BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

ÇEÇENİSTAN

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İSLAM DÜNYASI İŞGAL ALTINDA
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Alperen
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 12 Ksm 2007
Mesajlar: 1385
Konum: ISPARTA/KONYA

MesajTarih: Çrş Nis 09, 2008 10:08 am    Mesaj konusu: ÇEÇENİSTAN Alıntıyla Cevap Gönder

Çeçenistan Kafkasya’nın küçük fakat jeostratejik konumu ve ekonomik kaynaklarıyla önemli bir ülkesi. Kadim bir geçmişe sahip olan Çeçenler dört asırdan uzun bir süredir Ruslara karşı bu coğrafyada varoluş mücadelesi veriyorlar. Çeçenlerle Ruslar arasında nüfus, yüzölçümü, yetişmiş asker ve diğer kaynaklar açısından bir güç asimetrisi bulunuyor. O halde denk olmayan iki güç arasında 10 yılı aşkın bir süredir devam etmekte olan savaşı nasıl açıklayabiliriz?

Çeçenler, SSCB’nin dağılmasıyla birlikte yollarını Birleşik Devletler Topluluğu’ndan ayırdılar. Bunun meşruiyetini ise SSCB anayasasından almaktaydılar. Fakat Çeçenistan’ın bağımsızlığı, Cevher Dudayev’in cumhurbaşkanı seçilmesi ve anayasanın kabulü yeni dönemde Rusya’nın Kafkasya planlarını altüst eden gelişmelerdi. Eski SSCB hinterlandına hakim olmayı kendine birincil hedef olarak belirleyen Rusya, iç politikadaki darboğazı da aşmak amacıyla Çeçenistan’a müdahale kararı aldı.

Çeçenistan’la ortak bir tarihi ve kültürel mirasa sahip Türkiye’nin sınırlarından sadece birkaç yüz kilometre uzakta yaşanan insanlık dramına kayıtsız kalması elbette ki düşünülemez. Şeyh Şamil engelinin aşılmasıyla Rusların 93 Harbi’nde Erzurum önlerine kadar geldikleri hatırlanacak olursa, Ortadoğu-Kafkasya’nın tam merkezinde yer alan Anadolu’nun etkin bir Kafkasya politikası izlemesi zorunludur.

Bu çalışma, 1994’te başlayan Çeçen-Rus Savaşı’ndan bu yana her zaman Çeçen mültecilerin yanında olan, dünyanın reelpolitik adına bu trajedinin çok uzağında kalmayı tercih ettiği bir dönemde, onların acılarını ellerinden geldiğince dindirmeye çalışan İHH İnsani Yardım Vakfı öncülüğünde hazırlandı. Dünyanın öznesi belli olmayan eylem planları sunduğu, hiçbir ihlale temenniler dışında müdahil olmadığı bir dönemde, Çeçenistan’daki hak ihlallerini konu alan bu çalışmanın büyük bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.

Adeta Çeçenistan’da hayata ilelebet son vermeye odaklanmış ihlaller sadece insan hayatını mahvetmekle kalmıyor, ekolojik dengeyi de altüst ediyor. Sorumsuzca kullanılan kimyasal silahlar, bombardımanlar ve radyoaktif atıklar nedeniyle sakat doğumlarda inanılmaz bir artış gözlenmekte.

Çeçenistan’da 250 bin insan hayatını kaybetti. Zira savaş başladığında bölgedeki tüm Çeçenlerin sayısı ancak bir milyondu. 1994 yılında hayatta olan her 10 Çeçenden üçü savaş ve onun getirdiği yıkım nedeniyle artık yaşamıyor. Yaralıların sayıları ise yüz binlerle ifade ediliyor. Yarım milyon Çeçen, mülteci olmanın tüm zorluklarını yaşıyor. Bugün her bir Çeçenin bir ya da daha fazla yakını artık hayatta değil. Bu insanlar büyük bir travma geçirmekte ve gün geçtikçe daha da artan baskılarla acıları katlanmakta. ‘Temizlik operasyonu’ adı altında insanlar kaçırılmakta, toplama kamplarına gönderilmekte, yargısız infazlara tabi tutulmakta. Öyle ki bazen insanlar çocuklarının ya da eşlerinin cesetlerini almak için bile binlerce dolar fidye ödemek zorunda bırakılıyor.

Gerçekten Çeçenler bütün bir toplum olarak kaderine terkedilmiş durumdalar. Başta ABD, AB ve İslam ülkeleri olmak üzere tüm dünya Çeçenistan’daki savaşı görmezden geliyor. Biz ise barış ve huzur içinde bir Kafkasya umudumuzu hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz.


Murat Yılmaz
İHH Araştırma Komisyonu Başkanı

_________________
Zalime ALP Mazluma EREN
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Turaneli
Üstçavuş
Üstçavuş


Kayıt: 13 Ksm 2007
Mesajlar: 150
Konum: Tunceli

MesajTarih: Çrş Nis 09, 2008 1:32 pm    Mesaj konusu: ÇEÇENYA Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇENİSTAN



_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
KURTBEY_32
çavuş
çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008
Mesajlar: 45
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Prş Nis 10, 2008 9:58 am    Mesaj konusu: Bir Millet yok ediliyor:ÇEÇENİSTAN Alıntıyla Cevap Gönder

Bir Millet yok ediliyor:ÇEÇENİSTAN


8.yüzyılın başlarından itibaren İslam dini ile tanışan Çeçenler,16.ve 17.yüzyıllardan itibaren yaygın bir şekilde Müslümanlığı kabul etmişlerdir.
Çeçenlerin ruslarla ilk karşılaşmaları 1556 yılında rusların Astarhan'ı işkal etmesinden sonra olmuştur.Kafkasya halkı rusların ilerlemesine karşı yoğun direniş göstermiş,1783'te İMAM MANSUR ile başlayan mücadele 1834'te İMAM ŞAMİL'le devam etmiştir.

Rusyanın 1860'lı yıllarda kafkas halkına karşı izlediği sürgün politikası 21 mayıs 1864'te gerçekleşen "büyük sürgün"ile zirveye ulaştı.İçinde çeçenlerinde bulunduğu yaklaşık 2 milyon kafkasyalı başta Anadolu olmak üzere çeşitli bölgelere sürgün edildiler.

11 mayıs 1918'de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilan edildi ancak bu hareket başarılı olamadı.Çeçenler 2.dünya savaşının sonlarında(1944)almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesi ile stalin tarafından inguşlarla birlikte sibiryaya sürüldüler.750 bin kişi olarak sürülen topluluk 1957 yılında 400 bin kişi olarak geri dönebilmişlerdir.

1980'li yılların sonlarında gorbaçov'un "açıklık" ve "yeniden yapılanma"politikası neticesinde SSCB çözülme sürecine girmiş ve çeçenler 1991 yılında çeçen-inguş cumhuriyeti adı ile bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.Genç Cumhuriyetin ilk başkanı CEVHER DUDAYEV olmuştur.
Aralık 1991'de beyaz rusya,ukrayna ve rusya tarafından bağımsız devletler topluluğu kuruldu ve eski SSCB cumhuriyetinin bir çoğu bu birliğe dahil oldular/edildiler.Çeçenler ise 1978 sovyet anayasasındada belirtildiği üzere ayrılma haklarını kullanarak bağımsız bir devlet olduklarını ilan ettiler.Rusya kendisi için çok önemli gördüğü Kafkasya'da yeni bağımsızlık hareketinin ateşleyiçisi olan çeçenlerin"kendi kaderlerini tayin"haklarını hiçe sayarak 11 aralık 1994'de Çeçenistan'a saldırdı ve 20 ay boyunca devam edecek olan savaşı başlattı.
saatte 4000 patlamanın kaydedildiği Çeçenistan'ın her metrekaresi bombardımana tutuldu ve bir çoğu kadın ve çocukladan oluşan 100 binden fazla çeçen hayatını kaybetti.500 binden fazla insan herşeylerini arkalarında bırakarak komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.Dünya,çeçen halkının rus işkaline karşı direnişine tanık olurken 21 nisan 1996'da Cevher Dudayev şehit edildi.

Hesapsızca girdiği bu savaşta daha fazla dayanamayan rusya 21 ağustos 1996 ve 12 mayıs 1997'de üst düzeyde imzalanan anlaşmalar gereği Çeçenistan'ın bağımsızlığını tanıdı.27 ocak 1997'de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Mashadov kazanarak Çeçenistan'ın yeni Cumhurbaşkanı oldu.

Rusya 1997'de imzalanan barış anlaşmasını ihlal ederek 2 ekim 1999'da Çenistan'ı yeniden işkal etti.İşkalin zeminini hazırlamak için moskova'da bombalı eylemler yapan rusya 193 kişinin öldüğü bu saldırıların sorumluluğunu Çeçenlere yüklemeye çalıştı.2 ekim 2002'de üçüncü yılı dolan ve hala devam etmekte olan saldırılarda yine sivillerin çoğunluğunu oluşturduğu 100 binde fazla insan hayatını kaybetti.Mülteci saytısı ise 500 bin.

Çeçenistan'ın kentleri kasabaları ve köyleri daha bir önceki savaşın izleri silinmeden yeniden bombalanmaya başladı.Bütün tesisleri yok edildi.İnsanlara karşı sistematik bir soykırım uygulandı.Yargısız infazlar ve işkencelerin ardı arkası kesilmedi.

2001 yılı 11 eylül olaylarının ardından ABD'nin"teröre karşı savaş" kampanyasının en büyük gönüllüsü rusya oldu.Batı Çeçenistan'daki trajediye kulaklarını tıkayınca rusya saldırılarını yoğunlaştırdı.2002 mayıs ayında NATO'nun 20.üyesi yapılan rusya,tüm dünyanın gözleri önünde yüzbinlerce askeri ile saldırılara devam ediyor.

Son on yılını hayat şartlarının çok uzağında geçiren çeçen halkı üç senelik bir barış dönemi dışında 1994 yılından itibaren sıcak savaş ortamı içerisinde bulunmaktadır.Bugünde devam etmekte olan savaşın bilançoso 200 bin Çeçenin hayatını kaybetmesidir ki,toplam nüfusun %20'sine denk gelmektedir.Çeçen halkının yanısına yakın bir kısmını oluşturan yaklaşık 500 bin insan üç senedir başta inguşetya olmak üzere Gürcistan,Azarbeycan,Dağıstan ve Türkiye gibi ülke ve bölgelerde bulunmaktadır.Sadece inguşetya'da savaşın başından beri 308 bin çeçenin iltica ettiği bilinmektedir.Bu inguş nüfusunun da üzerinde olan bir rakamdır.

Çeçenler bulundukları ülke ve bölgelerin bir çoğunda "mülteci statüsü"elde edememekte ve bu haklardan yararlanamamaktadır.Uluslararası yardım kuruluşlarının bölgelerine ulaşmalarına rusya müsaade etmediğinden,bir çok çeçen açlık çekmekte,kışın soğuklarda,yazın sıcaklarda korumasız çadırlarda,hiç bir banyo ve duş tesisatının olmadığı kamplarda,her türlü sağlık problemi ile yaşam mücadelesi vermektedir.

Rusya ile Çeçenistan arasında 1999'da rus saldırıları ile başlayan ve halen devam eden savaş 1994-96 savaşı ile benzerlik arz etmektedir.Her iki savaşta da rus ordusu savaşçılar ile sivil halk arasında ayırım yapmadığından tüm çeçen halkı bombardımana maruz kalmıştır.Ülkede bulunan 424 köyden 270'i tamamen yok edilmiş,68'i yaşanmaz hale getirilmiş.110 binin üzerinde insan çeşitli yerlerinden yaralanmıştır.20 binden fazla insan yargısız infaza tabii tutulmuştur.

Çeçenistan içinde ve dışında onlarca toplama kampı bulunmaktadır.Ulus martan,Çernokozova,Pap 1,Pap 5,Dayko,Oyl,Hankale,Nour,Mozdok bunlardan sadece birkaçıdır.Adı geçen kamplarda 70 binden fazla insan akıl almaz işkencelere tabii tutulmuştur.Halen toplama kamplarında 15 binden fazla insan bulunmaktadır.

Çeçenistan'da her gün 40-70 arasında insan hayatını kaybetmektedir.Rakamın kabarıklığı tüm çeçenistan'a döşenen milyonlarca mayın ile açıklanabilir.Sadece 2000 yılında mayına basarak sakat kalan çocukların sayısı 2300'dür.

