BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU ve ARDILLARI
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> SELÇUKLU ve OSMANLI DEVLETİ,SULTANLARI ve PADİŞAHLARI
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:35 am    Mesaj konusu: Karamanoğulları Beyliği Alıntıyla Cevap Gönder

Karamanoğulları Beyliği

Karamanoğulları Beyliği Son tetkiklere göre Karaman aşiretinin, Oğuzlar'ın Salur veya Afşar boylarından birisine mensup oldukları hakkında iki rivayet vardır. Birinci Alâüddin Keykubad Türkmen aşiretlerini Rum ve Kilikya hudutlarına yerleştirdiği sırada 1228 senesinde de Kilikya Ermenilerinden aldığı Ermenâk (Kamerüddin ili) taraflarına da Karaman aşiretini yerleştirmişti. Bu tarihte Karaman aşiretinin beyi Sadeddin oğlu Nûre Sofi adında Babalîlerden birisi idi. Bu aşiret on üçüncü asrın sonlarına doğru yani Anadolu Selçuk Devletinin çöküntüye başladığı sıralarda mühim rol oynamış, gerek Ermeni kıralları ve Moğollarla ve gerek Moğollarla beraber hareket eden Selçuk kuvvetleriyle kanlı çarpışmalar yapmışlardır.
Nûre Sofi denilen Karaman beyinden sonra oğlu Kerimüddin Karaman aşiret beyi olup Dördüncü Kılıç Arslan' tarafından kendisine Ermenâk tarafları dirlik yani tımar olarak verilmiş ve kardeşi Bonsuz da Selçuk hükümdarının sarayında Candar yani muhafız olarak vazifelendirilmiştir (654 H./1256 M.).
Kerimüddin Karaman, Selçuk ailesi arasındaki ihtilâflardan istifade ederek nüfuzum arttırmış, hattâ Konya üzerine yürümüş ise de muvaffak olamayarak mağlup olmuş ve kardeşleri Zeynehhac ile Bonsuz yakalanarak îdam edilmişlerdir. Karaman'ın 660 H./1262 M. de vefatı üzerine Rükneddin Kılıç Arslan bunun oğullarını Gevele kalesine hapsetmiş ise de vezir Muinüddin Süleyman Pervâne'nin müdahalesiyle serbest bırakmış ve bunlar yine babalarının Ermenâk timarına sahip olmuşlar ve büyükleri olan Şemseddin Mehmed Bey Karaman beyi olmuştur.
Mehmed Bey, moğollarla çarpışmış iki defa onları bozmuş ve Konya'yı zabt ederek Selçuk hanedanından olduğunu iddia ettiği Giyasüddin Siyavüş adında birisini —ki Selçuknâme-lerde tezyif yollu Cimrî denilmektedir— Selçuk hükümdarı ilân ederek Siyavüş adına para bastırıp kendisi de onun vezir ve kumandanı olmuştur (1277).
Mehmed Bey, bundan sonra yine Moğol ve Selçuk kuvvetleriyle yaptığı bir müsademede maktul düşmüştür (1278 ).
Mehmed Beyden sonra kardeşi Güneri Bey, Karaman beyi olarak Selçuk hanedanı arasındaki saltanat kavgalarında rol oynamış ve bu da 1300 senesi nisanında vefatına kadar Moğollarla onların nüfuzları altındaki Selçukîler ve Ermenistan kıraliyle mücadelede bulunmuştur.
Güneri Beyden sonra Karaman beyliği kardeşlerinden Mahmud Beye geçmiş ve 1307 veya az daha sonra vefatı üzerine aile arasındaki birlik sarsılmış, Mahmud'un iki oğlu Bur-haneddin Musa ve Bedreddin ibrahim Beyler arasında ihtilâf çıkmış ve bu münasebetle Karaman beyliği üzerinde Memlûk sultanlarının tesiri görülmüştür. Bedreddin'den sonra yerine oğlu Halil bey Karaman beyi olmuştur. Halil bey'in 745H./1344 M. tarihli Larende vakfiyesine göre x bu tarihlerde hükümdar olduğu anlaşılıyor.
Karaman oğulları, tlhanilerin Anadolu valilerine karşı cephe alarak 1314 de Konya'yı elde etmişlerdir. Anadolu beylerinin İl-hanilere karşı rabıtalarını temin etmek üzere 1314 veya 1316 senesinde2 Anadolu'ya gelmiş olan Beylerbeyi Emir Çoban, Konya'yı geri almış ve burası tekrar Karaman oğullarına geçmiş ise deDemirtaş720H./1320M. de Konya'yı zabtetmiş (Menakıb-ül-ârifin tercümesi 445), nihayet Anadolu valisi Demirtaş'ın Mısır'a. firarı üzerine Karaman oğulları serbest kalmışlardır (1327).
Karaman beylerinden Halil Beyin oğlu olup biraderi Sey-feddin Süleyman beyin katlinden sonra 762 H./1361 M. de3 Karaman hükümdarı olan Alâüddin Ali bey, Osmanlılarla ilk münasebatta bulunan zattır. Zamanı vekayiinin tetkikinden, kendisinin faal, mücadeleci ve azim sahibi bir hükümdar olduğu anlaşılmaktadır. Alâüddin Ali Bey, 772 H./1370 M. den evvel1 Osmanlı hükümdarı Murad Hüdavendigâr'ın kızı Nefise Sultan diye tarihlerimizde yanlış olarak adı geçen Meek hatuni2 almış ve bu suretle iki devlet arasında akrabalık teessüs etmiş ise de Osmanlıların Anadolu'ya yayılarak kendi hudutlarına kadar dayanmalarından endişe eden Alâüddin Bey fırsat bularak bunu önlemeğe çalışmış ve bu yüzden iki devlet arasında muharebeler olmuştur.
Osmanlılarla Karamanlılar arasında ilk muharebe, Murad Hüdavendigâr'ın, Hamidoğlu Hüseyin Beyden satın almış olduğu şehirlerden Akşehir, Yalvaç, Karaağaç, Beyşehri, Seydi-şehri gibi yerlerin Karaman hududu üzerinde bulunmaları sebebiyle Alâüddin Bey bundan kuşkulanarak bu taraflara taarruz edip Beyşehrı'ni almıştır. Bunun üzerine Rumeli'den Anadolu'ya geçen Sultan Murad ilk defa çetin bir muharebeden sonra Ka-ramanoğlu'nu mağlup ederek onu Konya'da muhasara etti ise de kızı Melek Hatun'un ricasiyle aldığı yeri iade ederek sulh oldu (788H./1286 M)3.
1389'da Murad Hüdavendigâr'ın Kosova'da şehid olması ve yerine ge.çen oğlu Yıldırım Bayezid'e karşı Anadolu beylerinde Osmanlılar aleyhinde bir hareket belirmesi üzerine Osmanlı hükümdarı Anadolu'ya geçerek Batı Anadolu'da Saruhan, Aydın, Balat tarafındaki Menteşe beyliklerini ilhak eyledikten sonra Karamanoğlu'nu da mağlup ederek sulhe mecbur eylemiş (1390) ve daha sonra tekrar Osmanlı hududunu geçerek muahedeyi bozması üzerine Yıldırım Bayezid, Akçaçay muharebesinde Karaman ordusunu bozmuş ve Konya'ya kapanan Alâüddin Beyi orada yakalayarak öldürtmüş ve bunu müteakip Karaman beyliğinin pek çok yerlerini daha doğrusu Toros dağlarının kuzey kısmındaki memleketleri elde ederek bu beyliğe son vermiştir (800 H./1398 M).
Alâüddin Beyin katlinden sonra harende yani Karaman'da onun iki oğlu ile zevcesi Melek Hatun'ı elde eden Yıldırım Bayezid bunları Bursa'ya göndermiştir, bu iki kardeş Ankara muharebesinin sonuna kadar Bursa'da kalmışlardır. Timur Han, Karaman beyliğini, Bursa'dan getirttiği Alâüddin Beyin büyük oğlu Karamanoğlu Mehmed Bey'e vermiştir (805 H./1402 M).
Bu hâdiselerden sonra Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadeleleri sırasında Karamanoğlu Mehmed Bey'in ve daha sonra oğlu İbrahim Beyin Osmanlılar aleyhine müthiş taarruzları ve hattâ Osmanlılara karşı Sırplar ve macarlarla ittifak gibi hareketleri varsa da bunlar Osmanlı vekayii kısmında gösterilmiş olup iki devlet arasındaki bu husumet o beyliğin tamamen ortadan kaldırılmasına kadar devam etmiştir.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:36 am    Mesaj konusu: İnançoğulları Beylği Alıntıyla Cevap Gönder

