BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

İSRAF

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İLMİHÂL ve FIKIH
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Sal Arl 11, 2007 4:36 pm    Mesaj konusu: İSRAF Alıntıyla Cevap Gönder

Eski Fakat Eskimeyen Bir Sapkınlık: İSRAF

Modern zamanların iktisat terminolojisinde israf kelimesi başka bazı kelimelerle birlikte akla gelir. Tasarruf, yatırım, faiz, spekülasyon (dar anlamıyla murabaha = tefecilik), üretim vb. kavramlar birbirini çağrıştırır. Çünkü bu kelimelerin hepsi birbiriyle ilintilidir. Herhangi birinden başlayarak öteki kelimeleri yoklamak mümkündür.

Biriktirme ve israf

İsraf kelimesini ben, yerinde kullanılmayan bir iktisadi değer olarak tanımlamak istiyorum. Bu tanım oldukça kapsayıcıdır. Üstelik israf kelimesini günümüzde, gide gide harcamamak, kullanmamak, biriktirmek gibi kavramların dar sınırlarına hapsetme eğiliminin yoğunluk kazandığı bir sırada, bu kelimeyi (israf kelimesini) aslî mihrakına oturtmak önem kazanıyor. Hele de, israfın yapısal bir durum olarak meydana geldiği günümüzün liberal/kapitalistik tüketim ekonomilerinde, onun söz konusu niteliği göz ardı edilerek, harcanması gereken bir takım iktisadi değerlerin biriktirilmesi yoluna gidilmesi, yani bazı iktisadi değerlerin biriktirilmeye çalışılması, farkına varılmaksızın yeni israf kapılarının yolunu açıyor.

İsraftan kaçma yolunun “biriktirme” sayılması, insanların en eski ve köklü zihinsel alışkanlıklarından ve yanılgılarından biridir. Bir ilkokul kitabında, ikinci sınıf öğrencilerine, bu eski alışkanlık ve yanılgı şöyle bir manzumeyle iletiliyor:

“Sağa sola harcama / At kumbarana dursun / Hiç farkında olmadan / Bir gün zengin olursun. / Al sen de bir kumbara / Para biriktir, para / Boş yerlere harcayıp / Düşünme kara kara.” (İlkokullar İçin Hayat Bilgisi 2, s.89)

Bir bakışta masum gibi duran bu manzume (öyle duruyor, çünkü çocuğu boş yere para harcamamaya yöneltme niyeti taşıyor), aslında eski sapkınlığı yeni nesillere aşılıyor. Kumbarada ya da yastık altında saklanan her kuruşun, aslında, tedavülden çekilmiş bir iktisadi değer olduğu akla bile getirilmiyor. Üstelik liberal/kapitalistik iktisadi düzenlemelerde, tedavülden çekilen iktisadi değerlerin (altın, gümüş, para vb.) bir vergilendirmeye tabi tutulmadığı sistemlerde, durumun vahameti akla bile getirilmiyor. Böylece tedavülden çekilen kuruşların yatırıma dönüştürülmesi önlenmiş oluyor.

Faiz açmazı

Evet, tabii, kapitalizmin tanımlamasına göre yatırım, tasarrufa eşittir. Bu demektir ki, ne kadar tasarruf etmişsen, o kadar yatırım yapabilirsin. Daha fazla değil, çünkü yatırabileceğin ancak tasarrufun kadardır. Daha az da değil; çünkü yatırımdan kıstığın her birim tasarruf israf sayılır. Ama bu durum, ancak kâğıt üzerinde böyledir. Uygulamada (kapitalistik uygulamadan bahsettiğimizi unutmayalım), yatırımı belirleyen yalnızca tasarruf değildir. Faiz oranı da yatırımı belirleyen asal faktörlerden biridir. Faiz yatırımı belirliyor; çünkü faizin oranı, yatırımın getireceği kazançtan daha yüksekse niçin yatırıma gidilsin ki? Çünkü faizin riski yoktur. Oysa yatırımın sonu ne olacağı bilinmediğinden, daima riskli bir teşebbüs sayılır.

