BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

KUL HAKKI KIMIN HAKKI?

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İLMİHÂL ve FIKIH
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Yusuf yüzlü
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 05 Arl 2007
Mesajlar: 114
Konum: Isparta

MesajTarih: Sal Arl 11, 2007 4:10 pm    Mesaj konusu: KUL HAKKI KIMIN HAKKI? Alıntıyla Cevap Gönder

Rabbimiz, cem olmamizi, bir arada, bir olmamizi, dökülmüs kursun gibi birbirinde erimis olmamizi istiyor.
O, bizi yaratip yalniz basimiza birakmadi. Kendi kuytularimiza savrulmamizi istemedi. Bizi kardes ilan etti. Bir arada, yanyana , diz dize yasamamiz için. Ve mahser günü hep birlikte huzuruma çikacaksiniz dedi.

Müminler kardestir. Bunu inkâr Hakk'i inkârdir. Kabul edip, kardeslik hukukunu göz ardi etmek ise hem serre hizmet, hem bizleri kardes ilan edene büyük saygisizliktir.

Islâm bize kardeslik hukuku basta, bütün haklara uymayi hatirlatir. O kadar ki, son seslenisinde, Veda Hutbesi'nde, Hz . Peygamber s.a.v. Efendimiz, bugünkü halimizi görüyor gibi haklar konusunda bizi uyarir.

Bu din yalnizca ferdin Rabbiyle irtibatini degil, diger bütün yaradilmislarla irtibatini da önemser.

HAK VE SORUMLULUK ÇIZGISI

Ocak sayimizda Hak-Batil konusunu islerken söyle demistik: “Hak, Cenab-i Hakk'in gerek Kur'an, gerekse Efendimiz s.a.v. vasitasiyla bizi varligindan haberdar ettigi, bizi tesvik ettigi ve bize emrettigi her seydir.”

Ayni zemin üzerinde yürüyüsümüzü devam ettirecek olursak su temel gerçekle yüzyüze geliriz: Insanoglu açisindan var olus ile “mükellef” olus, birbirinden ayrilmaz iki hakikattir.

Insan akilli ve iradeli bir varlik olarak yaratilmis, bunun sonucu olarak da baska varliklarin yüklenmedigi “emanet”i (mükellefiyet) yüklenmeyi kabul etmistir. “Biz emaneti göklere, yere ve daglara teklif ettik; onlar onu yüklenmekten çekindi, korkuya düstü ve onu insan yüklendi.” ( Ahzab, 72)

Sorumluluklar: Yük mü, onur mu?

Bunun anlami sudur: Insan, kendisini var eden ilâhi kudretin kendisine teklif ettigi emaneti yüklenmeyi kabul etmekle, hayatini belli bir istikamet dogrultusunda yasamayi taahhüt etmis bir varliktir.

Burada hemen belirtelim ki, bu teklif, günümüzde “din”e sasi gözle bakan bazi çevrelerin algiladigi gibi, insani dar ve kati kaliplar içinde kalmaya mahkûm eden bir “yük” degil, insani diger varliklardan üstün kilan “degerler” toplamidir.

Insan bu taahhüdünü yerine getirdigi oranda kendi degerini artirmakta, seviyesini yükseltmektedir. Bundan kaçindigi zaman ise hem kendi degerini ve seviyesini yitirmekte, hem de buna bagli olarak bireysel ve sosyal bir yigin problemin kaynagi haline gelmektedir. Günümüzde “gelismis” denen toplumlarin yasadigi yiginla problem bu gerçegin en pratik isbatidir.

