BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

TASAVVUF NEDİR?

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İSLAM ALİMLERİ ve TASAVVUF BÜYÜKLERİ
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Yusuf yüzlü
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 05 Arl 2007
Mesajlar: 113
Konum: Isparta

MesajTarih: Pts Arl 10, 2007 11:22 am    Mesaj konusu: TASAVVUF NEDİR? Alıntıyla Cevap Gönder

Tasavvuf, Kur'an-ı Kerim ahlakı ile ahlaklanmaktır.
Allah Resulü (s.a.v.)'nün iç âlemi, manevî halleridir.
Şeriat-i Muhammediyye'nin ince edepleridir.
Tasavvuf, bencillik değil, diğer benliktir, başkalarıyla kaynaşmadır.
Tasavvuf; merhamettir, muhabbettir, hizmettir.
Laf ebeliği, söz kalabalığı değil, samimiyet, ihlâs ve hikmettir.
Kalp temizliği, irfan yüceliği ve salih amel üreticiliğidir.
Dedikodu değil, güzel haldir.
Taşa karşı gül, zehire karşı panzehirdir.
Gözlere nur, gönüllere sürurdür.
Tasavvuf, deliyi veli yapar. Taşkını uslu kılar, taş bağrı ısıtır, yumuşatır; merhametsizi rikkatli, katı kalpliyi gözü yaşlı eder.
Şaşkını, gafili karanlıktan aydınlığa çıkarır.
Deryada çırpınanı, selamet sahiline ulaştırır.
Cahili eğitir, marifet hazinesi yapar.
Çölü, çorağı irfan pınarları ile sular, yeşertir.
Tasavvuf, çobanı sultanlaştırır, sığ bilgiyi ummanlaştırır, Kişiyi halka makbul ve mergup (aranan), Hakk'a mahbup eder.
Tasavvuf, topraktan yaratılan insanı nurlandırır, melekleştirir. Rahman'ın huzuruna layık eyler, iltifatına ulaştırır.
Tasavvufla samanlık seyran, daracık yerler adeta meydan olur.
Tasavvufla gaflet ve körlük yok edilir. Müminin basiret gözü açılır, dünya sevgisi ile harabe haline gelen kalpler, Allah aşkıyla mamur ve abadan olur.
Tasavvufta manevî karanlıklar bir bir dağılır, insanın içi-dışı pür-nur olur. Müminlere köhne bir zindan olan şu köhne cihan, gerçek bir gülistan haline gelir.
Tasavvuf, dinimizin özü, iliği ve gerçek anlamı, asıl amaç olan "İnsan-ı Kamil" olmanın yolu ve yöntemidir.
Özetle tasavvuf, tüm devirlerde olduğu gibi, hatta onlardan da fazla, yirminci yüzyılın sonunun şu stresli, sinirli, gerilimli, bunalımlı, şüpheci, aceleci, dertli, hasta ve bedbaht insanının "Nerede?" diye gece gündüz aradığı, yalan-yanlış yerlerden sağlamaya çalıştığı "Gerçek Mutluluğun İlahî Yolu" ve "Anahtarıdır". Bu noktada söylenecek bir şey daha vardır. Bugünün insanı tasavvufun hakikisini sahtesinden nasıl ayırt edecek, bunu kimden öğrenecek, kâmil bir mürşidi nasıl bulacak, bir takım sahtekâr haramilerden nasıl korunup kendini kollayacaktır? Tasavvuf, İslam'ın zenginliği ve güzelliği olduğuna göre Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler bize bu yolun bütün inceliklerini ve gerçeklerini bir bir ortaya koymaktadırlar. Bunlar Allah Resulü (s.a.v.)'nün ortaya koyduğu şeriat hükümlerinden başkası değildir. Kitap ve sünnetin dışında kalmak, ona arka çevirmek sapıklıktır, dalâlettir, dolayısıyla İslam'a da hıyanettir. Bu hususta çok dikkatli olmak gerekir.

_________________
HERKES KORKTUĞUNDAN KAÇAR,ALLAH'TAN KORKAN İSE O'NA YAKLAŞIR.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:07 am    Mesaj konusu: TASAVVUF - TARİKAT NEDİR? Alıntıyla Cevap Gönder

TASAVVUF - TARİKAT NEDİR?

Tarikat Arapçada yol demektir. Kur’an-ı Kerim’de tasavvuf terimi olarak tarikat, Allah (CC) Hz.leri’ne varma gayesini güdenlerin izledikleri özel tarz ve yol demektir. Fıkhi alanın temsilcilerine verilen geleneksel ad “Fakih”, tasavvufi alandakilere verilen ad “Şeyh”, “Mürşid”, “Pir”, “Veli”, “Allah (CC) eri”, “Allah (CC) dostu”, “Eren”, “Ermiş” denir.

İnsan ruhlar aleminden şu imtihan alemine gelip bir süre durup tekrar geldiği yere gidecek olan bir yolcudur. Allah (CC) Hz.leri’nden gelmiştir, yine Allah (CC) Hz.leri’ne gitmektedir. İnsanlara bu yolculuklarında rehberlik yapmak, yol göstermek için Yüce Allah (CC) Hz.leri Peygamberler (AS) göndermiştir. Hiç bir insan Peygamberi (AS) kendisine rehber edinmedikçe Allah (CC) Hz.leri’ne kavuşamayacaktır. Peygamberlerin (AS) son zinciri bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, insanları Allah (CC) Hz.leri’ne götürme vazifesini hayatında kendisi yapmış, vefatıyla da bu vazife, dinin özüne vakıf Peygamber (SAV) Efendimiz’in devamı, varisleri Evliya İzamı tarafından yürütülegelmiştir. Çünkü Nebiler Nebisi (SAV) onlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Alimler, Nebilerin varisleridir.”[1]

Bir müslüman Islamın farz emirlerini yapıyor ve haramlardan da kaçıyor. İşte böyle bir mü’min, Allah (CC) Hz.leri’ne daha fazla yaklaşmak ve münafıklığın alametinden kurtulmak, daha iyi bir mü’min olabilmek ve dünyada iken amalıktan, sağırlıktan kurtulup manevi alemleri ve ilahi tecellileri seyretmek ve aleme gönderiliş gayesini yerine getirebilmek istiyorsa, bu mü’min için bir okula kaydolmak ve bu okulda tahsil yapması gerekiyor. İşte bu okul Tasavvuf ve (tarikat) okuludur. Bu Tasavvuf ve Tarikat okulunda farzları edaya gayret edip haramlardan kaçmak, az yemek, fazla namaz, zikirde daim tefekkür gerekir. Tasavvuf, tarikat yolunda ise artık cehennem korkusu ve cennet arzusundan ziyade Allah (CC) Hz.leri ‘nin rızası, Allah (CC) Hz.leri’nin aşkı ve muhabbeti vardır. Bu yolda ilerleyen kişi, Allah (CC) Hz.leri tarafından daha fazla sevilir ve hatırlanır. Bu mertebelere mü’min, Tasavvuf (tarikat) sayesinde ulaşır.

Tasavvuf, kainatın her zerresinde Cenab-ı Hakk’ın (CC) kudretinin tecellisini görmektir. Sofi güneş gibidir. Herkes onun irfanından istifade eder. Tasavvuf, herkesin halini anlayabilmek, ferasetli olmaktır. Tasavvuf, içten inanarak ölünceye kadar o imanı muhafaza etmektir. Tasavvuf, Kur'an-ı Kerim’in ahkamını amelen tatbik etmek, emir ve yasakları bihakkın yerine getirmektir. Tasavvuf, kainattan haberdar olmaktır. Tasavvuf, halkı Hakk’a (CC) davet etmektir. Tasavvuf, herkesin imdadına koşmak, ihtiyaç sahibi olanların dertlerine derman olmaktır.

Tasavvuf, Allah (CC) Hz.leri’nden başkasına makam, mevki, mal, para, kadın vs. Nedeniyle kul olmayıp Kur’an’a ve Sünnet’e yapışmak, heva ve hevesleri bırakmaktır. Tasavvuf, Allah (CC) Hz.leri’nden başka kimseden bir şey ummamak, Allah (CC) Hz.leri’nin emirlerini yerine getirirken sabredip devam etmektir.

Tasavvuf, ihtirası bırakıp Hakk’ın (CC) verdiğine şükretmek, kendi isteklerini bırakıp Hakk’ın (CC) isteklerine (takdirine) razı olmaktır. Tasavvuf, tembelliği bırakıp çalışmaya devam etmektir. Hayalleri bırakıp tatbikata bakmak, uykuyu ve gafleti bırakıp ibadete devam etmektir.

Şeriat bir fetva, tasavvuf ise bir takva yoludur. Hiçbir zaman birbirinden ayrı değildir. Şeriatten kıl kadar ayrılan, tarikatten dağ kadar ayrılır. Şeriat ve tarikatın cahilleri birbiriyle daima mücadele halindedirler, alimleri ise daima sulh (barış) içindedirler.

Tasavvuf, temiz bir niyyet ve tam bir ihlas ile ilahi şeriatın iç ve dış bütün hükümlerini yerine getirmektir.

Tasavvuf aşk yoludur. Şüphesiz bu aşk yolu kolay bir yol değildir. Maksuda erişinceye kadar yolda birçok tehlikeleri aşmak, sıkıntılara uğramak zaruridir. Lakin bir defa o yolla Hakk’a (CC) eriştikten sonra, artık bütün müşküller, kubh, şer, 'adem ortadan kalkar ve salih her tarafta Hakk’ı (CC) görür. Her şeyi Vücud-i Mutlak’da müstehlek gördükten ve ‘adem unsurunun yol edilmesinden sonra, kendisini de ondan ayırmadıktan sonra, salih için sa-adet-i mutlaka hasıl olmuştur. Bu yüzden, Hakk’ı (CC) hariçte arayanlara karşı Yunus’un (RA),

“Hak (CC) cihana dolandır, kimseler Hakk’ı (CC) bilmez.

Kendinden istesene, Ol senden ayrı olmaz”

demesi çok doğru bir sözdür. Çünkü bu fikre göre, yegane hakiki varlık olan ve her şey kendisiyle kaim bulunan Vücud-i Mutlak dahi vicdan da mün’akistir.

Mürşid, Mutasavvıfeye göre, insan- yani ‘adem unsuruna galebe çalarak Hakk’a (CC) varan İnsan-ı Kamil bu kadar mühim olursa, tabiidir ki en yüksek bilgi de ona ait olur. Mademki ilk işimiz Allah’ı (CC) bilmektir ve O’nu (CC) bilmek de kendimizi bilmekle olur, o halde en mühim ilim, daha doğrusu asıl ilimde insan sırlarını öğreten ilimdir. Bu da, ulemayı rüsumun bilgileri gibi kitapla olmaz, aşk yolu ile ve mürşid vasıtasiyle olur, yani tasavvuf ilmidir.