Çeçenistan'da insan hakları kuruluşlarınca savaş suçları dahil olmak üzere,yüzlerce tesbit edilmiş hak ihlalleri bulunmasına rağmen rusya herhangi bir yaptırımla karşılaşmamaktadır.

_________________
Toprak Bize VATAN Oldu.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
KURTBEY_32
çavuş
çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008
Mesajlar: 45
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Prş Nis 10, 2008 10:09 am    Mesaj konusu: ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI

ŞAMİL BASAYEV






1965 yılının Ocak ayında Çeçenistan’da Vedeno köyünde dünyaya geldi. 1987 yılında Moskova’da mühendislik eğitimine başladı. Öğrencilik yıllarında devrimci kişiliği ile ön plana çıkmıştı. Moskova’da odasının duvarında Che Guevera’nın posterinin asılı olduğunu verdiği bir demeçte dile getirdi.

Mezun olduktan sonra Sovyet ordusunda askerlik yaptı. 1991 Ağustosunda Moskova’daki hükümet darbesi sırasında Yeltsin taraftarları arasında yer alarak Beyaz Saray’ın savunulması hareketine katıldı.

Sovyetlerin dağılması üzerine bağımsızlığını ilan eden, ülkesi Çeçenistan’a dönerek Rus gizli örgütleri ile mücadele etmek üzere kurulan özel birlikleri yönetti.

Adını ilk defa Çeçenistan’da yaşananları dünyaya duyurmak için bir Rus uçağını kaçırarak Ankara’ya indirdiğinde duyurdu.

1992 yılında Cahar Dudayev’in emri ile Abhazya’ya gönderilen Çeçen birliklerin komutanı iken, Abhazya’nın Gürcü işgalinden kurtulmasında birinci dereceden etkili olan Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) birliklerinin komutanlığına getirildi.

Abhazya’nın ardından Çeçenistan’a dönerek Dudayev’e karşı muhalefete geçen Rus yanlısı silahlı birliklerin dağıtılmasında etkili oldu.

1994 yılı aralık ayında Rus güçlerin Çeçenistan’ı istila etmesiyle Çeçen komutanların en önemlilerinden biri haline geldi ve uzun süre Vedeno cephesini kumanda etti. Bu sırada Rus savaş uçakları şamil’in Vedeno’daki evini bombalayarak ailesinden 11 kişiyi şehid ettiler.

Rus güçlerin sivillere karşı giriştikleri katliamların en üst seviyelere ulaştığı Haziran 1995’de, yaşananları dünya kamuoyuna duyurabilmek için 150 savaşçının Budennovsk kentine düzenlediği eylemi yönetti.
1996 yılı Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Komutanlığına getirildi. Ve Rus güçleri Çeçenistan’ı boşaltmaya mecbur eden Cahar-Kale (Grozni) operasyonunu komuta etti. 1996 Aralık ayında Silahlı Kuvvetler Komutanlığı görevinden ayrılarak adaylığını koyduğu başkanlık seçimlerinde oyların %23.5’ini alarak ikinci oldu. 1997 Nisan’ında Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov tarafından Başbakanlığa getirildi.

Ancak bir süre sonra Başbakanlıktan istifa ederek 26-28 Nisan 1998 de Cahar-Kale’de yapılan Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi’nde Başkan seçildi.Ve Kongrenin ikinci toplantısında alınan kararla 1 Ağustos 1999’da kurulan ıslam şura’sının başkanlığına getirildi.

Rus güçlerin 12 Ağustos 1999’da Dağıstan’ın Botlikh bölgesine saldırması üzerine bölgenin savunulmasına yardıma gitti. Ancak Rusya’nın Çeçenistan’ı yeniden işgali üzerine Çeçenistan’a dönerek doğu cephesi komutanlığı görevini sürdürmeye başladı. Halen, Devlet Başkanı Aslan Mashadov’un emrinde Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı görevini sürdürmektedir.

Çeçen komutan, 10Temmuz 2006 günü İnguşetya'nın Ekajev köyünün yakınında, içinde patlayıcılar olan bir kamyonetin tesadüfen ve kendiliğinden patlaması sonucu hayatını kayb etti. Onunla birlikte diğer üç mücahit de şehid oldular (inşa Allah).

_________________
Toprak Bize VATAN Oldu.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
KURTBEY_32
çavuş
çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008
Mesajlar: 45
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Prş Nis 10, 2008 10:13 am    Mesaj konusu: ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI

DOKKA UMAROV






13 Nisan 1964 yılında Şatoy bölgesinin Harsenoy köyünde doğdu. Çeçenlerin Mulkoy soyundandır. İnşaat konusunda yüksek tahsil gördü. Evli ve altı çocuğu var.

Dokka Umarov, her iki Rus-Çeçen savaşının da aktif katılımcısı. Birinci Rus-Çeçen savaşında daha sonra alaya çevrilen 'Borz' adlı özel bir taburun komutasını yaptı. Rus işgalcileri ile yaptığı mücadelelerinde göstermiş olduğu kahramanlıklarında ötürü Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti’nin “Halkın Şerefi” ve “Halkın Kahramanı” ödüllerine layık görüldü, ayrıca Cumhurbaşkanı Cevher Dudayev tarafından bir silahla ödüllendirildi. Birinci Rus-Çeçen savaşını Dokka Umarov, Çeçenistan İçkerya İçişleri Ordusu Tugay Generali rütbesi ile bitirdi.

Savaş sonrasında, 1997 yılında Dokka Umarov, Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov tarafından Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti Güvenlik Konseyi Başkanı olarak atandı ve bu görevi 2005 yılına kadar, yani Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı görevine kadar devam ettirdi.
Dokka Umarov, Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine Cumhurbaşkanı Abdulhalim Sadulayev'in emri ile (No. 012/ 02.06.05) atandı. Bu görevinin yanı sıra Sadulayev'in görevlendirmesi ile Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti Milli Güvenlik Servisi Müdürü de oldu. 2001 yılından bu güne Dokka Umarov, halen Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti İçişleri Ordusu Batı Cephesinin komutanı.

Rus işgalcileri ile yaptığı savaşlarda birkaç kez yaralandı, aynı zamanda yüzünde mermi yarası var.

Rus-Çeçen savaşlarında Rus askerleri ile mücadeleleri esnasında Dokka Umarov'un iki kardeşi Musa ve İsa hayatlarını kaybetti. Dokka Umarov'un bir çok yakını, aynı zamanda kucağındaki bebeği ile eşi Rus işgalcileri ve hainlerınce rehine olarak kaçırıldı. 4 Mayıs 2005 gecesi işgalciler tarafından kaçırılan Dokka Umarov'un babasından halen hiçbir bilgi alınamıyor.

Dokka Umarov Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti askeri ve siyasi tecrübesi olanlardan biri. Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti vatandaşları ve direnişçiler arasında yüksek bir otoriteye sahip.

17 Haziran 2006 da Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti 4 ncü Cumhurbaşkanı Abdulhalim Sadulayev'in, Argunda şehit (inşa Allah) düşmesinden sonra Cumhurbaşkanı oldu.

_________________
Toprak Bize VATAN Oldu.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
KURTBEY_32
çavuş
çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008
Mesajlar: 45
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Prş Nis 10, 2008 10:17 am    Mesaj konusu: ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI

CAHAR DUDAYEV






Musa oğlu Cahar Dudayev 1944 yılının şubat ayında Çeçenistan'ın Yalho köyünde doğdu. Henüz 15 günlük bir bebek iken 23 şubat 1944’te ana kucağında Sibirya’ya sürgüne gitti. Çocukluk yılları Çeçenlerin topluca sürgün edildikleri Kazakistan'da Sibirya bozkırında çok güç şartlar altında geçti.

Orta öğrenimini burada tamamladı. 1962 yılında Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu'ndan, 1966 yılında da Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi'ni de bitiren Dudayev, 1. Sınıf pilot ve mühendis unvanını kazandı. S.S.C.B. hükümeti tarafından kendisine 12 madalya verildi. Tümgeneralliğe yükseldi.

Ayrıca Stratejik Hava Kuvvetlerinde Tümen Komutanı olan ilk müslüman da Dudayev'dir. Çeçenistan Devlet Başkanı olmadan önce son görevi Estonya'da Stratejik Hava Kuvvetleri Filoları Komutanlığı idi. 1989 yılında Baltık ülkelerinde başlayan bağımsızlık hareketlerinin kuvvet kullanılarak bastırılması için Moskova’dan verilen emri "yurdunun bağımsızlığı için mücadele eden bir halkın üstüne bomba atmam" diyerek dinlemedi ve adı isyancı generale çıktı. Ceza olarak askeri birliği ile Grozni’ye sürgüne gönderildi. 1990 yılının Mayıs ayında görevinden istifa etti.

Kasım 1990'da toplanan Çeçen Halkının Kurultayı'na davet edildi ve sonradan "Çeçen Ulusal Kongresi" adını alan bu halk meclisinin icra kurulu başkanlığına seçildi.
19-21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'a karşı girişilen başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı.
Akabinde, darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-inguş Cumhuriyeti Hükümeti'ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin başına geçti. Demokratik güçler, aydınlar ve tüm Çeçen halkı kendisini destekledi. 27 Ekim 1991'de yapılan seçimlerde %85 oranında aldığı oyla Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.

Rusya'nın 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan'a karşı başlattığı işgal ve soykırım hareketine karşı Cahar Dudayev, "Son Çeçen canını vermeden Ruslar ülkemize hakim olamaz" diyerek, halkına "Cihad" emrini vermiş ve Dudayev'in önderliğindeki Çeçen Halkı, dünyanın bu süper gücüne karşı iki yıla yakın bir süre devam eden şanlı bir istiklal mücadelesi sonunda Mayıs 1996'da ülkesini istilacılardan temizleyerek, bir kez daha tarihin altın sayfalarına geçmiştir.

1996 yılının 21 Nisan'ında bir suikast sonunda şehid oldu.

_________________
Toprak Bize VATAN Oldu.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
KURTBEY_32
çavuş
çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008
Mesajlar: 45
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Prş Nis 10, 2008 10:20 am    Mesaj konusu: ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI

ARSLAN MASKHADOV






Kendi jenerasyonundaki bütün Çeçenler gibi, Aslan Mashadov da sürgünde doğdu. Ailesi 1944 yılında Stalin tarafından sürgün edilmişti. Kazakistan’dan evine 1957 yılında 6 yaşında bir çocuk iken döndü. Geleceğin başkanı kariyerine Sovyet ordusunda topçu subayı olarak başladı.

1972'de Tiflis Askeri Topçu Akademisi'nden, 1981'de de Kalinin Topçu Akademisinden mezun oldu. Macaristan'da görev yaptı ve Ocak 1991'de Litvanya milliyetçi bağımsızlık hareketinin bastırılması girişimlerinde Sovyet ordusunda görev aldı - aldığı bu görevden duyduğu pişmanlığı defalarca dile getirdi.

Ertesi sene Çeçenistan’ın Bağımsızlık mücadelesini sürükleyen liderler arasında yer aldı.

1995 yılında Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkan Yardımcısı görevini yürütürken Cahar-Kale (Grozni) Başkanlık Sarayının savunulmasını koordine ederek Genel Kurmay Başkanlığına yükseldi ve büyük başarılara imza attı.

1996 yılında barış görüşmelerinde ön plandaydı.Her zaman bir nokta da katı oldu; Çeçenistan Bağımsız olmalıydı. 27 Ocak 1997’deki seçimlerde oyların %63’ünü alarak Çeçenistan Devlet Başkanlığı’na seçildi.

1997 ve 1998 yıllarında uğradığı iki suikast girişiminden de son anda kurtuldu.

Çeçen halkının seçilmiş lideri Aslan Mashadov, Devlet Başkanlığı görevini bağımsızlık mücadelesinin en ön saffında sürdürürken 8 Mart 2005 tarihinde şehadet şerbetini içerek tüm Çeçenler gibi darubekaya kanat açmıştır.

_________________
Toprak Bize VATAN Oldu.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
KURTBEY_32
çavuş
çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008
Mesajlar: 45
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Prş Nis 10, 2008 10:27 am    Mesaj konusu: ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇENİSTAN KOMUTANLARI

ABDULHALİM SADULLAYEV






Çeçen 1967 doğumlu. Çeçen başkenti Cevherkale'nin 12 kilometre uzağında bulunan Argun şehrinde doğdu. Çeçen Ustradoy aşiretine bağlıdır (Biltoy aşiretinin öz koludur). Ustradoylar, Argun kentini kuranlar olarak biliniyor. (Çeçence’de Argun- Ustrad-gala’dır – Ustradların kalesi).