İnançoğulları Beylği

On üçüncü ve on dördüncü asırlarda, Lâdik'te (Denizli) hüküm süren bir Türk beyliği. Moğol istilâsı önünden kaçarak Denizli ve Honaz bölgesine gelen Türkmenler tarafından kurulmuş olan bu beyliğe Lâdik Beyliği de denilmektedir. Denizli yöresi, 1071 Malazgirt Muharebesi'ni takip eden senelerde, Anadolu'nun büyük bir kısmı ile beraber, Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından fethedildi. Bir süre Türklerin elinde kaldıktan sonra, 1097 senesinde tekrar Bizanslıların eline geçti. Zaman zaman, Bizanslılarla Türkler arasında el değiştiren Denizli, 1206 senesinde tekrar fethedildi. Lâdik (Denizli), 13. asrın son yarısında, Honaz ve Afyonkarahisar ile birlikte, Anadolu Selçukluları'nın meşhur veziri Sâhib Ata Fahreddin Ali'nin oğullarına ıktâ olarak verildi. Ancak, 1276 senesinde bölge, Germiyan hâkimiyeti altına girdi. 1277 senesinde meydana gelen Cimri olayı sırasında, Karamanoğulları ve müttefikleri Konya'yı zaptedip, Cimri'yi, Selçuklu tahtına oturttular. Cimri olayını bastırıp, Konya'ya yeniden hâkim olan Selçuklu sultanı Üçüncü Gıyaseddin Keyhüsrev, daha sonra ordusuyla Denizli'ye girdi. Germiyanlı Ali Bey tevkif edilerek, Afyonkarahisar'a hapsedildi. Lâdik, tekrar Sâhib Ata ailesine verildi. Ancak, 1277 senelerinde Germiyanlılar burayı yeniden ele geçirdiler ve beyliğin başına da Germiyan beyinin yeğeni Bedreddin Murad'ı getirdiler.
1287 senesinde, Denizli yöresinde topladığı kuvvetlerle Germiyanlılar üzerine yürüyen Sâhib Ata'nın torunu, savaşta öldürüldü ve ordusu dağıtıldı. Ertesi sene Germiyan Beyi ile Denizli Beyi Bedreddin Murad, Selçuklularla sulh yapmak için Konya'ya gittiler. Sultanın emirlerinden olan Has Balaban, bunları karşılayarak görüştü ve Bedreddin Murad'ın beyliğini kabul ettiklerini bildirdi. Kısa bir sükûnet devresinden sonra, 1289 senesinde, Germiyanlılar ve Selçuklular arasında tekrar mücadele başladı. Selçuklu Sultanının emîrlerinden İzzeddin Bey, Lâdik Beyi Bedreddin Murad'ın üzerine yürüyünce, Germiyan ordusu yardıma geldi. Günler mevkiinde yapılan savaşta, Germiyan ordusu bozguna uğradı. Bedreddin Murad, bu savaşta öldürüldü. Ordusunun bir kısmı da kılıçtan geçirildi. Böylece Lâdik, tekrar Sâhib Ataoğulları'nın eline geçti. Sâhib Ataoğulları Beyi, kuvvetleriyle Karamanoğlu Güneri Bey üzerine gidince, bu bölgedeki Türkmenler, bağımsızlık yolunda daha rahat hareket etme imkânı buldular. Aynı senelerde, İlhanlı valisi Geyhatu, İlhanlı tahtına çıkmak için Anadolu'dan ayrılınca, Denizli bölgesindeki Türkmenler, harekete geçti. Bunun üzerine Geyhatu, hemen geri dönerek 1291 senesinde Türkmenlerin üzerine yürüdü. Geyhatu, Menteşe ve diğer Türkmenleri de büyük bir mağlûbiyete uğratarak geri döndü. Bu bölge karışıklık içinde kaldı.
On dördüncü asrın başlarında Germiyanoğulları hâkimiyetinde bulunan Lâdik Beyliğinin başına Ali Beyin oğlu İnanç Bey getirilmişti. İlhanlıların Anadolu valisi Emîr Çoban, 1314 senesinde Anadolu'ya geldiği zaman, ona itaatini bildiren beyler arasında İnanç Bey de bulunuyordu.
İnanç Beyden sonra Murad Arslan, Denizli Beyi oldu. Murad Arslan Bey nâmına kesilmiş bir sikke ile Türkçe Fâtiha ve İhlâs Tefsîrleri vardır. Murad Arslan'ın vefat târihi belli değildir. Ancak, yerine geçen oğlunun 1360 tarihli bir sikkesi mevcuttur. Murad Arslan'dan sonra Hüdâvendigâr-ı Muazzam, Sâhib-üs-Seyf vel-Kalem, Celâlüddevle ved-Dîn unvanlarıyla anılan oğlu İshak Bey bin Murad Arslan, Denizli beyi oldu. Denizli'nin 1366'da meydana gelen bir zelzele ile harap olmasından iki sene sonra, 1368 yılında, Germiyanlılar tarafından alınması ile, Lâdik Beyliği son buldu. Germiyanoğlu Süleyman Şah, Denizli'de sikke kestirmiş ve zelzeleden yıkılan Ulu Camiyi yeniden yaptırmıştır. Yıldırım Bayezid, 1390'da Batı Anadolu Beyliklerini ortadan kaldırınca, Denizli de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:37 am    Mesaj konusu: Sahibataoğulları Beylği Alıntıyla Cevap Gönder

Sahibataoğulları Beylği
Sahibata (Sahib Ata) Oğulları Beyliği


Anadolu Selçukluları vezirlerinden meşhur Sahib Ata Fahreddin Ali'nin ve sonra oğullarının iktaı olmasından dolayı Karahisar-ı Sâhib ve ahfadından Muzaffereddin Devle adına da Karahisar-ı Devle denilen şimdiki Afyon Karahisar'da kurulmuş olan küçük beyliğe Cami-üd-Düvel'de Karahisar valileri denilmektedir.
Filhakika Karahisar şehriyle, Şahabeddin Omerî'nin (vefatı 749 H. / 1348 M.) Mesalik-ül-ebsar isimli eserinde görüldüğü üzere bin kadar köyü ve dört bin atlı kuvveti olan karahisarda müstakil bir beylik kurulmamış olduğundan Müneccimbaşı'nın vali tâbiri yerindedir. Müneccimbaşı bunlara ait olarak Sandıklı, Bolvadin, Şuhud, Barcinli (Husrev Paşa), Oynaş kasabalarını saymakta ise de bunlardan Sandıklı Germiyan beyliği'ne ve Bolvadin da Eşrefoğulları'na bağlı şehirlerden idiler. Belki daha sonra bu beyliklere geçmiştir.
Karahisar-ı Sahib beyleri, Sahib Ata'nın Tacüddin Hüseyin ve Nusratüddin Hasan adlarındaki iki oğlundan Hasan'ın oğlu ile torunlarıdır. Nusratüddin Hasan'ın oğlu Şemseddin Mehmed, Selçukilerle îlhanilere karşı muhalefete kalkan Germiyan beyile çarpıştığı sırada Germiyan beylerinden Bozguş Bahâdır tarafından mağlup ve katledilmiştir (1287).
714'de Emir Çoban Anadolu'ya geldiği zaman ona sadakatlerini arzeden Anadolu beyleri arasında Sahib Ata torunları da vardı. Biz Şemseddin Mehmed'den sonra Karahisar-ı Sahib Emiri olarak onun oğlu Nusratüddin Ahmed'i görüyoruz. Bunun zamanında îlhanilerin Anadolu valisi Demirtaş beylikleri ortadan kaldırmağa başladığı sırada Karahisar üzerine de maiyetindeki Emirlerden Eredna'yı göndermiş ve Nusratüddin Ahmed memleketi terk ederek Germiyan hükümdarı Yakub bey'e iltica etmiştir (1327). Fakat bu sırada Demirtaş'ın biraderi Dimışk Hoca'nın îlhan Ebu Said tarafından katli haberini alması üzerine kendi vaziyeti tehlikeye düşen Demirtaş muhasarayı kaldırtarak Sivas'a dönmüş olduğundan Nusratüddin Ahmed memleketine dönmüş ve aynı zamanda Germiyan hükümdarına damad olarak onun yüksek hâkimiyeti altına girmiştir.
Nusratüddin Ahmed 742 H./1324 M. den sonra vefat etmiş ve Karahisar Germiyan beyliğine ilhak olunmuştur. Nusratüddin'in kabri malûm değilse de 734 H. 1333 M. de vefat eden kardeşi Muzafferüddin Devle ile evlâtlarına ait Sahipler türbesi denilen bir türbede Devle ailesinden bir kısmı medfundurlar

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:38 am    Mesaj konusu: Pervâneoğulları Beyliği Alıntıyla Cevap Gönder

Pervâneoğulları Beyliği

Sinop ve havâlisinde kurulan beylik.
Beyliğin kurucusu olan Muînüddin Süleyman Pervâne'nin babası Mühezzibeddin Ali Kâşî, Sultan İkinci Keyhüsrev'in (1238-1246) veziriydi. Moğollar, Anadolu'ya girip Kösedağ Savaşı'nı kazandıkları sırada, Moğolların Kumandanı Baycu'ya rica ederek, Selçuklu sülâlesinin yerlerinde bırakılmasını temin etmişti. Muînüddin Süleyman ise, Anadolu'nun Moğollar yüzünden parçalandığı ve karışıklıklar içerisine düştüğü bir zamanda büyümüş, ilmî, idarî ve politik yönden mükemmel bir şekilde yetiştirilmişti. Aynı zamanda kıvrak bir zekâya da sahip olan Muînüddin, kısa zamanda mühim mevkiler elde etti. Önce Tokat, sonra Tokat ve Erzincan muhafızı oldu. 1256'da ise, Baycu'nun da tavsiyesiyle, Pervâne rütbesi verilerek Selçuklu saray nâzırlığına getirildi.
Sultan İkinci Keyhüsrev'in kızı Gürcü Hatunla evli olan Muînüddin Pervâne, devlet işleriyle bizzat kendisi ilgileniyordu. Keyhüsrev'in ölümünden sonra, üç oğlu arasında çıkan taht kavgaları esnasında, Muînüddin, Dördüncü Sultan Kılıç Arslan'ın tarafını tuttu ve onu sultan ilan ettirmeyi başardı. Aynı zamanda Moğol gücüne de dayanmakta olan Muînüddin, Selçuklu Devleti'nin en nüfuzlu kişilerinden biri hâline geldi. Trabzon Rum İmparatorluğundan Sinop'u fethetmeye muvaffak oldu. Böylece Sinop kendisine ikta olarak verildi ve Selçuklulara tâbi olarak burada beylik sürmeye başladı. Hattâ 1261-1277 tarihleri arasını tarihçiler, Muînüddin Pervâne Devri olarak tanıtmaktadırlar.
Muînüddin Süleyman Pervâne'nin, Sinop'u ve peşinden çevrede bulunan on iki kaleyi fethederek, beyliğinin sınırını genişletmesi, onun sultanla arasının açılmasına yol açtı. Sultanın kendisini ortadan kaldırabileceği vehmine kapılan Muînüddin, onu ele geçirip Aksaray'da boğdurdu. Yerine, Rükneddin'in iki buçuk yaşında bulunan oğlu Gıyâseddîn Keyhüsrev, sultan ilan edildi.
Pervâne'nin bilhassa Moğollarla sıkı bir işbirliği hâlinde olması, Anadolu'da pek çok itibarlı ve hattâ Moğol düşmanı şahısların, Mısır'a göçmelerine sebep oldu. Bunlar, orada Sultan Baybars'ı Moğollar üzerine cihâda teşvik ettiler. 1277 yılında Anadolu'ya gelen Sultan Baybars, Moğollara karşı ezici bir zafer kazandı ve Kayseri'ye kadar girdi. Ancak Pervâne'nin kendisine katılmaması ve genç sultanla beraber Tokat'a gitmesi üzerine, Suriye'ye geri döndü.
Pervâne, Moğollara karşı kesin bir zafer kazanılacağına inanmıyordu. Ancak, Baybars'ın, Moğol ordusunu bozguna uğratması, İlhan Abaka'yı harekete geçirdi. Anadolu'ya giren Moğol hükümdarı; Elbistan, Sivas ve Kayseri'de savunmasız Müslüman ahaliyi ezme yoluna girerek, rivayete göre 200.000 kişiyi katlettirdi. Ayrıca Anadolu'dan ayrılırken, Pervâne Muînüddin Süleyman'ı da yanında götürdü ve daha sonra, Sultan Baybars'ın Anadolu'ya gelmesinden onu sorumlu tutarak öldürttü (2 Ağustos 1277).
Pervâne Beyin öldürülmesinden sonra, oğlu Mehmed Bey, Sinop Beyi oldu. Mehmed Bey, babasının Moğollar tarafından öldürülmüş olması münasebetiyle, onlardan çekinmiş ve tam bir bağlılık içerisinde saltanatını devam ettirmiştir.
Mehmed Bey, 1296'da ölünce, yerine oğlu Mesud Bey geçti. O da İlhanlı Devletine tâbiiyetini arz ederek ülkesini korumayı başardı. Ancak, 1298 yılında Sinop'a bir baskın yapan Ceneviz korsanları, Mesud Beyi esir aldılar. Ağır bir fidye ödemek suretiyle kurtulabilen Mesud Bey, 1300 yılında vefât etti. Yerine oğlu Gâzi Çelebi geçti.
Denizcilikte maharetiyle tanınan ve hattâ ilk Türk denizcileri arasında sayılan Gâzi Çelebi, Karadeniz'de Trabzon Rum İmparatorluğu ile Cenevizlilere karşı başarılı akınlarda bulundu. Son zamanlarında Candaroğulları Beyliğine tâbi bir duruma düşen Gâzi Çelebi'nin hiç oğlu olmadı. Yalnızca bir kızı olduğu için, Candaroğulları, Gâzi Çelebi'nin ölümünden sonra Sinop'u beyliklerine ilhak ettiler. Böylece, 1322 yılında, Pervâneoğulları Beyliği, fiilen sona erdi.
Pervâneoğulları Beyliği, başlangıçta Selçuklulara, daha sonra İlhanlı Devletine ve son zamanlarında da Candaroğulları Beyliğine tâbi olarak hüküm sürmüştür. Yaklaşık altmış yıl devam etmesi, Pervâneoğullarının köklü bir kültür ve medeniyet kuramadıklarını göstermektedir. Pervâne Beyin, Sinop'ta bir medresesi bulunmaktadır. Tokat'ta 1800 yılına kadar faaliyette bulunan iki katlı dârüşşifâsı ve Merzifon'da bir camisi vardır. Pervâne Muînüddin Süleyman'ın öldürülmesinden sonra, Anadolu'daki Selçuklu Devletinin nüfuzu sona ermiştir.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:39 am    Mesaj konusu: Menteşeoğulları Beylği Alıntıyla Cevap Gönder

