede Selçuklu Sultanının adını okuttu. Böylece İslâm âlemi, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in himayesine gireceğini ilân etmiş oluyordu.
Tuğrul Bey 25 Aralık 1055'te, ordusunun başında Bağdat'a girerken emsali görülmemiş bir şekilde karşılama töreni düzenlenmişti. Bağdat'ın Müslüman halkı coşku içinde âdeta bayram yapıyordu. Herkes Tuğrul Bey'i görmek için sokaklara dökülmüştü. Halkın heyecanı doruk noktasına varmıştı. Tuğrul Bey'in Bağdat'a girişi Abbasîlerin bayramı olmuştu. Şehrin kapılarında karşılanan Selçuklu Ordusu'nun başındaki ünlü Sultan Tuğrul Bey, Halifeye doğru ilerledi. Elini öptü. İslâm âleminin Halifesi de onu sevgi ve saygı içinde karşıladı. Tuğrul Bey'e hil'ât (şeref elbisesi) giydirerek "Doğunun ve batının sultanı Büyük Sultan, en büyük Sultan" unvanını verdi.
Tuğrul Bey, Bağdat'ı kılıçla mızrakla değil, gönül sevgisi ile fethetti. Arslan Besasiri yakalanarak hapsedildi. Bağdat, Büveyhîler'den temizlendi. Büveyh oğullarının son emiri olan Melik-el Rahim'i de tutuklatıp hapsettirdi. Bu olaylar karşısında Fatımî Devleti, korkusundan sesini bile çıkaramadı. Tuğrul Bey Irak, İran, Azerbeycan'dan Harezm'e kadar olan topraklarda egemenliğini perçinlemiş oldu. Ayrıca kardeşi Çağrı Bey'in kızı Hatice Arslan Hatun ile Halife dört ay sonra evlendiler. Böylece Abbasilerle Selçuklular arasında akrabalık bağı kurulmuş oldu.
Ne var ki, Fatımî Ordusu'nun hapse atılmış komutanı Arslan Besasiri hapisten kaçarak Şiîleri isyana sürüklemişti. Selçuklular İbrahim Yinal'in ayaklanması ile uğraşırken 1058 tarihinde Besasiri Şiî kuvvetleriyle Bağdat'a girmeyi başardı. Hutbede Fatımi hükümdarının adını okutturdu. Buna çok içerlemiş olan Tuğrul Bey, İbrahim Yinal ayaklanmasını ortadan kaldırır kaldırmaz yeniden Bağdat üzerine yöneldi.
Tuğrul Bey'in geldiğini haber alır almaz Arslan Besasiri Bağdat'tan kaçtı. Ancak Şam yakınlarında ele geçirilerek öldürüldü. Bir yıl sonra 1059'da Bağdat yeniden kurtarıldı, çıkartılan isyanlar bastırıldı. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:03 am Mesaj konusu: Irak Selçukluları |
|
|
Irak Selçukluları
Irak Selçukluları Selçuklu topraklarının batı kısmında kurulan hanedan. Sultan Muhammed Tapar'ın 1118 senesinde vefatıyla meydana gelen iç hadiseler neticesinde, Sencer ile Mahmud arasında 11 Ağustos 1119 tarihinde yapılan Sâve Savaşından sonra, Büyük Selçuklu Devleti'nin başına Sencer geçti. Sultan Sencer, yeğeni Mahmud bin Muhammed'e ise Hemedan, Kirmanşah ve İsfahan dahil olmak üzere Batı İran ile Irak topraklarının idaresini verdi. Böylece, Irak Selçukluları Devleti kuruldu.
Sultan Mahmud'un zamanında en tehlikeli bölge, kuzeybatı, yani Erran ve Kafkasya'ydı. Bu bölgede, Dördüncü David idaresindeki Gürcüler faaliyet gösteriyorlardı. Gürcülerin, Tiflis'i ele geçirmelerine karşılık Sultan Mahmud bir sefer düzenledi ise de başarı sağlayamadı. Büyük Selçuklu Sultanı Sencer'e tâbi olarak saltanat süren Mahmud, 1181 senesinde, henüz 27 yaşındayken vefat etti.