İmdi, faizin yatırımı belirlemede asal faktörlerden biri olduğunu söylüyoruz. Ancak aynı faiz, aynı zamanda yatırımın maliyetini de yükselten bir rol oynar. Faiz oranı ne kadar yüksekse, yatırımın ve sonuçta üretimin maliyeti de o ölçüde yüksek olur. Bu ne demek? Bu, o ürünün fiyatının yüksek olacağı demektir. Bu durum da, o ürünün satışını olumsuz yönde etkileyen bir sonuç doğurur. Satışı olmayan ürünün yeniden üretilmesine gerek kalmaz. Üretim yapmayan firma ise sermayeden harcamaya başlamış olur. Eğer sermayeden harcamak istemiyorsa, üretim faktörleri arasında esnekliği yüksek bulunan emekten “tasarruf” sağlamak ister, yani işçisine yol verir. Bu durum, makro düzeyde işsizliğin artmasını sonuçlar. İşsizliğin artması, piyasadaki ürünler için satın alma gücünün ortadan kalkması demek olur. Böylece kapitalistik bunalım dönemine girilmiş olur. kapitalistik dizgede bu bunalımlar dönemsel olarak yaklaşık her on yılda tekrarlanır. Bu bunalımın temel sebebi de faizdir. Faiz, şimdi kabaca açıklamaya çalıştığımız kısır döngüyü meydana getirir. Durum, kapitalizmin yapısal bir özelliği olarak ortaya çıkıyor. Faizli dizgelerin mukadderatı olarak tanımlanıyor.

Modern ekonominin kırılgan yanı

Faiz, paradan para kazanmanın önünü açıyor. Bu demektir ki, para, risksiz bir getiri sağlamayı vaadeden ve fakat aynı zamanda kendisi ihtiyaç içinde bulunan bir yere (bir kişiye, bir firmaya) yatırılıyor. O firmanın yaptığı yatırımdan kazanç sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın, faiz sabit bir oran üzerinden ödenmeye devam ediliyor. Bu durum, kapitalistik dizgenin temel yapısını oluşturur. Bu yapının olmazsa olmaz özelliği faizdir; ama faiz, bu dizgenin aynı zamanda en zayıf ve kırılgan noktasını da oluşturur. Faizin kaldırılması, böyle bir düzende hayal bile edilemez, çünkü faizin kaldırılması sistemin toptan çökmesini sonuçlar. Kapitalistik sistem faizsiz işlemez, fakat faizle işleyen bir sistem de, yukarda andığımız bunalımları sonuçlar.

İmdi, böyle bir dizgede (kapitalistik dizgede), paranın kumbarada veya yastık altında saklanması da israftır. Burada, dizgeyi, kendi iç mantığı açısından değerlendiriyoruz. Yastık altında saklanan her kuruş, tedavülden çekilmiş bir iktisadi değer olarak telakki edilebileceği gibi, faiz getirisinden de mahrum bırakılmış olmaktadır: bu da bu dizgenin mantığı açısından israf sayılır.

Ne var ki, kapitalistik dizgede, insanları paralarını yastık altına koymaktan sakındıracak bir yaptırım mevcut değildir. Dolayısıyla söz konusu israfı önleyici herhangi bir tedbir de söz konusu değildir. İnsanların paralarını yastık altından çıkarmaya sevk edecek biricik teşvik unsuru, dön dolaş gene faiz olarak ortaya çıkıyor: faizin oranı yükseltilirse, yastık altındaki paralar bankaya tevdi edilebilmektedir. Ancak yüksek faizin, yüksek üretim maliyeti ve işsizlik olduğunu şimdi söyledik.