Saliki muhbbet ummanına gark eden sıfatlar şunlardır: Vermek, bağışlamak, cemal, kemal, fazilet. Bu sıfatların aklen ve naklen noksansız olarak kemal derecesinde bir tek olan Allah’da (CC) sabit olduğu muhakkaktır.

Ey talib ve aklı olan kimse! Tasavvuf (tarikat) hakkında ne söyleyenilir ki? Tasavvuf ehlinin kalbi, Allah (CC) Hz.leri’nden başka herşeyden temizlenmez ve başlangıcı, her an Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin zikrine dalmak, nihayeti ise büsbütün Fenafillah olmaktır. Gerçekte ise bu fena makamı tasavvufun başlangıcıdır. Fenafillah bu tasavvuf yolunda ilk adımdır. Tasavvuf yolundaki dervişler iki kısımdır. Bunlara mürid ve murad denir. Mürid, sadık olan talib demektir. Allah-ü (CC) Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisi ile ve O’nun (CC) sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktır. Bilmediği ve anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Gözyaşları dinmez, geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah (CC) Hz.leri’nden korkar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabır ve affeder. Her nefeste Allah (CC) Hz.leri’ni düşünür. Gafletle yaşamaz, bir kalbi incitmekten korkar. Murad edenler ise, uğraşmadan, yorulmadan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yakınlık derecelerine ulaştırılırlar. Yüce Mevla (CC) bu hususta buyumuşturr ki: “Allah'ın (CC) İslam nuru ile kalbine genişlik verdiği kimse, kalbi mühürlü nursuz gibi midir? Elbette o Rabbi’nden (CC) bir hidayet üzeredir.”[2] Bu Ayet-i Kerimeye muhatab olan muradlar, güler yüzlü olurlar. Sıkıntılı hallerini göstermezler. Görünüşte insanlarla beraberdirler. İç yüzlerini ise insanlardan gizlerler. Kimse onların hallerini anlayamazlar. Yani onlar halk arasında Hak (CC) ile olurlar. Derviş olanlar, edebi idirler, edebi olmayanlar Vasılı İllellah olamaz. Yani “hiç bir edebsiz, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşamaz” buyuruldu.

Tasavvuf (Tarikat) Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin düşmanı olan nefse yardım etmemeyi, onun isteklerini yapmamayı kalbe yerleştirmektir. Tasavvuf kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesidir. Yani kalbin Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisinden başka, her sevgiden tasfiye edilmesi, nefsinde Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin her emrine uyar hale getirilmesidir. İtikatı düzeltmedikçe, İslam’ın emir ve yasaklarına uymadıkça, haramlardan sakınıp ibadetleri gerçek manada yerine getirip yapmadıkça, kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesi mümkün değildir. Ahmak olan nefsi ezip küçültmek, tasavvufun (tarikatın) adabındandır. Kimin nefsi kendine şerefli görünürse, dini ona küçük görünür. Dünyalık isteklerden sıyrılmalı, nefsin arzularını menetmeli, rızkının helal yoldan gelmesine gayret göstermeli, dünyaya düşkün olanlarla bidat sahipleriyle arkadaş olmamalı, mal toplamaktan ve dünyayı mamur etmekten sakınmalı, insanların doğru yola gelmesine ve güzel huylara sahib olmaya çalışmalıdır. Bu güzel hasletlere sahip olan bahtiyar kulları hakkında yüce Mevla (CC) şöyle buyurur: “O kullarımı ki, (Kur’anı) dinlerler. Sonra da onun en güzelini (en açığını ve kuvvetlisini) tatbik ederler. İşte bunlar Allah’ın (CC) kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve bunlar gerçek akıl sahipleridir.”[3]

Diğer bir Ayetinde de Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Kim de O’na (CC) bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler var.”[4]

“Onun için gücünüz yettiği kadar Allah’tan (CC) korkun. (Takva sahibi olun. Emirlerine uyun, yasaklarından kaçının) Öğütlerini dinleyin, emirlerine itaat edin.”[5]

Tasavvufta önemli olan, insanın bütün işlerinde gücünün yettiği kadar takvayı gözetmesidir. İşlerde takva hususunda bir eksiklik olursa, irtibat hasıl olmaz. Hakikatte bu irtibat, takvanın ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasının hasıl olmasında ölçüdür terazidir. Haram ve yasaklardan kurtulup aleme gönderiliş gayesini yerine getirebilmek için Allah (CC) Hz.leri’nin ve Resulü (SAV) Efendimiz’in halifesi olan ve insanlara doğru yolu göstermekle vazifeli, kamil ve mükemmil bir zata talebe yani (derviş) olmanın lazım geldiği ortaya çıkmaktadır. Çünkü mürşidsiz Resülullah (SAV) Efendimiz’e kalbi bağlamak mümkün olsa bile, bunun bilhassa daha başlangıçta olan bir kimse için ne kadar zor bir iş olduğu malumdur. Bir çok kimse Resülullah (SAV) Efendimiz’in münarek şahsını tam olarak kalbinde hazır edemez. Bunlar bu hususta vaaz ve nasihata muhtaçtır. Bu yolun zahiri ve batini adabını öğrenmeye muhtaç olanlar için, böyle bir bağ kurmanın ne derece zor olduğu açıktır. Beşeri maniler sebebiyle doğrudan doğruya Resülullah (SAV) Efendimiz’e bağlanarak feyz almak zordur. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri kendisine kavuşmak isteyen kullarına kolaylık olması için, kamil ve mükemmil rehberleri (Mürşid-i Kamil) yarattı. Bu mübarek zatlar, insanları Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasına kavuşturan yolları gösterdiler. Böyle münevver yol göstericilerin, her asırda mevcut olacağı Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerle bildirildi. Tasavvuf (tarikat) yolunda bulunup aleme gönderiliş gayesine uyan bahtiyar insan, Resülullah (SAV) Efendimiz’in mübarek Ruh-u Şeriflerine ruhen yönelir. Resülullah (SAV) Efendimiz’in şefaatine de mazhar olur.

Tasavvuf (tarikat) yolunda bulunan ve intisab eden kimsenin niyetini düzeltmesi, bu vazifeyi sırf Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için yapması, kalbi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden başka şeylerden sıyırması lazımdır. Sonra, dili ve kalbi ile “İlahi ente Maksudi ve Rızake Matlubi” (İlahi! Sen benim maksudumsun ve senin rızan benim matlubumdur) demelidir. Talib olan maneviyatta Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin rızasını gözeterek aldığı virdine de riayet edip günlük olarak yerine getirirse, Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Ayet-i Kerime’sine muhatab olması umulur: “Ancak Allah’a (CC) halis ve pak bir kalb ile varan müstesna.”[6] buyurulmuştur. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşanlar ve hidayet yolunun yolcusu olanlar, bilhassa tasavvuf (tarikat) ehli olanlar büyüklerdir. En doğru yol, onların yolu, en güzel ahlak onların ahlak ve adetleridir. Yüce Mevla (CC) Hz.leri buyurur ki: “İşte o yol, Allah’ın (CC) hidayet yoludur ki, O (CC), bunu kullarından dilediğine nasib eder.”[7]

“Salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için Gaffarım (çok bağışlayıcıyım).”[8 ]

“O yoldan sapan da var. Allah (CC) dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.”[9]

“Allah (CC), kime hidayet ederse o doğru yoldadır. Kimi de sapıklığa düşürürse, artık bunlar için Allah'tan (CC) başka asla yardımcılar bulamazsın.”[10]

“Şüphesiz ki küfredip insanları Allah (CC) yolundan çevirenler, haktan çok uzak bir sapıklıkla saptılar.”[11]

Ey İnsan! Kalbini Rabbine (CC) bağlayan kimse aziz olur. Çünkü kendini asıl gayesine döndürmüş olur. Sana Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni unutturan, gaflete düşüren her şey düşmandır. Düşmanı terkedip, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne sığınan kimse, bütün varlığı ile Rabbine (CC) dönmüştür. İşte tasavvuf yolunda da bu gaye güdülür.

Ey kişi! Kalbinde Allah (CC) Hz.leri’nin sevgisinden başka bir şey olmadığı zaman, bil ki çok zenginsin. Eğer bir kimse sana kaba ve ağır muamele ederse, sakın sen onun içinde bulunduğu aşağı dereceye düşüp de aynı şekilde muamele etme. Şerefli kimselere yakışan sıfatlarla muamele etmeye gayret göster. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri kimin kalbini sevgisi ile doldurursa, artık o kimsenin kalbi başka bir şeyle meşgul olmaz. Çünkü o zahiri ile halkla, batini ile de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri iledir. Bir Ayet-i Kerime’sinde Yüce Mevla (CC) şöyle buyurur: “Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri, Ayetlerimi anlamaktan (Kur’an’ı kabulden) çevireceğim. Onlar (büyüklenenler) her mucizeyi görseler de, onu kendilerine yol edinmezler. Fakat sapıklık yolunu görürlerse, onu yol edinirler. İşte böyle hareket etmeleri, Ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gafil bulunmalarından dolayıdır.”[12]

“Ey Mü'minler! Gerçek takvaya yaraştığı gibi, Allah'tan (CC) korkup sakının ve her halde müslüman olarak can verin.”[13]

“Onlara: ‘Allah’ın (CC) indirdiği Kuran hükümlerine ve Peygamberin (SAV) sünnetine gelin.’ denildiği zaman, ‘Bize, atalarımızın üzerinde bulduğumuz din yeter.’ diyorlar. Ataları bir şey bilmiyor ve doğru yola gitmiyor idiyseler de mi?”[14]

“Ey iman edenler! Nefislerinizi düzeltmek üzerinize borçtur. Siz düzelip doğru yolda bulunduktan sonra, yolunu şaşıranlar size zarar veremez.”[15]

Ey irşad talebinde bulunan aziz kardeşim! Yüce Allah (CC) Hz.leri bu Ayet-i Kerime’lerini bin dörtyüz küsur sene evvel bize Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz vasıtasıyla göndermiş ve bu günde kullarının ne bahaneler edeceğini o zamandan beyan eylemiştir. Bu günde ben de müslümanım diyen kardeşim, “Gel aleme gönderiliş gayesini yerine getirmeye gayret et” dediğimiz zaman der ki, “Ben namaz kılıyorum, oruç tutuyorum zenginse zekat verip hacca da gidiyorum. Bu bana yeter. Zaten Tasavvuf (tarikat) otuz kırk sene kadar evvel yok idi. Bazıları bunu sonradan uydurdular, atalarımızdan böyle gördük başka bir şeye aklımız ermez.” derler. Biz deriz ki: “Ey insan! Sen müslüman olduğunu söylemiştin. Bu emir Yüce Allah (CC) Hz.leri’nden geliyor. Ayet-i Kerime’ler böyle buyuruyor” dediğimiz zaman hemen yolunu değiştiriyor. Zira ilmiyle amil olmayan, dini istismar eden, kendini insanlara ilim sahibi olarak gösterenler böyle bir şey yok diyerek bu insanların Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne vasıl olacak yollarını kesiyorlar ve bu insanlar şu fani alemden gayeden uzak olarak ebedi aleme yolcu oluyor.