Sultan Mahmud'un ölümü üzerine, Hemedan'da bulunan genç yaştaki oğlu Davud, sultan ilan edildi. Davud'un sultanlığı Cibâl ve Âzerbaycan'da tanınırken, amcası Mesud da Irak'ta hükümdarlığını ilan etti. Bunların arasındaki taht mücadelesinin kızışması üzerine, Sultan Sencer, Irak Selçuklu Devletindeki karışıklıklara son vermek için bir sefer düzenledi. Dinever yakınlarında yapılan savaşı, Irak Selçukluları kaybetti. Mesud, kaçtı. Sencer, yeğeni Tuğrul'u Irak Selçuklu tahtına oturttu ve vezirliğe de Ebü'l-Kasım Dergüzini'yi tayin etti.
Sultan Tuğrul tahta geçtikten sonra, Fars Hakimi Emir Mengübars, bir mektup yollayarak Şehzade Alparslan'ı yanına göndermesi hâlinde, itaate hazır olduğunu bildirdi. Sultan, oğlu Alparslan'ı Fars'a yolladı ve Emir Mengübars'a atabeg unvanı verdi. Böylece çıkacak bir karışıklığı önlemiş oldu.
Sultan Tuğrul'un saltanatına ilk itiraz Davud'dan geldi. Sultan Mahmud'un oğlu Davud, topladığı orduyla Tuğrul üzerine yürüdü. Ancak Hemedan önlerinde yapılan savaşı kaybetti. Bağdat'a kaçtı. Bu durumu öğrenen Mesud da Bağdat'a geldi. Mesud, Davud ile Halife, Sultan Tuğrul'a karşı bir ittifak kurdular. Halife, Mesûd'u sultan ilan etti. Mesud'un hazırladığı müttefik ordu, 1133 senesi Mayıs ayında Hemedan civarında yapılan muharebede Tuğrul'a karşı bir zafer kazandı. Mağlub olan Sultan, önce Rey'e, oradan da İsfahan'a gitmek mecburiyetinde kaldı.Sultan Mesud'un takibi üzerine Fars eyaletine çekildi. Adamlarının karşı tarafa geçmesi üzerine Sultan Tuğrul, kardeşinin eline esir düşmemek için tekrar Rey şehrine döndü. Bu sırada başarısızlıklarına sebep olarak gördüğü veziri Ebü'-Kasım Dergüzini'yi öldürttü. Tuğrul, Rey şehri yakınlarında, Mesud ile tekrar savaştı ve yenilerek Taberistan'da hüküm süren Bâvendiler'e sığındı. Daha sonra Davud'un Âzerbaycan'da, Mesud'a karşı isyan etmesi üzerine, Sultan Tuğrul bir ordu toplayarak Mesud'a karşı bir sefer düzenledi. İki ordu, Kazvin yakınlarında karşılaştı. Ordusundaki bazı komutanların Tuğrul'un tarafına geçmesi yüzünden Mesud, 1134 yılında yapılan bu muharebeyi kaybetti ve Bağdat'a kaçtı. Bu galibiyet üzerine Sultan Tuğrul, sağlam bir şekilde Hemedan'a, Irak Selçuklu tahtına oturdu. Fakat kısa bir süre sonra 1134 senesi Ekim ayında hastalanarak öldü.
Mesud, Sultan Tuğrul'un ölüm haberini aldığı zaman, derhal Hemedan'a giderek Irak Selçuklu tahtına oturdu. Sultan Mesud'un ilk işi, yeğeni Davud'un isyanını önlemek oldu. Bu maksatla, kızını Davud ile evlendirdi ve veliaht tayin etti.