Ünlü Çeçen din adamlarından eğitim aldı. Çeçenistan'da İslami dirilişin aktif katılımcılarından. İslam'ı gençlere öğreten bir öğretmen. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesinde okudu, ancak savaşın başlaması sebebiyle bitiremedi. Çeçence, Arapça ve Rusça bilmektedir.

Birinci Rus-Çeçen savaşına katıldı. Birinci ve İkinci Rus-Çeçen savaşlarında aktif olarak Çeçen televizyonunda İslami vaazlar verdi. Argun cemaati başkanlığı yaptı. Çeçenistan'ın farklı bölgelerinde İslami konferanslar verdi. Bir dönem Argun camii imamlığı yaptı.

1999 yılında Cumhurbaşkanı Mashadov'un kararı ile Şeriat Anayasası Devlet Komisyonuna alındı.

İkinci Rus-Çeçen savaşının başlamasının ardından Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerne bağılı Argun gönüllüler birliğinin başkanlığını yaptı. 2002 yılında Devlet Savunma Komitesi – Şura Meclisi (savaş zamanı için Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’in yönetici dairesi) kararı ile, Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Şeriat Mahkemesi başkanlığına ve Devlet Savunma Komitesi-Şeriat Mahkemesi Şeriat Komitesi başkanlığına getirildi.

Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov'un ölümünün ardından, anayasaya göre Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu, aynı zamanda Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetler komutanı oldu.

17 Haziran 2006 günü Argun kentinde, Rus işgalciler ve İşbirlikçi münafıklar ile girdiği çatışmada şehit (inşa Allah) olmuştur.

_________________
Toprak Bize VATAN Oldu.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ANADOLU_1071
onbaşı
onbaşı


Kayıt: 27 Şub 2008
Mesajlar: 32
Konum: ŞIRNAK

MesajTarih: Prş Nis 10, 2008 1:23 pm    Mesaj konusu: Kanayan Yara Kafkasya Alıntıyla Cevap Gönder