Sen de ey müslümanım diyen hak yolcusu! Aleme gönderiliş gayesini Nebiler Nebisi (SAV) devamı olan ve Ayet-i Kerime ile sabit olan evliyadan (Mürşid-i Kamil)den öğren ki, ebediyyete eli boş ve mahrum olarak gitmeyesin ve dini istismar edenlerin sözlerine aldanmayasın. Bak Yüce Mevla (CC) ne buyuruyor: “(Ey Resulüm) (SAV), de ki, Allah’a (CC) itaat edin. Resule (SAV) itaat edin. Eğer bunlara itaat etmekten yüz çevirirseniz, Peygambere (SAV) düşen ancak ona yükletilen tebliğdir. Sizin üzerinize de, size yükletilendir. (İcabet etmektir) Eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz.”[16]

Ey müslümanım diyen kardeşim! Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin bir kimseyi sevdiğinin alameti, o kimsenin Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sevgilisinin işine, ahlakına ve sünnetine uymasıdır. Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin sevgilisi ise alemlerin efendisi Nebiler Nebisi Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’dir. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’e de vasıl olabilmek için varisleri olan Mürşid-i Kamile teslim olmak lazımdır.

“İşte, bu vasıfları taşıyanlar, Hakka uyan sadıklardır ve bunlar takva sahipleridir.”[17]

“Allah’tan (CC) korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman, Allah’ı (CC) ve azabını düşünürler. Bir de hemen bakarsın ki, onlar doğru yolu bulup şeytanın vesvesesini atmışlardır bile.”[18 ]

İbadetlerin kolaylıkla seve seve yapılması ve günah olan işlerden nefret ederek uzaklaşılması, ancak ahlak ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür. Tasavvufa (tarikat) sarılmak tasavvuf ile ele geçen bilgilere ve hallere kavuşmak için önce imanı ve itikatı düzeltmek lazımdır. Ahlak ilminin bilgileri Mürşid-i Kamil, yol gösteren, rehberlik eden yetişmiş ve yetiştirebilen velidir.

Eğer imanlı olan kul tasavvufun (tarikat), nefsi beşeri kirlerden ve ruhu tabii kirlerden temizlemeye bağlı olduğunu, Kur’an ve Hadis lisanıyle daima bunlara işaret ettiğini bilse, aynı zamanda tezkiye ve tasfiyeye dayanan salih kalbi imanı sadık ile olsa, Kur'an ahlakını kolay, tabii ve tekellüfsüz bir şekilde anlasa, o zaman tasavvufun (tarikat) ehemmiyetini ve konusunun ulviyeti dolayısiyle yüceliğini gerçek manada anlamış olur. Çünkü tarikatın neticesi, çeşitli zikir, adab ve evrad ile çeşitli ibadetleri bir nizam altında ve bir kalıp çerçevesi içerisinde yürütmekten ibarettir.

Tasavvufta Allah (CC) Hz.leri’ni daima hatırlamak, anmak (zikretmek), O’nu (CC) herşeyde görmek ve tüm eşyanın O’nunla (CC) kaim olduğuna kesin olarak inanmıktır. Evet! Tasavvufun ehemmiyeti, konusunun öneminden anlaşılmaktadır ki, o da ihsandır. Amellerin tümü ihlas itikat dairesine bağlıdır. İhlastan itikattan yoksun olan amelin kurtuluşu yoktur. Muhlis olan iddia ettiği şeye inanır ve kendini bütünüyle o şeye verir.

Tasavvufa (tarikata) intisab eden müride zikrin hafi veya cehri olacağını mürşidi tayin eder. Müridin makamına ve haline göre ve bilhassa mübtediye cehri yaptırır. Çünkü cehri zikir, kalbde birikmiş günah kirlerini koparır, temizler. Riya korkusu olmadığı takdirde cehri zikir daha iyidir. Çünkü işiten insanlara ganimet olur.

Zikrin feyzi işiten insanlara erişir ve zikir sesinin eriştiği her yaş ve kuru, kıyamet günü zakir (zikreden) lehine şehadet eder.[19] Sofiler nefsani arzulardan ve zevklerden el etek çekerler. Onlar Allah (CC) Hz.leri’nin ve Resulü (SAV) Efendimiz’in sözünü işittikleri zaman, tir tir titremeye başlarlar ve bütün kalbleriyle o sözü dinlerler.[20]

Allah (CC) Hz.lerinin muhabbeti gönülde yeşeren bir ağaç gibidir. Bu ağacın kökü inayettir. Suyu şeriata uymaktır. O ağaca şeriat suyu verilmezse kurur. O ağacın budaklan kifayet yaprakları velayettir. Gölgesi Allah (CC) Hz.leri ile ünsiyet kurmaktır. Yemişi ise Allah (CC) Hz.leri’ne ulaşmaktır. İmdi ey irşad talebinde bulunan aziz müslüman! Buraya kadar Ayet ve Hadis’lerle açıklamaya çalıştığımız tasavvuf (tarikat) yollarını ve varidatını anladın. Tarikat edeplerini ve şartlarını da iyi öğrendinse, hiç durma, alim bir şeyhin hizmetine kendini ver. Ona hürmet ve tazim ederek maksuduna erişmeye çalış.

[1] Miftahul Kulub. S.225

[2] Ez-Zümer S. A.22

[3] Ez-Zümer S. A.18

[4] Ta-Ha S. A.75

[5] Teğabün S. A.16

[6] Eş-Şuara. S. A.89

[7] El-En’am. S. A.88

[8 ] Ta-Ha S. A.82

[9] En-Nahl. S. A.9

[10] El-İsra. S. A.97

[11] En-Nisa. S. A.167

[12] El-Araf. S. A.146

[13] Al-i İmran. S. A.102

[14] El-Maide. S. A.104

[15] El-Maide. S. A.105

[16] En-Nur. S. A.54

[17] El-Bakara. S. A.177

[18 ] El-A’raf. S. A.201

[19] Meşarık Şerhi

[20] bak. Ez-Zümer S. A.23; El-Hac S. A.35; El-Bakara S. A.46

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:08 am    Mesaj konusu: TASAVVUFUN TEMELİ Alıntıyla Cevap Gönder

TASAVVUFUN TEMELİ

Şeriat gibi Tasavvufun (tarikatın) temelinde de Peygamberimiz (SAV) ve Kur’an-ı Kerim vardır. Peygamber (SAV) Efendimiz’in yaşadığı Zühdi Manevi hayat, dünyaya meyletmeme, dünyadan el etek çekme hali, O’nun (SAV) Ashabı (RA) tarafından da yerine getirilmiştir.

Tasavvuf, Peygamber (SAV) Efendimiz devrinde mevcut olup, Ashab-ı Kiram (RA), Tabiin (RA), Tebeü Tabiin (RA) ile daha sonra gelenlerin bu esasları muhafazası tasavvufun (tarikatın) zamanımıza kadar devamını sağlamıştır.[1]

Tasavvufun öncüsü olan Peygamber (SAV) Efendimiz, bu ibadetin nasıl yapılacağını, Zikrullahın nasıl elde edileceğini yakınları olan İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne ve Ebubekir (RA) Hz.leri’ne tarif ettiğini görüyoruz. Onlar da kendilerinden sonra gelenlere devren Silsile ile bir miras gibi bırakmışlar, böylece tasavvuf nuru aynı bir elektrik akımı gibi Günümüze kadar ulaşmıştır.

Silsile, bir tarikatı insanlara öğreten Mürşid-i Kamil (şeyh) önce tarikat Pirine, oradan da Hz. Peygamber (SAV) Efendimize ulaştıran şahıslar (mürşidler, şeyhler) zinciri demektir. Böylece, bir tarikat şeyhine elini vererek (biatla) tarikata giren kişi, Şeyhe biat etmekle, o şeyhin Silsile ile bağlı olduğu Tarikat Pirine ve o Pirin de yine Silsile ile bağlı olduğu Hz. Peygamber (SAV) Efendimiz’e biat etmiş olur.

Hz. Peygamber (SAV) Efendimiz ile başlayan Tasavvuf (tarukat) nuru, Şeyh vasıtasıyla, şeyhin elini tutan müride geçer. Bundan sonra müride düşen vazife şeriatın ve Tarikatın emirlerini hiç aksatmadan yapmaktır. Asırlar boyu İslam’ın ölmez ve yıkılmaz iki emaneti Kur’anı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ışığı altında devrimize ulaşan Tarikat, en yüce ve rütbelere, makamlara yükselen kimseler tarafından benimsenmiş ve onun sayesinde hem dünyevi, hem uhrevi necatlara ve rızaya, Cemalüllaha (CC), Şefaat-i Resülullah’a (SAV) ermişlerdir. Tarikat-ı Aliyye-i Muhammediyye’yi kabullenip onu bağırlarına basanların arasında Osmanlı padişahlarının da olduğunu görüyoruz.

Aziz yolcu! Çünkü şeriat tarikatın kapısıdır. Tarikat hakikatin bahçesidir, yani tarikat gayet sağlam bir hisar (kale) içinde bir bahçedir. Şeriat o bahçenin kapısıdır. Hakikat o bahçede bulunan türlü gül gülistan ve türlü meyve ağaçlarıdır. Ne o bahçenin sonu vardır ne o ağaçların sonu vardır. Onun hisarı (kalesi) o kadar sağlamdır ki bir kimse kuş olsa oraya girmesi imkansızdır. Ancak kapısından girebilir kapısı da (şeriattır) yani bir insanın tarikata girmesi için namazını, orucunu, gerektiği zaman zekatını, haccını ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin emirlerini yerine getirmesi ile mümkündür. Bu sebeple şükür ibadetini yerine getiren mümine Mürşid-i Kamil aramak lazımdır. Çünkü Mürşid-i Kamiller bu bahçenin bahçıvanlarıdırlar. Mürşid-i Kamil’e gerçek teslim olanlara şeytan musallat olamaz. Teslimiyeti kuvvetli olanın şeytan semtine uğramaz.