Sultan Mesud'un saltanatı, isyan eden emirlerle mücadele içerisinde geçti. İmâdeddin Zengî, Atabeg Mengübars ve Emir Bozala'nın kuvvetleriyle defalarca yapılan savaşlar, Irak Selçuklu Devletini yıprattı. Bu mücadeleler sırasında, Veliahd Davud da, 1143 senesinde Tebriz'de Bâtınîler tarafından öldürüldü. Uzun süren mücadeleler sonunda, iç karışıklıkları tamamen ortadan kaldıran Mesud, çok yaşamadı, hastalanarak 1152 yılında Hemedan'da öldü.
Sultan Mesud'un ölümü üzerine, Melikşah bin Mahmud, Emir Has beg tarafından sultan ilan edildi. Fakat onun hükümdarlık için yetersiz olduğunu gören Emirler, kardeşi Mehmed'i Huzistan'dan getirterek Irak Selçuklu tahtına oturttular. Sultan Mehmed'in tahta geçtikten sonra ilk işi, tahta geçmesini sağlayan Has Begi öldürmek oldu. Daha sonra, Selçuklu otoritesini Irak'ta yeniden canlandırmaya çalıştı. Irak'ta bulunan Türk unsurlarına karşı cephe alan Abbasî Halifesi Müktefi ile arası açıldı. Musul Hakimi Mevdûd'un yardımıyla Halife'nin ordusunu mağlup etti ve Bağdat'ı kuşattı. Kuşatma uzun sürdü. Bu sırada Halife'nin kışkırtmasıyla Şehzade Melikşah bin Mahmud ve Atabeg İldeniz, 1157 yılında Cibal bölgesinde harekete geçerek Hemedan'ı zaptettiler. Bu durumu öğrenen Sultan Mehmed, kuşatmayı kaldırarak Hemedan üzerine yürüdü. Atabeg İldeniz, Âzerbaycan'a geri döndüğü için, askerî kuvvetten mahrum kalan Melikşah da Hemedan'ı terk etti. Sultan Mehmed, onların taraftarlarını Rey ve İsfahan bölgesinden temizledi. Bir süre sonra hastalandı ve 1159 senesinde Hemedan'da öldü.
Sultan Mehmed'in ölümünden sonra, yerine kimin geçeceği konusunda Selçuklu emîrleri tam bir anlaşmazlığa düştüler. Bir süre sonra Musul'da hapiste bulunan Muhammed Tapar'ın oğlu ve Sultan Mehmed'in amcası Süleyman Şah serbest bırakılınca, Hemedan'a gelerek Irak Selçuklu tahtına oturdu. Arslan-Şah'ı kendisine veliaht tayin etti. Süleyman Şahın devlet işlerinde yetersiz kalması, emirlerin desteğini kaybetmesine sebep oldu. Başlarında Gürd-bâzû'nun bulunduğu emîrler, Arslan-Şahı sultan yapmak için İldeniz'i davet ettiler. Gürd-bâzû, Süleyman Şahı yakalayıp hapsetti ve bir süre sonra, 1161 yılında, öldürdü.
Arslan Şah, Atabeg İldeniz ile beraber Hemedan'a giderek tahta oturdu. Şemseddin İldeniz, Sultanın atabegi olarak idareyi tamamen ele geçirdi. İldeniz'in devlet işindeki kuvvet ve kudretini çekemeyen bazı emîrler, hanedan mensuplarıyla anlaşarak karşı çıktılar. Neticede Arslan Şah (1161-1176) ve onun yerine geçen İkinci Tuğrul (1176-1194) dönemleri, saltanat kavgaları ile geçti. Bu şekilde zayıflayan devlet, 1193 senesinde Harezmşahlar tarafından tehdit edilmeye başlandı.