Insani insan yapan bu “ degerler”i iman, amel ve ahlâk olarak üç ana baslik altinda topluyoruz. Bu sayida üzerinde duracagimiz kul hakki, “amel” basligi altinda ele aldigimiz pek çok husustan biridir. Müslümanin , yaraticisina, çevresine ve kendisine karsi temel görevinin “ ihkak-i hak ve ibtal-i batil” (hakki ikame etmek ve batili ortadan kaldirmak) oldugunu düsündügümüzde, hakka riayetin ihmal edilmesi durumunda, dogrudan dogruya “ ibtal -i hak” olgusunun gündeme gelecegini kestirmek zor degildir. Bir hakkin iptali ise, onun yerine bir batilin ihkaki demek olacaktir. O halde ikame edilmesi gereken haklarin neler oldugunu kisaca görelim:

Allah'in hakki ve kulun hakki

Mümin için hayati anlamli kilan en önemli unsur süphesiz ki “iman”dir. Yani inanilmasi gereken hususlara gerektigi gibi inanmak. Bunun ardindan “amel”in geldigini biliyoruz. Amel kelimesi bir bakima riayet edilmesi gereken birtakim hukuklari anlatmaktadir. Islâm alimleri bu hukuklari dört baslik altinda toplamistir ki, hayatimiz boyunca yaptigimiz veya ihmal ettigimiz her türlü amel, iyi veya kötü bütün davranislarimiz, bu hukuklarin çerçevesi içindedir:

Hukukullah: Kelime anlami itibariyle Allah Tealâ'nin hukuku demektir. Hukukullah'i olusturan unsurlarin basinda, O'na layiki veçhile iman etmek ve küfürden/sirkten sakinmak gelir.

Burada “hukuk” kelimesiyle anlatilan hususlarin Allah Tealâ'ya izafe edilmesi, Yüce Yaratici'nin herhangi bir haktan istifade ettigi anlaminda degildir. Bu sahayi olusturan yükümlülükler sadece Allah Tealâ için yerine getirildigi içindir. Mesela içinde hiçbir sek-süphe gölgesi tasimayan iman yalniz O'nun içindir. Ayni sekilde namazi yalniz O'nun rizasi için kilar, hacca yalniz O'nun hosnutluguna ulasmak için gideriz. Kisacasi kendisine sirk kosmadan iman ve ibadet edilmeye hak sahibi olan yalniz Yüce Allah oldugu için, iman ve ibadetleri hukukullah olarak degerlendiriyoruz.

Her ne kadar oruç, zekât gibi bir takim ibadetlerin, “hukuku'l-ibad” ile ilgili boyutlari mevcut ise de, bunlari sadece bu sinifta görmemizi engelleyen önemli bir nokta vardir: Bu ibadetler yerine getirilmedigi zaman öncelikle Yüce Allah'a mahsus bir ibadeti aksatmis olmaktan dolayi günaha girme söz konusu olur.

Bir diger fark da sudur: Hukukullah sahasini olusturan ibadetlerin yerine getirilmesi konusunda ortaya çikacak herhangi bir ihmal veya kusur, samimi bir sekilde tevbe edildigi takdirde Yüce Allah tarafindan bagislanir. Hatta ayet ve hadislerden ögrendigimize göre, böyle bir kimse tevbesiz olarak ölmüs bulunsa dahi, Yüce Allah dilerse onu da bagislar. Ancak “hukuku'l-ibad” ile ilgili en küçük bir ihmal söz konusu oldugunda ortaya çikan vebalin bagislanmasi, hak sahibi olan kimsenin rizasinin ve helalliginin alinmasina baglidir.

Hukukullah'i olusturan sorumluluklar yerine getirildigi zaman, bunun ortaya çikaracagi olumlu sonuçlar sadece belli sahislara degil, bütün insanliga, hatta bütün varliklara yansir. Zira hukukullah sahasini olusturan ibadetler, insani kemale erdirme özelligine sahiptir. Kisi ibadetlerini hakkiyla eda ettigi sürece takvasi artacak, ahlâki güzellesecek ve ruhu olgunlasacaktir. Elbette böyle bir insanin bütün insanliga, hatta bütün varliklara verecegi pek çok sey olacaktir.