Menteşeoğulları Beyliği

XIII. Yüzyılın sonlarına doğru mevcudiyetini gördüğümüz Menteşe Beyliği'nin bu suretle, yani uçtaki Türklerin batıya doğru yayılmalariyle mi yoksa güneyden Akdeniz yoluyla mı eski Karya kıt'asına yerleştikleri henüz sarih olarak bilinmemekte, bazı kayıd-lar ikinci şıkkı tercih ettirmektedir. Bu asrın ikinci yarısı içinde Karya'ya. Menteşe ili denildiği malûm olmaktadır.
Beyliğe adı verilen Menteşe'nin Karyo'yı (Şimdiki Muğla vilâyeti) 1261'den sonra istilâ ettiği anlaşılıyor. 1282'de Bizans tarihçilerinin Salpakıs Menteşe yani Sahil beyi Menteşe dedikleri Türk beyinin kumandası altındaki kuvvetlerin Menderes kenarındaki Tralles (Aydın) ile bunun yakınındaki Nyssa (Sultan Hisarı) kalelerini zabt ettikleri malûmdur. Bizans imparatoru'nun Karya-yi istirdat için olan teşebbüsleri bir netice vermediğinden Türkler buraya yerleşerek beylik kurmuşlardır.
Cami-üd-Düverde Menteşeoğulları Beyliği'ne ait Beçin, Milas, Muğla, Palatya (Balat), Bozöyük, Çine, Davaz, Bornaz, Meğri ve Köyceğiz kasabaları zikredilmektedir. Bunlara Menteşe beyliğine aid olarak sonradan Hamid beyliğinin yüksek hâkimiyeti altına girmiş olan Fnke de denilen Fenike sahil şehrini de ilâve etmek lâzımdır.
Böylece Akdeniz ile Ege denizine sahip olan Menteşe Oğulları Beyliği bu sahillerde donanma vücuda getirmek suretiyle korsanlık yapmışlardır. Daha ilk zamanlarında bu beyliği kuran Menteşe'ye "Sahil beyi" denilmesi bunların denizle alâkalarını göstermekte ve Menteşe türkmenlerinin yukarıda işaret ettiğimiz gibi denizden ve belki de Fenike ve Meğri sahillerinden içeriye girdikleri müta-leasını kuvvetlendirmektedir1. Menteşe'nin torunlarından Ah-med Gazi'nin 780H./1378M. tarihli Mi/âs'taki cami kitabesinden anlaşıldığına göre Menteşe Bey'in babasının adı Eblistan ve onun babasının ismi de Kurı Bey'dir.
Menteşe Bey'in vefatı tarihi belli değildir; fakat vefatının 681 h 1282 den sonra olduğu vekayiin tetkikinden anlaşılmaktadır2. Yerine iki oğlundan Mesud Bey geçmiştir. Bunun zamanında ve 1296 tarihinde Bizanslıların karyayı istilâ teşebbüsleri sonradan akim kalmıştır.
Mesud Bey, Menteşe donanmasiyle 1300'de Rodos adasına taarruz ederek rumlardan almıştır. On sene sonra Papa V. Kle-man ile Fransa kiralı Güzel Filip'in yardımlariyle Sen Jan şövalyeleri Rodos'a hücum ederek 15 Ağustos 1310'da adanın merkezini ve dört sene içinde tekmil adayı zabt etmişlerdir. 1312 ile 1319 seneleri arasında Anadolu Türkmen beyleriyle görüşerek Mevlevi tarikatini yaymak isteyen Mevlâna'nın torunu Ulu Arif Çelebi, Menteşe iline gelerek Mesud ve oğlu Orhan Beylerle görüşmüştür.
1319'dan evvel vefat eden Mesud Bey'in yerine oğlu Şüca-uddin Orhan Bey geçmiş ve bu 1320'de Rodos'un istirdadı için çalışmış olduğuna göre Mesud'un ölümü bu tarihten evvel olmalıdır. 1333'de Anadolu'ya gelen seyyah îbn-i Bat uta beyliğin merkezi olan Seçinde Orhan Bey'le görüşmüştür. Orhan Bey'in vefatı tarihi bilinememekte ve fakat yerine geçen ve babası zamanında Muğla beyi olan İbrahim Bey'in 745 H./1344M. tarihli Muğla camii kitabesine göre ölümü bu tarihten evveldir.

İbrahim Bey, Lâtinlerin eline düşen İzmir'i kurtarmak için Aydınoğlu'na yardım etmek üzere hazırlanırken izmir'in düşmesi üzerine bir iş görememiş ve fakat Menteşe donanmasının korsanlığı sebebiyle Venediklilerin bazı ağır tekliflerini kabule mecbur olmuştur (1355).

1360 veya az daha evvel vefat eden İbrahim Bey'in ölümüyle memleket Musa, Mehmed ve Ahmed isiınlerindeki üç oğlu arasında taksim olunarak bütünlüğüne halel gelmiştir. Musa Bey'in 1375'den evvel vefatı üzerine Menteşe beyliği merkezi Palatya olarak Mehmed Bey'de ve asıl merkezi Beçin olmak üzere Gazi Ahmed Bey'de kalmıştır. İskenderiye'yi zapteden Frenklere karşı 766 H./1365 M. de Memlûk sultam'nın Anadolu beylerini frenklere karşı harbe tahrik eden namesine Menteşe hükümdarı Musa veya Ahmed Beylerden biri kabul ile hazırlığını bildirmiştir.

Balat ve havalisinin 1389'dan evvel Menteşeoğlu Gıyasettin Mahmud Bey'in elinde bulunduğu görülüyor. Bunun biraderi olması muhtemel Ilyas bey'le mücadelesi neticesinde Osmanlılara iltica ettiği anlaşılıyor. Menteşeoğulları beyliği'nin Balat (Palatya) şubesi 1390'da Yıldırım Bayezid tarafından işgal olunarak îlyas Bey kaçmış ve bu suretle Balat, Ankara muharebesinin sonuna kadar on iki sene Osmanlı idaresinde kalmıştır. Menteşe beyliğinin Beçin-Milâs şubesi ise bura hükümdarı Gazi Ahmed Bey'in 793/Şaban 1391 Temmuzda vefatından sonra Osmanlılara geçmiştir.

Ankara muharebesinden sonra Timur'un, Anadolu beylerine eski yerlerini verdiği sırada Menteşeoğlu Mehmed Bey de tekmil Menteşe'yi vermiş ve Mehmed'in o sırada vefatı dolayısiyle oğlu Îlyas Bey Menteşe beyi olmuştur (805 H./1402 M.).

İlyas Bey, Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat kavgaları sırasında bir ara Aydınoğlu Cüneyd Bey'le birlikte Saruhanoğlu Hızır Şah da beraber olarak Osmanlı şehzadesi İsa Çelebi'ye yardım etmişler ise de muvaffak olamamıştır. 1414'de Menteşe beyliği Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmed'in yüksek hâkimiyeti altına düşmüş ve İlyas Bey kendi adiyle beraber Çelebi Mehmed adına sikke kestirmiş ve iki oğlu Leys ile Ahmed'i rehin olarak Osmanlı sarayına göndermiştir.

İlyas Bey 824 H./1421 M. de vefat etmiştir. Aynı sene içinde Çelebi Mehmed'in vefatı ve Düzme Mustafa denilen Yıldırım Bayezid'in oğlu Mustafa Çelebi'nin hükümdarlık iddiasiyle ortaya çıktığı ve Edirne'nin boş bulunduğu sırada Leys ile Ahmed kaçıp memleketlerine gelerek idareyi ele almışlardır ki bunu Leys'in aynı senede kestirmiş olduğu sikkesinden anlıyoruz. Kardeşi Ahmed'in de tarihsiz bir sikkesi vardır.

Osmanlı tarihlerine göre 829 H. /1425 M. de Menteşe beyliği elde edilerek Leys ile Ahmed yakalanıp Tokat kalesinde Bedevi çardak denilen burçta hapsolunmuşlardır. Bunlardan Ahmed kaçmış ise de Leys katlolunmuştur. Ahmed'in oğlu Ilyas 1451'de Fatih'in cülusu esnasında Menteşe'ye gelmiş ise de üzerine sevkedilen Anadolu beylerbeyi İshak Paşa'dan kaçarak Rodosa^ gitmiştir1.