Ey aşık-ı sadık! Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni ve O’nun (CC) Resul-ü Azamini (SAV) en iyi bilen ve yolunda daim olan Mürşid-i Kamil’in kapısında bu dünyada iken körlükten kurtulup Yüce Allah (CC) Hz.lerinden rızasına mazhar olmaya çalış. Nitekim Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur: “Kim de bu dünyada (hakkı görüp kabul etmeyecek şekilde) kör olursa, artık o ahirette de kördür ve yol bakımından da daha sapıktır.”[2]

[1] Tasavvuf Ve Tarikatlar. S.28

[2] El-İsra S. A.72

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:10 am    Mesaj konusu: TASAVVUFUN ESASI Alıntıyla Cevap Gönder

TASAVVUFUN ESASI

Tasavvuf (tarikat), şükür ibadetlerini yerine getirdikten sonra Tasavvuf (tarikat) yolunda Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne yakınlık tahsil etmektir. Tarikatın esası, insan ruhunun terbiye ve irşad ile harici alemden alakanın münasebetlerin kesilmesi ve batın alemiyle irtibatın teminidir.[1]

Dersiam (Ord. Prof.) Mehmet Ali Ayni “Bizdeki tarikatlar” makalesinde şunları kaydediyor: Müslümanlık haddizatında Allah (CC) Hz.leri’ni ve Resulü (SAV) Efendimiz’i tasdikten ibaret olmakla beraber bu tasdik keyfiyeti bilahare bir muahede ile teyid edilmiştir. Bu mukavele (ahid) pek muhataralı (korkulu) ve tehlikeli bir günde müslümanlar ile Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz arasında akdolunmuştu. Müslümanlar o gün Resülullah (SAV) Efendimiz’inn elini tutarak kendilerinden ayrılmayacaklarına söz vermişlerdi. (Bu olay Asr-ı Saadette Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz ile Sahabeleri (RA) arasında geçmiştir. Bak Fetih S.A.10) Binaenaleyh bir müslümanın bugün özü, sözü ve fiili birbirine uygun ve düzgün, fazilet ve istikamette muttasıf, muhabbet ve itimada layık bir Peygamber Varisi olan zatı (Mürşidi Kamil) bulup, onun huzurunda, o güne kadar işlemiş olduğu günahlardan tevbe ve nedamet (pişmanlık) ettiğine ve o andan itibaren kimseye fenalık etmeyeceğine, kimsenin malını çalmayacağına, kimseyi öldürmeyeceğine velhasıl her türlü menahiden (yapılması yasaklanan şeylerden) sakınacağına dair söz vermesi ve bu taahhüdüne Allah (CC) Hz.leri’ni ve Resulüllah (SAV) Efendimiz’i ve Piranı İzamdan (tarikat kurmuş büyüklerden) birini sahici tutması, o birinci muahedeyi (ruhlar aleminde) tecdid (yenileme) ve te’kid etmekten ibarettir. İşte şeriatın batını olan tarikata girmek bu demektir. Yoksa, tekkede oturup çorba içmek değildir. Ondan sonra o talibin bütün efal ve harekatı o intisab ettiği zatın nezaret ve murakabesine tabi olur.[2]

İzmirli İsmail Hakkı (RA) Hz.leri Tasavvufun evveli ilim, ortası amel, sonu mevhibedir demektedir. Halveti Tarikatı ileri gelenlerinden Dede Ömer Ruşeni (RA) Hz.leri manzumesinde Tasavvufu şöyle anlatmaktadır: “Tasavvuf kalbi Hakk’a (CC) bağlamaktır. Yüreğin aşk oduyla dağlamaktır. Tasavvuf, yar olup bar olmamaktır. Gül-i gülzar olup, har olmamaktır. Tasavvuf Keramet satmamaktır. Hakk’ın (CC) işinde etmeyip tasarruf”[3] diye anlatmaktadır. Demek oluyor ki tasavvuf, İslam dinini gönüllere daha iyi sindirmek ve sindirebilmek için insanların gönlündeki Allah (CC) Hz.leri ve Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’in aşkı, heyecan ve imanını bütün cihana yaymak ve bütün insanların müslümanlığı tatmalarına ve gönüllerindeki her türlü itirazı terkedip itirafa ulaşmalarına, Allah (CC) Hz.leri ve Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’in aşkıyla coşmalarına ve bunun ilmine verilen isimdir. Yoksa Tasavvuf (tarikat) şeriattan ayrı bir şey değildir. Anadolumuzun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında hizmetlerin en büyük bir kısmının Tarikat erbabı mutasavvuflara ait olduğu belirtilmektedir. Münevverlerimiz de, okuma merakı olan yüksek tahsil gençliğinde tasavvuf ve tarikat konularında ciddi tecessüsler doğmuştur. Bununla birlikte, meselenin ne olduğu veya ne olmadığı araştırılmaksızın bir takım şeyh arayışlarına rastlanılmaktadır. Bu arayışların temelinde, insanın kendi ruhuna yeni bir sığınak bulmak, ruhunu kuvvetlendirmek, stresler karşısında kendisine bir destek ve güç bulmak, sürmenaj ve ruhi depresyonları azaltmak gibi duyguların bulunduğu anlaşılmaktadır ve şu aleme gönderiliş gayesini uyanıklık içerisinde yerine getirmenin bahtiyarlığına, dünyada iken ermek ebedi aleme gittiği zaman: “Keşke toprak olsaydım! Ya Rabbi (CC)! Beni tekrar yeryüzüne çıkart da sana ibadet edeyim!” dememektir.

Velhasıl tasavvuf, başından sonuna kadar iki şeyden ibarettir, biri “LAİLAHE İLLALLAH” ile Cenab-ı Hakka terakki, diğeri de “MUHAMMEDÜR RESULULLAH” ile şol aleme tenezzüldür. Terakki ruh ve sırra aittir. Alemi mülkte tenezzül, şeriat ve tarikate riayetle olur. Bütün ulumi evvelin bundadır. “İlim bir noktadır, onu cahiller çoğaltır.” buyrulmuştur.

[1] Tasavvuf. Ömer Rıza Doğrul. S.67-68

[2] Yeni İlmi Kelam. İzmirli İsmail Hakkı. 1.Kitab. S.148

[3] İkdam Gazetesi. 25 Şubat 1921

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:12 am    Mesaj konusu: TASAVVUFTA GAYE Alıntıyla Cevap Gönder

TASAVVUFTA GAYE

Tasavvuf (tarikat)'ın gayesi, dünyadan yüz çevirip her an Hakk’a (CC) yönelmektir. Tasavvuf (tarikat)'ın gayesi, Hakk’ın (CC) rızasını kazanmak için nefisleri temizlemekten, Allah (CC) Hz.leri’nin ve Resulü’nün (SAV) ahlakı ile ahlaklanmaktan ibarettir.

Önceleri Tasavvuf (tarikat)'ın zuhurundan maksat, ahlak'ı güzelleştirmek, nefsi terbiye etmek, salih ameller ve güzel ahlak ile süslenmekti.

Peygamber (SAV) Efendimiz’in: "Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim"[1]hadisinden yola çıkarak tasavvufun ulaşmak istediği gayesi, ahlakın kemal mertebesine varmak için Peygamber (SAV) Efendimiz'in gittiği ve gösterdiği yoldan yürüyüp insanlığın kemaline en güzel örnek olan Fahr-i Kainat’ın (SAV) hakiki varisi olmaktır.

Tasavvufta asıl olan, kalbin çeşitli hastalıklardan temizlenerek şifa bulmasını temin etmek ve onu güzel sıfatlarla süslemektir. Allah'a (CC) ulaşmanın yolları, tevbe, muhasebe, havf ve reca gibi kalbi makamlarla; sıdk, ihlas, sabır gibi güzel hasletlerdedir.

Allah (CC) Hz.leri’ne ulaşan yollarda seyretmek, salih müminlerin sıfatıdır. Bu yolu Peygamberler (AS) gösterdi. Onların varisleri olan alim ve Mürşid-i Kamiller de insanları bu yola kılavuzladı.

İslam'da esas olan, tebliğ vazifesinin büyük bir kısmı tarikat uluları tarafından yerine getirilmiştir. Bütün tarikatlerin amacı, insanları tek olan "Tarikat-ı Muhammediyye"ye ulaştırmaktır. Her tarikatın bu yola yöneltme vasıtalarında bazı değişikliklerin olması da tabiidir.

Bütün tarikatler Hakk’ın (CC) hoşnutluğunu kazanmak için çaba göstermiş ve bunu gaye olarak kabul etmiştir. Fakat bu rıza ve mekan, şahıs ve ahval cihetinden çeşitli olabilir.

Tasavvufun "kâl"den ziyade "hâl"e ait bir ilim olduğunu söyleyebiliriz. Tatmak ve sevmek, seyr-ü sülük neticesinde hissedilir. "Tatmayan bilmez" sözü bu hususu belirtmek içindir. Yunusun "ballar balını bulması"da bu demektir.

Tasavvufta gaye Ma’rifetullahtır. Tasavvuf aklın ötesinde keşifle Marifetullah’a ulaştırır. Kalb gözüyle Hakkı hisseden, ilme'l-yakin'den hakka'l-yakin'e ulaşır.

[1] Sahih-i Buhari

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:13 am    Mesaj konusu: TASAVVUFUN İNSANA TESİRİ Alıntıyla Cevap Gönder

TASAVVUFUN İNSANA TESİRİ

Tasavvuf (tarikat) kısa bir anlamla gönlü Allah (CC) Hz.leri'nin sevgisine bağlamak demektir. Tasavvuf ehline göre tasavvuf; Tarikatın nazar (düşünme itibar ve iltifat) ciheti dervişlik ise ameli tarafıdır. Tasavvuf kitaplarının başında yer alan Şeyh Abdulkerim El-Kureyşinin “RİSALE”sinde konuya müstakil bir bahis ayrılmış. Tasavvufla meşgul pek çok kişinin tasavvuf tariflerine yer verilmiştir. Ayrıca Ebu Muhammed Ceriri’nin: “Tasavvuf iyi ve yüksek huyları almak ve kötüyü bırakmaktır.” şeklinde tarif ettiğini, muhtelif tasavvuf kitapları kaydetmektedir. Ömer Rıza Doğrul “Tasavvuf” adlı eserinde mutasavvuflardan bahsedip pek çok misal verdikten sonra tasavvufun bir ilim olduğunu belirtir ve şunları kaydeder: Sühreverdi'nin sözlerinden anlaşılıyor ki, tasavvuf uleması, Allah (CC) Hz.leri’nin emirlerini ve yasaklarını, Hz. Peygamber (SAV) Efendimiz’in yolunu ve izlerini takip ederek araştırmışlar ve her şeyi ona göre tesbit ederek zabitlik ve ahirete karşı olan sevgileri dolayısıyla Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in Ashab’ıyla (RA) kurduğu bu manevi ilmi devam ettirmişler ve vicdanlarının saffeti dolayısıyla buna imkan bulmuşlardır. Mutasavvuflar, bu sayede bu takva ilmini şeriatın buyruklarına ve yasaklarına istinat ettirmekle takva ilimlerinin sancağını yükseltmişler ve bu yolda her ilmi, hatır ilmi, yakin ilmi, ihlas ilmi, ahlak ilmi ve daha başka vicdani ilimler kurup Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin nice yolda kalmış kullarını irşad edip dünyada iken rızaya Cemalullaha ermelerine sebep olmuşlardır.