Hukuku'l-ibad: Hukuku'l-ibad (kul haklari) kategorisi ise, menfaati yalniz belli bir sahsa veya gruba mahsus olan hukuktan olusur. Diyetten dogan alacak, borcun geri alinmasi veya gasbedilen bir malin iadesi böyledir. Böyle durumlarda hakkin yerine getirilmesi yalnizca hak sahibine dönük bir menfaat saglar.

Bu söylediklerimiz, hukuku'l-ibad sinifina giren haklardan sadece “maddi” olanlari anlatir. Bunlar disinda kul hakki sinifina giren bir kisim haklar daha vardir ki, bunlari “manevi” haklar olarak isimlendirebiliriz. Ana-baba hakki, eslerin birbirleri ve çocuklarin ebeveyn üzerindeki haklari, komsu hakki, fakirin zengin üzerindeki hakki, yönetilenin yönetici üzerindeki hakki... gibi haklar bu sinifa girer. Bunlari kisaca müminlerin birbirleri üzerindeki haklari olarak ifade edebiliriz.

Maddi kul haklari çignendigi zaman, hakki çignenen kisi yetkili mercilere bas vurarak hakkini arar. Adalet mekanizmasinin düzgün isledigi ortamlarda bu türlü haklari geri almak kolaydir. Böyle oldugu için, baskasinin hakkini yemeye meyilli olanlar, normal sartlar altinda buna kolay kolay cesaret edemez. Zira sonunda gasbettigi hakki zorla geri ödeme durumu yaninda, toplum nezdinde itibar kaybi da söz konusu olacaktir.

Manevi kul haklari ise böyle degildir. Dedikodu, giybet, iftira, hakaret... gibi telafisi maddi bir karsilik ödenerek yerine getirilemeyen haklar konusunda daha bir hassasiyet göstermek gerekir. Zira bu gibi manevi haklarin ihlali hem daha yaygindir, hem de sonucu ahirette ilâhi huzurda rüsvaylik ve azap olacaktir.

Maddi olsun manevi olsun, herhangi bir kul hakkinin ihlali durumunda, yapilacak iki sey vardir: Hak sahibine hakkini iade ederek kendisinden helallik almak ve Cenab-i Hakk'a tevbe etmek. Yüce Allah diledigi kimselerin sirk disindaki bütün günahlarini bagislayabilecegini haber verdigi halde (Nisa, 116), kul haklarina karismamaktadir.

Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bu hassas noktayi son derece çarpici bir sekilde söyle ifade buyurmustur:

“Kaçmayarak, yalniz Allah'tan sevap bekleyip sabrederek düsmana karsi durdugun halde öldürülürsen, (elde ettigin sehitlik mertebesi) senin bütün günahlarina keffaret olur. Yalniz, (ödemedigin) borçlarin müstesna. Bunu bana Cibril söyledi.” (Müslim)

Hukukullah ile hukuku'l-ibadin iç içe oldugu durumlar: Bunlar disinda üçüncü ve dördüncü sirada gelen birtakim hususlar daha vardir ki, burada hukukullah ve hukuku'l-ibad iç içedir. Ulema bunlari da söyle bir siniflandirma ile degerlendirmistir:

Hukukullah'in hukuku'l-ibada göre daha baskin oldugu durumlar ve hukuku'l-ibadin hukukullaha göre baskin oldugu durumlar. (Pezdevî, Kesfu'l -Esrâr, 4/134-135)

Zina iftirasini, hukukullahin hukuku'l-ibada göre daha baskin oldugu durumlara örnek olarak zikredebiliriz. Eger kendisine iftira atilan kisi bundan haberdar olmus ve bunun bir iftira oldugu yargi süreci sonunda ortaya çikmissa, bu durumda zina ifitirasi cezasi uygulanacaktir.