Menteşe Oğulları'na ait Muğla, Balat, Beçin, Milas'da cami ve medrese ve türbeler vardır. Ilyas Bey'in Balatftaki 806 H. / 1404 M. tarihli camii Türk eserlerinin en nefislerindendir. Menteşe emiri Mehmed Bey'in oğlu Mahmud Çelebi adına avcılığa dair Baznâme isminde Farsça'dan Türkçe'ye çevrilmiş bir eser ile İlyasiye ismiyle İlyas bey adına bir tıp kitabı vardır

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:40 am    Mesaj konusu: Candaroğulları Beyliği Alıntıyla Cevap Gönder

Candaroğulları Beyliği

Candaroğulları Beyliği XIV. yüzyıl başlarında Paflagonya'da yani Kastamonu ve Sinop'da kurulmuş olan beyliğe adı verilen Şemseddin Yaman Candar, Anadolu Selçukîleri ümerasındandır. Osmanlı tarihlerinde bu beyliğe İsfendiyar oğulları (İsfendiyaroğulları) Beyliği denilirdi.
Anadolu Selçukî hükümdarı olup Moğollara karşı cephe aldığından dolayı Rum împaratorluğu'na kaçarak sonradan Altmordu Ham tarafından kurtarılan ve Saray şehrinde vefat eden II. İzzeddin Keykâvüs'un oğullarından Rükneddin Siya-vüş veya Rükneddin Kılıçarslan bir gemi ile Kırım sahillerinden Sinop'a ve oradan Kastamonu ve Kayseri'ye gelmiş ise de Sultan Mesud bunu hapsettirmiş ve Karamanoğlu'nun tazyikiyle Konyada oturtulmuştu (1290). Kılıç Arslan bir sene sonra tekrar saltanat mücadelesine atıldı; fakat İlhan Keyhatu'-nun Anadolu'ya gelmesiyle Kastamonu'ya çekildi. Bu tarihlerde Sinop'da ikta suretiyle Muînüddin Süleyman Pervane'nin oğlu Mehmed Bey ve Kastamonu'da da aynı suretle Hüsameddin Çoban'ın oğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan bulunuyorlardı.
Rükneddin Keyumers, Kastamonu'ya gelince oranın valisi Muzaffer üddin tarafından tevkif olunmuştu. Fakat bir müddet sonra tekrar faaliyete geçen Rükneddin, Yavlak Arslam öldürüp (691 H./1292 M.) o tarafları idaresi altına alması üzerine Sultan Mes'ud, Moğolların yardımiyle bizzat biraderi üzerine gitmiş ve onunla yaptığı muharebede esir düşmüş ise de Şemseddin Yaman Candar kumandasındaki Selçuk kuvvetleri tarafından kurtarılmış ve Rükneddin Siyavüş bulunamamış —ihtimal ki Bizans İmparatorluğuna— kaçmıştır.
Bu hizmetine mükâfat olarak Muzaffer üddin Yavlak'm beyliğinin batı tarafları yani Eflani mıntakası Şemseddin Yaman Candar'a ve Kastamonu'da Yavlak Arslan'ın oğlu Mahmud Bey'e verilmiştir. Şemseddin Candar'ın ondörduncü asır başlarında vefat etmiştir. Babasının yerine Eflani bey'i olan Süleyman Paşa, Kastamonu'nun zabtı için fırsat kollayarak 708 H./1308 M. senesi içinde birden bire Kastamonu'yu basarak Mahmud Bey'i sarayında yakalayıp öldürmek suretiyle Kastamonu'ya, sahip olmuştur.
Süleyman Paşa Ilhanîlerin yüksek hâkimiyetini tanımak suretiyle vefatına kadar Kastamonu beyliğinde kalmış İlhan Ebu Said Bahadırhan adına 725 H./1325 M. de Kastamonu'da para kestirmiş ve Sinop'ta beylik eden Pervane oğullarından Gazi Çelebi'yi hâkimiyeti altına almış ve onun 1322'de vefatını müteakip Sinop'u kendi beyliğine ekleyerek büyük oğlu Giyasüddin ibrahim'e vermiştir.
13l4'de Anadolu beylerinin llhanîlere karşı bağlılıklarını temin ve asilerini tedip etmek üzere Anadolu'ya gelen Em îr Çoban'a itaat ile bizzat gelerek hediyeler takdim eden Anadolu beyleri arasında Süleyman Paşa da bulunmuştur.
Süleyman Paşa, .Kastamonu'nun batısındaki Taraklı Borlu denilen Safranbolu'yu. —belki Batı Paflagonya beyi Umurhan'm oğullarından— alarak idaresini ortanca oğlu Ali Bey'e vermiştir. Seyyah İbn-i Bat tuta 1333'de Anadolu'yu gezdiği sırada Kastamonu'ya uğrayarak yetmiş yaşında kadar olan Süleyman Paşa ile de görüşmüştür. Ibn-i Batuta Süleyman Paşa'nın oğullarından. İbrahim'in Sinop'ta ve Ali Bey'in Safranbolu'da ve küçük oğlu ve veliahdı olan Çoban Bey'in de kendi yanında bulunduklarını yazmaktadır.
Süleyman Paşa, Ebu Said Bahadır Han'ın ölümüyle vukua gelen taht kavgaları esnasında istiklâlini îlân ile namına para kestirmiştir. Oğlu Sinop beyi İbrahim, 1339 veya az daha sonra babasına isyan edip Kastamonu'yu zabt eylemiştir. Süleyman paşa'nın ne suretle vefat ettiği malûm değildir.
Mesalik-ül-Ebsar'da Süleyman Paşa'nın kırk şehir ve kaleye hattâ daha ziyadesine sahip olduğu yirmi beş veya otuz bin atlı asker ve belki daha fazla kuvvet çıkardığı yazılıyor.
Süleyman Paşa adına Allâme Kutbeddin Mahmud bin Mes'ud-i Şirazî'nin 709 H. / 1309 M. tarihli telif etmiş olduğu Intihâb-ı Süleymanî isminde İhyâ-ul-Ulûm'un farsca muhtasar tercümesi vardır. Bu eserin mukaddimesinde lâkabının Şücaüddin olduğu görülüyor.
Süleyman Paşa'dan sonra hükümdar olan Giyasüddin İbrahim hakkında bir şey bilmiyoruz. Sinop'ta iç kalede 742 H./ 1341 M. tarihli bir camii vardır. Kendisinden sonra yerine geçen Süleyman Paşa'nın kardeşi Yakup Bey'in oğlu Âdil bey'in hükümdarlığını meskukât mütehassısları 746 H./1345'de Sinop ve Kastamonu'da basılmış isimsiz sikkelerine göre bu tarihten itibar etmişlerdir.
Âdil Bey'in de zamanı olayları bilinmiyor. Tarihsiz olarak Kastamonu'da basılmış olan bir sikkesinde Emîr-ül-Âdil olarak ismi vardır. Oğlu Celâlüddin Bayezid adına 763 H./1362 M. de yazılmış Maktel-i Hüseyin adlı esere göre vefatı bu tarihten evveldir. Bir harpte maktul düştüğü anane olarak söyleniyor; kabri Kastamonu'nun Kozyaka nahiyesine bağlı Türbe-i Âdil Bey köyündedir. Yerine Osmanlı tarihlerinde Kötürüm Bayezid demlen oğlu Celâlüddin Bayezid hükümdar olmuştur. Vekayiin tetkikinden bunun sert ve haşin bir zat olduğu anlaşılmaktadır. Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed ve Osmanlı hükümdarı I. M ur a d ile mücadeleleri vardır.
Bayezid Bey, kendisinden sonra oğlu İskender'i hükümdar yapmak istiyordu. Diğer oğlu Süleyman Paşa bundan dolayı kardeşi İskender'i öldürdükten sonra Osmanlı hükümdarı Mu-rad Hüdavendigâr'm yanına kaçmış ve Osmanlı hükümdarını babası üzerine tahrik eylemiştir.
Candaroğulları Beyliği'nin İkiye Ayrılması
II. Süleyman Paşa, Osmanlı kuvvetleriyle Kastamonu'ya, gelerek babasını Sinop'a. kaçırmış ve bu suretle Candar Oğulları Beyliği ikiye bölünüp Süleyman Paşa Kastamonu beyi olmuştur. Bayezid Bey, oğlunun, Osmanlılarla arasının açıldığını haber alması üzerine Kastamonu'ya hücum ile Süleyman'ı kaçırmış ise de Osmanlıların yardımlariyle burasını tekrar elde etmiştir (786 H./1384 M.). İkinci Süleyman Paşa, Osmanlı hanedanından Sultan Murad'ın biraderi Süleyman Paşa'nın kızıyla evlenmiş ise de ismi malûm değildir.
Bu son seferinde hastalanmış olan Celâlüddin Bayezid Bey 787H./1385 M. de vefat ederek Sinop'taki türbesine defnedildi. Meskukât kataloglarında sikkeleri görülüyor. Sinop'taki Ulu Cami denilen Sultan Alâüddin comii'ni tamir ettirmiştir. A rac kasabasında da bir camii vardır. Vefatında yerine Sinop şubesi hükümdarı olarak oğullarından İsfendiyar Bey geçmiştir. Bunun hükümdarlığı uzun sürmüş olduğu için Candar Oğulları Beyliği Osmanlı tarihlerinde İsfendiyar Oğulları (İsfendiyaroğulları / İsfandiyaroğulları) Beyliği diye zikredilmiştir.
Murad Hüdavendigâr'ın himayesinde olarak Kastamonu beyi olan Süleyman Paşa, birinci Kosova muharebesinde asker yolladığı gibi, Yıldırım Bayezid'in Batı Anadolu beyleri üzerine yaptığı seferde de kuvvet vermişti; fakat beyliklerin ortadan kalkmasının sırası kendisine de geleceğini hisseden Süleyman Paşa Osmanlılardan yüz çevirerek Sivas hükümdarı Kadı Burhanettin ile ittifak etmiş ve bu suretle iki defa Bayezid'in elinden kurtulmuş ise de nihayet süratle Kastamonu'ya gelen Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin ile birleşmesine meydan bırakmadan yaptığı muharebede Süleyman Paşa mağlup ve maktul olduğundan Candar Oğlu Beyliği'nin Kastamonu şubesi Osmanlılar tarafından işgal olunmuştur (793 H./1391 M.). Sinop tarafına taarruz etmeyen Bayezid, Isfendiyar Bey ile anlaşarak Kıvrım Yolu'nu hudud kesmiştir.
Sinop Hükümdarı İzzettin İsfendiyar Bey; validesi tarafından Osmanlılara mensuptur. Kötürüm Bayezid Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa'nın kızını almış ve ondan İsfandiyar Bey dünyaya gelmiştir (1). Siyasî hâdiseler dolayısiyle Osmanlılar'la münasebeti bulunan İsfandiyar Bey, Yıldırım Bayezid'den kaçıp yanına gelen Anadolu Beyleri'ni Timur 'un yanına göndermiş ve kendisi de Ankara Savaşı'ndan sonra Timur'un İzmir taraflarına gittiği sırada Menteşeoğlu Mehmed Bey'le beraber Timur'a tazimlerini arzetmiş ve Kastamonuda dahil olmak üzere bütün Candaroğulları beyliği bu suretle İsfendiyar Bey'e verilmiştir.
Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelelerinde İsfendiyar bey, İsa ve Musa Çelebilere mümkin olduğu kadar müzahir olmuş ve Çelebi Mehmed'den kocunmuştur. Çelebi Mehmed 1314'de bütün Osmanlı memleketleri idaresini ele aldıktan sonra Karamanoğlu ve daha sonra Eflak üzerine yaptığı seferlerde İsfendiyar Bey'den kuvvet istemiş ve o da oğlu Kasım Bey kumandasında asker göndermişti. (814 H./1416 M.)
Candar Oğulları Beyliği'nin İkinci Defa Parçalanması