Kanayan Yara Kafkasya

Kafkas coğrafyasında yaşayan milletler inatçı, direnmeyi seven bir karakterdeler. Bunun Rusların işgal politikasında ne gibi caydırıcılığı olmuştur?
Kesinlikle bir etkisi oluyor. Rusya da 200 kadar halk vardır. Rusya, Polonya'yı, Ukrayna'yı, Çekoslovakya'yı 10-15 yıl gibi kısa bir dönemde içersinde bitirerek batı Avrupa'nın ortasına kadar gitti. Ama Kafkasya'da yüz yıldır zorlanıyor. Bunun tek nedeni de o sorduğunuz soruda yatıyor. Kafkas halkları inatçı, direnişçi, mücadeleci halklardır. Bunu Ruslar çok iyi bildiği için Rusya Kafkasya da ki basit bir toprak parçası için bile sorun çıkarıyor. Ama bunun yanında Polonya, Ukrayna, Slovakya, Çek cumhuriyeti ve Macaristan Avrupa'nın merkezine çok kısa bir dönemde indi. Ama Kafkasya da oradaki halkların mücadelesi sonucu kısa zamanda inemedi.
Şeyh Şamilin, Birleşik Kafkas Birliği ideali hakkında neler söyleyebiliriz?
İmam Şamil, başka bir tabirle şeyh Şamil çok uğraştı. Ben Dağıstan da Gimil köyüne gittim, "tabi biliyorsunuz onun kabri Mekke de Suudi Arabistan da" babasının, annesinin kabrini ziyaret ettim ki onun evi müze yapıldı, orada ki savaşlardan tut kılıçlara kadar hepsini inceleme fırsatım oldu.
Akrabalarını gördük, onun savaştığı coğrafyayı gördük, Apundof kalesi, gimri, bulit kalesi… Baktıkça insanın gözlerini alıyor, öyle bir yamaçta 40 yıl süren bir mücadele…
Şeyh şamil 40 yıl çok zor şartlarda mücadele etti, Kafkasya'nın birliği ve bütünlüğü için çok çalıştı. Fakat o zamanki şartlar Osmanlının çöküşüne denk gelmesi, Osmanlıdan istediği yardımı alamaması, Rusya'nın şeyh Şamilin mücadele ettiği doğu Kafkasya'yı stratejik olarak kıskaca aldı. Çünkü Kafkasya hazar denisinden Karadeniz'e kadar geliyor, orta ve batı bölgesi ile irtibatı sağlayamadı. Şeyh Şamil bu mücadeleyi yaparken Ruslar arka planda hep fitne çıkardı, imam Şamil geriye döndüğünde hep onlarla uğraştı. Dağıstan'ın etnik yapısından dolayı şeyh Şamilin söylemediği şeyleri söyleyip iftira ettiler. Buna rağmen çok büyük mücadele etti ve kabardin-balkarya ya geldi. Naiplerini gönderdi. Muhammed emin, şeyh Şamilden sonra Karaçay çerkezya bölgesinde 6-7 sene mücadele etti. Ama Rusların çeşitli oyunları ve zamanın şartları sonrasında başarılı olunamadı. 11.Mayıs. 1918 yılında Kafkasya aydınları bir araya gelerek bağımsız birleşik Kafkasya birliğini kurdular. Osmanlı tanıdı, Almanya tarafsız kaldı. Osmanlının zor dönemine denk geldiği için bu cumhuriyet yaşayamadı. Üç yıl yaşadı general Antony Dineky yönetimindeki çarlık Rusyasının saldırılarıyla bu cumhuriyet yıkıldı. 1991 yılında Kafkas halklarını birleştirmek için Kafkas halkları konfederasyonu kuruldu. Çeçenistan 1.savaşı kazanıldı ama Rusya' nın işbirlikçi yandaşları ile birlikte buda yıkılmış oldu.
Rusya Çeçenistan'da kendi yandaşı olan bir hükümet kurdurdu bu yönetimin halk nezdinde meşruiyeti ne?
Rusya şöyle bir taktik geliştirdi. Bu taktik; Çeçenleri ikiye bölerek, kendi yandaşları ile Çeçenleri karşı karşıya getirmekti. Önce Rusya ile işbirliği yapan Ahmet Kadirov baş getirildi. Öldürüldükten sonra oğlu Ramazan Kadirov getirilmek suretiyle, kendi güdümünde bir hükümet oluşturuldu. Halk nezdinde dediniz, şimdi bir halk yok ki ortada…
Geçen 27 Kasım 2005 yılında parlamento seçimleri yapıldı. Seçmeni olmayan, seçmen güvenliği olmayan bir seçim. Düşünün bir seçim oluyor ki, seçim olurken en önemli şey nedir? Seçmendir. Seçmeni olmayan bir seçim olur mu? Orada ki Rus askerlerinin oy kullandığı bir seçim. Bu tamamen bir maskaralıktır, göstermelik bir seçimdir. Hatta Rus aydınlarından görevli gözlemciler, gitmeye bile gerek duymadık dediler. Listede olandan bile daha çok oy çıkıyor. Yani halktan daha fazla oy çıkıyor. Tamamen Ramazan Kadirov'la Rusya güdümünde bir parlamento oluşturuldu. Bu hükümet Rusya'nın orada oluşturduğu zoraki bir hükümettir. Bunlara para vererek onları orada konuşlandırıyor. Tabi Çeçen Halkı'nın nüfusunun yarısı bugün şehrin dışında olduğu için, halkı olmayan, halkın görüşünde olmayan göstermelik bir hükümettir. Dünyaya şu mesajı vermek istiyor: "Çeçenistan'da her şey güllük gülistanlıktır. Demokratik bir seçim yaptım, hükümet de var, her şey yolunda gidiyor." Ama bu mesajın çok da sağlıklı olmadığını en son Avrupa Parlamenterler Komisyonu Karma Parlamentosunda da (A.P.K.M) gördük. Ama Rusya bunu nasıl sağlıyor görebiliyoruz. Bugün biz Filistin'de neyin ne olduğunu görebiliyoruz.
Ama bugün Rusya, ikinci Çeçenistan Savaşından sonra O bölgeye hiç kimseyi sokmuyor. Ruslar ne Çeçenleri, ne de, yabancıları içeri sokuyor. Ne olup bittiğini dünyaya gös termiyor. Oradaki İnsan Hakları örgütlerinin yıllık yayınladıkları raporlarla çok zor bilgiler alıyoruz. Bölgedeki olayları gizleyerek, kimyasal silahlar kullanarak, oraya hiçbir basını sokmadan, bütün bu olayları dünya ya kapalı tutuyorlar.
1994 savaşından itibaren sonra Çeçen Halkının verdiği kayıplar ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Şimdi Çeçenistan Savaşı başladığında, yani 11 Aralık 1994'den bu yana Çeçenlerin 1 milyon nüfusu vardı. Bizim partnerimiz olan, Rusların İnsan Hakları Örgütü Memorial'ın raporuna göre 250 bin insan hayatını kaybetti. 400 bin insan bu bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu 250 binin, 45 bini çocuk, 25 bini de sakat kaldı. Bunun haricinde ruh ve psikolojisi bozulan çok sayıda genç var. Hatta Çeçenistan da kimyasal silah denemeleri bile başladı. 6 aylık ve 3 aylık çocuklar sakat doğuyorlar. Doğru düzgün hayatlarını idame ettiremiyorlar. Ruslara sorarsanız onlar, 2002 den sonra bir nüfus sayımı yaptı. Bu sayımda Çeçenlerin nüfusunun arttığını söylüyor. 250 bin insanın öldüğünü İnsan Hakları Örgütü söylüyor, 400 bin insan mülteci durumuna düşüyor, cumhuriyetini terk ediyor, evlerini kaybediyor. Ruslarda 2002 de yaptıkları nüfus sayımda Çeçenlerin nüfusu 1 milyon 250 bine çıktı diyor. Bu tabi ki büyük bir komedi. Bırakın bizi, Rusya'da bile kimseye inandırıcı gelmemiş. Bu kadar mültecinin olduğu, bu kadar insanın öldüğü bir zamanda Ruslar nüfus sayımında bu kepazeliği yapabiliyorlar. Dezenformasyon, yani bilginin saklanma sürecinde istediği yanlışlığı yapabiliyor.
Yapabiliyor da buna kimse inanmıyor. Benim söylediğim rakamları ben söylemiyorum, Kafkas halkı'da söylemiyor. Bunu Rusya'da faaliyet gösteren Rus Memorialler yani Rus aydınları söylüyor. Hadi bunu bir Kafkas sözcüsü söylese, yada bir Çeçen Derneği söylese dersiniz ki, 'Kardeşim sizin de kendinize göre sübjektif bir yaklaşımınız var'
Sovyetlerin baskıcı politikasının yıkılmasından sonra, geri bırakılmış bir halk var, savaşlar arasında yetişmiş bir halk var. Bu halkın geleceğe yönelik ne tür beklentileri var?
Şimdi ben Kurban Bayramında Azerbaycan da idim. Çeçenistan mültecileri için biz yıllardır kurban kesiyoruz. Ben Mashadov'un oğlu Abdul Mashadov ile görüştüm. Sağlık bakanı Ömer Hamdiye, genel temsilcileri Ebubekir ile görüştüm. Azerbaycan en çok mültecinin olduğu yer. Bu bölgede 8 bin kadar mülteci var, şimdi biraz azaldı ama geçen sene 8 bin kadardı. En çok mülteci Azerbeycan da bu bölgede. Türkiye'de bin kişinin altına düştü. Buradan Avrupa'ya ve değişik ülkelere gittiler.
Şimdi ben Kafkas da yaşarken de bir takım meseleleri müşahede etmiştim. 91'den beri orada olduğum için birinci savaşı da yaşadım. İkinci savaşı da yaşadım. Çeçen halkı inatçı ve dirençli bir halk. Baktım Bakü'de insanlar o zor şartlarda, şekva etmeden, aşkla şevkle yaşıyorlar. Evleniyorlar, cepheye gidiyorlar, hayat devam ediyor. Ancak oradaki insanlarla oturduğunuz zaman, fotoğraf albümü açıyorlar. İşte efendim halamın oğlu, kardeşim, abim şehid oldu, teyzemin oğlu şehid oldu, asker arkadaşım, sivil arkadaşım, okul arkadaşım diyerek albüm bitiyor. Yani halkın yüzde sekseni bu şekilde. Şimdi bu insanların çok büyük bir kesimi, birinci dereceden akrabalarından tutunda, annesini, babasını, kardeşini, sülalesini soyunu kaybetmiş insanlar. Bu durum onları psikolojik olarak çok etkiliyor. Bu insanlar birikimlerini, evlerini, yurtlarını kaybettiler. Bir doktor, ya da bir profesör, bir barakada yaşıyor. Hayatlarını çok zor şartlarda ikame ettiriyorlar. Bun ların çoluk çocukları doğru düzgün bir eğitim alamıyorlar. Bu şekilde Çeçenistan'da kayıp bir nesil oluştu.
Bu 10-12 yıllık bir savaş süresince, ne doğru düzgün bir eğitim, ne de bir kültür alabildi, adeta kayıp bir nesil oluştu. Herkesin çok rahat kullanabileceği, provoke edebileceği, çok çabuk oyuna gelebileceği bir nesil ortaya çıktı. Bugün dünyanın çeşitli yerlerine gitmek zorunda kalan Çeçen mülteciler ki sayıları dört yüz binin üzerindedir, çok zor şartlarda, ya Rusya'nın içerisinde, ya da dışarıda, herhangi bir olayda potansiyel suçlu durumundadır. Rusya devlet başkanı putin bir ülkeye gelecek olsa, o ülkede yaşayan Çeçenler toplanarak gözaltına alınıyor. Böyle potansiyel suçlu gözüyle bakılması, onları çok zor bir duruma sokuyor.
Halk bütün bu olumsuzluklara karşı direniyor ve gelecekle ilgili beklentilerini, umutlarını kaybetmiş değil. Bu zor şartlarda yaşam mücadelesini devam ettirip, biran önce özgürlüklerine kavuşarak, kendi anayurtlarına dönmek istiyorlar. Ama tabi ne zaman olur, nasıl olur bunu bugünden söylemek de doğru olmaz.
İsterseniz birde dağılmadan önceki Sovyetler Birliğindeki dini yapılanmayı ele alalım.
Tabi Sovyetler Birliğinde dini yapılanma dört merkezden idare edilirdi. Bu formalite bir sistemdi. Sovyetler Birliği'nin Arap üstünlüğüne karşı, Müslüman ülkelere karşı bir imaj olarak, göstermelik olarak tuttuğu bir şeydir. O zamanlar herkes çok iyi bilir, birkaç medrese vardı Taşkent'te Buhara'da. Buralar, bir ara Çeçenistan müftülüğü yapan, sonra da Ruslarla işbirliği yapan Ahmet Kadirov'un da (Kafirov da diyorlar) yetiştiği, orta ve lisede okuyamayan öğrencilerin toplanıp, götürülüp eğitildiği bir yerlerdi. Ayrıca Kafkasya ve diğer bölgelerde, orta ve lisede okuyan öğrencilerde KGB tarafından toplanıp buralara götürülüp eğitiliyordu.
Dışarıya karşı KGB güdümünde, istihbaratın güdümünde, ona rapor veren, bilgi veren bir müftülük, bir dini idare yapısı vardı. Hatta Sovyetler Birliği yıkılırken 1991 yılında, Dağıstan'daki bir müftüyü apandisinden dolayı hastaneye kaldırıyorlar, Dağıstan Kafkasya'nın değil, Rusya'nın en dindar bölgesidir. Bakıyorlar ki müftü sünnetsiz. Bu tabi ki bir skandal oluyor. Diyorlar ki sen müftüsün ya nasıl olur. Bu tabi hemen müftülüğü bırakıp kaçıyor.
Bugünkü sorunlarda bu kişilerin kalıntılarıdır. Ne zaman ki Sovyetler Birliği yıkıldı, Kafkasya'da ki gençler, Rusya'da ki müslümanlar, Türkiye'ye, Arabistan'a, Mısır'a müslüman olan ülkelere eğitim almaya gittiler. Geri döndüklerinde karşılarında bu sistemi gördüler. Din idaresi, diyanet ve müftülüklerle karşı karşıya geldiler. Çünkü bunlar dini mafyanın paylaştığı gibi statüko gören, nikahı parayla satan bir sektör haline getirmişler. Ticaret sektörü haline getirmişler, bunu da kaybetmek istemiyorlar. Statü olarak bunlar dernek statüsünde, bizde ki devlet kurumu gibi değil ama, devlet kurumundan daha devletçi bir yapı. Yani devletle yan yana organik bir yapı içinde.
İşte Müslüman ülkelerde eğitim alan bu gençler, muska yazan, içki içen ilahiyatçılarla karşı karşıya geldiler. Sıkıntı buradan çıkıyor.
13 Ekim 2005 yılında Nalçik Baskını'nı hepiniz televizyonlarda gördünüz, eski din idaresi buradaki emniyete ve güvenlik birimlerine raporlar veriyor. Bunlar asparagas haberler çıkarıyorlar. 'Bunlar vahhabi, Radikal İslamcı, Bunlar Suudi Arabistan'dan geldiler' gibi yaygaralarla bu gençleri toplumdan dışlayarak, resmi sistemle karşı karşıya getiriyorlar. Bugün o bölgelerde ki ve Nalçık'ta ki Müslümanlar, sırf sakalı olduğu için baskı ve işkenceye uğruyor. Vahhabi olduklarını listelere yazıyorlar. Bunların evlerine baskın yapılıyor, ailelerine baskı ve işkenceler yapıyorlar. Şiddete maruz kalıyor aileleri, kendileri sırf sakallı oldukları için, Cuma namazı kıldıkları için. Bununla birlikte devlete karşı isyan edenlere daha ağır davranıp, halkı da bunlara karşı provake edip baskı ve işkenceyi yayıyorlar. Şimdi bu Kafkasya Bölgesi'ni sivil inisiyatifli askerle, güvenlik güçleriyle, Rusya'nın terörle mücadele kuvvetleri ve KGB ile doldurdular. Adım atamıyorsunuz. Bu şekilde kendilerine bir alan açarak 'Efendim, yurt dışından gelen radikallerle mücadele ediyoruz' diyerek kendilerine bir propaganda aracı buluyorlar.
Mashadov'un şehid edilmesinden sonra biz Rus aydınları ile görüştük. Hep si bunun çok büyük bir hata olduğunu söylüyorlar. Büyük bir adamdı, seçilmiş bir adamdı diyorlar, Sibirya Müftülüğünden birisi de çıkıp diyor ki: "Haydutlar ve teröristler şehid olmazlar" Rus aydınları büyük bir lider olduğunu, şehid edilmesinin hata olduğunu söyleyip, Putin ve Kremlini eleştiriyorlar, bu adam görüşleri alınacak büyük bir devlet başkanıydı diyorlar, müftüde çıkıp teröristler ve haydutlar şehid olmazlar diyor.
Konu açılmışken Mashadov'un şehid edilmesi nasıl gerçekleşti?
12 Aralık 2004 tarihinde bir kongre düzenlendi Moskova'da. Bin iki yüz kişilik Rus aydın ve demokratları ile üç yüz kişilik delegeler ve sivil toplum kuruluşları toplanıyorlar. Diyorlar ki: "Putin şu anda otoriter bir rejim kurdu, böyle giderse Çeçenistan Savaşını kullanarak totaliter bir rejim kuracak. Yani adam demokrasiyi askıya alıyor, gazeteleri kapatıyor, televizyonlara el koyuyor, insan haklarını, basın haklarını askıya alıyor, baskıcı bir sistem kurdu. Böyle bir sistemde totaliter rejime doğru gidiyor. Argüman olarak da Çeçenistan da ki savaşı kullanıyor." Bu şekilde Maşhadov'a bir heyet gönderiyorlar ve O'na barış inisiyatifini eline al, barış iste diyorlar. Mashadov barış istiyor, ateşkes ilan ediliyor. Barış görüşmeleri yapacağız diyerek Mashadov'u pusuya düşürüp şehid ediyorlar. Rus aydınları çok büyük tepki gösteriyorlar buna. Benim biraz önce verdiğim ölüler ve mültecilere ait rakamları da Rus aydınları veriyorlar. Bu konuda çok hassas davranıyorlar, Çeçenlerin yanındalar. Hatta 1995 yılında birinci savaştan sonra, üç yüz milletvekili Duma'da bu aydınların teklifi ile, savaşlar durdurulsun diye deklarasyon yayınlamışlardı. Yani Rus aydınlarının Çeçenistan'a bakışı Kremlin'den çok farklı. Orada ki baskı ve işkenceleri biz bu aydınların raporları ile öğrenebiliyoruz. Ama tabi ki bu, yeterli bir politik düzeyde değil.
Putin otoriter bir sistem kurdu, altı bin tane ajanı devletin içine yerleştirdi, bütün kurumları ahtapot gibi ele geçirdi. Zaten kendiside KGB'den gelme birisidir. İçişleri başkanlığına ve savunma bakanlığının başına bile KGB'yi geçirdi kendine göre bir sistem kurdu. Geçenlerde ben bir Rus aydınla konuştum. Adı Leri Paralanov. Bana "O'nun politik bir geçmişi yok." dedi. Politikacılar hani istişare eder, müzakere eder, barış yoluyla diyalog kurar, politik bir yanı vardır. Ama O KGB'den geldiği için bu metodun dışında bir metotla ne yönetebilir, ne de başka bir yola başvurabilir. Maalesef bu bizim içinde, dünya içinde büyük bir trajedidir. Gördüğü tek şey adam takip etmek ve adam öldürmek, bu nasıl bir politika olabilir ki? Bu şekilde de size bir Putin profili çizmiş olduk.
Gerek siz Kafkas Vakfının, gerek de Çeçenistan da kamplarda yaşayan kardeşlerimizin, Türkiye de yaşayan Müslümanlardan bek lentileriniz nelerdir?
Ajans Kafkas genel müdürü Hacı Bayram BOLAT:
"Bu on iki yıllık savaş süresince, Çeçen halkı, doğru düzgün bir eğitim, bir kültür alamadı, adeta kayıp bir nesil oluştu."

Birincisi bu bir davadır, bir mücadeledir. Burada maalesef her savaşda tarihin her döneminde bir dezenformasyon oluyor. Mesela bir Beslan Eylemi oluyor. Bu eylemi Rus İstihbaratının yaptığını herkes biliyor. Yani Ruslarda biliyor, bütün dünya da biliyor. Bu tip bazı provokasyonlarla, Çeçen davası, mücadelesi bir terör mücadelesi gibi dünyaya gösteriliyor. Müslümanlar, Rusya'nın bu oyununa gelmemeliler. Aslında orada bir mücadele var. Bu insanlar kendi topraklarında kendi özgürlük mücadeleleri için savaşıyorlar. Burada 'radikal gruplar var, vahhabiler var' gibi açıklamalar bilinçli olarak yapılan bir oyundur. Müslümanlar bu oyuna gelmesinler. Biz doğru bilgileri ajans olarak, bize başvuran, müslüman kesimi temsil eden, dergi olsun, sivil toplum kuruluşu olsun herkesle paylaşırız, paylaşmaya da hazırız. Yani olayları doğru yerden okusunlar. Bu insanlar bugün, Çeçenler olsun, mülteciler olsun zor şartlarda yaşıyorlar. Bir nebze de olsa bu insanlara destek versinler. Bizim söyleyeceğimiz şeyler bunlardır.


Azmi Ermurat

_________________
"Ülkümüz göklerde dalgalanan bir sancak,
Allah’ın önünde eğiliriz biz ancak..."
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
KURTBEY_32
çavuş
çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008
Mesajlar: 45
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Pzr Nis 13, 2008 8:33 pm    Mesaj konusu: ÇEÇEN ÇOCUKLARIN FERYADI Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇEN ÇOCUKLARIN FERYADI

Rus işgali altındaki Çeçenistan’da trajedi sürüyor. Sürgünler, işkenceler, katliamlar ve dağılan aileler. Bir gece ansızın, Rus askerleri tarafından yataklarından kaldırılıp götürülen Çeçen erkeklerinin bilinmez akıbetleri. Ve çocukların gözleri hep yollarda, kayıp babalarını gözlemekte. Çeçen çocuklar gülüyorlar, ama gözlerinde hüzün var, tebessüm ediyorlar ama gözlerinde acı var. Bu normal değil. Çocuğun acısını anlamak için, dinlemek, kalpten dinlemek lazım. Ve ona yardım etmek lazım. Eğer Çeçenya’daki yaşananları anlamak istiyorsanız bu yazıyı okuyun ve bu asil halk için neler yapabilceğinizi düşünün.”