Her ne kadar burada iftiraya ugrayan kisinin magduriyeti dolayisiyla bir kul hakki dogmus ise de, bu olayin yol açtigi tahribatin boyutlari hukukullah'i gündeme getirecektir. Zira bu iftira hadisesi toplumda zinanin, çirkin sözün, iftiranin ve ahlâksizligin yayginlasmasina (dolayli olarak da olsa) hizmet etmis olmaktadir.

Hukuku'l-ibad'in hukukullah'a göre daha baskin oldugu durumlara ise, Islâm Hukuku'ndaki kisas uygulamasini örnek gösterebiliriz. Bir kimse bir baskasini haksiz yere ve bilerek-isteyerek öldürmüsse, burada hukulullah söz konusudur. Zira Allah Tealâ haksiz yere cana kiymanin haram oldugunu bize bildirmistir. Ve üstelik burada toplumsal güvenligin zedelenmesi söz konusudur.

Buna ragmen bu olayda hukuku'l-ibadin ön plânda oldugunu söylüyoruz. Zira:

- Her seyden önce bir kimsenin haksiz yere hayatina kiyilmis ve dinin vazgeçilmezlerinden olan “canin korunmasi” ilkesi ihlal edilmistir.

- Öldürülenin yakinlari, meseleyi yargiya intikal ettirip ettirmemekte serbesttir.

- Dava yargiya intikal ettirildikten ve katile ceza kesildikten sonra bile maktulün yakinlari, herhangi bir maddi karsilik alarak veya isterlerse almadan sulh yolunu tercih edebilir. (el-Mevsûatu'l-Fikhiyye, 18/13 vd.)

Allah'in hakki: Her olayda, her adimda

Bu yazinin basindan beri söylediklerimiz, hukukullah ile hukuku'l - ibad'in birbirinden tamamen bagimsiz olmadigini göstermektedir. Kul hakkina giren hususlarda hakka tecavüz eden kimsenin somut bir cezaya çarptirilmasi bizi aldatmamalidir. Zira hukuku'l-ibad'a riayet de Yüce Allah'in emridir. Dolayisiyla herhangi bir kimsenin hakkina tecavüz edildigi zaman, ayni zamanda Allah Tealâ'nin emrine karsi gelinmis olmaktadir. Yüce Mevlâ bizden kendisine ibadet etmemizi istemektedir. O'na ibadet ise, O'nun emir ve yasaklarina bir bütün olarak riayet etmekle mümkündür.

Büyük Islâm Hukukçusu Izzuddîn b. Abdisselâm'in tesbitlerini kisaca aktararak konuyu toparlamis olalim:

Hukukullah üç kisimdir:

1. Tamamen Allah Tealâ'ya ait olan haklar. Inanilmasi gereken hususlara iman etmek bu sinifa girer.

2. Hukukullah ile hukuku'l-ibad'in birlikte bulundugu durumlar. Zekât, sadaka, kefaretler, kurban, hediyeler, vasiyetler, vakif... gibi hususlar da bu sinifa girer. Zira bu gibi hususlarda bir yönden Allah Tealâ'ya yakinlik amaci, bir yönden de kullarin menfaati söz konusudur.

3. Allah Tealâ'nin , Rasulü s.a.v.'in ve diger bütün mükelleflerin hukukunun bir arada bulundugu durumlar. Mesela her üç hukuku bir arada ifade etmesi dolayisiyla ezan böyledir. Ezanda Allah Tealâ'nin hakki, tekbir cümlelerinin söylenmesi ve O'nun birligine sahitlik edilmesidir. Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz'in hakki, O'nun peygamberligine sahitik edilmesidir. Diger kullarin hakki ise, namaz vaktinin girdiginin kendilerine bildirilmesi ve cemaate çagirilmalaridir. ( Kavâidu'l-Ahkâm, s. 129)

DICLE KENARINDAKI KOYUNDAN SORUMLU OLMAK

Inanan insan, kanuna karsi gelmemek, cezaya çarptirilmamak için baskalarinin hakkina riayet ediyor degildir. Böyle olamaz, olmamalidir. Onun gözettigi Hak rizasidir; dolayisiyla Hak'tan gelen her sey hürmete, sevgiye layiktir.

Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, kul hakki konusundaki sorumluluklarimizi, toplumsal hayattaki rollerimiz bakimindan söyle ifade buyuruyor:

“Hepiniz çobansiniz ve hepiniz sorumlulugunuz altinda bulunanlardan mes'ulsünüz. Devlet yöneticisi bir çobandir ve sorumlulugu altinda bulunanlardan mes'uldür. Erkek, ailesinin çobanidir ve sorumlulugu altinda bulunanlardan mes'uldür. Kadin, kocasinin evinde çobandir ve sorumlulugu altinda bulunan hususlardan mes'uldür. Hizmetçi, efendisinin malindan mes'uldür.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)

Evrensel hassasiyet

Bu hadisin basindaki genel ifadeden yola çikan ulema, sorumlulugunu üstlendigi hiç kimsesi olmayan, yani tek basina yasayan kimsenin bile sorumluluklari bulundugunu belirterek söyle demistir:

Böyle kimse de, kendi âzâlari üzerine çobandir. Söz, fiil ve itikat olarak ilâhi emir ve yasaklara riayet baglaminda insanin organlari, yetenekleri ve hatta duygulari, kisinin sorumlulugunu tasidigi sürüsü hükmündedir.

Safahat sairi Akif, müslümanin sorumlulugu altinda bulunanlara karsi hassasiyetini, adalet timsali Hz. Ömer r.a.'in dilinden söyle aktarir:

“Kenar-i Dicle'de bir kurt aparsa bir koyunu,

Gelir adl-i ilâhi sorar Ömer'den onu.”

Bu hassasiyet, müminin, sadece diger müminleri degil, ayni zamanda bütün insanlari ve hatta bütün canlilari kusatan ve imandan gelen merhametinin ifadesidir. Ulema, “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” (Buharî, Müslim, Tirmizî) hadisini serh ederken, bu noktaya parmak basarak söyle demistir:

“Bu hadiste, bütün mahlukata karsi merhametli olmaya tesvik vardir. Dolayisiyla mümin-kâfir, hür-köle bütün insanlar, hatta hayvanlar bu rivayetin kapsamindadir.”

Insan haklari mi, kul hakki mi?

Tam bu noktada, konumuzla yakindan ilgisi dolayisiyla “insan haklari” kavrami ile “kul hakki” kavrami arasinda bir karsilastirma yapmanin faydali olacagina inaniyoruz.

Bilindigi gibi insan haklari kavrami, yakin sayilabilecek bir geçmiste, Bati'da ortaya çikmistir. Ancak bu kavramin ortaya çikisi durup dururken olmamistir. Batili, yüzyillar süren bir vahset ve dehset süreci yasamis, bu süreçte güçlü güçsüzü devamli surette ezmistir. Çocuklar son derece agir islerde acimasizca çalistirilmis, kadinlar kimi zaman seytan olduklari gerekçesiyle toplum disina sürülmüs, kimi zaman mal gibi alinip satilmis, fakirlere adeta hayat hakki taninmamistir. “Insan insanin kurdudur” sözü Batililar'a aittir ve yasamak için baskalarinin hakkina tecavüz etmeyi kanun haline getirmenin ifadesidir.

Böyle bir geçmisten gelen Batililar, sonunda çareyi, birbirlerinin hakkina tecavüz etmemeyi, uyulmasi zorunlu bir yasa olarak kabul etmek zorunda kalmis ve “insan haklari” kavrami buradan dogmustur. Bu kavramin tabiatinda, gönülsüz, mecburi bir kabullenis vardir. Zira Batili söyle düsünür: Eger ben baskalarinin hakkina tecavüzden uzak durursam, baskalarinin da benim haklarima tecavüz etmemesini beklemeyi hak etmis olurum.