Harezmşah Sultanı Tekiş, Irak'ı ele geçirmek istiyordu. Sultan Tuğrul bu tehlikeyi önlemek için Rey'e gitti. Neticede iki taraf arasında barış yapıldı. Yapılan antlaşmaya göre, Rey, Sultan Tekiş'e bırakıldı. Bu antlaşmadan bir süre sonra 1193 senesinde doğuya sefer düzenleyen Sultan Tuğrul, Rey şehrini ele geçirdi ve buradaki Harezmlilerin bir kısmını öldürdü. Ertesi sene Kutlug İnanç, Sultan Tekiş'ten aldığı yardım ile birlikte Rey üzerine yürüdü. Sultan Tuğrul, kumandanlarının tavsiyelerine rağmen çekilmeyi kabul etmedi. Barış görüşmeleri neticesiz kaldı. Nihayet Sultan Tuğrul, Rey şehri önünde, 1194 yılında yapılan muharebede yenildi ve Kutlug İnanç tarafından öldürüldü. Onun ölümü ile Irak Selçukluları Devleti tarihe karıştı.
Irak Selçuklularının devlet teşkilatı, mahiyet itibariyle Büyük Selçukluların bir kopyasıydı. Yalnız devletin başında Sultân-ül-Muazzam lakabı ile bulunan sultan, Büyük Selçuklu Sultanına tâbiydi. Bu durum, Büyük Selçuklu Devletinin 1157 senesinde yıkılışına kadar devam etti. Bu tarihten itibaren Irak Selçuklu sultanları, bağımsız birer sultan hâline geldiler.
Irak Selçuklularında, hükümet işleri Büyük Dîvân tarafından yürütülmekteydi. Bu dîvâna ise, malî işlere bakan Dîvân-ı Istıfâ, mali ve idarî işlerin kontrolünü yapan Dîvân-ı İşrâf, yazışma işlerini yürüten Divân-ı Arız gibi dîvânlar bağlıydı. Irak Selçuklu ordusu da, Büyük Selçuklu gibi üç kısımdı. Ordunun esasını sipahiler meydana getirmekteydi. Bunun yanında, merkeze bağlı atabeglikler ile eyaletlerde de asker beslenmekteydi.
Devletin hakim olduğu topraklar üzerindeki en önemli yerleşme merkezleri; Hemedan, İsfahan, Musul, Samarra, Erbil ve Halep gibi şehirlerdi. bu merkezlerin bir kısmı doğrudan doğruya merkeze bağlı, bir kısmı ise, tâbi atabeglerin idaresi altında bulunuyordu. Her biri ticaret merkezi olan bu şehirlerde, dokumacılık ve el sanatlarının yanısıra ziraat da çok gelişmişti. Kuzey Irak bölgesi coğrafî bakımdan dağlık ve yaylalık bir yapıya sahipti. Bu yüzden, bu bölgede hayvancılık ve deri sanayii gelişmişti.
Irak'ta iktisadî hayatın gelişmesi, içtimaî hayatın da yükselmesini sağladı. Ahmed bin Münir, El-Kaysarânî, Müslim bin el-Hıdır gibi şairlerin yanısıra El-Azîmî ve İbn-ül-Esîr gibi tarihçiler de bu devirde yetişmiştir _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:04 am Mesaj konusu: Sultan Mahmut Dönemi |
|
|
Sultan Mahmut Dönemi
Sencer ile Mahmûd arasındaki taht mücadelesinin neticesi olarak yapılan Sâve savaşından (11 Ağustos 1119) sonra; Büyük Selçuklu Devleti'nin başına Sencer geçmiş, yeğeni Mahmûd b. Muhammed'e ise devletin batı ülkelerini bırakmıştı. Bu suretle Selçuklu hanedanının yeni bir kolu, Irak Selçukluları Devleti meydana çıkmış oldu.
Mahmûd, sultan olduğu zaman henüz 13-14 yaşında bulunuyordu. Metbuu ve amcası Sencer'le zamanın hükümdarlık anlayışı dahilinde nasıl görüşmesi gerektiği vezir ve kumandanları tarafından en ince ayrıntısına kadar öğretilmiştir.