Kasım Bey, Eflak seferinden dönünce babası beyliğin en mahsuldar olan Çankırı, Kalecik, Tosya ve Kastamonu taraflarını çok sevdiği oğlu Hızır Bey'e vermek istediğinden dolayı gücenerek alakasını kesip memleketine gitmedi ve bu yerlerin Osmanlı himayesinde bulunmak şartiyle kendisine terkine müzaheret edilmesini istemişti. Kasım Bey'in bu arzusu Çelebi Mehmed'ce kabul olunarak bu yerleri, hatta Bakır küresi'nin Kasım Bey'e verilmesi hakkında İsfendiyar Bey'e nâme yazıldı ise de reddedildi. Bunun üzerine Candaroğulları Beyliği üzerine sefer açıldı, İsfendiyar Bey mağlub olup Sinob'a kaçtı. Nihayet Kastamonu Bakır küresi hariç diğer yerleri vermeğe mecbur oldu ve Çelebi Sultan Mehmed adına hutbe okutmağı kabul etti ve Ilgaz dağ'ından hudud kesildi (1417) ve bu yerler Kasım Bey'e verildi.
Ankara muharebesinden evvel Samsun, Bafra ve civarı Osmanlılar tarafından alınmış fakat muharebeden sonra buraları yine eski beyleri tarafından elde edilmişti. 1419'da Çelebi Sultan Mehmed, Samsun, ve Bafra'yı elde etti. Sultan Mehmed o havali beyi olan Isfendiyar'ın oğlu Hızır Bey'in de kardeşi Kasım gibi Osmanlı devleti hizmetine girmesini teklif ettiyse de Hızır, itizar ederek babasının yanına döndü.
Çelebi Mehmed'in ölümü ve Mustafa Çelebiler hâdiselerinden istifade etmek isteyen İsfendiyar Bey, oğlu Kasım Bey'e taarruz ile onu kaçırdıktan sonra Osmanlılara ait Safranbolu'yu muhasara ettiyse de muharebede mağlup olarak yaralı olduğu halde Sinop'a kaçtı; Osmanlı kuvvetleri Kastamonu ile Bakır madeniyle meşhur Küre'yi işgal ettiler (1423). Bunun üzerine İsfendiyar, torununu (İbrahim Beyin kızını) II. Murad'a vermek ve Bakır küresi hâsılarının bir kısmını Osmanlılara terk ile lüzumu halinde asker göndermek Kasım Bey'in yerlerini iade etmek suretiyle sulh teklif etti ve bu suretle müsaleha yapıldı (1424).
İsfendiyar Bey 22 Ramazan 843/26 Şubat 1443'de yaşı yetmişi geçkin olarak vefat etti; Sinop'taki türbelerinde medfundur; kabir taşı, taş işlemeciliğinin nefislerindendir.
İsfendiyar Bey'in sikkelerinden bir tanesi merhum Ahmed Tevhid bey tarafından katalogda tarif edildiği gibi beşi gümüş, beşi bakır olmak üzere altı sikkesi de rahmetli Abdülahad Nuri Bey tarafından Kastamonu'da çıkardığımız Doğu mecmuasında neşredilmiş ve Talât Mümtaz Yaman da Kastamonu tarihi isimli eserinde bunları toplu olarak göstermiştir. İsfendiyar Bey'in ismine muzaf mahallesinde cami ve zaviyesi ve Devrekani'nin Kasaplar köyünde camii olup 833 H./1429 M. de Sinop'taki Sultan Alâüddin camii mihrap ve minberini de tamir ettirmiştir.
İsfendiyar'ın yerine oğlu İbrahim Bey geçmiştir. İbrahim Bey, kızı Hatice Hatunu vermek suretiyle II. Murad'ın kayın pederi olduğu gibi daha sonra Çelebi Mehmed'in kızı Selçuk hatun'ı da almak suretiyle eniştesi de olmuştur. Üç sene kadar Candar Oğulları beyliği'nde bulunmuş olan İbrahim bey'in zamanına aid malûmatımız yoktur. 847 Muharrem/1443 Mayısta vefat ederek Sinop'taki ecdadı türbesine defnedilmiştir. Şimdiye kadar bir gümüş sikkesi elde edilmiştir. Kastamonu'da Aktekke imareti bu İbrahim Bey'in tesisidir.
İbrahim Bey'in yerine büyük oğlu Kemalüddin İsmail Bey geçti. Bunun ilk oğlu Hasan Bey olduğundan (Ebu'l-Hasan) künyesini aldı. İsmail Bey'e kardeşi Kızıl Ahmed Bey muhalefet ederek Osmanlıların yanına gitmiş ve kendisine Bolu sancak beyliği verilmiştir. Biraderinin elinden beyliği almak için Osmanlı ricalini tahrik etmiş olup Vezir-i âzam Mahmud Paşa kendisine müzahirdi.
Fatih Sultan Mehmed'in Trabzon seferine hareketi esnasında Ankara'ya gelindiği sırada muahede mucibince İsmail Bey, oğlu Hasan Bey kumandasında olarak yardımcı asker göndermiş, fakat Hasan Bey tevkif olunarak ortadaki muahede ve dostluğa aykırı olarak birden bire Mahmud Paşa kumandasında Kastamonu üzerine asker sevk edildiğinden bu halden şaşıran îsmail Bey Siraop'a kaçarak müdafaa tertibatı almış ve Candaroğulları Beyliği Kızıl Ahmed Bey'e verilmişti. Bu durum üzerine müdafaadan bir netice alınmıyacağım anlayan İsmail Bey, kaleden çıkarak Mahmud Paşa ile görüşüp hayatına ve çocuklarına dokunulmıyacağına dair teminat alarak kaleyi teslim eylemiştir (865 H./1461 M.). İsmail Bey'in müteaddit sikkeleri görülmektedir.
Fatih Sultan Mehmed, Sinop önünde orduya iltihak ederek İsmail Bey'le görüştü ve ona akran muamelesi yaptı; otağının kapısında karşıladı; İsmail Bey el öpmek istediyse de Sultan Mehmed kardeşim hitabiyle boynuna sarılarak öptü. Bu tarihte Fatih otuz ve İsmail Bey kırk üç yaşında bulunuyorlardı.
Osmanlı padişahı, İsmail Bey'e ibtida Yenişehir, İnegöl ve Yarhisar taraflarını ve oğlu Hasan bey'e de Bolu sancağını vermişti; fakat İsmail Bey kendisine Rumeli'de bir yer verilmesini rica ettiğinden Filibe'ye nakledildi ve hükümdarlığında olduğu gibi Filibe'de de hayırlı vakıflar yaptı ve 884 H./1479 M. tarihinde orada vefat etti.
İsmail bey'in hükümdarlığı zamanı, ilim adamlarını himayesi ve onlara yüksek mevki ve tahsisat bağlaması dolayısiyle Anadolu beyliklerinin kültür cihetinden en yüksek bir devridir. Kendisi de âlimdi; fıkıhtan Hulviyyât-ı Şâhî ismiyle furu'dan ibadat kısmını havi yetmiş sekiz bab üzerine türkçe büyük bir eseri vardır. Ahfadı zamanımıza kadar gelmiştir (2).
Senelerce çalışarak göz diktiği biraderinin yerine Osmanlı himayesinde olarak İsfendiyar beyi olan Kızıl Ahmed Bey, pâdişahla beraber Trabzon seferinde bulunmuş ve avdette kendisine Mora sancak beyliği verilmek suretiyle İsfendiyaroğulları Beyliği elinden alınmıştır. Bu suretle Kızıl Ahmed'in beyliği ismen bir, iki ay sürmüştür (1461).
Kızıl Ahmed, Bolu'da bulunan ailesini alıp Mora'ya gitmek üzere ordudan ayrılarak tedarikini gördükten sonra evvelâ Karaman oğlu'nun yanına ve daha sonra da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan pâdişâhın yanına kaçmış ve Fatih'in ölümünden sonra II. Bayezid zamanında Osmanlı memleketine dönmüştür.
Candar Beyliği'nin Osmanlı himayesinde olan Çankırı şubesi beyi Kasım, Çelebi Mehmed'in kızını almıştır. 869 H./1464M. de vefat eden Kasım Bey Çankırı'da medfundur. Orada imaret ve zaviyesi vardır. 3 Zilhicce- 868/7 Ağustos 1464 tarihli vakfiyesine Emirze Bey (Emirzâde Bey) denilen oğlu iskender'i mütevelli koymuştur. Diğer oğlu Kaya Bey, II. Murad'ın kızını almış" ve İstanbul muhasarasında bulunmuştur.
Candar Oğulları Adına Yazılan Eserler
Süleyman Paşa adına yazılan întihâb-ı Süleymani'den bahsetmiştik. Isfendiyar Bey'in emriyle oğlu İbrahim Bey'in okuması için Cevahir-ül-Esdaf adında Türkçe bir Kur'an tefsiri yazılmıştır ki lisan bakımından da ehemmiyeti vardır. Celâlüddin Bayezid (Kötürüm Bayezid) adına tercüme edilen üç bin küsur beyitli Maktel-i Hüseyin mesnevisi, İsfendiyar'ın oğlu Hızır Çelebi adına Mirac-nâme-, Kasım Bey adına Hülasat-üt-Tıb ve İsmail Bey'in emriyle kaleme alınan kıraat-i seb'aya dair Risale-i Münciye ve yine İsmail Bey adına tasavvuftan Miyar-ül-ahyar vel-Eşrar ismiyle Yunus bin Halil tarafından telif olunan eser ve yine İsmail Bey namına olarak Sinoplu Halil oğlu Mümin'in kaleme aldığı göz hastalıklarına dair Miftah-ün-nur ve Hazain-iis-sürur isimli eser şimdiye kadar Candar oğulları'na dair görülebilen telif ve tercümelerdendir. Candar Oğulları Beyliği zamanında taş oymacılığı ve işçiliğinden başka ağaç oymacılığına dair fevkalâde eserler de görülmektedir. Candaroğulları Beyliği Türkçenin kültür lisanı olmasına ehemmiyet vermişlerdir.
1 Sultan Hatun binti Süleyman Paşa, 797 H./1395 M. vefat ederek Sinop'ta Aynalı türbe diye meşhur olan türbeye defnedilmiştir. Ayancık kazasına bağlı Sorkon köyü bu türbenin vakıflarındandı.
2 İsmail Bey'in Kastamonu, Sinop ve diğer bazı yerlerde bir hayli müesseseleri vardır. Bunlardan en mühimmi Kastamonu'daki küçük imaret denilen cami, medrese, kütüphane ve imarettir. Bu eserini 858 H./1454 M. de yaptırmış ve 861 Rebîuelevvel ihtidasında (1456 Aralık) vakfiyesini tertip ettirmiştir, tsmail Bey'in yine Kastamonu'da bir kervansaray, Sinop'ta Demirli mescit karşısında çeşme ve gine Sinop'ta diğer bir tesis, Araç'ta han ve çeşmesi ve yine Arac'ın Boyalı ve Küre-i Hadid köylerinde camileri. Bakır fcüre'sinde hamamı, Taşköprü'nün Gökçe nahiyesi merkezinde kervansarayı, Göl nahiyesinin Kemal feöyii'nde camii ve Kavaklı köyünde cami ve çeşmesi, Devrekani merkezinde hamamı ve Çayırcık köyünde bir mescidi ve Arac'ın Oyacalı köyünde bir ham vardır.
İsmail Bey Kastamonu'da mühim bir ilim merkezi kurmuştur. Medresesini yüksek âlimlerden Niksarlı Muhyiddin için yaptırmıştır. Riyaziyat âlimi Fethullah-ı Şirvanî ve yüksek mütefekkir Seyyid Ali Acemî, Tabib Sinop'lu Halil bin Mümin bin Halil, Ömer bin Ahmed, Tabib ve edip Ke-malüddin gibi yüksek ilim adamlariyle Sinoplu Mehmed, Kastamonulu Türabı, Senayı, Hâki ve Acem Hâmidî gibi edip ve şairler de İsmail Bey sarayına mensup idiler. Hâmidî, İsmail Bey'in medrese, cami ve imareti hakkında sanatkârane manzumeler kaleme aldığı gibi İsmail Bey hakkında da güzel kasideleri vardır. Hâmidî Filibe'de bulunduğu sırada da İsmail Bey'-le görüşmüştür.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:41 am    Mesaj konusu: Karasioğulları Beylği Alıntıyla Cevap Gönder