Bugün her Çeçen'de ölenlerin acısı ve yaşayanların endişesi var. Her insanın kendi vatanı var. Vatan, her insan için sonsuza kadar değerli. Benim vatanım Çeçenya Cumhuriyeti. Burada, Caharkale'de doğdum. Burada eğitim aldım. Öğretmen oldum.

Kısacık ömrümde ben, aynı zamanda burada yaşayan herkes öyle şeylerle karşılaşmak zorunda kaldı ki, en korkunç rüyada bile görülmezdi galiba. Bilmiyorum, son 10-15 yılda felaket yaşamamış tek bir aile var mı acaba? 'Birinci' savaş ve şu anda devam eden 'terör karşıtı operasyonun' kaç kişinin ve üstelik suçsuz insanının hayatını götürdüğünü kastediyorum. Anlatmak istediğim bu gerçek hikaye aile ile ilgili...

Bütün sürgün ve dehşeti yaşadı.

Bir zamanlarda dağ köylerinde bir kadın yaşıyordu. Genç. Sevdiği kişi ile evlendi. Şafak vakti evlerine gelen NKVD (Sovyetler döneminin içişleri bakanlığı) çalışanları tarafından kocası alınıp götürüldüğünde ilk bebeğine hamile idi. O zaman henüz kendisi 17 yaşındaydı. Kocası tutuklandıktan altı ay sonra oğlunu dünyaya getirdi. Oğlunu büyüttü, 1944 sürgünün tüm dehşet ve zorluklarını yaşadı, oradan da geri döndü. Ömrünü oğluna verdi, onu ayakları üzerinde durdurdu. Hayatı boyunca toprakta çalıştı, sadece oğlu sağlam ve sağlıklı yetişsin diye. Gerçek bir insan olsun, doğduğu ve yaşadığı toprağın sahibi olsun diye.

Ancak korkunç bir şekilde, milli trajediler Çeçen tarihinde tekrarlanıyor, belirli bir süre geçtikten sonra meydana geliyorlar. 1944 Şubat’ında meydana gelen tüm halkın sürgünü, sürgünde karşılaşılan felaketleri, mahrumiyetleri bu kahraman kadının ailesi 20. yüzyılın sonunda yaşamak zorunda kaldı.

Yani 1995'de. Bu korkunç bir gündü. 1995, 3 Ocak sabahı. O günün şafağında aile Bamut'tan mültecileri kabul etti. İnsan çoktu. Ve gelen herkes bu evde sığınak, sükûnet, sıcaklık, yemek ve destek buldu. Ama diğer dağ köylerinde olduğu gibi bu evde de ne gaz, ne elektrik ne de su vardı.

Beyaz karın üzerinde kırmızı kan lekeleri..

Ailenin reisi, bitkin, soğuktan donmuş mültecileri ısıtmak için, ocağı yakacak odunu nereden alacağını düşündü. Yakında orman vardı, ancak oraya odun için gitmek ölüm tehlikesi olurdu, çünkü gökyüzünde askeri helikopterler vardı. Ve o zaman, ev sahibinin on yaşındaki oğlu, babasından izin istemeden, baltayı aldı ve odun için gitti. Evin yakınından geçen nehre atladı, geçti ve ormanın kenarından dal budak kırmaya başladı.

Birden helikopter geldi. Çocuğun üzerinde dönmeye başladı, düzenli olarak onun tarafına izli mermiler atmaya başladı. Çocuğun annesi bunu camdan gördü. Çığlıkla: "Oğluma ateş ediyorlar!" dedi ve evden fırladı.

Onun ardından büyük kızı, daha sonra ortancası çıktı. Oğlan çocuğuna yardıma koşan kadın ailenin dördüncü en küçük kız idi. Aile reisi onların ardından çıktı ve onları durdurmaya çalıştı, ama sonuç alamadı. Karısı ve kızları onu duymadı, çünkü helikopterin sesi engel oldu. Beklenmedik bir şekilde çocuğun üzerinde dönen helikopter döndü, anne ve kızların üzerine geldi.

Tek bir yaylım ateşi ile onların hepsini yere serdi. Beyaz karın üzerinde kırmızı kan lekeleri oluştu. İlk önce anne, daha sonra kızı, ardından diğeri ve diğeri düştü... Anne ve kızlardan biri isabet eden mermilerden sonra bir daha kalkamadı, evin yakınında patlayan roket kocası ve hayatta kalan iki kızını hayat boyunca sakat bıraktı. Kızlardan biri 12, ikincisi 22 yaşında idi, annesiyle ölen kız ise 17 yaşını doldurmamıştı.

Bu trajedi, henüz doğmadan Sovyet yönetimi yıllarında babasız kalmış olarak dünyaya gelen 1937 doğumlu Sultanov Salman Alavdinoviç'in ailesinde meydana geldi. O hayatı boyunca çalıştı, kendi ekmeğini kazandı, çocuklarını büyüttü. Salman her zaman onlara şöyle söylemişti: "Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, iyiliğin kötülüğe galip geleceğini her zaman hatırlayın."

Ancak o çocuklarını bu kötülükten, savaşın kötülüğünden koruyamadı.
Onbinlerce sakat ve yetim kalan çocuk.

Ben öğretmenim. Her zaman çocukların tüm sorularını cevaplayabileceğimi düşündüm. Ama altı yıldır o gün tek ayağını kaybetmiş olan çocuğun sorusunu cevaplayamıyorum. Bu korkunç trajedide annesi ve ablasını kaybeden kıza cevap veremiyorum. Yaralı olan 12 yaşındaki bu kız, "Bu bana ne için oldu" diye sormuştu.

Bu, ona binlerce ve binlerce sakat ve yetim kalan çocuğa ne için oldu? Tarih bir zaman bu soruları belki cevaplayabilir, ama ben cevaplayamadım. Çünkü tüm cevaplarım bu çocuğun gözündeki üzüntüden parçalandı.

Yetişkinler bir şekilde acı, üzüntü, ailelerini ve yakınlarını kaybetmeyi taşıyabilirler, ama bu çocuklar için yüz katı daha ağır. Onlara neler olduğunu anlatmak mümkün değil. Başlarına bombaların ve mermilerin neden düştüğünü, anne-babalarının, erkek ve kız kardeşlerinin, arkadaşlarının neden öldürüldüğünü anlatamayız... Ve şöyle bir düşünce aklıma geldi. Aralık 2004'de meslektaşlarımın desteği ile ülkede çocuklara yönelik 'Çocukluğumda yaralanan ben savaşa lanet okuyorum' konulu kompozisyon yarışması düzenledik. Çocukların çalışmalarını gözyaşları, kalbimde acı ile okuduğumu söylersem gerçekten bir şey söylememiş olurum...

Bu çalışmalardan birkaçını örnek olarak getirmek istiyorum. Şatoy bölgesinden 8. sınıf öğrencisi bir erkek çocuğu yazıyor. Kompozisyonuna 'Siyah kare' adını verdi. Çocuğun yazdığına göre, ailesi ile beraber havadan saldırılar ve bombalı saldırılar yaşadı. Daha sonra ailesi onu Astrahan bölgesine götürmeyi başardı. Bir defasında okulda öğretmeni sekizinci sınıfa, Rusya-Alman savaşı hakkında bir kompozisyon yazma ödevi verdi.

Bu savaş hakkında bildiklerini yazmayı söyledi. Çocuk uzun süre düşündü. Çünkü sınıf arkadaşlarından farklı olarak, savaşı kendi gözleri ile görmüştü. Ama o, nasıl ve ne yazması gerektiğini bilmiyordu. Sonunda bir yol buldu. Çalışması bir tek resimden oluşuyordu. Kırmızı çizgi ve noktalı siyah bir kare. Öğretmen bu çalışmayı görünce çocuğun durumunu, ruhundaki acıyı anladı. Sığınaklarda yaşamak zorunda kalmış, hava saldırıları ve bombalamaları yaşamış, yaşıtlarının ölümünü görmüş, savaş sebebiyle elini ayağını kaybetmiş çocuklarla birlikte okuyan 5. sınıf öğrencisi olan bir başka çocuk şunları yazdı. Kompozisyonu şöyle başlıyor:

"Çocukluğunda yaralanan ben savaşa lanet okuyorum. Hangisinden başlamam gerektiğini ben de bilmiyorum. Harabelerden mi, enkazlardan mı? Kırılan kalplerden mi? ALLAH'a yalvarıyorum, canımı alsın diye..."

Büyükler savaşı durdurun

Eğer 10-12 yaşındaki bir çocuk ALLAH'a ölmesi için yalvarıyorsa, onun durumunu, nasıl bir acı yaşadığını, yeryüzünde iyiliğe ve adalete olan inancını ne kadar kaybettiğini düşünün...

İkinci sınıf öğrencisi olan küçük kızın yazdığı kompozisyon ise şöyle:

"Benim yaşım Çeçenya'daki savaşın yaşıyla eşit." Çocuk dokuz yaşında ve hayatında iki savaş gördü.

Birinci savaşta doğdu ve ikinci savaşı yaşıyor. Aynı çocuk şöyle diyor: "Büyükler savaşı durdurun."

Açkhoy-Martan'dan bir çocuğun yazdığı bir başka çalışmayı alalım: "Eğer yetişkinler çocuklar için ne kadar ağır ve acı verici olduğunu bilselerdi, gürültü koparmazlardı."

Bu kız çocuğu birinci savaş başladığında kendisini beş yaşında olduğunu yazdı. Saldırı ateşi açıldığında, annesi onu sığınağa gizliyor ve kucaklıyordu, üzerini başörtüsü ile kapatarak şöyle diyordu: "Kızım, Diana! Ağlama, korkma, düğünde silah sıkıyorlar".

"Ben yetişkinlerin çocukları böylesine korkutan bir geleneği neden kaldırmadıklarını düşünüyordum. Neden kaldırmıyorlar?"

O zaman her şeyi anlamıyordu. Ancak ikinci savaşta altı yaşındaydı. Ve o artık her patlamanın, silah sesinin düğün olmadığını biliyordu. Bu savaştı.

Ve şimdi artık kendisi üç yaşındaki kız kardeşi Luiza'yı kucaklıyordu. Ve onu sakinleştiriyordu: "Ağlama Luiza, düğünde ateş ediyorlar..."

Bu konu hakkında çok şey söylenebilir, ama acı veriyor. Bir kez daha tekrarlıyorum, birinin acısını eğer bizzat yaşamadıysak anlamamız mümkün değil. Ben yakınlarını kaybetmenin, bir saat içinde evinden ve köyünden mahrum kalmanın ne demek olduğunu biliyorum. Ben kaybolan birinin kız kardeşinin, annesinin neler yaşadığını biliyorum... Çünkü bir akşam erkek kardeşimin gelişini göremedim. Onu aramak için ne kadar çalıştığımı, ne kadar başarabildiğimi anlatmayacağım.

Galiba doğru söylüyorlar, eğer ALLAH yazmadıysa bir insan ölmüyor. Kardeşimin hayatının bitmesi 45 yaşında değil daha sonrası için yazıldı galiba... Uzun süren aramalardan sonra onu bulduk. Onu sağ bulduk ama sağlıklı olduğunu söyleyemem...

Babasız ve Annesiz kalmanın acı sızısı...

Bugüne kadar halen gözümün önünde annesi ile beraber Assinovskaya kasabasında ölmüş olan öğrencim Fatima Dzeytova var. 2000 yılıydı.

Roket saldırısı sonrasında anne ve kızı hayatını kaybetmişti. Birçokları kız çocuğuna imrenmişti. Şöyle diyorlardı: "Babasız ve daha sonra annesiz kalmak çocuk için nasıl olurdu? Annesi ile beraber ölmüş olması onun mutluluğu." Çocuk sadece 12 yaşındaydı.

Anne, Babam ne zaman dönecek?