Mahmud'un amcası Sencer'le görüşme şeklini kararlaştırmak üzere toplanmış olan veziri ve kumandanları, şu karara varmışlardır: Önce prensip olarak kabul edilen nokta, Mahmud'un, hükümdarlık sembolü olan hareketlerden sakınması ve bu suretle hükmü altında bulunduğunun Sencer'e gösterilmesidir. Bu umumî prensip kararı gereğince, Sultan Sencer'i karşılamağa çıkınca, Mahmud amcasının yedek atına binecektir. Kendisinin saltanat alâmeti olan kırmızı rengi terk, Sencer'ın alâmeti olan beyaz-siyah rengi kabul edecektir. Suntan Sencer'in yanında kaldığı müddetçe, Mahmud adına növbet çalınmıyacaktır. Amcasının huzuruna girince, yer öpecektir. Huzura kabul edilince, oturmıyarak ayakta duracaktır. Kabul merasiminin yapıldığı yerden, Sencer'ın çadırına kadar onun atının özengisi yanında yaya olarak yürüyecektir. Ayrı bir çadırda ikamet etmiyecek, amcasının çadırının yanında kurulacak bir çadırda, onun evlâd ve haremi gibi yaşayacaktır. Amcasının "zail olmuş bulunan rıza ve merhametini" tekrar celbetmek için, bu tarzda amcasının nezdinde yirmi gün kalacaktır.
Kardeşi Mes'ûd ise, Musul, el-Cezîre ve Azerbaycan meliki olup, Ay-Aba Cüyûş (Çavuş) Bey de atabegi idi. Ay-Aba Cüyûş Bey mahallî Türkmen birliklerinin desteğini sağlayarak efendisini hükümdar ilân etmek düşüncesinde idi. Nihayet 1120'de Mes'ûd ile Cüyûş Bey isyân ettiler. Fakat Mahmûd'un kumandanı Aksungur Borsukî onları Esedâbâd civarında bozguna uğrattı. Henüz küçük bir çocuk olan Mes'ûd özür dileyip af dilerken, Cüyûş Bey'e de dokunulmadı.
Mahmûd'un sultanlığı sırasında en tehlikeli bölge kuzey-batı yani Errân ve Kafkasya idi. Bu bölgede IV. David idaresindeki Gürcüler faaliyet hâlinde idiler. IV. David aynı zamanda Kıpçak Türklerini de ordusuna almıştı. Sultan Mahmûd bir Selçuklu ordusunu Gürcüler üzerine gönderdi. Ancak bu Selçuklu ordusu Gürcüler karşısında bozguna uğrayarak geri çekildi. Gürcüler Tiflis'e girdiler (1121). Sultan Mahmûd bu kötü durum üzerine bizzât sefere çıkmak zorunda kaldı (1123). Fakat Gürcülere karşı fazla bir başarı sağlayamadan geri döndü.
Bu sırada Halîfe Müsterşid siyâsî sahada kendini göstermeğe çalışıyor ve askerî kuvvetler teşkil ediyordu. Nihayet Mahmud halîfeye karşı harekete geçti ve Bağdad'a gelerek Müsterşid'i bu şehrin doğu kısmında kuşattı. Daha sonra halîfeyi mağlûp ve barış yapmağa mecbur etti (1126). Mahmud 1131'de yirmiyedi yaşında öldü. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:05 am Mesaj konusu: Davut Bey İsyanı |
|
|
Davut Bey İsyanı
Sultan Mahmûd öldüğü zaman, Hemedân'de genç yaştaki oğlu Dâvud sultan ilân edildi. Dâvud'un hükümdarlığı Cibâl ve Azerbaycan'da tanınırken, Mes'ûd da Irak'da sultanlığını ilân ediyordu. Bu ikisi arasındaki taht mücâdelesine Atabeg Karaca-Sâkî'nin teşviki ile Fârs ve Huzistân melîki Selçuk-şâh da katılıyordu. Mes'ûd, Halîfe Müsterşid'e hutbenin kendi adına okunması için mürâcaatta bulunmuş, fakat halîfe Bağdad'da hutbenin kimin adına okunması için karar vermek yetkisinin Sultan Sencer'e ait olduğunu bildirmişti.