Başka bir tasarruf ve yatırım telakkisi

İmdi, öyle bir sistem geliştirilmiş bulunmalı ki, o sistemde, yastık altında tutulan meblâğlar tedavüle sürülmedikçe kendiliğinden erimeye hükümlü olsun. Bu nasıl olur? Bu, yastık altında tutulan belirli nisaptaki nakdî ve aynî iktisadi değerlerin üzerinden, her yıl, belirli oranlardaki bir kısmının başkalarının uhdesine aktarılmasını öngören bir düzenleme ile gerçekleştirilebilir. Bu düzenlemeyi İslâm, zekât müessesesi ile sağlıyor. Zekât nakdî ve aynî iktisadi değerlerin tedavülden çekilerek kişilerin uhdesinde muhafaza edilmesini önlüyor. Nakdî veya aynî iktisadi değerlerini uhdesinde muhafaza etmek isteyen kişi, her yıl, sakladığı değerlerden belli bir oranını başkalarına aktararak günün birinde, dinen fakirlik sınırına gerilediğini fark eder. Çünkü sakladığı değerin üzerinden nisap dahilinde başkalarına ödemek mecburiyeti ile karşı karşıya bırakılmış olduğunu görür. Bu ödeme, kişinin servetinden yapılmaktadır, ancak bu servet üzerinde aynı zamanda o toplumun da hakkı vardır: içinde yaşanılan toplum olmasaydı o servet nasıl elde edilebilirdi?

Böyle bir iktisadi hayatta bütün iktisadi değerler piyasada tedavülde bulunur ve bu durum toplumun toptan zenginleşmesinin yolunu açar. J. M. Keynes faiz oranı ile iktisadi refah arasında ters orantılı bir ilişki kuruyor: bir toplumda faiz oranı ne kadar düşükse, refah oranı o kadar yüksek olur, diyor. Bu durumda, teorik olarak faiz oranının sıfıra indirgenmesi halinde refah oranının sonsuza yükselmesi gerekir. Ancak faiz oranının sıfır seviyesinde tutulması bile matematik olarak bir orana tekabül eder. Kapitalistik iktisadi ortamda faizin sıfır oranında bulunması onun yasak olduğu anlamına gelmez; çünkü sıfır da matematiksel bir değer ifade eder. Ama diyelim ki, faiz sıfır oranında tutulabildi; kapitalizmde, faizin sıfırdan aşağıya çekilmesi maddeten mümkün değildir.

Böyle bir imkan, ancak islâmî iktisat uygulamasında mümkündür, zekât sayesinde... Çünkü değindiğimiz gibi, zekât, belli şartlar altında tedavülden alıkonulan iktisadi değerler üzerinden alınır. Ve insanlar zekât verdikçe onların satın alma gücü yükselir. Satın alma gücünün yükselmesi de üretimi teşvik eder. Müslümanların yeyip içmeleri ve fakat israftan sakınmaları öngörülmüş olduğundan, bu üretim tarzı, kapitalistik dizgede olduğu gibi israfa dönük olarak da işlemez. Kapitalistik toplumun halen gelip dayandığı noktanın kaçınılmaz olarak türetilmiş talep (derivative demand) olduğu düşünülürse meramımız daha iyi anlaşılır. Türetilmiş talep demek, insanlara ihtiyaç duymadıkları şeyleri satabilen bir dizgenin var bulunması demektir. Bu da israf olgusunun ta kendisidir. Ne var ki, tüketim toplumu da ancak israfla ayakta durabilir, ama her israf da kendi buhranını kendi bağrında taşır. Ve dönemsel bunalımlar böylece sürüp gider. Sonuç şudur: israfa dayalı bir iktisadi dizgede israfı önlemenin imkanı olmadığı gibi, anlamı da yoktur.

Bağrında israfı barındırmayan, fakat gerçek ihtiyaçlar karşılığında gerçek üretimi arayanların, İslâm'ın öngördüğü, faizin haram, fakat ticaretin helal kılındığı, işçinin ücretinin onun alın terinin kurumadan verildiği ve zekât müessesesinin yürürlükte olduğu dizgesini yeniden incelemesini öneririm..

RASİM ÖZDENÖREN

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İLMİHÂL ve FIKIH Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Geçiş Yap:  

Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



BİZİM KÖŞE



Powered by phpBB © 2001 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Chronicles phpBB2 theme by Jakob Persson (http://www.eddingschronicles.com). Stone textures by Patty Herford.

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.044