Karasioğulları Beyliği

XIV. yüzyıl başlarında büyük ve küçük Mizya (Balıkesir havalisi ve Çanakkale tarafları) da kurulmuş olan beyliğin, adı kuran şahsa nisbetle Karesi Oğulları Beyliği adını almıştır.
Karesi ailesinin büyük ceddi onbirinci asrın ikinci yarısı içinde Orta Anadolu'da bir devlet kurmuş olan Melik Danişment Gazi'dir. Danişmendiye devleti Anadolu selçukileri tarafından ilhak edilince Danişment ailesine mensup Nizamüddin Yağıbasan oğullarından Zahirüddin İli, Muzafferüddin Mahmud ve Sinanüddin Yusuf Selçukilerin hizmetine girip emirlik etmişlerdir.
Anadolu Selçukluları'nın inhilâli esnasında bu aileden olarak uç beyliği nde bulunmuş olan Kalem Bey ile oğlu Karesi Bey diğer Uc beyleri gibi Bizanslıların zararına olarak Batı Anadolu'yu istilâya başlamışlar ve takriben 1302'den sonra Bergama ve Balıkesir'i alarak Balıkesir'i yeni kurulan Beyliğine merkez yapmışlardır; İbn-i Batuta, şehrin Karesi Bey tarafından tesis edildiğini yazmaktadır.
Cami-üd-Düvel'de Karesi Oğulları Beyliği'ne aid olarak Balıkesir, Aydıncık, Bergama, Edremid, Kemer Edremid (Burhaniye) Pınarhi-sar, İvrindi, Ayazmend (Altınova) Bigadiç, Mendehorya, Sındırgı, Gördes, Demirci, Kızılca Tuzla (Ayvacık) Başkelenbe, Fırt (Susurluk) kasabalarını saymaktadır; fakat bunlardan Gördes ile Demirci'nin Saruhanoğulları'nın şehirlerinden olduğu eserleriyle malûm olduğundan Müneeccimbaşı Osmanlılar zamanındaki sancak teşkilâtını göstermiştir. Müneccimbaşı'nm gösterdiği diğer şehirler Karesioğulları Beyliği'ne aid olduğu gibi eski Eolya bölgesindeki Bayramiç, Ezine ve Trova mıntakası da Karesi oğulları'na aitti.
Karasi bey Moğollardan kaçarak kendisine iltica eden halkı ve Ece Halil kumandasiyle Dobruca'dan gelen Sarı Saltuk türkmenleri'ni kendi arazisine yerleştirmek suretiyle işgal ettiği mıntakada Türk nüfusunu arttırdı.
Kalem Şah da denilen Kalem Bey ile oğlu Karesi'nin hangi tarihlerde vefat ettikleri belli değildir. Fakat bazı kayıtlara göre Karesi Bey'in 1328'den evvel öldüğü anlaşılıyor. Karasi Bey'in vefatından sonra Demirhan, Yahşi, Dursun isimlerindeki üç oğlundan Demirhan Balıkesir emîri olmuş ve kardeşi Yahşihan da Bergama beyliğinde bulunmuş ve Dursun Bey ise Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi'nin yanına kaçmıştı. Karesi Bey'in türbesi Balıkesir'de ise de kitabesi yoktur. Belki babası Kalemşah'da orada medfundur.
tbn-i Batuta 733 H. 1333 M. de Balıkesir'e geldiği zaman orada Karesioğlu Demirhan'ın hükümdar bulunduğunu ve kardeşi Yahşi han'ın da Bergama sultanı olduğunu beyan ediyor, îbn-i Batuta, Demirhan'ın halk tarafından sevilmediğini ve hayırsız bir adam olduğunu söylüyor. Aynı mütalea isim zikredilmeyerek Osmanlı kaynaklarında da vardır.
Osmanlılara iltica eden Dursun Bey, memleketinin bir kısım yerlerini Orhan'a terk etmek suretiyle Karasi hükümdarı olmak istemiş ve 1345'de Orhan Bey'le beraber Balıkesir üzerine gelmişler ise de Osmanlı kaynaklarına göre Demirhan Bergama'ya kaçmış ve Dursun bey kardeşiyle anlaşmak üzere Bergama kalesi önüne gelmiş ise de kaleden atılan bir okla maktul düşmüştür. Bunun üzerine Karasi Oğulları beyliği'nin Balıkesir1 ve diğer bazı yerleri ilhak olunarak Bergama'da muhasara altında bulunan Demirhan da kaleden çıkıp teslim olarak suçu affedilip Bergama ilhak edildikten sonra Bursa'ya. getirilmiş ve iki sene daha yaşadıktan sonra taundan vefat etmiştir (takriben 1347) 2.
Mesalik-ül-Ebsar Demirhan'ın hem asker ve hem de şehirlerinin komşusu olan Orhan'dan ziyade olduğunu Rumlarla muvaffakiyetli deniz muharebesi yaptığını beyan etmiştir.
Karasi Beyliği'nin Bergama hükümdarı, Karesioğlu Şuca-üddin Yahşi Bey'in onbeş şehir ve o kadar kaleye ve yirmi bin süvari askere ve donanmaya sahip olduğunu yazar. Yahşi Bey, 1341 ve 1342 senelerinde iki defa donanması ile Gelibolu yarımadasına asker çıkarmış ise de muvaffak olamayarak Kantagüzen ile anlaşmaya mecbur olmuştur.
Bundan sonra Yahşi Bey'e dair şimdilik bir şey bilmiyoruz. Vefatı 1345'den evveldir.
Bizans kaynakları Trova taraflarına sahip olan Karesioğlu Süleyman Bey'den bahsetmektedirler. Bunun Demir-han'ın oğlu olması hatıra geliyor; Orhan Gazi'nin Balıkesir ve havalisini işgalden sonra Süleyman Bey Trova taraflarında tutunmuştur; hattâ düşmanlarına karşı Umur Bey'in bir ara yardımından mahrum kalan Kantagüzen 1343'de Karasıoğlu Süleyman Bey'in Gelibolu'ya sevkettiği yaya ve atlı kuvvetler sayesinde durumunu düzeltmişti. Süleyman bey Bizans kumandanlarından Vat as (Vatatzes)in damadı olup Kantagüzen'e muhalif cephe almış olan kayınpederine de yardımda bulunmuştu.
1345'de Aydmoğlu Umur Bey, kara yoluyla Saruhanoğlu Süleyman bey de beraberinde olarak Çanakkale tarafından Kantagüzen'e yardıma gittiği -zaman beraberinde Karesioğlu Süleyman Bey de bulunuyordu. Bu kayıtlardan, Bergama'dan itibaren Çanakkale'ye kadar olan Karesi'nin sahil kısmının henüz Osmanlılara geçmeyip Karesi Oğulları Beyliği'ne ait olduğu anlaşılıyor.
Süleyman Bey 1357 senesinde de hayatta idi. Takvim-i Nücu-mî'deki kayda göre1 Karesi beyliğinin sahil kısmının zabtı Birinci Murad'ın cülusunu müteakip 763 H./1361 M. tarihindedir.
Karasioğulları Beyliği'ne dair şimdiye kadar ne bir eser ve kitabe ve ne de bir sikke ele geçmiştir.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:43 am    Mesaj konusu: Germiyanoğulları Beyliği Alıntıyla Cevap Gönder