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:15 am    Mesaj konusu: TASAVVUFU İNKARIN HÜKMÜ Alıntıyla Cevap Gönder

TASAVVUFU İNKARIN HÜKMÜ

Ebul Fadl İbni Kayserani, “Safvetül Tasavvuf” adlı eserini ne için yazdığını şöyle açıklamaktadır: “Tasavvuf ehli'nin yolunu inkar edenlerin halini uzun uzun düşündüm. Ve anladım ki, Sufilerin Tasavvuf yolunu inkar edenler iki gurupta toplanmış. Birincisi; cahillerdir. Cahile verilecek cevap duadan başka bir şey değildir. Diğer gurup ise, ilim ehli olup da, dinin sünnetleri ve adapları hakkında bilgileri az olanlar ve bu bilgileri asıllarını araştırmaya usullerini öğrenmeye ihtiyaç duymayanlardır. Bu gibi yarım alimler, din ilimlerinden Fıkıh ve Kelam'a, rey kıyas ve tefekküre ait bilgileri öğrenmeye ihtiyaç duymama cahilliğini gösterenlerdir. Selef-i Safilin bu ilimleri öğrendiler. Ve kendilerinden sonrakilere bildirdiler. Onlardan da bizlerden öncekiler aldılar. Bunların bütün maksadı Ehl-i Suffa’ya (RA) Resulüllah (SAV) Efendimiz’in sünneti, ahlakı, efali (işleri) ve adabı (edepleri) ile benzemek idi. Şayet Tasavvuf ehlini inkar edenler bunları bilselerdi, onların maksadının Selef-i Safilin’in maksadı olduğunu anlarlar idi. Böylece o mübarek insanlara dil uzatmaktan sakınırlardı. Ehl-i Tasavvufa dil uzatanların uygunsuz hal ve sözlerini gördükten sonra sufilerin hal hareket ve edeplerine Hadis-i Şerif’lerden, Ayet-i Kerime’lerden delil göstererek bu kitaba yazdık. Bu güne kadar Ehl-i Tasavvuf üzerine, Abdurrahman Sülemi’nin “Hılyetül Evliya”sı gibi kitaplar yazılmıştır.[1]

[1] Safvetül Tasavvuf, Fatih Kütüphanesi’nde 2718 numara ile kayıtlıdır.

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:25 am    Mesaj konusu: AYETLERDE TASAVVUF Alıntıyla Cevap Gönder

AYETLERDE TASAVVUF

Sonsuzluk Nebisi’nin (SAV) öteler ve yükseklikler alemine ait miracı değil, bu o has ismiyle tek ve mutlak miraç, bir de Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin her mümin kuluna her iman sahibine açık bıraktığı bir yol var ki, o da Allah (CC) Hz.leri’ne erme yolu “Tasavvuf YoluTarikat”.

Kısaca ifade edecek olursak erenlerin nurlu yolu. Hem öyle bir yol ki, nice mana erleri bu yoldan yürümüş ve nur denizinin hakikat sahiline ermişlerdir. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur: “Ey insanlar! Sizden her bir Peygamber (AS) için, bir şeriat ve bir yol tayin ettik.”[1]Ayet-i Kerimesi ile vacib olmuştur. Burada “minhac”, “Münevver bir yol” demektir. Hak Teala (CC) Hz.leri kıyamet gününde kullarına sual buyuracak diyecek ki: “Ey kulum! Benim böyle bir emrim var idi. Sen aradın mı?” “Aradım ama bulamadım.” derse ve mürşid de o zaman bulunmamış ise, Allah-ü Zülcelal (CC) Hz.leri’nin cevaptan mülzem olması lazım gelir. Halbuki Allah (CC) Hz.leri mülzem olur mu? Her zamanda irşadı halk için bir kulunu aleme ibraz buyurmuştur. Çünkü öyle olsa kulun vus’atı dışında bir teklif olacaktır. Eğer o kimse derse ki: “Ya Rabbi! Buldum ama kalbim sevmedi, teslim olamadım. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri buyurur ki: “O kuluma başka kullarım tabi olmamış mı idi?” Tevatüren onun mürşid olduğu malum değil miydi? Madem ki hakkında tevatür var idi, senin de şer’an kabulün lazım gelirdi diyecek ve o kul azaptan kurtulamayacaktır.
Turuk-i Aliyyenin esas itibariyle hepsi birdir, muhammediyyedir. Ulu Mevlamız (CC) şöyle buyuruyor: “(…) Allah (CC) ancak takva sahiplerinden kabul eder (…)”[2]

Bu yolda Allah (CC) Hz.leri’nin Resulü’nden (SAV) başlayıp en son veliye binlerce mürşidi kamil ve nice nişansız Allah (CC) Hz.leri’nin dostları devam edegelmiştir.

Şunu da tesbit edelim. Önce iman olmadıkça hiçbir oluş yok.
Evvela Şeriat, daha sonra Tarikat (gidilen yol),derununda marifet, peşinden de hakikat gelir. Tek kelime ile Tasavvuf dediğimiz güneş yol, günümüzde gönlü kan yuvası haline gelmiş nice irfan öksüzleri var ki, Tasavvufun (Tarikatın) dine sonradan girdiğini sanırlar. Gerçek şudur. Şeriat (Allah’ın cc. tüm emirleri) O’nun (SAV) Alemlerin Fahri Ebedisi Nebiler Nebisi’nin (SAV) zahiri, Tasavvuf ta batınıdır. Bu hususta Yüce Mevla (CC) şöyle buyuruyor:“O (CC), (herşeyden önce mevcut olan) Evvel’dir ve (her şey helak olduktan sonra geriye kalacak) ahirdir (Varlığı sayısız delillerle) zahirdir ve (akılların idrak edemeyeceği zatı ise) batındır. O herşeyi bilendir.”[3]Ayet-i Kerimesi ile Şer-i Şerife muvafık ve mutabık olarak Tarikat, Hakikat ve Marifet beyan olundu.Şüphe yok ki, bu sürede zikrolunanlar da, temiz bir kalbi olan veya can kulağı ile dinleyen kimseler için bir ihtar ve ibret dersi vardır. Kaf Suresi’nin 37. Ayet-i Kerimesinin işareti, basiret ve insaf ehline kafi gelecektir.

Tarik-i Müstakim'de susayan aşıkı sadıkları suvararak mizaçlarında ilahi feyzin temiz ve güzel kokusu, kıyamete kadar baki kalsa gerektir.

“Onlara mühürlü saf ve halis şaraptan içirilir ki, sonu misk gibi kokar, O halde, rağbet edenler bu nimetlere ermeye rağbet etsinler. Katkısı da tesnimdendir ve tesnim öyle bir pınardır ki, ondan yalnız Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yakın olanlar içerler.”[4]Ayet-i Kerimesi’nin işaretince, sülüklerin başlangıcından sonuna kadar ve sülukun sonundan mertebeleri tekmil edinceye kadar her tarikte, Mürşide ve Müride lazım olan usul ve kaidelerine göre tarikatı aliyyeyi Muhammediyyede daim olup Hakk’a vasıl olmak gerekmektedir. Allah (CC) Hz.leri’nin Resulü (SAV) bu yolu asrı saadetinde ilmin kapısı ve kapıcısı İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ile açtı ve bütün tariklerin en eskisi Siret-i Ahmediyye’nin ekmeli olduğu bu Tarikat-ı Aliyyeyi Kadiriyye-i Kübra, manevi feyizlerde sonsuz bir deniz ve irşadda yüksek himmeti gün gibi ayandır. Bu feyizler denizler denizinin her katresinden nice aşikanı kiram ve asfıya-i tezil ihtiram Allah (CC) Hz.leri’ne vasıl olmuş, Mertebe-i Velayete nail olup Mevlayı bulmuşlardır. Ve Tarikatı Aliyye-i Kadiriyye-i Kübra’dan zuhur eden kamil veliler, Nebiler Nebisi’nden (SAV) İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden, Gavsulazam Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’ne, Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nden Hak Halili (KSA) Hz.leri’ne, O’ndan da Hacı Halil (RA) Hz.leri’ne kadar bizim tarikat silsilemiz gelmiş ve kıyamete kadar devam edecektir. Ne mutlu o kişiye ki, bu nurlu nasibini alıp ebediyyete imanı kamil sınıfında gitmek için gayret eder.

Ey yolcu! Malumun olsun ki, mertebeler, makamlar ancak kamil bir mürşidin eli ile tevbe edip telkini tarikat almak ile hasıl olur ve Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri’ni canı gönülden (dil ile, gönül ile ve bütün azalar ile) zikretmekle hasıl olur. Yüce Mevlamız buyurur ki:

“Allah’tan (CC) korkun, Allah (CC) size ilim öğretiyor. Allah (CC) her şeyi kemali ile bilicidir.”[5] Ayet-i Kerimesi takvası olanlara Cenab-ı Hakk’ın (CC) ilmi ihsan edeceğini gösterir. Buradaki ilimden murad, ilmi Ledünnidir. Medresede tahsil edenlere bildirir demek değildir. İbadet ve taatten mahrum olduğu halde teessüf ve teessür etmeyen kimsenin kalbi ölmüştür. Tarika dahil olan bir kimse ilmini, amelini, ahlaki halini düzeltmeye muvaffak olamazsa tarikattan istifade edemez ve edememiştir. Tarikata intisap eden kimse mutlaka bir sıcaklık hissetmelidir. Çünkü hamama giren kimse sıcaklık hissetmezse hamamın evinden ne farkı olabilir?

Tasavvuf, bir müslümanın İslam Ahlakı ile ahlaklanması için lazım olan bilgileri ve Yüce Allah (CC) Hz.lerine gidilen yolları öğreten ilimdir. İnsanın manen yükselmesi, dünya ve ahiret saadetine kavuşması, bir uçağın uçmasına benzetilirse, iman ile ibadet bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de bunun enerji maddesi yani benzinidir. Maksada ulaşmak için uçak elde edilir. Yani iman ile ibadet kazanılır. Harekete geçmek için de kuvvet yani Tasavvuf (Tarikat) ilminin yolunda ilerlemek gerekir. Tasavvufun gayesi vardır. Birincisi imanın vicdanileşmesi yani kalbe yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Tasavvuf ile ele geçen bilgilere marifetlere ve hallere kavuşmak için önce imanı düzeltmek, islamiyetin emir ve yasaklarını öğrenip bunlara uygun iş ve ibadet yapmak lazımdır. Zaten bunları yapmadıkça kalbin tasfiyesi kötü huylardan temizlenmesi, nefsin tezkiyesi, terbiye edilmesi mümkün değildir.