Bize ait olan “kul hakki” kavraminda ise, baskalarinin hakkina gönülden riayet vardir, merhamet ve sefkat vardir. Yunus'un dilinde “Yaradilani severiz Yaradan'dan ötürü” seklinde ifade bulan gerçek, mahlukatin haklarina riayetin, kanunlarin icbar ettigi bir zorunluluk oldugu için degil, Yüce Yaratici'yi sevmenin ifadesi oldugu için benimsendigini anlatir.

Affedilmeyen günah

Mümini diger insanlardan ayiran en önemli özelliklerden birisinin, mahlukata karsi merhamet göstermesi oldugunu gördük. Bunun tersi durumda mümin kul için en büyük bela da, bu dünyadan üzerinde kul hakki bulundugu halde ayrilmaktir. Zira bilir ki, Cenab-i Hakk'in, kendisi için yapilmasi gereken ibadetlerin ihmalinden olan günahlari bagislanmasi samimi bir tevbe ile mümkündür. Ancak kul hakkina tecavüzden kaynaklanan günahlarin bagislanmasini, hak sahibinin helalliginin alinmasina baglamistir.

“Ey kavmimiz, dediler, Allah'in davetçisine uyun ve O'na inanin ki, günahlarinizdan bir kismini bagislasin ve sizi aci bir azaptan korusun” (Ahkâf, 31) ayetinin tefsirinde söyle derler:

Burada Allah Tealâ'nin, günahlardan “bir kismini” bagislayacagi belirtilmistir. Bagislanacak olan günahlar, Allah hakkiyla ilgili olanlardir. Kul hakkindan dogan günahlar ise, hak sahibinin rizasi ve helaligi alinmadikça bagislanmayacaktir.

Ebu Hureyre r.a.'in rivayet ettigine göre Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bir keresinde, “Müflis (iflas etmis) kisi kimdir bilir misiniz?” diye sorar. Sahabe, “Bizim aramizda müflis, parasi ve esyasi olmayan kimsedir” diye karsilik verince söyle buyurur:

“Benim ümmetimden müflis o kimsedir ki, kiyamet gününde namaz, oruç ve zekât (gibi ibadetlerin sevabiyla), ancak suna sövmüs; buna zina iftirasinda bulunmus; ötekinin malini yemis; berikinin kanini dökmüs; digerini de dövmüs olarak gelir. (Mahkeme-i kübrada , hakkina girdigi kisilerin) her birine onun hesenatindan (iyiliklerinden) verilir. Sayet davasi bitmeden hesenati biterse, onlarin (hak sahiplerinin) günahlarindan alinarak bunun üzerine yüklenir ve sonra da (günahkâr bir kimse olarak) cehenneme atilir. Iste asil müflis kisi budur.” (Buharî, Müslim, Tirmizî)

Kul hakkina riayetin temeli

Böyle muazzam bir sevgi ve sefkat toplumunun olusmasi, öncelikle müminlerin birbirleri hakkinda gözetmeleri gereken bazi hassasiyetlerden geçmektedir. Alemlerin Efendisi s.a.v.: “Müslümanin müslüman üzerinde bes hakki vardir: Selamini almak, aksirdiginda ‘yerhamükellah' (Allah sana merhamet etsin) demek, davetine icabet etmek, hastalandiginda ziyaretine gitmek ve cenazesinin ardindan gitmek” (Müslim) buyururken, müminin mümine göstermesi gereken yakinlik ve hassasiyetin zirvesini isaret ediyordu. Zira müminlerin birbirleri üzerinde daha önemli haklari bulundugunu bildiren birçok ayet ve hadis bulundugunu biliyoruz.

