Bir nimete kavuşunca veya bir sıkıntıdan kurtulunca şükür secdesine kapanarak Rabb’imize olan şükran duygularımızı fiilen de arz etmeliyiz. Sa’d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi: Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Medine’ye gitmek üzere Mekke’den yola çıkmıştık. Azverâ denen yere yaklaştığımızda Resûl-i Ekrem bineğinden indi. Sonra ellerini kaldırarak bir süre dua etti. Sonra secdeye kapandı, uzunca bir süre secdede kaldı. Tekrar ayağa kalktı, yine ellerini kaldırıp bir müddet dua etti. Sonra secdeye kapandı. Bunu üç defa tekrarladı. Buyurdu ki: “Rabb’imden dilekte bulundum ve ümmetim için şefaat niyaz ettim. O da, ümmetimin üçte birini bana bağışladı. Ben de Rabb’ime şükretmek için secdeye kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp Rabb’imden ümmetimi bağışlamasını diledim; O da bana ümmetimin üçte birini bağışladı. Ben de bunun üzerine Rabb’ime şükür secdesine kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp Rabb’imden ümmetimi diledim; O da bana ümmetimin geri kalan üçte birini bağışladı. Ben de Rabb’ime şükretmek üzere secdeye kapandım.” (Ebû Dâvûd, Cihâd 152)
Allah’ın lütfu ve bize verdiği nimetler sayılamayacak kadar çoktur. Tüm bu nimetler karşılığında Allah’a şükretmek, O’nun istediği gibi olmak, O’nun gönderdiği kitaba ve peygambere uymakla mümkündür. Rasûlullah (sas) hayatı boyunca bir nimetle karşılaşınca daima secdeye kapanır, Allah’a şükrederdi.