Germiyanoğulları Beyliği

Germiyanoğulları Beylği Germiyan kelimesi Türk boylarından birisine mensup bir aşiret adı iken sonradan bir aile ile bu beyliğe alem olmuştur. İlk defa Anadolu'da Malatya taraflarında gördüğümüz Germiyan Türkmenleri'nin Harezm hükümdarı Celâlüddin Mengüberti ile gelerek sonradan selçukilerin hizmetine girdiklerini zannediyoruz. Onüçüncü asır ortalarına doğru İkinci Gıyasettin Keyhüsrev zamanındaki Baba İshak isyanında Muzafferüddin Alişir'in bunlara karşı çıkarak mağlup olduğu Selçuknâmede görülüyor. Yine Selçuk ümerasından olarak tanıdığımız Kerimüddin Alişir belki yukarıda adı geçen Muzafferüddin'in oğludur.
Germiyan Aşireti'nin hangi tarihte Selçukilerin batı hududuna yerleştiklerini bilmiyoruz; fakat 1276'dan evvel Germiyan aşiretini Kütahya ve havalisinde görmekteyiz ki Üçüncü Giyasüddin Keyhüsrev zamanıdır.
676 H. /1277 M. deki Cimrî hâdisesinde Germiyan Türkleri bunu yakalayarak Gıyasettin Keyhusrev'e teslim etmişlerdir. 1283 de Üçüncü Giyasüddin'in katli üzerine Giyasüddin taraftarı oldukları zannedilen Germiyanlılar'ın yeni hükümdar İkinci Giyasüddin Mesud ile mücadelelerini Selçuknâmede görüyoruz; bu mücadelelerde Denizli (Ladik) ve havalisi Germiyanlılar'la Selçukiler arasında mücadele sahası olmuştur.
XIII. yüzyıl asır sonlarında 699 H. / 1299 M. de ve Üçüncü Alâüddin Keykubad zamanında Ankara'da Selçuk emiri olarak gördüğümüz Yakub bin Alişir ihtimalki Kerimüddin Alişir'in oğludur. Bunun mıntakasına - ki Kırşehir'de dahildir-Yakub ili denilmiştir Mesalik-ül-ebsar. Yakub Bey, Selçukilerin son zamanlarında ve ondördüncü asır başlarında Germiyan Beyliği'ni kurmuş ve İlhanlılar'ın yüksek hâkimiyetini tanıyarak diğer Anadolu beyleri gibi îlhanilerin hazinesine senevi bir vergi vermiştir. Bunun beyliği belki ikinci defa Selçuk hükümdarı olan İkinci Giyasüddin Mesud zamanındadır (1302).
Yakub bin Alişir Karaman Oğulları'ndan sonra Anadolu beylerinin en kuvvetlilerindendi. Mükemmel ve talimli bir askerî kuvvete sahip olmasından dolayı diğer komşu beylikler kendisinden çekinirlerdi. Cami-üd-Düvel'in kaydına göre Baş şehri olan Kütahya'dan başka Tavşanlı, Gediz, Eğrigöz (Emet) Simav, Eşme, Kula, Sirke ve Selendi, Güre, Banaz, Işıklı, Baklan, Honaz, Dazkırı, Geyikler, Şeyhler, Denizli, Gököyük, Çarşanba ve diğer bazı şehirler Germiyanoğulları Beyliği'ne tabidir.
Yakub Bin Alişir 1305'de Menderes nehri kenarında Tripolis şehrini almış Angir ( Kilise köy) 'i zabtetmiş bunu müteakip Filadelfiya (Philadelphia / Manisa-Alaşehir)'yı muhasara etmiş ise de Bizans İmparatoru'nun yardıma çağırdığı Katalanlar'ın Anadolu'ya geçip Yakub Bey'i mağlup etmeleri üzerine burası kurtarılmıştır; fakat Yakub bey daha sonra Filadelfiya'yi sıkıştırarak senede muayyen bir cizyeye bağlamıştır.
Sultan-ül-Germiyaniyye Çelebi-i âzam unvanını alan Yakub Bey kendi subaşılarından yani askerî kumandanlarından olan Aydınoğlu Mehmed Bey'i Batı Anadolu'ya sevketmiş ve Mehmed Bey Birgi, Ayasolug (Selçuk) ve havalisini elde ederek daha sonra buralarda bir beylik kurmuştur.
1314'de îlhanilerin beylerbeğisi Emir Çoban, Anadolu beylerinin itaatlerini temin etmek üzere Anadolu'ya geldiği zaman Yakub Bey ona rabıtasını bildirmiştir. Mevlâna'nın torunu ve Sultan Veled'in oğlu Ulu Arif Çelebi 1312 ile 1319 seneleri arasında Germiyan ve Denizli taraflarına gelerek Yakub Beyle görüşmüştür.
Birinci Yakub Bey zamanında Anadolu beylerini ortadan kaldırmak isteyen Îlhanilerin Anadolu valisi Demirtaş, Eşref ve Hamid beyliklerini zabt ve hükümdarlarını öldürdükten sonra kendisi Denizli'yi ve emirlerinden Eredna'yı da Afyon Karahi-sar (Karahisar-ı Sahib)'a gönderip oralarını da almak istemiştir. Fakat Afyon Karahisar beyi Sahib Ata torununun, Yakub Beye dehaleti üzerine bunu yakalayamamış ve bu sırada Demirtaş biraderinin İlhan Ebu Said tarafından katlini duyunca geri dönmeğe mecbur olduğundan tehlike atlatılmıştır (1327).
Yakub Bey'in vefatı tarihi ve kabri belli değildir; bunun 1327'den sonra öldüğü anlaşılıyor. 707 hicret senesinde isim olmayarak "Jfora-ı Germiyan'" unvanı ve Şehr-i Germiyan denilen Kütahya'da, basılmış olan sikke bu Yakup Beye aid olmalıdır.
Yakup Bey'den sonra yerine Çağşadan lâkablı oğlu Mehmed Bey geçmiştir. Babası zamanında Katalanlar'ın eline geçmiş olan Kula ile Simav gölü'nü rumlardan almış olduğum torunu Yakub Bey'in taş vakfiyesinden anlıyoruz. Mehmed Bey'in vefatı tarihini de bilmiyoruz.
Mehmed Bey'den sonra oğullarının büyüğü olan ve Şah Çelebi denilen Süleymanşah, Germiyan hükümdarı olmuştur. Süleymanşah'ın 1368 den evvel Germiyan beyi olduğu Denizli'deki Ulu Cami kitabesinden anlaşıldığı gibi 771 h 1269 m de hükümdarlıkta bulunduğu son zamanlarda Kütahya'da Analca mescid kitabesiyle de malûm oluyor; bu mescit kitabesinde kendisi "Sultan-ül-âzam el-Adil Şah Çelebi" diye tavsif edilmektedir.
Süleymanşah, Karamanlıların taarruzlarına uğrayıp Karamanoğlu'ndan kaçarak yanma gelmiş olan Hamidoğulları'ndan Hüsameddin İlyas Bey'e yardım ederek onun Karamanlıların işgaline uğrayan yerlerini istirdat ettirmiştir.
Osmanlı hükümdarı Murad Hüdavendigâr'm kızını alan Karamanoğlu Alâüddin Bey'in taarruzundan korkan ve Karamanoğulları'yla Osmanoğulları arasında kalarak memleketinin istilâ edilmesinden endişe duyan Şah Çelebi, kızını Osmanlı hükümdarının oğlu Bayezid'e vermek istemiş ve kızının çeyizi olarak da baş şehri olan Kütahya ile beraber Tavşanlı, Emed, Simav, Gediz'i terk edeceğini bildirmiştir (780 H. / 1378 M. veyahut pek de itimada şayan olmayan kayda göre 783 H. /1381 M). Süleyman şah'ın kızı ile Yıldırım Bayezid'in bu izdivacından Musa Çelebi doğmuştur.
Murad Hüdavendigâr Süleyman Şah'ın bu teklifi kabul edip düğün olmuş, teklif ettiği şehirleri Osmanlılara bırakan Süleymanşah Kula'ya çekilmiş 790 H./1388M. de orada vefat ederek yaptırmış olduğu gürhane medresesi türbesine defnedilmiştir.
Süleymanşah ilim adamlarını, şairleri himaye etmiş ve namına bazı eserler tercüme olunmuştur. Kabusnâme ile Merzibannâme bunun emriyle Türkçe'ye çevrilmiştir. Şair Şeyh oğlu Mustafa, Hurşidnâme1'sini Süleymanşah'a ithaf etmek üzere hazırladığı sırada onun vefat etmesiyle damadı olan Kütahya sancak beyi Yıldırım Bayezid'e takdim eylemiştir.
Şahçelebi'den sonra yerine oğlu ikinci Yakub Çelebi geçti. Bunun hükümdarlığından bir seneye yakın bir zaman sonra Murad Hüdavendigâr Kosova muharebesinde şehid düşmüş, Yıldırım Bayezid hükümdar olmuştu. Yakub Çelebi, bundan istifade ile kız kardeşinin çeyizi olarak Osmanlılara terk edilen yerleri geri almağa başlamıştı; Rumeli'de düzeni, yoluna koyan Yıldırım Bayezid 1390'da Anadolu'ya geçerek kendisini istikbale gelen Yakub Çelebi'yi veziri Hisar bey'le beraber yakalayarak Rumeli'de İpsala kalesine hapsettikten sonra Germiyanoğulları beyliği'ni Osmanlı idaresine bağlamıştır (1390).
Yakub Çelebi bir yolunu bulup İpsala kalesinden kaçarak Şam'a gitmiş ve o tarihlerde Şam'a gelmiş olan Demirhan'a kendisini tanıtarak Ankara muharebesinin sonuna kadar onun yanından ayrılmamış ve 1402'de Timur tarafından bütün Germi-yan memleketi Yakub Bey'e verilmiştir.
Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelesinde Yakub bey, Çelebi Mehmed'in tarafını tutmuş ve bu yüzden Karamanoğlu'nun taarruzuna uğrayarak memleketleri tahrip edilmiş ve nihayet Mehmed Çelebi'nin bütün Osmanlı idaresini eline almasından sonra Çelebi'nin yüksek hâkimiyetini tanımak suretiyle beyliğini muhafaza etmiştir; Çelebi Mehmed'in vefatı ve II. Murad'm hükümdarlığı esnasında Osmanlı nüfuzundan kurtulan Yakub Bey, erkek evlâdı olmamasından dolayı Germiyan beyliğini Sultan Murad'a vasiyyet etmek üzere Edirne'ye gidip memleketine dönüşünden az sonra vefat etmiştir (832 H./1429 M.). Kabri Kütahya'da Gök Şadırvan denilen mescidinin mihrabı önünde olup yanında zevcesi de medfundur. Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhî Sinan, Ahmed Dâî Germiyan sarayına mensup şairlerden olup sonradan Osmanlı sarayına inti-sab etmişlerdir. Şair Ahmed Dâî'nin farscadan türkçeye çevirdiği Kitab-üt-tâbir isimli rüya kitabı Yakup Bey na-mınadır. Kütahya'da Yakup beye (Yakup Han Çelebi) derler.
Germiyan Oğulları hükümdarlarından Birinci Yakup Bey'e âid olduğu tahmin edilen 707 H. / 1307 M. tarihli sikkesinden başka Süleyman Şah ile II. Yakup Bey'in de sikkeleri görülmektedir. Germiyan Oğulları Beyliği'ne ait Kütahya, Denizli, Kula'da cami, medrese ve türbe vardır.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:44 am    Mesaj konusu: Hamidoğulları Beyliği Alıntıyla Cevap Gönder