Konuyla ilgili bir rivayet söyledir:

“Birbirinize haset etmeyin! Müsteri kizistirmayin! Birbirinize bugzetmeyin! Birbirinize sirt çevirmeyin! Biriniz digerinin pazarligi üzerine pazarlik yapmasin! Ey Allah'in kullari, kardes olun! Müslüman müslümanin kardesidir. Ona zulmetmez; onu yardimsiz birakmaz; onu küçümseyip hakir görmez. –Üç defa kalbine isaret ederek– Takva suradadir. Kisiye kötülük olarak müslüman kardesini hakir görmesi yeter. Müslümanin her seyi, kani, mali ve irzi diger müslümana haramdir.” (Müslim)

Bu hadis-i serif bize, kul hakkinin sadece mala, bedene veya herhangi bir menfaate karsi tecavüzde bulunmaktan ibaret olmadigini ihtar etmektedir. Bu gibi durumlarda, karsi taraf kendisine yapilan haksizligin farkinda oldugu için, hakkini arama ve gerekirse kanun gücü marifetiyle hakkini geri alma imkani vardir. Ancak giybet, dedikodu, kiskançlik, haset, kin gütme, kötü zanda bulunma gibi karsi tarafin çogu zaman haberdar olamadigi gizli durumlar da birer kul hakkidir ve karsiliksiz kalmalari mümkün degildir. Bu gizlilik Allâmu'l-Guyub (gizlileri bilen) ve kullarinin her halinden haberdar bulunan Yüce Allah tarafindan mahkeme-i kübrada açiga çikarilacak ve hak sahibine hakki iade edilecektir.

Bütün bunlar, dogrudan kul hakkina taalluk eden hususlardir ve bunlara riayet edilmedigi zaman ilâhi affa mazhariyet sansi olmayacaktir. Zira “Kiyamet gününde haklar, mutlaka sahiplerine ödenecektir; öyle ki boynuzsuz koyun için dahi boynuzlu koyundan kisas alinacaktir.” (Müslim)

Kul hakkinin tevbesi

Bilinmelidir ki, kul haklarinin ihlalinde ayni zamanda Allah hakkinin ihlali de söz konusudur. Çünkü Yüce Allah zulüm ve haksizligi yasaklamistir. Dolayisiyla baskasina herhangi bir sekilde zulüm ve haksizlik yapan kimse, hem bu konudaki ilâhi emirlere riayetsizlik etmis hem de kul hakkina girmis olur.

Bu itibarla kul hakkinin affi için öncelikle pismanlik duyarak tevbe etmeli, bolca iyilik yapmalidir. Kötülüklere karsi iyilik, gasbettigi mala karsilik helal malindan tasadduk , giybet ve dedikoduya karsilik hakkina girdigi kisiyi methetmek ve bildigi iyiliklerini söylemek gerekir.

Bunlar yalnizca bu konudaki Allah hakkiyla ilgili olarak yapilmasi gerekenlerdir. Kul haklari ise yerinde durmaktadir. Bunlar yerine iade edilmedikçe yukarida saydigimiz ameller de makbul olmayacaktir.

Kul hakkiyla ilgili olarak yapilmasi gerekenleri ise söyle ifade edebiliriz: Karsi tarafa ne türlü bir haksizlik yapilmissa, dinimizin hükümleri dogrultusunda hak sahibinin hakki derhal ödenmelidir.

Giybet, su-i zan, haset gibi maddi bir karsiligi olmayan hak ihlallerinde ise, hak sahibine durum açiklanarak helallik istenmelidir. Hak sahibinden helallik alindiktan sonra da samimi bir sekilde tevbe ederek, bu kötülükleri silecek iyilikler yapilmalidir.

Imam-i Gazalî k.s. söyle der: “Son zerresine kadar kendisini hesaba çekmeli ve bunu hesaba çekilecegi kiyamet gününden önce yapmalidir. Dünyada kendisini hesaba çekmeyenin ahirette muhasebesi zor ve uzun olur. Kisi, zann-i galip ve içtihad ile ömrü boyunca zimmetine geçirdiklerini ve hak sahiplerini teker teker tesbit ettikten sonra, diyar diyar dolasarak da olsa bunlari bulur, haklarini öder veya kendileri ile helallesir. Ancak bu çesit tevbe tüccar ve benzerleri için zordur. Çünkü bunlarin muamelede bundugu sahislar çok ve daginik oldugu için, onlarin her birini veya vereselerini bulamayabilirler. Fakat mümkün olan her çareye bas vurmalidirlar. Sayet aciz kalirlarsa, zulümleri ve zimmete geçirdikleri haklar nisbetinde iyilik yapmaya çalismalidirlar. Çünkü ahirette kendi sevaplari yetismezse, hak sahiplerinin günahlari kendilerine yüklenecek ve böylece baskalarinin günahlari ile kendileri helâk olacaktir.