Bazı öğrencilerimin sorularını cevaplayamıyorum. Elbette anlayabilirim, ama bunu çocuklara açıklayamam. Örneğin bir çocuk şöyle bir soru soruyor: "Babam ne zaman dönecek?" Bu soruyu 28 Ekim 2002 gecesi babası götürülen komşu çocuğu sordu. O zaman çocuk henüz üç yaşındaydı ve şimdi yedi yaşında. Okula bile başladı. Ve halen babasını bekliyor. Baba ise yok... Çocukların anne babalarının kaybolması çok korkunç. Bu çok korkunç bir şey.

Bundan dolayı galiba benim ve her birimizin ölenler için acımız ve yaşayanlar için endişemiz var. Çünkü bugün senin başına da aynı şeyin gelmeyeceği güveni yok. Ve bu acı, bu endişe her Çeçen kadında yaşıyor.

Çocuklarımıza iyiliğe, insanlığa yeniden inanmaları, hayatlarında kendi gözleri ile gördükleri ve her gün ailelerinin gözlerinde gördükleri dehşetin tekrarlamayacağına inandırmamız için çok zaman gerekecek.

Çocukları bu durumdan çıkarabilmek için çok seneler gerekecek. Ve tüm bunları birden çözmek mümkün olabilecek mi. Öncelikli olarak çocukların ruh hallerini tedavi etmek lazım. Belki o zaman çocuklarımız şimdiki durumlarının aksine içten gülebilecekler, mutlu olabilecekler. Onlar gülüyorlar, ama gözlerinde hüzün var, onlar tebessüm ediyorlar ama gözlerinde acı var. Bu normal değil. Çocuğun acısını anlamak için, dinlemek lazım, kalpten dinlemek lazım. Ve ona yardım etmek lazım.

_________________
Toprak Bize VATAN Oldu.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 438
Konum: Isparta

MesajTarih: Sal Nis 29, 2008 10:20 am    Mesaj konusu: Şehid komutan İbnul HATTAB Alıntıyla Cevap Gönder

Şehid komutan İbnul HATTAB

Ruslar Kafkaslar'da başlarına gelenlerin önemli bir bölümünden Hattab adıyla bilinen genç bir mücahidi sorumlu tutuyor. Kafkaslar ve Orta Asya'da derin izler bırakabilecek olan, ardından yüzlerce mücahidi sürükleyen bu genç adam hakkında kamuoyu çok az şey biliyor. Hatta geldigi Ortadoğu'da bile, bu gencin gizemli bir havası var.

el-Hayat gazetesi Dağıstan'da çatışmaların hızladığı bu günlerde Hattab'ın hayatı ile ilgili ayrıntıları ilk kez günışığına çıkardı.

Hattab, 1970 yılında Arabistan Arar'da bir doğmuş. Arapça'nın yanısıra, Rusça, Ingilizce ve Peştuca konuştuğu diller arasında. 1987'de öğrenimine devam etmek için ABD'ye gitmek üzere hazırlıklara başlar. Ancak Afganistan'da mücahidlerin Ruslar'a karşı başlattığı cihadın giderek hız kazanması ile Hattab ABD'de okumak yerine mücahidlerin safına katılmayı tercih eder. Celalabad yakınlarındaki bölüğüne katıldığında küçük ama heyecanlı bir savaşçıdır. Cephedeki kumandanlarından biri onu daha sonra'16,17 yaşlarında uzun saçlı yerinde duramayan bir genç' olarak hatırlayacaktır.Afganistan ve Tacikistan'da savaşta Hattab, kumandanına onu biran önce cepheye göndermesi için yalvarır. Ancak komutanı askeri eğitimini tamamlamadan onu savaşa göndermez. Kısa sürede cephede pişen Hattab, Celalabad'ın düşmesine ve Kabil'in fethine tanıklık eder. Operasyonların birinde karnından yaralanır. Afganistan'daki cihadın bitmesinin ardından 1993'de küçük bölüğü ile birlikte Tacikistan'a geçer. Burada iki sene komünist Tacik hükümetine destek veren Rus askerlerine karşı savaşır.

Elindeki bir bombanın patlaması ile iki parmağını kaybeder, ancak cihada ara verip tedavi için Peşaver'e gitmeyi reddedip, 'bir sünneti yerine getirecegim' diyerek yarasının üzerine bal sarar.

Daha sonra, Basayevle Grozni operasyonuna katılan Hattab arkadaşları ile birlikte 1995'de Afganistan'a döner. Çeçenler'in Rus hakimiyetinden çıkmak için direniş başlattığını görünce aynı yılın ilkbaharında 8 savaşçısıyla soluğu Çeçenistan'da alır. 1996'nın 16 Nisan'ında 50 direnişçisiyle birlikte Çeçenistan'dan çekilme hazırlığı yapan büyük bir Rus birliğine karşı operasyon düzenler. Ağustos'ta ise birliği ile birlikte Çeçenler'in ünlü kumandanı Şamil Basayev'in kumandasında meşhur Grozni operasyonuna katılır, Hattab 1997 yılının aralık ayında yüz kişilik birliği ile Rus topraklarına operasyon düzenler. Bir çok Rus askerinin öldürüldüğü operasyonda en yakın silah arkadışı Mısırlı Ebu Bekir'i de şehit verir.

Hattab'ı yakından tanıyanlar hedefinin Ruslar'ı Kafkasya ve Orta Asya'daki tüm Islam topraklarından çıkarmak olduğunu söylüyorlar. Hattab'ın "Rusları ve zayıf noktalarını çok yakından biliyoruz. Bu yüzden düşmanlarımız arasında savaşmamız gereken ilk grup Ruslar'dır" dediği belirtiliyor. Şüphesiz Ruslar, Afganistan'da ve Çeçenistan'da mücahidere karşı ağır yenilgiler verdiler. Yine de Rus ordusunun eski ihtişamını kaybetmiş olmasına rağmen, gözlemciler Hattab`ın Ruslar'ın Kafkaslar'dan hatta Orta Asya'dan kovmasının gerçekleşmesi çok zor bir düş olduğuna inanıyor. En iyi ihtimalle Ruslar'ı Dağıstan'dan çıkarsa bile Hattab'ın cihadı bitmeyecek. Hattab'ın arkadaşlarına "Annemi her aradığımda bana ne zaman döneceğimi soruyor. Annemi 12 senedir görmedim. Ancak eğer onu görmek için dönersem başladığımız bu cihadı nasıl tamamlarız" dediği söyleniyor.

Bu yazıyı 1999'da hazırlamıştık, şimdi ise (Nisan-2002) onun şehadet haberi ile içimizi bir hüzün doldurdu. O ümmete örnek bir şahsiyet oldu. Allah ondan razı olsun ve şehadetini makbul eylesin. (Amin - Velhamdulillahi Rabbil Alemin)...

"Hepimiz Allah'ın elindeyiz. Burada ki 3 kişiden birimizin tek eli yok birimizin tek gözü yok diğerimizin de tek ayağı... Üçümüz de bir şekilde yaralı veya sakatız. Biz diger mücahidlerin arasındayız. Operasyonlarda bizzat yer alıyoruz. Aynı diğer mücahidler gibi ön cephelerde ağır silahlarla çatışıyoruz. Bir operasyona çıkarken Allah'ın bize şehadet nasip etmesi için dualar ediyoruz. Allah'a bizim canımızı kendi yolunda alması için yalvarıyoruz. Allah'ın yolunda ölmek bir şereftir ve biri Allah'a hizmet etmek istiyorsa bırakın etsin...." Ibnul Hattab-2001

O hayatının yarısını cephelerde silah başında geçirdi. O ailesınden sevdiklerinden ülkesinden lüks hayattan çok uzaklarda şehadeti aradı. Daha 15 yaşındayken zengin ve varlıklı olan ailesi onu okuması için ABD'ye yollamıştı. Onun gözü ise cihaddaydı. Bir fırsatını bulup o zamanların en büyük cihadı olan Afgan cihadına katıldığında daha 17 yaşına yeni girmişti. Cephede büyümüştü Hattab. Savaşın sonuna kadar da ayrılmadı Afganistan'dan. Afgan cihadı bitince Tacikistan'a cihada gitmisti Hattab ve onun bir sonraki durağı da Çeçenya olmuştu.

- "Televizyon'da alnında La İlahe İlallah yazan bantlar ve tekbir getiren çocukları görünce orada cihad olduğunu anlamıştım ve oraya gitmeye karar verdim" diyordu Hattab. 1995 yılında 8 Arap arkadaş ile birlikte Çeçenistan'a gidiyordu.Onun söylediği bir başka sey ise

- "Bizi cihada gitmekten alıkoyan şey ailelerimiz. Buraya gelen hiç kimse ailesinden izin alıp gelmiyor. Eğer ailemizi dinleyip geri dönseydik bu cihadı kim üstlenecekti. Bazen anneme telefon açarım hâla benim dönmem için adeta yalvarır fakat eğer biz annelerimizi ziyaret etmek için bile dönsek bu görevi kim devam ettirecek." diyordu Hattab.

Baska bir gün de

- "Allah bize kafirlere karşı onların silahlarıyla savaşmamızı emrediyor bugün kafirlerin en büyük silahı ise medya ve propaganda. Öyleyse biz de kendi medyamızı kendi propogandamız için kullanmalıyız" diyordu. Hattab Çeçenistan'a ilk geldiğinde hemen kendi grubunu kurmuştu. Özellikle 1996 yılının nisan ayında yaptığı ünlü Shatoi baskınından sonra adını duyurdu ve Rusya'nın en çok aranan isimleri arasında yerini aldı. Bu baskında yaklaşık 50 mücahid bir Rus konvoyuna pusu kurarak köşeye sıkıştırmıstı ve 30 askeri kamyon ve 20 tanktan olusan dev konvoyu tamamen imha ederek 2 saat içinde çoğu subay 350 Rus askerini öldürdükten sonra neredeyse bir mucizeyi başarıyordu. Çatışmanın sonunda mücahidler sadece 3 şehid vermişlerdi. Savaş bittikten sonra Şamil Basayev'le beraber askeri bir kamp açan Hattab burada 600 mücahide askeri eğitim veriyordu.

1997 yılı geldiğinde komsu cumhuriyet Dağıstan'daki Rus askeri karargahına saldıran mücahidler burada birkaç saat içinde yüzlerce Rus askerini öldürdükten sonra geri çekildiler. Ruslar gerçekten büyük bir darbe yemişlerdi ve mücahidlerden de Hattab'ın yakın arkadaşlarından biri Ebu Bekir şehid düşüyordu. Bu operasyon çok kısa sürede bir Rus karargahının büyük bir kısmının imha edilmesiyle sonuçlanıyordu fakat Hattab'ın yeni amacı da ortaya çıkıyordu. Bağımsızlığını kazanan Çeçenistan'dan sonra sıra Dağıstan'a gelmışti ve simdi bir avuç mücahid bu işi üstlenecekti. 1999 yılında ikinci defa Dağıstan'a giren Hattab ve arkadaşları bu kez birkaç saatte geri dönmemeye kararlıydılar. Dağıstan'ın içlerine doğru ilerleyen mücahidler 14 tane köyü ele geçirmişlerdi. Bir avuç mücahid gerçekten de büyük işler başarıyordu...

Dagıstan'daki tüm Rus askerleri alarm durumuna geçmışti. Yaklaşık 600 mücahidin karşısında 12000 Rus askeri vardı fakat mücahidler halkın desteğini arkalarına almayı umuyorlardı. Ruslar'a beklemedikleri zamanda saldıran mücahidler Dağıstan içlerinde ilerlerken onları durdurmak isteyen Ruslar ise çaresizce bölgedeki dağları ve köyleri bombalıyordu. Bunun üzerine Dağıstan halkı savaş korkusuyla köyleri boşaltmaya başlamıştı. Çatışmalarda büyük kahramanlıklar gösteren mücahidler Hattab'ın en iyi arkadaşının şehadetiyle yıkılıyordu. Hakeem Al Madani bir Arap komutandı ve Hattab'ın Çeçen savaşının başından beri çok yakın arkadası ve yardımcı komutanıydı. Dagıstan'da bir başka önemli şehid daha verilmışti bu da Hattab'ın askeri kamplarında üst düzey görev alan mücahid komutan Musab'dı. Ruslar Dağıstan'da yenilmeye başlamıstı. Operasyonun 10. günü geride kalırken Ruslar geride 500'den fazla ceset 25 kadar tank hurdası onlarca askeri aracın yığıntıları bırakıyordu. Savaşın ilk günleri sadece havadan saldırmayı tercih eden Ruslar bu esnada 1 savaş uçağı ile 8 helikopterlerini kaybediyorlardı.

