“-TV'li odadan TV'siz odaya gitmek bizde hicrettir.”
Bırakın evden atmayı, irâdemiz onları yalnız bırakmaya bile râzı değil!..
Psikologlara göre, TV'yi tamamen evden atmak, tedrîcî olarak terk etmekten daha kolaymış. TV seyreden kişilerin, problem çözümünde daha başarısız ve psikolojik anlamda daha mutsuz olduğu tespit edilmiş. Ayrıca, beynin en çok gördüğü, duyduğu şeyi yapmaya daha meyilli hâle geldiği tespit edilmiş. 1 saat televizyon seyretmenin beyinde oluşturduğu tembelliği, 1 hafta günde 8 saat ders çalışmak gideremiyormuş.
TV'yi evlerinden çıkaran veya çok az izlemeye karar veren âilelerde bile ilk günler daha fazla tartışmalar yaşanmış. Çünkü hayatımızdaki yeri öylesine büyük ki, ne ile doldurulacağı bilinemiyor.
Hem rahatlama şekillerinin TV ile özdeşleştirilmesi de kendi kendimizi şartlandırmamıza sebep oluyor. Nasıl mı?
Günün yorgunluğu ile eve geliyoruz. Aklımızda problemler!.. Ama canımız bu problemlerden uzaklaşmak istiyor, unutmak istiyoruz bir ân. Zihnimizi başka şeyle meşgul etmek isterken, rahat kıyafetlerimizi giyip, karnımız da doymuşken, başlayan diziler duyuruluyor ev halkı tarafından. İşte kurtuluş ipi. Alıp çayımızı elimize geçiyoruz heyecanlı, hayal perdesinin karşısına. Orada her problem hemen çözülüyor. İnsanlar olağanüstü kahramanlara dönüşüp, güçleniyor. Borçlar, çıkan piyango ve bilinmeyen zengin akrabalardan gelen mirasla ya da kapıya bırakılan paralarla ödeniyor. Zihinde çözülecek problemler için bizim üzülmemiz gerekmiyor, gerçek hayatmış gibi görünen hayaller, umutlardan oluşuyor.
Nerede “İnsan için kendi emeğinden başkası yoktur!..” âyeti?
İmtihanda olan biziz!.. Rabbim bize nazar ediyor, “Kullarım ne yapacak?” diye… Bizler de ilâhî söylüyoruz, “Mevla'm görelim neyler” diye. Kim imtihanda? Birden, “beyin konforumuzu bozan düşünmeyi” bırakıveriyoruz.
* * *
TV güçlüdür. Ama gücünü bizden almaktadır. Biz TV karşısında olduğumuz her ân, ibret alınacak bir hâl yaşıyor ve zamanımızı, enerjimizi, gücümüzü, yapacaklarımızı, amaçlarımızı yitirerek başkalarının; TV'siz yaptıkları başarıları izliyoruz.
Onları daha güçlü, kendimizi daha güçsüz yaparak…
Hem de bedelsiz TV'ye, kendimizi bedel ederek….
* * *
Bir anne, bir baba, bir çocuk, bir dede, bir öğretmen, bir insan olarak…
Hangimiz, her evde yeri olan ve en önemli söz sahibi,
Herkesin eleştirmeden, hakaret etmeden saatlerce dinlediği,
Sözlerini kayıtsız, şartsız uyguladığı,
Güldüğü,
Övdüğü,
Gözlerini ayırmadığı,
Başıyla tasdiklediği,
Bir an ondan ayrı kalmamak için, başını eğerek, ayağa kalkarak, önünden geçeni çekerek, kovarak, bir ân bile göz temâsını kaybetmeye dayanamayacak kadar değer verdiği; TV olmak istemeyiz ki!..
* * *
TV'den daha estetik ve güzel yaratılışta,
Daha akıllı,
Daha canlı,
Daha eğlenceli,
Her zaman gelişebilir, geliştirilebilir üstün varlıklar iken, neden ondan daha önemsiz konumdayız dersiniz? Neden TV'nin değerine kavuşmak istiyoruz?
TV'ye bakıyor muyuz?
Yoksa…
Hekimoğlu ismail