Sultan Sencer'in Irak Selçuklu Devleti'ndeki bu karışık duruma son vermek için Rey şehrine geldiğinin Bağdad'da duyulması, Mes'ûd'un Halîfe Müsterşid, Selçuk-şâh ve Karaca Sâkî'ye ittifâk teklif etmesine yol açmıştı. Bu anlaşmaya göre: Mes'ûd sultan, Selçuk-şâh da veliaht olacak, halîfe de Irak'ı vekîli vasıtasıyla idâre edecekti. Sultan Sencer ise Irak Selçuklu tahtına yeğeni Tuğrul'u çıkarmağa karar vermiş ve Hemedân'a gelmişti. Neticede iki taraf orduları Dinever yakınlarında karşılaştılar. Tuğrul bu savaşta Sencer'in ordusunun sağ kanadına kumanda ediyordu. Sultan Sencer savaşı kazandı (26 Mayıs 1132). Melik Mes'ûd kaçmayı tercih ederken, esir düşen Karaca Sâkî, Sultan Sencer tarafından öldürüldü. Sultan Sencer, Tuğrul'u Irak Selçukluları tahtına oturttuktan sonra Karahanlıların bir isyânı üzerine, Mâverâünnehr'e gitti.
II. Tuğrul'un sultanlığına ilk itiraz eden yeğeni Dâvud olmuştu. Dâvud topladığı orduyla Hemedân önüne geldi ve bu şehir civarında yapılan savaşı Tuğrul kazandı. Dâvud ise Bağdad'a gitti. Burada Mes'ûd, Dâvud ve Halîfe Müsterşid arasında Tuğrul'a karşı bir ittifak meydana getirildi. Halîfe Mes'ûd'u hükümdar ilân etti. Mes'ûd idaresindeki müttefik kuvvetler Hemedân civarındaki savaşta II. Tuğrul'a karşı bir zafer kazandı (1133) ve bu şehri ele geçirdi. Mağlûp olan sultan ise önce Rey'e sonra da Isfahan'a gitmek zorunda kaldı, fakat Mes'ûd'un takibi neticesi Fârs eyaletine doğru kaçtı, adamlarının karşı tarafa geçmesi üzerine, kardeşinin eline esir düşmekten korkarak tekrar Rey'e döndü. Tuğrul, Rey şehrine girmeden önce, Mes'ûd ile bir kere daha savaştı (Ağustos 1133). Tuğrul bu sefer Taberistân'da hüküm süren Bâvendîler'den Alâ ed-Devle Ali b. Şehriyâr'a sığınmış ve 1133 kışını bu şahsın yanında geçirmişti.
Daha sonra Dâvud'un Azerbaycan'da Mes'ûd'a karşı isyan etmesi, II. Tuğrul'a ordu toplamak için yeni bir fırsat yaratmıştı. Kazvîn civarında Tuğrul ve Mes'ûd'un orduları ile tekrar karşılaştılar. Mes'ûd ordusundaki bazı emîrlerin Sultan II. Tuğrul'un tarafına geçmesiyle bu savaşı kaybetti (Temmuz 1134) ve Bağdad'a kaçtı. Bu galibiyetten sonra II. Tuğrul sağlam bir şekilde Hemedân'da Irak Selçukluları tahtına oturdu. Ancak, kısa bir süre sonra hastalanarak öldü (24 Ekim 1134). _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:06 am Mesaj konusu: Abbasilerle Mücadeleler |
|
|
Abbasilerle Mücadeleler
Sultan Muhammed Irak'da Selçuklu iktidârını yeniden canlandırmağa çalıştı. Buna mukabil halîfe ise, Irak'da bulunan Türk unsurlarını temizliyordu.