Zimmete geçirilen haklarin ödenme sekli budur. Kisi, ömrü müsait oldugu takdirde, yaptigi kötülükler kadar iyilik etmelidir. Bu, hesap edebildiklerindedir. Ya edemedikleri?! Ya ömrünün vefa edip etmeyecegi?! Iste bunlarin hiç biri belli degildir. Bunun için bir an önce faaliyete geçmelidir ...” (Ihya)

BIR SÖZÜ MÜ SAKLAYAMADIN?

Tabiun'un büyüklerinden Hasan-i Basrî k.s.'ye birisi gelerek söyle dedi:

- Falan kisi senin hakkinda kötü seyler söylüyor. Bunun üzerine aralarinda su konusma geçti:

- Sen onu nerede gördün?

- Evinde misafirdim.

- Misafirlikte ne yedin?

- Sunlari sunlari yedim.

- Ey nâmert adam! Bu kadar yemegi karninda sakladin da bir sözü mü saklayamadin? Eger dogru söylüyorsan benim onunla dört isim vardir: Dilimle ondan sikâyet etmem, kalbimden ona kin tutmam, dünyada ve ahirette ona hasim olmam, hak talep etmem. Onunla cennete girmek isterim. Simdi kalk, getirdigini geri götür. Söz getiren, söz götürücü olur. Ben hakkimi helal ettim; sen de git ondan helalik al.” (Riyâdu'n-Nâsihîn)

HAKKI OLAN GELSIN

Osmanli'nin ihtisam ve izzetini yüzyillar ötesinden terennüm eden Süleymaniye camii ve külliyesinin insaati tamamlanmistir. Adina yapilan bu essiz eserin açilisi için, Batililar'in “Muhtesem Süleyman” dedigi Kanunî, Süleymaniye insaatinda çalisan herkesin toplanmasini ferman eder; kendilerine hitaben bir konusma yapacaktir.

Ertesi gün cami avlusunda toplanan kalabaliga hitap etmek üzere, maiyetindekilerle birlikte gelir, bütün mehabetiyle camiin merdivenlerini adimlar ve kalabaliga döner. Besmele, hamdele , salvele, ecdadina ve bütün geçmislere gönderdigi Fatiha'dan sonra sunlari söyler:

- Ey din kardeslerim, can kardeslerim!.. Görürüz ki bu cami-i serif tamamlanmistir. Ona emegi geçenlerin cümlesinden Kadir Mevlâm razi olsun. Hemen söyleyeyim; bu camiin insaatinda çalisip da hakkini alamamis yahut az almis kimse varsa, gelip bizden alsin.

Kalabaliktan herhangi bir ses çikmayinca söyle devam eder:

- Olabilir ki, hakkini alamamis birisi vardir ve su anda aranizda degildir. Burada olanlara ahdimdir: Gelmeyenlere söyleyeler; onlar da gelip haklarini bizden alalar.

EBUBEKIR SIFIL

_________________
HERKES KORKTUĞUNDAN KAÇAR,ALLAH'TAN KORKAN İSE O'NA YAKLAŞIR.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İLMİHÂL ve FIKIH Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Geçiş Yap:  

Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



BİZİM KÖŞE



Powered by phpBB © 2001 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Chronicles phpBB2 theme by Jakob Persson (http://www.eddingschronicles.com). Stone textures by Patty Herford.

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.082