Tasavvuf (Tarikat) bilgileri mürşidi kamiller tarafından öğrelilir. Mürşidi kamil yol gösteren, rehberlik eden yetişmiş ve yetiştirilebilen alimdir. Böyle olan alimlerin belli usullerle gösterdikleri bu yollara (tarikat) denilmiştir.

Gavsulazam Pir Abdulkadir Geylani (KSA) Hz.leri de büyük bir Mürşid-i Kamil olup onun insanları saadete kavuşturmak için Tasavvufta (tarikatta) takip ettiği usullere ve gösterdiği yolu “Kadiriyye Tarikatı”denilmiştir. Tarikatların çeşitli isimler alması başka başka olmalarından değildir. Aynı mürşidin talebeleri (müridleri) birbirlerini tanımak ve nıürşidleri ile tanınmak, öğünmek için bulundukları yola mürşidlerinin ismini vermişlerdir.[6]

[1] Maide S. A.48

[2] Maide S. A.27

[3] Hadid S. A.3

[4] Mutaffifin S. A.25-28

[5] Bakara S. A.222

[6] İslam Ans. C.7 S.203

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:28 am    Mesaj konusu: HADİS-İ KUDSİLERDE TASAVVUF Alıntıyla Cevap Gönder

HADİS-İ KUDSİLERDE TASAVVUF

Alemlerin Efendisi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz bizlere bir Kudsi’yi şöyle haber veriyor: “Allah-ü Te-ala Hz.leri: ‘Kim beni taleb ederse, beni bulur. Kim de benden başkasını isterse beni bu­lamaz.’ buyurdu.”[1]

Peygamber (SAV) Efendimiz başlangıçta, Rabbine talib, Mürid (isteyici) halin­de idi. Hatta insanlardan ayrıldı. Hıra mağarasına girdi. Bunun üzerine “Muhammed (SAV), Rabbine (CC) aşık oldu” dediler.

Allah (CC) Hz.leri’ne aşık olmak, O’nun (CC) her istediğini harfiyyen yerine getirmekle mümkün olur. Allah (CC) Hz.leri’nin isteklerini de, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Resulullah (SAV)’da bulmak mümkündür. Allah (CC) Hz.leri’ni sevebilmek ve O’nun rızasını kazanabilmek, Allah (CC) Hz.leri’nin Resulü, Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz’in ahlakıyla ahlaklanmaktan, O’nu (SAV) sevip saymaktan, O’nun bizlere tavsiye ettiklerini yerine getirmekten geçmektedir. Gerçekte Allah (CC) Hz.leri’ni arayan, O’nu muhakkak bulur, daha doğrusu Allah (CC) Hz.leri, o kuluna kendini bulmayı nasip eder. Yeter ki, kul talip olsun, Allah (CC) Hz.leri’ne vasıl olmaya gayret etsin. Tevfik ve hidayet Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri’ndendir...

İlahi (CC)! Bizlere zatını tanıttır, zatına layık olmayı bizlere nasip eyle.. Yolumuzu sana doğru çevir ve bizleri, hakikatte seni bulan, senin rızanı kazanan kullarından eyle! (AMİN)

[1] İslam Ansiklopedisi. C.9 S.340 Ebu Derda (RA) Hz.leri rivayet etti.

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:31 am    Mesaj konusu: HADİS-İ ŞERİFLERDE TASAVVUF Alıntıyla Cevap Gönder

HADİS-İ ŞERİFLERDE TASAVVUF

Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’e: “Sünnetlerin nelerdir?” diye soruldu. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurdu ki: “Şeriat muhakkak yapınız ve yapmayınız dediğim şeylerdir. Tarikat, kendi yaptığım gece gündüz zevk alıp çalıştığım ve çok acaip, garaiblere erdiğim şeylerdir. Hakikat, aşk, muhabbet, aşıklık, maşukluk halleridir. Bunda Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ile kul arasında nice haller olur ki, bu da benim halimdir. Marifet, sırrımdır. Zikrullah gece gündüz eşim, yoldaşımdır. Oruç, hüccetimdir. Namaz, iki gözümün ışığıdır.”[1]

Hoca Efendi! Sen ise yalnız şeriatta kalıyorsun, geriki sünnetler nerede kaldı? Bu sultanlar (evliyalar) Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in sünnetlerinin hepsini tutup ihya edenlerdir. Halife-i Resulullah bunlardır. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne rahmet et dediği bunlardır. Bunlar için Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri’nin hesapsız nimetleri, cenneti, cemali olduğunu yukarıdaki nice Ayetlerde beyan etti. Bu nurlu yol, Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri’nin sultan kullarının Hakk’a (CC) vasıl yoludur. Kurbiyet-i İlahiye yoludur, vasıl budur. Enbiya ve Evliyanın ömür çürüttüğü yoldur. Enbiya ve Evliya yolunu insanlara söylememek ne kadar hazindir. Enbiyalar evliyalar vuslat yolunda canlarını feda etmişler. Bu yol Hakk’a (CC) giden yoldur. Bu yola gidenlere mani olanlar ve gafil olan bazı hocalar, tasavvuf-tarikatı hiçe sayarlar.

Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Her kim müslümanlara tarikatlarından dolayı eza ederse, dil, el veya başka türlü eza cefa edenlere lanet olsun. Onlara lanet vacip olur. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin, meleklerin, bütün insanların laneti onlara olsun.”[2] diye buyurmuştur. Bunların yoluna mani olup eza ve cefa edenlere lanet ediyor. Ayet-i Kerime’lerde Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin “kör” dediği bunlardır. Enbiyaların yani Peygamberlerin, Evliyaullahın can feda ettiği Hakk’a (CC) yakınlık yolunu (tasavvufu tarikatı) bilmeyenler kör değil de nedir? Bunca Ayet-i Kerime’leri ve Hadis-i Şerifleri ancak kör olanlar göremezler. Ben alimim der, Hakk’a (CC) vuslatı arzu etmez. Bak Sultan-ı Enbiya (SAV) Efendimiz bunların hakkında ne söylüyor: “Ümmetimin münafıklarının çoğu okumuş olanlardır dediği bunlardır. Zikrullaha kızarlar, tarikatı hiçe sayarlar.[3] Ayet-i Kerime ile sabit olan Evliyayı inkar ederler. Bunların şerrinden Allah (CC) Hz.leri’ne sığınırız.

[1] İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer. (Tirmizi)

[2] Tabi Ebuşşeyh Ebu Naim Keran Abuzer (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.

[3] İbni Ömer (RA) Hz.leri’nden riv.ed.Had.Şer.

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:36 am    Mesaj konusu: TARİKATLARIN DOĞUŞU Alıntıyla Cevap Gönder

TARİKATLARIN DOĞUŞU

Tarikat, yol, meslek, mezhep ve meşrep demektir. Tasavvuf dilinde tarikat, Allah (CC) Hz.leri’ni bilme ve bulmanın yoludur.

Hicri ikinci asrın sonlarına doğru intişara başlamış olan tarikatların anane ile silsileleri Hz. Fahr-i Alem (SAV) Efendimiz’e kadar dayandığı rivayet edilmektedir.Tasavvufun doğuşundan, tarikatlerin intişarına kadar geçen devreyi tasnife tabi tutacak olursak:

a) Tarikat öncesi Tasavvuf,

b) Şahıslar etrafında sistemli ve teşkilatlı bir şekilde gelişme, seyrini müşahade etmiş oluruz.

Tarikat öncesi tasavvufun umumi manzarası, Kur’an-ı Kerim’in hükmünde ve Peygamber (SAV) Efendimiz’in izinde gitmekle yetinmekten, yani zühtden ibarettir. Bu devirde sofiler azdır.

Risale-i Küşeyri’ye göre başlıca sofiyye: İbrahim b. Edhem (RA), Zünnûn-i Mısrî (RA), Ma’ruf-i Kerhi (RA), Seriyyi Sekati (RA), Bişr-i Hafi (RA), Ebâ Yezid-i Bistami (RA), Cüneyd-i Bağdadi (RA) dahil olmak üzere seksen üç tanedir.

Başlangıçta ferdi dini bir hareket şeklinde gelişen tasavvuf, ikinci üçüncü asırda diğer ekoller gibi şekillenmeye, veliler yetiştiren, müridlerin siretlerine, huylarına ve ibadetlerine dair özel nizamlar va’z eden bir okul haline geldi, Mürid, bu yolun kurallarını ustasından alır ve ona tam bir teslimiyetle bağlanırdı. Mürşidsiz yola gidilemeyeceği kanaati yaygın bir hal aldı. Hatta Ebâ Yezid-i Bistami (RA): “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” dedi.

Üçüncü ve dördüncü asırlarda tarikatlar kurulmaya başladığında tarikat sahipleri, tarikat kurmaya özenmiş değillerdi. Bunlar halkın zahidlerin çok hürmetini kazanmış kimselerdi.

Etrafına toplananlar, sohbetini dinleyenler onun öğütlerini tuttular, hareketlerini, zikirlerini aynen yapmaya çalıştılar ve böylece o zatın adına bir tarikat doğmuş oldu. Nasıl diğer ilimlerde ilmi ehlinden almak ve ilimde kalpazanlığın önüne geçmek için icazet vermek adeti lüzumlu görülmüş ise, tasavvufta da sahtekarlığın önüne geçmek için icazet usulü konmuş, şeyhin elinden hırka giymek adet haline gelmiştir.Takriben H. 5. yy.’dan itibaren tasavvufun büyük şahsiyetler elinde sistemleştirilmesi ve teşkilatlı bir şekilde yayılması tarikatlerin ortaya çıkışını sağlayan başlıca amillerden sayılır.

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:44 am    Mesaj konusu: TARİKAT İKİ KISIMA AYRILIR Alıntıyla Cevap Gönder

TARİKAT İKİ KISIMA AYRILIR

Tarikatları iki kısımda toplamak mümkündür:

1. Yüksek sesle zikir (zikri cehri) yapan tarikatlar: Bu yolda İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ve on iki imam vasıtası ile gelmiş ve kıyamete kadar devam edecektir.

2. Sessiz zikir (zikri hafi) yapan tarikatlar: Bu yol, Ebubekir (RA) Hz.leri’nden gelmiş olup mürşidlerinin adına göre isim alıp çeşitli kollara ayrılıp zamanımıza kadar gelmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir.