Süleymanşah, Büyük Selçuklu hükümdarı Sencer, Oğuzlara esir düştüğü zaman sultan ilân edilmiş, fakat Oğuzlar karşısında bir başarı sağlayamayarak Horasan'ı terk etmişti (1154). O, bir süre sonra yanında küçük bir kuvvet olduğu hâlde Bağdad'a geldi (1155).
Abbâsî halîfesi Muktefî ise, kendisini Selçukluların hâkimiyetinden kurtarmak istiyordu ve bu yolda da bazı başarılar elde etmişti. Halîfe Muktefî Süleymanşah'ı Muhammed'e karşı kullanmak için faydalı bir silâh olarak gördü ve sultan olarak adına hutbe okuttu. Ayrıca Melikşâh'ı veliaht yaparak kendi tarafına çekti ve bir ordu teşkil etti. Fakat Muhammed, Musul hâkimi Mevdûd'un yardımı ile halîfenin ordusunu mağlûp ve Süleymanşah'ı esir etti.
Sultan II. Muhammed, halîfenin rakibine yardım etmesine öfkelenmişti. Ayrıca ona karşı hareket için kendisini yeterli derecede kuvvetli hissediyordu. Bütün kuvvetleri ile Bağdad'ı kuşattı (1157). Kuşatma uzun sürdü, hem karada hem de Dicle nehri kenarında şiddetle savaşlar oldu. Bu sırada halîfenin tahrîkiyle Şehzâde Melikşâh, Arslan-şâh ve Atabeg İldeniz Cibâl bölgesinde karşı bir harekete geçerek Hemedân'ı zabtettiler (1157).
Sultan Muhammed bu haberi duyduğu zaman derhal Bağdad kuşatmasını kaldırırak Hemedân'a yürüdü. Ancak İldeniz Azerbaycan'a dönmüş, askerî kuvvetten mahrum kalan Melikşâh da Hemedân'ı terk etmişti. Sultan Muhammed onların taraftarlarını Rey ve Isfahan'dan temizlediyse de 1159 yılında Hemedân'da öldü.
Süleymanşah Sultan Muhammed öldükten sonra yerine kimin geçeceği konusunda Selçuklu emîrleri tam bir anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Melikşâh tahta sahip olabilmek için harekete geçti ve Huzistân'dan Isfahan'a geldi. Ancak onun Bağdad'a yürümesinden korkan Halîfe Muktefî'nin bir tertibi sonucu zehirletilerek öldürüldü (1160). _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 352 Konum: Isparta
|
Tarih: Prş May 01, 2008 10:08 am Mesaj konusu: Arslanşah Dönemi-Sultan II. Tuğrul Dönemi |
|
|
Arslanşah Dönemi
Arslan-şâh, Atabeg İldeniz ile birlikte, Hemedân'a geldi ve tahta oturtuldu. Şems ed-Dîn İldeniz sultanın atabegi olarak Irak Selçuklu Devleti'nin idaresini tamamen ele geçirdi. Halîfe Müstencid Bağdad'da Arslan-şâh adına hutbe okunması teklifini kabul etmedi.
Diğer taraftan İldeniz'in devlet içinde kuvvet ve kudretini çekemeyen başta Rey valisi İnanç olmak üzere bir kısım emîrler mücâdeleye karar verdiler ve aralarında anlaştılar. Bu emîrler Şîrâz'da bulunan Şehzâde Muhammed ile birleşerek Hemedân üzerine yüdüler. Atabeg İldeniz ve Emîr Gürd-bâzû kuvvetlerini topladıktan sonra yanlarına Sultan Arslan-şâh'ı alarak muhalifelere doğru ilerlediler. İki ordu Hemedân civarında karşılaştı. Savaş, Şehzâde Muhammed ve taraftarlarının yenilgisi ile sonuçlandı (1161).
| | |