Halktan beklediği desteği alamayan mücahidler geri çekilmişlerdi fakat 3-4 gün sonra bu kez 1000 kişi olarak dönmüşlerdi Dağıstan'a. Mücahidlere birkaç yüz Çeçen ve Dağıstan'lı daha katılmıştı. Bu kez çıkan çatışmalar çok daha ağırdı ve Ruslar 700 asker daha kaybediyorlardı. Hemen ardından önce Dağıstan'da bir sivil yerleşim biriminde daha sonra da Moskova'da meydana gelen patlamalar 280 Rus sivilin canını alıyordu. Ruslar bunun suçunu Hattab'a atarak kendisinin başına 1 milyon dolar koydular. Mücahidler zaten Dağıstan'da aradıkları halk desteğini bulamamışlardı ve bu olaylar onları iyice sarsmıştı. Bir de bu yetmezmış gibi Ruslar Çeçenıstan'ı yeniden kusatmıştı ve yeni savaş başlıyordu. Böylece Ağustos 1999'da başlayan Dağıstan macerası mücahidler için 1 ay sonra sona ererken yeni bir savas da baslıyordu. Hattab ise her zamanki gibi bu operasyonu da kameraya almıştı ve Dünya'ya dağıtmıştı. Kendi evinde yüzlerce operasyonun çekilmiş video kasedi vardı ve medyanın çok önemli olduğuna inanırdı. Dagıstan'dan döner dönmez komutanın başına geçerek Çeçenya savunmasına katıldı.

Çeçenya'daki Arap ve yabancı mücahidlerın komutasını kendisi almıştı. Çeçenya'da 1999-2002 yılları arasında birçok başarılı operasyona liderlık etti ve 19 mart 2002'de hain bir saldırı sonucu şehid oldu. Mücahidlerın arasına karışıp güvenlerini kazanan bir Dağıstanlı hain Hattab'a başka bir komutandan mektup taşıyordu. Mektubu Rus gizli servisinden aldığı zehirle zehirledi ve mektubu alan Hattab 5 dakıka içinde cennete kanatlandı. Hattab'ın gerçek ismi bilinmiyor ve bu ismi kod adı olarak kullanıyordu. İngilizce pestuca, Arapça ve Rusça bilen Hattab oldukça kültürlü bir mücahid olarak biliniyordu.

- "Yıllar önce Afganistan'day ken eğer bir gün gelip bana Ruslar'la tekrar Rusya'nın içinde savaşacağımızı söyleseydiniz size asla inanmazdım" diyordu fakat Ruslar'la Dağıstan'da müthış bir mücadeleye giriyordu büyük mücahid. Hattab Afganistan'a gittiği zaman daha çok genç olmasına rağmen hemen dikkat çekiyordu. Bir mücahid, Hattabın ilk kez Celalabad daki eğitim kampına geldiğinde gördüğü zamanki izlenimlerini söyle anlatıyor.

- "Celalabad daki eğitim kampı hemen hergün gelen ve gidenlerle dolup boşalıyordu. Ruslara karşı büyük bir operasyon hazırlığı içindeydik, eğitimini tamamlayanlar esyalarını alıp cepheye gidiyorlardı. Biz cepheye gitmek için yola çıkarken yeni bir grup geldi. Hattabı ilk kez o zaman gördüm. 16-17 yaslarında henüz sakalları yeni yeni çıkan uzun saçlı bir genç… Henüz gelmişti, ilk yaptığı şey kamp komutanlarına gidip kendisini cepheye göndermesi için yalvarmak oldu. Komutanlar gitmesine müsade etmediler. Yanına gidip kendisini tebrik ettim ve adını sordum. "- Ibn-ul-Hattab" la böylece tanışmıs oldum. "...... Başka bir mücahid, Hattab'ın Afganistan'da karnından 12.7 mm'lik ağır bir makinali mermisi ile yaralanmasını söyle anlatıyor. (12.7 mm 'lik bu silah zirh delici olarak kullanılmaktadır ve insan vücuduna isabet etse onu kıyma haline getirir, bunu her askeri uzman tasdik edecektir.)

- "Operasyon sırasında biz cephe gerisinde ufak bir evde idik. Akşam olmuştu ve savaş çok çetin bir şekilde devam ediyordu. Hattab birden odadan içeri girdi, yüzü solgundu, birşey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu. Yavasça yürüyerek bize doğru geldi ve yanımıza oturdu. Herhangi bir acı ifadesi göstermiyordu ama birşeylerin ters gittiğini anlamıştık, genellikle suskun birisi olmayan Hattab, oldukça sessizdi. Yaralanıp yaralanmadığını sorduk. Ufak bir sıyrık, önemli birşey yok, dedi. Bir kardeş yanına gidip yarasına bakmak istediğinde önemli birşeyin olmadığını tekrar ederek onu geri çevirmeye çalışti ama kardeş Hattabı zorlayarak yaraya baktı, elini karnına koydu. Hattabın yarası şiddetli bir şekilde kanıyordu, elbisesi tamamen kana bulanmıştı. Hemen bir araç çağırarak onu bir an önce en yakın hastaneye ulaştırmak için harekete geçtiğimizde halen bunun hafif bir yara olduğıunu önemli bir durumun olmadığını söylüyordu."

Afganistanda el yapımı bir el bombasını atarken elinde patlaması sonucu sağ elinin iki parmağını kaybetti. Mücahidler Pesavara gidip orada tedavi olması için ikna etmeye çalıştılar isede o, Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimizin sünneti üzere yarasını biraz bal ile sarmiş ve arkadaşlarının teklifini reddedmiş, bunun için Pesavar'a kadar gitmeye gerek yok demiştir. Parmaklarını halen benzer bir şekilde bandajlıdır. Hattab birçok müslüman tarafından zamanımızın Halid Bin Velidi olarak görülmektedir. Ölümün Allahın önceden takdir ettiği bir zamanda, 'ne bir dakika önce nede bir dakika sonra' geleceğine inanmaktaydı. Birçok kez ölüm tehlikesi atlatmış ve suikast girişimlerinden kurtulmuştu. En yakını, 4 tonluk bir Rus kamyonunu kullanırken Ruslar tarafından kamyon bombalanmış, parça parça olan kamyondan Hattab, Allah'ın izniyle burnu bile kanamadan kurtulmuştu. Zeki, cesur ve güçlü bir kişilige sahipti. Dağıstan'lı bır bayanla evlı olan Hattab'ın 2 kız çocuğu bulunmaktadır. Askerleri tarafından çok sevilen Hattab,kendisi ile oyun oynanmayacak birisi olarak tanınırdı. Askerleri ile yakından ilgilenir, onların kişisel problemlerini çözmelerinde yardımcı olur, onlara kendileri için alişveriş yapmaları için para verirdi. Herbiri ilerde kendisinin yerini alabilecek kadar iyi yetişmis bir kumandan kadrosu vardı. Hattab, Ruslar Kafkasyadan Orta Asya'ya kadar bütün müslüman topraklarını tamamen terk edip gidinceye kadar onlarla savaşmaya azmetmiştir. "Rusları ve taktiklerini biliyoruz. Zayıf yönlerini de bildiğimiz Rus Ordusuna karşı savaşmak bizim için başka bir orduyla savasmaktan daha kolay." demişti. Hattab Ruslar her ne kadar onu terörist ilan etse de yüzyılın en büyük mücahidlerinden biriydi ve Ruslar onu öldüremediler sadece cennete kanatlanmasını ve hakettiği nimetlerden faydalanmasını sağladılar...

En şanlı operasyonlarından birisi, 16 Nisan 1996 tarihinde komutasındaki 50 kişilik mücahid grubuyla 50 araçtan oluşan Rus konvoyunu imha ettikleri Şatoi Pususudur. Resmi Rus kaynakları bu pusuda 26 sı rütbeli olmak üzere 350 Rus askerinin öldüğünü ve bütün araçların bertaraf edildiğini bildirmişti. Bu operasyon Moskovada 2 veya 3 Rus generalinin görevlerinden alınmasına sebeb olmuş ve Boris Yeltsin operasyonla ilgili haberleri Rus Parlementosunda bizzat duyurmuştu. 5 mücahidin şehitlik mertebesine ulaştığı bu operasyon filme alınmış ve fotoğraflarla tarihe kaydedilmiştir. Fotoğraflar ve filmler
Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

daki fotoğraf arşivi bölümünde görülebilir.

Çeçen aslanı öldürüldü

Afganistan'da ve Çeçenistan'da Rus askerlerin korkulu rüyası haline gelen Hattab'ın, Türk asıllı bir annenin oğlu olduğu belirtiliyor.Kafkaslarda ve Orta Asya'da Ruslara karşı savaşan gençlerin üzerinde derin bir iz bırakan Hattab, işbirlikçi Çeçenler tarafından yemeğine zehir konularak şehit edildi. Çeçen kaynaklar internet üzerinden yaptıkları açıklamada, Hattab'ın zehirlenerek öldürüldüğünü doğruladılar. 1970 yılında Suudi Arabistan'ın kuzeyinde Arar şehrinde doğan Hattab, Türk asıllı bir annenin oğlu. Asıl adı Samir es-Sevilem olan Hattab, Arapça'nın yanısıra, Rusça, Ingilizce ve Peştuca konuşyordu. 1987'de öğrenimine devam etmek için ABD'ye gitmek üzere hazırlıklar yapan Hatab, Afganistan'da mücahidlerin Ruslar'a karşı başlattığı cihadın giderek hız kazanması ile ABD'de okumak yerine Afgan mücahidlerin safına katılmayı tercih etti. Afgan cihadına katıldığında küçük ama heyecanlı bir savaşçıydı. Afgan cihadının kahramanları arasında yer alan Hattab, Celalabad'ın düşüsüne ve Kabil'in fethine tanıklık etti. Afgan liderler tarafından çok sevilen Hattab, Kabil'in fethiyle birlikte Afganistan'ı bırakıp küçük bölüğü ile birlikte Tacikistan'a geçti. Burada da Tacikistan yönetimine karşı iki yıl kadar mücadele eden Hattab, 1995 Yılında Çeçen cihadına katılmak için Çeçenistan'a geçti. Hattab, Afgan cihadı esnasında elindeki bir bombanın patlaması ile iki parmağını kaybetti.
Çeçenistan'ın milli kahramanı

1995 yılı sonlarında çeçen cihadına iştirak eden Hattab, 1996'da 50 direnişçisiyle birlikte Çeçenistan'dan çekilme hazırlığı yapan büyük bir Rus birliğine karşı operasyon düzenledi. Ağustos'ta ise birliği ile birlikte Çeçenler'in ünlü kumandanı Şamil Basayev'in kumandasında meşhur Grozni operasyonuna katıldı. Hattab, 1997 yılının aralık ayında yüz kişilik birliği ile Rus topraklarına operasyon düzenler. Bir çok Rus askerinin öldürüldüğü operasyonda en yakın silah arkadışı Mısırlı Ebu Bekir'i de şehit verir. 1996 yılının sonbaharında Rusyanın Çeçenistandan çekilmesinden sonra Hattab, Çeçenistan'da Milli Kahraman ilan edildi. Şamil Basayev ve Salman Raduyev gibi Çeçenistanın en büyük kumandanlarınında katıldığı bir törenle kendisine Üstün Cesaret Madalyası takdim edilip ayrıca Çeçen Hükümeti tarafından General rütbesi ile onurlandırıldı. Cevher Dudayev şehadetinden önce Hattabı her zaman takdir ettiğini belirtmişti.

Ve Şehadeti...

Ve o yiğit savaşçı bir münafığın elinden şehadet şerbetini içti.onun ölümün hak olduğuna ve allahın takdir ettiği zamanda geleceğine manı sonsuzdu.birçok kez ölüm tehlikesi atlatmasına rağmen bu güne kadar gelmişti.ve şehadet onu zehirli bir mektubla buldu. Onun şehadetini yanında bulunan bir kardeşimiz şöyle anlatıyor;

Birlikte oturuyorduk.çok sevdiği bir arkadaşından mektub geldi.(onu şehid eden munafık)mektubu açtı ve okumaya başladı. O sırada yemek yiyordu.mektubu okuduktan bir süre sonra bir halsizlik başgösterdi.Ve arkasından yüksek ateş.Bizi çağırdı ve'' beni okuyun galiba cinler musallat oldu'' dedi.Okumaya başladık.Ertesi gün şiddetli bir kusma başladı.Zehirlendiğini anlamıştık.Onu tedavi etmek için uğraşıyorduk.Lakin zehr elinden yediği yiyeceğe oradanda vucuduna iyice yayılmıştı.bi süre sonra görme melekesinide kaybetti.