Tarikat: Zikir ile Allah-ü Teala Hz.lerine kavuşma yoludur. Zikir, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni hatırlamak demektir. Her sözünde ve her işinde O’nun (CC) emirlerine sımsıkı sarılmak, yasaklarından kaçmaktır. İnsanı Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşturan yollar ikidir;

1.“Nübüvvet yolu”:Peygamberlerin yakınlığı olup insanı aslın aslına ulaştırır.
2.“Velayet Yoludur”:Kutuplar, Evtad ve bütün Evliya hep bu yoldan kavuşmuşlardır. Bu yol sülûk yoludur. Evliyanın cezbeleri de bu yolun cezbeleridir. Bu yoldan kavuşanlar birbirlerine vasıta ve perde olurlar. Bu yoldan vasıl olanların önderi ve en üstünleri ve ötekilere vasıta olanı ilmin kapıcısı İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’dir. Bu yolda gelen feyzlerin kaynağı olur. Resülullah (SAV) Efendimiz’den gelen feyzler marifetler hep O’nun (KV) vasıtası ile gelir. Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri ve İmam-ı Hasan (RA) ile İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri bu makamda, İmam-i Ali (KV) Hz.leri ile ortaktırlar. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri dünyaya gelmeden önce de bu makamda idi. Vefat ettikten sonra da bu yolda her veliye gelen feyzler, hidayetler yine O’nun (KV) vasıtası ile gelmektedir. Çünkü kendisi bu yolun en yüksek noktasında bulunuyor. Bu makamın sahibi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’den sonra O’dur (KV). O’ndan (KV) yayılan feyzler, İmam-ı Hasan (RA) ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri vasıtası ile geldi. Daha Oniki İmam’dan (RA) sağ olanları da vasıta oldular. Bunlardan sonra gelen evliyaya feyzler bu Oniki İmam vasıtası ile geldi.

Abdulkadir- Geylani (KSA) Hz.leri, dünyaya gelip veli oluncaya kadar hep böyle idi. Bu da bu vazifeye kavuştu. Ondan sonra gelen bütün evliyaya Oniki İmam’dan (RA) feyzler ve bereketler, Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin vasıtası ile geldi. Kıyamete kadar böyle devam edecektir. Başka hiç bir veli bu makama kavuşamadı. Bunun içindir ki: “Önceki velilerin güneşleri battı, bizim güneşimiz ufuk üzerinde sonsuz kalacak, hiç batmayacaktır.” buyurmuştur.

Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’ne Oniki İmam (RA) Efendilerimiz’in vazifeleri verilmiştir. Rüşt ve hidayete vasıta olmuştur. Kıyamete kadar her veliye feyzler O’nun (KSA) vasıtası ile gelecektir. Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin bu vasfından dolayı O’na (KSA) “Gavsul Azam” denilmiştir.[1]

[1] İmam-ı Rabbani (RA) Hz.leri’nin “Mektubat” adlı eseri. Cild3. S.123

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:46 am    Mesaj konusu: TARİKATA NİÇİN GİRİLİR? Alıntıyla Cevap Gönder

TARİKATA NİÇİN GİRİLİR?

İnsan İslam’ın emir ve yasaklarını layıkıyla bilip yaparsa, bu kimse o yaptıklarıyla mutmain olmaz ve bunun dışında daha arayış içinde olur ve mutmain olmayı arzularsa, işte onun bu aradığı içinden ona seslenen arzu, Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmesiyle hasıl olur. Tarikatın usulünü intisap ettiği şeyhinden öğrendiği zikir ve esmalara devam eder. Bu vesile ile sever, yaratandan ötürü ve delalette kalan kullar için daima göz yaşı döker. Onların da af ve mağfiret olmaları için Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne yalvarıp dua eder. Diğer insanlar ilim tahsil etmek için hayatlarını harcarlar, talip olana öyle bir ilim verilir ki, adına “Vehbi”, “Ledünnî”, “Gayyibî” ilmi denir. Yüce Allah (CC) Hz.leri bunu dilediğine, sevdiğinin hatırına verir. (Bak El Bakara S.A.269.) Onun karşısında kimse konuşamaz ve herkes ondan istifade eder. Bu bahtiyar insan bu mertebeye tasavvuf (tarikat) yolunda ermiştir. Öyle olur ki, ınahlukatla da sohbet eder. Onun için Yüce Mevla (CC) Hz.leri buyurmuştur ki: “Siz bilmediklerinizi zikir ehlinden sorun.”[1]

Tarikatta yol alan talib, seyri sülukunu bitirince evliyalık hırkasını efendisinin eliyle giyer, bundan sonra ona “ermiş”, “evliya”, “erenler”, “sofi” derler. Tasavuf yolunda (tarikat) böylece çalışır maksuduna erdirilir ve talib olanları bu vesile ile kıyamete kadar Hakk’a (CC) vuslat ettirirler.

[1] En-Nahl S. A.43

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 11:53 am    Mesaj konusu: TARİKATA GİRMEK İSTEYENLERE Alıntıyla Cevap Gönder

TARİKATA GİRMEK İSTEYENLERE

Tarikat-ı Aliyyeye girmek isteyen din kardeşlerimizin, her şeyden evvel kendilerini Şer-i Mübine uydurmaları, sonra Mürşidin elini tutarak: “Bu zat beni, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ulaştırır!” itikat ve hüsnü zannı ile, o zatın sözlerini yerine getirmeleri şarttır. Yirmidört saatte bir defa, hangi vakit kolayına gelirse o zamanö tenha bir yerde gizlice ve abdestli olarak kıbleye yönelerek oturup, rabıta-i mevt ile gözleri yumuk vaziyette vazifesini okumalı. “Ben Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni görmüyorum ama, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri beni görüyor, diyerek tam bir huzur içerisinde olmalıdır ve Mürşidinden aldığı vazifeyi telkin aldığı şekilde vazifesine başlayıp huzur içerisinde vazifesini ifa eder. Bu hususta Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurur ki: “En büyük ihsan, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen onu görmesen bile, o seni daima görür.”[1]

Salikin bu vazifesini gönül mutmainnesi ile yapabilmesi için şu hususa önemli dikkat etmelidir: Sanki hastalanmış, bir döşek içinde yatmaktadır. Ölüm acıları, kendisine iyice yaklaşmıştır ve ölüm gelip çatmış kendisini yıkamışlar kefenlemişler, ağaç ata bindirip kabire dokuz hatılın altına koymuşlar… Bu şekilde vazifeye başlanırsa o zaman Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in şu sözüne mazhar olur: “Ölmeden evvel ölünüz.”[2] Bu hususu Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle beyan etmiştir: “ ‘Biz Allah-ü Tealanın kullarıyız. Ancak ona döneriz, musibetlerine razıyız!’ derler.”[3] Her inanan ve mürid olup tasavvuf tarikat yoluna girenin Kur'an-ı Kerim’e ve Hadis-i Şerif’lere daha sıkı sarılması lazımdır.

Şeyh arayanlar, şeriatı düzgün olanı aramalıdır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet ve çok Zikrullah etmek, çok namaz kılmak, Resülullah (SAV) Efendimiz’in yoludur. Gece gündüz devam ettiğidir. Çünkü Resülullah (SAV) Efendimiz’in has yolu olan şeriatı, tarikatı, hakikati birbirinden ayırırlar, itiraz ederler. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri’nin has kulları Resülullah (SAV) Efendimiz’in ümmetleridirler. Bu mukarrebler, Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin evliyalarıdırlar. Allah (CC) Hz.leri’ne kurbiyyet (yakınlık) isteyenler dikkat etsinler, Allah (CC) Hz.leri’ne yakınlaştırıan, insanları Hakka götüren bir yol seçsinler ve O’na (CC) ulaşmada bir kılavuz edinsinler.

Tarikat, insanları Allah (CC) Hz.leri’ne götürür. İnsafa gel, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ulaşmada acele et. Resülullah (SAV) Efendimiz’e vuslatta geç kalma. Bu dünya elinden gider, malın, mülkün, oğlun, kızın fayda vermez. Ancak kalbin nuru fayda eder.

Ey müslüman! Bilmiş olasın ki, şeytan melunu kişiyi zulmete çeker. O da kendisine dost olanlara vervese verir, dine, şeriata, tarikata, hakikata ve marifete itirazlar koyar. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri iman edenlere ilham eder. Tasdikler, muhabbetler koyar. İşte sen düşün, şeytanın dediklerini kabul edip Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin dediklerini kabul etmiyorsun. Bir de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne bahane buluyorsun. Sana Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri Peygamberi ile söyletti, Kur'anda aşikare söylüyor. Kitaplar söylüyor, bunları hiçe sayarak şeytanın vesvesesine ve nefsin havasına uyup nefsine kul köle olma.

Aziz müslüman! Artık uyan. Kur'an-ı Kerim bir bütündür, bir ayetini inkar küfürdür. İbadet noksanlığı günahkarlıktır. Bu kötülüklerden kul ancak şeriat ve tarikatta huzur ile çalışıp gayret ederse, o zaman ebedi saadethaneyi mamur eder. Bak Yüce Mevla (CC) Hz.leri ne buyuruyor: “Fakat ahirele inanmayanlar, hu doğru (yoldan) sapmaktadırlar.”[4] “O halde hep O'na (CC) ibadet edin. İşte bu biricik doğru yol budur.”[5] “O (CC) bize yollarımızı dosdoğru göstermiş, hidayet vermiştir.”[6]

Meşayıhtan birisi şöyle anlatır: “Bağdat Mezarlığında gezerken gördüm. Büyük ve kocaman kabirlerin başındaki taşlara beş yaşında on veya onbeş yaşında yazmışlar, hayrette kaldım. Evliyaullahtan birine rastladım, bana dedi ki: ‘Niçin hayret edersin. Heva ve hevesiyle geçen günler yaşamaktan mıdır? Hayvanlar gibi Nefsi emmaresinin yolunda giderek yaşamayı biz ömür ve yaşama saymayız. Bir tarikata girip şeyhin yanında geçen ömrü yaşamadan ve ömürden sayarız.’ dedi ve böylece benim de hayretim gitti.”[7] Yüce Mevla (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Her kim de, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harekette bulunur ve müminlerin yolundan uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme koyarız ki o ne kötü bir dönüş yeridir.”[8] “Şüphe yok ki Rabbin (CC) Hz.leri, yolundan sapanı en iyi bilendir ve o, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.”[9]

Aziz kardeşim Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel beyanında zatını iyi bilen kulları ile beraber olunmasını niçin emretmiştir? Zira kulunu af ve mağfiret etmek için dünyada ölülükten kurtulup manevi bir hayata erip dünyada iken Rızaya, Cemalullaha ermiş ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni en iyi bilen Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in varislerine gidip aleme gönderiliş gayesini yerine en iyi şekilde getirebilmek için Mürşid-i Kamil’e teslim olup Tasavvuf (tarikat) okuluna girerek ve rıza bari için çalışarak dünyada iken af ve mağfirete ermek mümkün olacaktır. Yoksa ilmiyle alim olmayan ve taleb ettiği ilmi kendisini bile kurtaramayan kişi başkasını kurtaramaz. Denizde yüzmeyi bilmeyen kişi denizde boğulmakta olan kişiyi kurtaramaz. Kurtarabilmesi için yüzme bilmesi lazımdır Mana yolunun erleri bu yolda yüzek bilen yüzücü gibidirler. Talib olanı Allah (CC) Hz.leri’ne vuslat ettirirler. Bu hususta Yüce Mevla (CC) Hz.leri buyuruyor: “Onunla (kitapla) amel etmeyenlerin hali, cildlerle kitap taşıyan eşeğin haline benzer.”[10]

Ey Allah (CC) Hz.leri’ni arayan kardeşim! Essek ilimden bir şey anlar mı, ve o ilmi ile amil olmayıp ilmini menfaat karşılığında kullanan kişiler Hakk’ı (CC)bulabilirler mi? Hakk’ı (CC) bilmeyen insan başkalarını Hakk’a (CC) vuslat ettirebilirler mi? Elbette ettiremez! Ancak Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni en iyi bilen, ilmiyle amil olan, Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in gerçek varisi ve anlattığını bizzat yaşayan veliler, mürşidi kamiller talib olanı Cenab-ı Hakk’a (CC) vuslat ettirirler.

