Sözlükte “birine bir konuyu danışmak, görüşmek, sormak” demektir. “Şura” ve “müşavere” kelimeleriyle eş anlamdadır.
İşleri danışarak yapmak İslâmın temel ilkelerinden biridir. Kur’ân’da Hz. Muhammed’e (asm), dolayısıyla bütün mü’minlere hitaben; “İşlerinde onlarla istişare et! İstişare ile karar verip azmettiğinde ise Allah’a güven ve Ona tevekkül et!” (Al-i İmran, 159.) buyrulmuştur.
Peygamberimiz (asm), bu emre uyarak yapacağı işleri Ashabı ile görüşmüş, onların fikirlerini almış, alınan kararları uygulamıştır. Meselâ Uhud Savaşını, müdafaa veya meydan savaşı yapma konusunda arkadaşlarına danışmış; kendi fikri Medine’de kalıp savunma savaşı yapmak olduğu halde, istişare sonucu Sahabenin çoğunun görüşüne uyarak Medine dışına çıkılması kararını uygulamıştır. Halifeler de Peygamberin yolunu izlemişlerdir.
Kur’ân’ın 42. Suresinin adı da Şûrâ’dır. Bu surenin 36-39. ayetlerinde Allah’ın mükâfat vaad ettiği insanların on özelliği zikredilmiştir. Bu özelliklerden biri de, “Onların aralarındaki işleri istişare iledir.” (Şûrâ; 38.)
Danışılacak kimsenin akıllı, tecrübeli, sağlam fikirli, ihlâslı ve dost insan olması gerekir. Akılsız, tecrübesiz, bozuk fikirli, sahtekâr ve düşman insandan danışman olmaz.
İstişare yapılacak olan konunun belli sınırları da vardır. İstişare ancak kesin bir dinî hükümle sabit olmayan hususlarda yapılabilir. Eğer Peygamber Efendimizin Uhud Harbindeki hareket tarzı Cenab-ı Hak tarafından emredilmiş olsaydı, hiç şüphesiz, meseleyi istişareye hiç açmaksızın doğrudan doğruya Ashabına Allah’ın emrini tebliğ eder ve onlar da seve seve bu emre uyarlardı.
İşlerini istişare ile yapan insan, yanılma ve başarısızlığını en alt düzeye indirmiş olur. Atalarımız, “İşlerini danışarak yapan dağları aşar, danışmayan düz yoldan şaşar” diyerek konunun önemini çok güzel dile getirmişlerdir.