Tekrar bizi çağırdı ve ‘'ben şehid olacağım kagıt kalem getirin ve son vasiyetimi yazın'' dedi bu sırada kan kusuyordu. Vasiyetini bitirdikten yaklaşık 3 saat sonra iyice ağırlaştı ve bi süre sonra şehadet getirerek şehid oldu.

Müminlerin komutanlarından ibnul hattab bu şekilde rabbine uçtu.onun şehadeti başta çeçenistan olmak üzere bütün islam coğrafyasında üzüntüyle yankılandı. Müslümanlar önemli bir komutanını kaybetmişti.ama hattab hayatında kendi gibi birçok mücahidide yetiştirmeyi başarmıştı.Zalimlere öldürücü darbeler indirmişti.

Onun hayatı bütün müslüman gençlere örnek bir hayattı. Dünyaya meyl etmeyişi, ümmet bilinci ve takvası ile herkeze örnekti. O yaşadığımız yüzyılın komuyanıydı. O da diğer kardeşleri gibi rabbine gitti. Rabbimiz onu firdevsinde ağırlasın ve onu peygamber efendimiz ve şehidlerimizle haşretsin inşallah...

‘'Allahtan istiyorum ki beni cehennem azabından korusun. Bana merhamet etsin ve cennetlerine yaklaştırsın. Ondan firdevs-i Ala'yı istiyorum''

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
~Akıncı~
er
er


Kayıt: 15 Oca 2008
Mesajlar: 18
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Pts May 05, 2008 11:03 am    Mesaj konusu: Cavher dudaev 1996 yılı 21 nisan günü ŞEHİT olmuştu! Alıntıyla Cevap Gönder

21 Nisan'ın geç saatlerinde terör saldırısı sonucunda Bağımsız Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti ilk Cumhurbaşkanı Cevher Dudaev şehit oldu. Füze vuruşu Çeçen cumhurbaşkanı kendisi Gehi-Çu köyü yakınlarında uzay telefonu ile sakin bir yerde görüşme yaparken, yakaladı.

Rusya iktidarı Dudaev'in ölümü ile Çeçenlerin direnişi kırılacağı ve işgalci ordu için olumlu sonuçlar yaratacağı umudu içindeydi. Fakat daha sonra gelişen olaylar Rus umutların yerine gelmeyeceklerini gösterdi. Çeçenler kopmadılar, hatta güçlerini birleştirip yok edici bir tokatla Memleketlerin başkenti Grozny'yi Rus işgalcilerden geri aldılar ve ülke kontrolünü ele geçirdiler.

Dudaev'in ölümünden sonra Çeçenistan hükümeti bu terör eylemi planlayan ve organize eden kişileri ortaya çıkarmak için araştırma birimi kurdu. Rus işgalci kuvvetlerin Çeçenistan'da kovulmasından önce bu grup yeraltı şartlarında devam ediyordu çalışmalarına. Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyet'in özgürlüğe yeniden kavuşması ile, 1996 Ağustos ile 1999 yılları arasında Çeçen araştırmacılar legal çalışıyorlardı, bu terör eylemi hakkında tüm gereken bilgileri topluyorlardı. Rusların yeni işgal anından sonra bu grup yine gizlendi ve yerlatı çalışma şartlarına döndü.

Bugüne dek bu eylemi yer yer aydınlatan bilgiler toplandı ve Çeçen cumhurbaşkanın terör eyleme kurban gitmesi hakkında bir çok informasyon elde edilmiştir. Herşeyin daha tam toplanmamasına karşılık, bugün bile ABD ve Rusya istihbaratların bu işe karşılaştıkları ve iki ülkenin üst düzey askeri yöneticilerin ilk Çeçen cumhurbaşkanın öldürmesine el koydukları bellidir.

Çeçen araştırma grubun hala üzerinde çalıştığı versiyonlardan birine göre, Çeçenistan Cumhurbaşkanı Cevher Dudaev'in bulunduğu noktayı Clinton administrasyonun direkt emiri ile onun telefon görüşmeleri yapıldığı "INMARSAT" telefonu izleyen ABD Ulusal Güvenlik Ajansı tarafından verilmiştir. Bunun haricinde Dudaev'i öldürün emri bizzat Yeltsin tarafından verildiği de belli oldu. Organize edenler ve yerine getirenler Yeltsin tarafından Rusya Kahramanları altın yıldızları nişanlarla ödüllendirildi.

Bu yazı ve araştırma gereçleri cinayetin tüm ayrıntıları açıklamaya izin vermiyor maalesef. Fakat Çeçen tarafı emin bir şekile açıklıyorki, bu araştırma hiç bir zaman son aşamasına gelene kadar durdurulmayacaktır. Bu terör saldırısın organizatörleri ve eylemcileri gün ışığına çıkarılacaklar. Onlardan bazıları artık belli. Ve zaman aşamasına bakmaksızın ciddi bir şekilde yargılanacaklar.

_________________
Gördüğüm manzara yakar sinemi
Yokmu hesap soran batıyor gemi.
Adamlık yoluna koydum kellemi
Bu rezil kepaze halden bezmişim...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ULUĞBEY
er
er


Kayıt: 16 Oca 2008
Mesajlar: 16
Konum: ÇORUM

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 11:48 am    Mesaj konusu: ÇEÇENİSTAN'DA YAŞANAN İNSANLIK DRAMINA ARTIK DUR DENMELİ ! Alıntıyla Cevap Gönder

ÇEÇENİSTAN'DA YAŞANAN İNSANLIK DRAMINA ARTIK DUR DENMELİ !

HARUN YAHYA


Soğuk Savaş'ın son bulmasının ardından oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye kendine çok güçlü bir yer edinmeyi hedeflemişti. Özellikle de SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kafkasya ve Orta Asya'da şekillenen yeni yapılanma içinde Türkiye daha etkin bir konuma yerleşecek, ekonomik ve politik anlamda lider bir ülke konumuna gelecekti. Çünkü bağımsızlıklarını birer birer ilan eden bu cumhuriyetlerle Türkiye arasında hem din, hem dil, hem kültür, hem de tarihi açıdan çok güçlü bağlar bulunmaktaydı. Buna göre Türkiye ile bu ülkeler arasında bir bütünleşme olacak ve Türkiye bu yakınlaşmanın sonucunda çok büyük kazanımlar elde edecekti.

Ancak beklenen bütünleşme ve yakınlaşma ne yazık ki geride kalan on küsür yıl içinde sağlanamadı. Türkiye pek çok alanda hedeflediği bütünleşmeyi gerçekleştiremedi. Çünkü Orta Asya ve Kafkasya başka bir ülke için de çok büyük bir önem teşkil ediyordu ve özellikle Kafkasya bu ülkenin pek çok açıdan hayat damarıydı. Bu ülke Rusya'ydı ve Rusya'nın Kafkasya'yı tamamen "başıboş" ve aynı zamanda da Türkiye'nin eline bırakmaya hiç niyeti yoktu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra eski Sovyet coğrafyasındaki pek çok ülkede bu sancılı dönem yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. Kazakistan'da, Türkmenistan'da, Azerbeycan'da, Özbekistan'da, Kırgızistan'da ve Dağıstan'da Rusya'nın yayılmacı politikasının etkileri asla silinmedi. Çünkü Rusya o ülkeleri hala kendi boyunduruğu altında ve kendi hayat sahası olarak görüyor ve görmeye de devam edecek.

Bu ülkelerden özellikle bir tanesi var ki 400 yıldır Ruslarla bağımsızlığı uğruna yaptığı mücadeleden asla vazgeçmedi ve özgürlüğü için canı pahasına mücadele etti. Bu ülke tarihe cesurluğuyla, gözü karalığıyla ve bağımsızlığına düşkünlüğüyle geçen Çeçenistan'dır.

Çeçenistan Rusya için diğer Kafkasya cumhuriyetlerinden çok daha büyük önem taşımaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, başta petrol ve doğalgaz olmak üzere söz konusu bölgedeki yüksek rezervli doğal kaynaklardır. Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş döneminde ihtiyacı olan tüm hammaddeleri bu ülkelerden çok ucuz fiyata alıp, kendi ihtiyacı için kullanıyordu. Hatta bu hammaddeleri işledikten sonra, aldığı ülkelere geri satıyordu. Böylece bu ülkeleri siyasi bağımlılığın yanında, ekonomik olarak da kendine bağımlı hale getiriyordu. Ancak SSCB'nin dağılmasından sonra kendisi için büyük bir hammadde kaynağı olan bu cumhuriyetlerin birer birer bağımsızlıklarını ilan etmesi, Rusya'yı da büyük bir çıkmaza soktu. İşte Hazar ve Kazak petrolleri üzerinde bu kadar oyun oynanmasının ve Rusya'nın bu kaynaklar üzerinde bu kadar hak iddia etmesinin nedeni bu hammadde ihtiyacıdır.

Yukarıda bahsettiğimiz ekonomik etkinin yanı sıra, Rusya'nın yüzyıllardır devam eden "yayılmacı politikası" da Orta Asya ve Kafkasya'da yaşanan karışıklıkların bir başka önemli nedenini oluşturmaktadır. SSCB'nin dağılmasından sonra kısa süreli bir bocalama dönemi geçiren Moskova, hemen toparlanmış ve bağımsızlığını ilan eden yeni cumhuriyetler üzerinde yeniden hakimiyet kurmak için çok yönlü girişimlerde bulunmuştur. Aslında Rusya'nın şu an bu cumhuriyetler üzerinde oynadığı oyunlar, Boris Yeltsin'in 1993 yılında yaptığı bir konuşmayla da ilk sinyallerini vermiştir. Yeltsin yaptığı bir açıklamada, "yitirdiği mevzileri yeniden ele geçirerek Rusya'nın süper güç niteliğini yeniden kazanacağını" ifade etmiştir. (Zaman Gazetesi, 12 Ocak 1994) Yani Rusya bu ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmelerini, özgürlüklerine kavuşup, kendi ayakları üzerinde duracak hale gelmelerini kabul edememekte, bu bölgeleri yeniden ele geçirilmesi gereken mevziler olarak görmektedir. Kazakistan'da, Azerbaycan'da, Dağıstan'da, Ermenistan'da ve Gürcistan'da yaşananlar da bu yayılmacı politikanın hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. Çeçenistan da bu yayılmacı politikanın hedefi olan ve bu nedenle de çok büyük zulümlere maruz kalan ülkelerden bir tanesidir.

Çeçenlerin mücadele ile geçen şerefli tarihi

Çeçenistan'da yaşananlar hakkında hepimiz bugüne kadar çok şey duymuş, çok şey okumuş olabiliriz. Ancak orada olanları anlayabilmek için son birkaç yıldır yaşananlar hakkında bilgi sahibi olmak yetmez. Çünkü Çeçen halkının bu şerefli mücadelesi bundan çok uzun yıllar önce başlamıştır ve çok kısa aralıklı kesintilerle yıllardan bu yana devam etmektedir. Ve bu mücadelenin temelinde belki de dünyanın en cesur halkı sayılabilecek bu halkın yazdığı bir destan yatmaktadır. Tüm dünyanın cesaret ve bağımsızlığa olan düşkünlüklerini kendilerine örnek aldıkları Çeçen halkının bu güçlü karakterini anlamak için tarihleri hakkında da kısa bir bilgi sahibi olmak gerekir.

Son 10 yıldır dünyanın gündeminden bir türlü düşmeyen Çeçenistan aslında çok küçük bir ülke. Yüzölçümü sadece 16 bin kilometrekare. Doğuda Dağıstan, güneyde Gürcistan, batıda ise İnguşetya'yla komşu... Şu an Rusya Federasyonu içerisinde Çeçenistan ile aynı durumda olan 19 özerk cumhuriyet daha var. Bu cumhuriyetler Rusya'nın genel topraklarının yüzde 28'i kadar bir yüzölçümüne sahipler. Rusya ise bu cumhuriyetler üzerinde hala çok büyük bir etkiye sahip ve bu etkinin hiçbir şekilde zarar görmesin