Aziz dostum, durma! Artık durma zamanı değil. Bir an evvel o dostu ara bul ve hizmetine talib ol. Ancak bu vesile ile Hakk’a (CC) vasıl olabilirsin. Bunu bil ve batınını yani iç dünyanı temizlemek için Tasavvuf (tarikat) yoluna can at. Bu vesile ile dünya muhabbetinden ve şehvetlerinden temizlenebilirsin. O zaman Yüce Allah (CC) Hzleri seni hikmetle konuşturur ve sana sevdiği veli kulunun hürmetine zatını bildirir. Gerçek talib olursan, aşkını muhabbetini sevgisini gönlüne ilga eder.

[1] Miftahul Kulup. S.285

[2] Miftahul Kulup. S.279

[3] El-Bakara S. A.156

[4] El-Müminun S. A.74

[5] Ez-Zuhruf S. A.64

[6] İbrahim S. A.12

[7] Allah’ı Niçin Anıyoruz?

[8] En-Nisa S. A.115

[9] En-Nahl S. A.125

[10] Cuma S. A.5

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 12:01 pm    Mesaj konusu: TARİKAT - ŞERİAT MÜNASEBETİ Alıntıyla Cevap Gönder

TARİKAT - ŞERİAT MÜNASEBETİ

Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akidesine göre, İslam fıkhının dört asıl kaynağı kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha’ya sımsıkı sarıldıktan ve farz, vacip ve sünnetleri eksiksiz icra ve ifadan sonra, kötü ahlak ve alışkanlıklardan kaçınıp, güzel ahlaklarla donanmaya, Zikrullah, nafile ibadet ve taat ile meşgul olmaktan ibaret olan tarikat ile, tarikatın aslı durumunda bulunan şeriat arasında bir ayrılık ve aykırılık yoktur. Şeriatsız tarikat küfrün ve inkarın ta kendisidir.

Muhakkak tarikat, Şeriat-ı Ğarra-i Ahmediyye’ye sımsıkı sarılmak, Sünnet-i Senniyye-i Muhammediyye (SAV) edebi ile edeblenmek, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akidesine kuvvetlice sarılmak, kitap, sünnet, icmayı ümmet ve kıyas-ı fukaha dediğimiz İslam fıkhının dört ana esasının dışına çıkmamak, çokça Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmek, amellerin en faziletlisi “Nerede olursan ol, Allah (CC) seninle beraberdir.” ve “Nerede olursanız olun, Allah (CC) sizinle beraberdir.” ayetlerine uygun olarak daimi bir huzur ve murakebeye devam etmektir.

Bu konuda ileri geri konuşmak isteyenlerin yersiz konuşmalarına imkan yoktur. Tarikata karşı çıkan kimsenin elinde itiraz edebilmesi için sağlam deliller yoktur. Bu hususta şöyle bir açıklama yer almaktadır: Muhakkak dervişler yolu olan tarikat, şu beş temel esas üzerine kurulmuştur. Taat, zikir, başkalarını kendine tercih etmek, tevhid, kanaat, tevekkül, teslimiyyet, düşünüp taşınmak ve ona göre hareket etmek, davranışlarında şuurlu olmak, şükür ve Hakk’ın (CC) azamet ve yüce kudretini oldukça çok düşünmek, bütün bunları içerisinde toplayan bir ifade ile söyleyecek olursak, bir kelime ile istikamet ve dosdoğru olmak, kötü fiil ve niyetleri gönlümüzden tahliye etmek ve en güzel ahlaki hasletlerle donanmaktır.[1]

Bu sıfatlar ve özelliklere sahip olan kimse derviş, aksi ise ancak zındık olur. Zira, itaati olmayanın ibadeti, ibadeti olmayanın da dervişliği yoktur. Böyle biri değil mürid, olsa olsa zındık olabilir. Dervişliğin başı Kur’an-ı Kerim, ruhu ise Hadis-i Şerif’tir. Yani Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye istikamet ölçüsü içerisinde kesin bir bağlılıktır. Dervişliğin nedeni, Tarikat meşayihinin işaretleri, namazı şeriat, guslü tarikat, kıblesi ise hakikattir. Fakr ve dervişliğin esası güzel ahlak ve muhabbet, anahtarı, doğruluk ve istikamet, meyvesi marifet, hazinesi meskenet, özü ise nefsini bilmektir. Sana, senin her şeyinden daha yakın olan ve seni içten vuran nefsini tanımasan, senden daha uzaklarda olan yol kesicilerini nasıl tanıyabilirsin?[2]

Eba Yezid-i Bestami (KS) Hz.leri’ne: “Tasavvuf nedir?” diye soruldu. Buyurdu ki: “O, Hakk’ın (CC) bir sıfatıdır ki, kul onu giyinir. Nefis esaretinden, mide kavgasından, makam ve mevki derdinden kurtulan kul, Cenab-ı Hakk’ın (CC) sıfatlarının tecellisine mazhar olunca daha çok o sıfatlardan birine bürünmüş olur. Bu vesile ile Tasavvufun derinliğine kapı açmış olur. Bu dereceye yükselen bir kul artık başkasını değil, Hakk’ı (CC) arzular.”[3]

Şeyh Necmüddin-i Kübra (RA) Hz.leri diyor ki: “Şeriat vapur gibidir. Tarikat, kutup yıldızı gibi, hakikat ise (deniz dibindeki) inci gibidir. Kim o inciye sahip olmak isterse mutlaka vapura binmeli. Bir kutup yıldızının yardımı ile denize açılmalıdır. İncinin yeri ancak böyle bir vasıta ve böyle bir işaretle bulunabilir. Kim böyle yapmazsa gerçek maksat olan hakikat incisine sahip olamaz.”[4]

Allah (CC) Hz.leri’nin yolunda bulunan bir kimseye ilk önce farz ve vacib olan şey, şeriata dikkatle uymaktır. Tarikat, Bir takım menzil ve makamlardan geçerek kulu Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yaklaştırmaya vesile olan takvaya ait şeyleri ifa etmek ve azimet yolundan gitmektir. Şeriat, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ibadette bulunmak, tarikat O’nun (CC) huzurundan ayrılmamaktır.

[1] Fetevayı Halili

[2] Tasavvuf Ve Tarikatlarla İlgili Fetvalar. S. 84-86

[3] İslam Tasavvufun Özü. S.133

[4] Ruhul Arifin. S.181

_________________
GeLDiGiN ZaMaN BoŞLuKLaRı DoLDuRaN DeĞiL... GiTTiĞiN ZaMaN YeRi DoLDuRuLaMaYaN OL...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yesevi Torunları
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 01 Oca 2008
Mesajlar: 138
Konum: Kahramanmaraş

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 12:05 pm    Mesaj konusu: (HU) NE DEMEKTİR AÇIKLAMASI Alıntıyla Cevap Gönder

"HU" NE DEMEKTİR AÇIKLAMASI

“Hû” Sûfilere göre, Allah (CC) Hz.leri’nin zâtına işaret eden ismidir. Arapça'da üçüncü tekil şahıs zamiri olan hû (hüve) ilk tasavvuf kaynaklarında, cem' halini yaşayan sâlikin tevhid anlayışını ifade etmek amacıyla “Hû bilâ Hû” ifadesi içinde kullanılmıştır.[1] Baklî de bu ifadeyi “aynü'lcem' makamı” anlamında yorumlamıştır.[2]

Muhyiddin-i Arabi (RA) Hz.leri’ne göre “Hû”, hiçbir varlığın müşahede edemeyeceği Allah (CC) Hz.leri’nin mutlak gayb ve sır olan zâtına işaret eder ki, bu da Hadis-i Şerif’lerde ifade edilen ihsan makamının karşılığıdır.[3]

“Hüviyyet-i mutlak, sırrı vücûd, gaybı mutlak, amâyı mutlak” gibi tabirlerle de vücud mertebelerinin ilki olan bu makama işaret edilir. “Hû” bazı mutasavvıfların lâhût, ceberût, melekût ve nâsût şeklinde sıraladıkları varlık mertebelerinin ilki olan ve künhi zâta tekabül eden lâhût mertebesidir.

Bu mertebe, Allah (CC) Hz.leri’nin bütün isim ve sıfatlarının bâtını ve hakikatidir. Necmeddin-i Kübrâ (RA) Hz.leri’nin telakkisine göre Allah (CC) Hz.leri’nin ismindeki elif ve lâm, harfi ta'riftir. Lâm harfinin şeddeli olması, tarifte mübalağa içindir. Dolayısıyla Allah (CC) Hz.leri’nin isminin aslı “he” harfidir. Böylece canlıların alıp verdikleri her nefeste Allah (CC) Hz.leri’nin ismi olan “he” sesi vardır. Alınan her nefesteki “he”nin kaynağı kalp, verilen nefesteki “he”nin kaynağı ise arştır. “Hû” kelimesindeki “vav” ise ruhun ismidir.[4]

Kelâm âlimi Fahreddin er-Râzî (RA) de gerek tefsirinde, gerekse “Levâmi’u’l-beyyinât” adlı eserinde konuyu tasavvufi bir anlayışla yorumlamıştır. Râzî’ye (RA) göre İhlâs sûresinin ilk üç kelimesi “Hû, Allah, ahad” (CC) üç makamı ifade etmektedir: “Hû” mukarrebûnun makamı olup makamların en yücesidir. Buna göre lizâtihî var olan sadece O'dur (CC). O'nun (CC) dışındakiler mümkün varlıklardır ve yok hükmündedir.

İkinci kelime olan “Allah” (CC) Ashâbı yemîn’in makamıdır. Bu makamda olanlar Hakk (CC) Hz.leri’ni ve halkı mevcut bilirler. “Ahad̶