Hamidoğulları Beyliği

Hamitoğulları Beyliği XIII. yüzyıl başlarından daha evvel Borlu, İsparta, Eğiridir, Yalvaç taraflarına yerleştirilmiş olan Hamid Bey idaresindeki Türkmen aşiretinin (muhtemelen Teke) kurmuş olduğu beyliğe Hamid oğulları beyliği denilirdi. Bu beylik daha sonra genişleyerek güneydeki Antalya'yı da işgal etmiştir.
İsparta, 600 H./1203 M.de Üçüncü Kılıç Arslan zamanında alınmış ve daha sonra Selçukîler Antlaya ile Alâiye'yi de elde etmişlerdir.
Anadolu Selçuk Devleti İlhanîlerin nüfuzı altına girdikten sonra Batı hududundaki aşiret uç beylerinin toplanmağa ve bir beylik kurmağa başladıkları sırada Hamid Bey aşireti de o tarihte yani XIII. yüzyıl sonlarında başlarında bulunan Hamid Bey'in torunu ve Ilyas bey'in oğlu Feleküddin Dündar Bey'in faaliyeti ile bir beylik kurmuşlardır. Hâmid beyliğine Eğirdir gölünün güneyindeki eski adı Prostana olan Eğirdir kasabası merkez olmuş ve Feleküddin Dündar Bey burada bazı tesisler vücuda getirerek şehre Felekâbâd adı verilmiştir. Dündar Bey daha sonra hududunu güneye doğru uzatarak Gölhisar ve 1301'de Antalya'yı almış ve burasını biraderi Yunus Bey idare etmiştir.
Dündar Bey diğer Anadolu beyleri gibi yüksek hâkimiyetini tanımış olduğu İlhan'ın hazinesine her sene dört bin dinar, yani altın vergi veriyordu1. 1314'de Anadolu'ya gelmiş olan îlha-nilerin beylerbeğisi Emir Çoban'a itaat eyleyen Anadolu beyleri arasında Hamidoğlu Dündar Bey de vardı; hattâ Dündar sadakatini teyid için İlhanîler yani Garp Moğolları hükümdarı Olcayto Mehmed Hudabende adına Felekabâd şehrinde para bile kestirmişti.
Hudabende'nin 1316'da vefatı ve yerine henüz pek genç olan oğlu Ebu Said Bahadır Han'ın hükümdar olması üzerine vukua gelen bazı karışıklıklar esnasında Anadolu beylerinin yavaş yavaş Ilhanîlere karşı rabıtalarını gevşetmeğe başlamaları üzerine Anadolu valisi Demirtaş Konya'yı işgal etmiş ve daha sonra Eşrefoğlu Süleyman Bey'i öldürmüş ve arkasından Ha-mid iline yürüyerek Antalya'ya kaçan Dündar Bey'i de yakalayarak katletmiştir (1324 M).
Demirtaş'ın 1327'de Mısır'a kaçıp bir müddet sonra orada katlinden sonra bazı eserlerde Dündar'ın oğlu Hızır Bey'in Ha-mid beyi olduğu ve daha sonra bunun kardeşi Necmeddin İslı ak bey'in Mısır'dan gelerek beyliğe geçtiği kaydediliyor 2. Seyyah İbn-i Batuta 1333 senesinde Anadolu'yu gezerken Antalya'ya uğrayarak orada Hızır bin Yunus'un ve Gölhisar'da Dündar Bey'in oğlu Mehmed ve Eğirdir'de de yine Dündar'ın oğlu Necmeddin İshak Bey'in hükümdar bulunduklarını beyan etmektedir.
İshak Bey'den sonra kardeşi Mehmed Bey'in oğlu Muzafferüddin Mustafa Bey'i görüyoruz. Mustafa Bey bu devirde 745H./1344M. tarihli Muzafferiyye medresesini yaptırmıştır. Bunun bütün Hamid iline sahip olup olmadığı şimdilik meçhuldür; fakat 767H./1365M. de bunun oğlu olan Eğirdir sultanı Hüsa-meddin îlyas'ın Hamid hükümdarı olduğuna göre babasının da temamen Hamidiline sahib olduğu kuvvetli ihtimal dahilindedir.
Tarihlerin kaydına göre Hüsameddin I lya s Bey komşusu olan Karaman oğullariyle epey uğraşmış mağlup olarak kaçmış ve Germiyanoğlu'nun yardımiyle tekrar memleketine sahib olmuştur. Bunun vefatı tarihi belli değildir, maamafih 776 H. /1374 M. tarihinden evvel olmak lâzımdır.
Ilyas Bey'in yerine oğlu Kemalüddin Hüseyin Bey geçmiştir. Osmanlı hükümdarı Birinci Sultan Murad, Hüseyin Bey'den Akşehir, Yalvaç, Bey şehri, Karaağaç ve Şeydi şehrini 1374 tarihinde seksen bin altın mukabilinde satın almıştır. Murad Hüdavendigâr'm birinci Kosova muharebesinde Kemalüddin Hüseyin Bey, oğlu Mustafa Bey ile yardımcı asker göndermiştir.
Kemalüddin Hüseyin Bey 793 H./1391 M.de vefat etmiştir. Bunun meçhul bir sebepten dolayı Yıldırım Bayezid tarafından öldürüldüğü rivayet edilmektedir. Hamid oğulları'nın kendi namlarına henüz hiçbir sikkeleri görülmemiştir. Bunlara ait Eğirdir, Burdur, Yaza'da bazı kitabeli eserler vardır. Şuhud kasabasında 770 H. / 1368 M. tarihli Kubbeli mescid kitabesinde Emîr-i kebir Muizzüddin İbrahim bin Hızır Bey'in Hamid oğullarından olduğu anlaşılıyor.
Kemalüddin Hüseyin Bey'in oğlu Mustafa Bey, Kosova muharebesinde babasının göndermiş olduğu okçu kuvvetlerle Osmanlı ordusunu ön safında bulunmuş ve Hamit Oğulları Beyliği'nin Osmanlı devletine ilhakından sonra Osmanlı emiri olarak hizmet görmüştür.

Hamit Oğulları Beyliği Antalya Şubesi

Antalya 603 H. / 1206 M. de Selçuk hükümdarı I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından frenklerden alınmış ve bu havaliye Teke aşireti yerleştirilmişti. Burası bir ara Kıbrıs kırallığı tarafından işgal olunmuş ise de 610 H. /1213 M. de I. tzzeddin Keykavüs tekrar zabt eylemişti. Antalya takriben XIV. yüzyılın ilk yirmi senesi içinde Hamid oğulları'nın eline geçti ve Dündar bey'in kardeşi Yunus Bey Antalya beyi oldu; Yunus Bey'in oğullarından Sinanüddiıı Çalış Bey de Istanos yani Korkud i/i'nde bulunuyordu. Yunus Bey'in ölümünden sonra yerine oğullarından Mahmud Bey'in mi? yoksa diğer oğlu Hızır Bey'in mi, geçtiği şimdilik malûm değildir.
1333'de İbn-i Batuta Anadolu'ya geldiği zaman Antalya beyliğinde Hızır Bey bulunuyordu, ve o sırada hasta idi. Bunun da vefatı tarihi belli değildir, Antalya'ya. Hızır Bey'den sonra kimin geldiği de malûm değildir. 1361 'de Antalya tekrar Kıbrıs kırallığı tarafından zabt olunarak on bir sene kadar onlarda kalmış ve yukarıda adı geçen M a hm u d Bey'in oğlu küçük Mehmed Bey burasını 774 H./1373M. de zabt etmiştir.
Mübarizüddin lâkablı Mehmed Bey'in vefatı da malûm değildir. Osmanlı hükümdarı Birinci Murad, Karamanoğlu üzerine sefer açıp muharebeyi kazanarak avdeti sırasında "Tekeoğlu (Hamitoğlu) yâğidir" diye kendisine söyledikleri zaman:
—"Bir fakirdir, elinde iki kasabası var; biri Antalya biri Istanos (Korkuteli) anın ne miktarı var ki bana yâği ola, şimdi onun üzerine varmak bize ardır" diyerek Bursa'ya dönmüştür. Neşri'nin yazdığına göre Tekeoğlu sonra hisarlarını Sultan Murad'a vererek yalvarıp barışmış.
Antalya, 791 H./1389 M. veya 794 H./1392 M. de Yıldırım Bayezid tarafından zabt edilerek şehzade İsa Çelebi'ye sancak olarak verilip bu suretle Hamit Oğulları Beyliği'nin bu şubesi de sona ermiştir. Ankara muharebesinden sonra Timur tarafından Anadolu beylerine eski yerleri verildi ise de Hamidoğlu Osman Bey'e -ki Mübarizüddin Mehmed Bey'in oğlu olması muhtemeldir— de Osmanlıların elindeki Antalya hariç Istanos havalisini vermişti (1402 M.). Osman Bey, Karamanoğlu Mehmed Bey'le ittifak ederek Antalya'yı almak isterken oranın Emiri Hamza Bey tarafından tstanos'da. bastırılarak katledilmiş ve bu suretle Hamid Oğulları'nın Antalya şubesi de sona ermiştir (8261 H./323 M.).
Bazı tarih ve vekayinâmelerde Hamid oğullan'nın bu Antalya şubesine Teke beyleri denilmektedir. Bunlara bu ismin verilmesi Antalya ve havalisine Tekeeli denilmesinden ileri geldiği anlaşılıyor; eldeki bütün vesikalar buradaki beylerin Tekeoğullan denilen bir aüe üe hiçbir münasebetleri olmadığını ve bunların Hamid oğulları'ndan olduklarını göstermektedir.
Dündar Bey'in hükümdarlığını îlân eylediği zaman Menteşe oğulları'ndan olan Fenike Beyi, Dündar Bey'in yüksek hâkimiyetini tanımıştı. Bu, Fenike beyliği daha sonra Antalya beyi Hızır bin Yunus Bey'in nüfuzu altına girmiştir

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:45 am    Mesaj konusu: Saruhanoğulları Beylği Alıntıyla Cevap Gönder

Saruhanoğulları Beyliği

Selçukîler tarafından Bizans hududuna iskân edilen Türk aşireti reisi Saruhan Bey tarafından ondördüncü asır başlarında Lidya'da Hermon (Gediz) nehri vadisinde kurulmuş olan beyliğe Saruhan Oğulları Beyliği denilir.
Beyliğin müessisi olan Saruhan'ın, Celalettin Harzemşah'ın (Harezmşah) ölümünden sonra 629 H./1232 M. de büyük Alâüddin Keykubad tarafından hizmete kabul edilen Harezm Emirlerinden Saruhan Bey'in torunu olması kuvvetli ihtimal dahilinde olup Alaşehir ve havalisinde Harezm (Horzom) isimli köyler de bulunmuş olması bunu gösterir. Germiyan beyliği müessisi olan ailenin de Harezm Türkmenlerinden olmaları ihtimalini de o kısımda göstermiştik. Bundan dolayı bir faraziye olarak Saruhan Bey'in de Aydınoğlu gibi Germiyan oğulları'yle az çok bir münasebetleri olacağı hatıra gelmektedir.
1305'den itibaren diğer Türk aşiretleri gibi Lidya'nın batısına Ege denizi sahillerine doğru ilerleyen Saruhan Bey 1313'de Sipil Manisası denilen şimdiki Manisa'yı zabtetmiş ve sahile kadar hududunu dayamış ve bu kuruluş devri esnasında denizciliği de ele alarak donanma yapıp korsanlığa başlamıştır.
Cami-üd-düvel, Saruhan Beyliği'nin Manisa'dan başka Güzel-hisar (Menemen), Akhisar, Tarhanyat, Marmara, Gördek, Gördes, Kayacık, Atala, Demirci, Nif, İlıca, Turgutlu (Kasaba), Karacalar ve Foça'ya sahip olduklarını beyan ediyor; şu halde bunların doğu hududu Germiyan beyliği oluyor.
Mesalik-ül-ebsar'a göre XIV. yüzyıl ortalarına doğru Saruhanlı Beyliği'nin onbeş şehri, yirmi kalesi, on bin askeri ve Saru-han'ın kardeşi olan Nif (Kemal Paşa) beyi Ali Paşa'nın da sekiz şehri, otuz kalesi, okçulukta mahir çok yaya askeri ve sekiz bin de atlı askeri ve bir hayli da donanması varmış.
1335'de Midilli ve .Foça'daki Cenevizliler Bizans Imparatoru-na karşı muhalif cephe almaları üzerine Üçüncü Andronikos donanmasiyle o taraflara gelmiş ve Saruhan bey'den de yardım istemişti. Saruhan Bey, oğlu Süleyman ile memleketinin yirmi kadar ileri gelenlerinin Cenevizliler tarafından esir edilmelerinden dolayı Cenevizlilere muğber olduğundan imparatorun teklifini kabul ile bizzat muhasaraya iştirak etmiş ve bu suretle Cenevizliler itaate mecbur olmuşlardır.
1333'de Anadolu'yu gezen îbn-i Batuta Manisa'da Saruhan Bey'i ziyaret etmiştir. Saruhan Bey, büyük oğlu olup Aydınoğlu Umur Bey'le Kantagüzen'e yardım etmek üzere Rumeli'ye geçip vefat eden Süleyman adındaki oğlunun ölümünden müteessir olarak az sonra yani 746 H./1345 M. de vefat etmiştir.
Saruhan Bey'den sonra yerine oğlu Fahreddin İlyas bey geçmiştir. Bunun zamanında yani 1356 da Osmanlı hükümdarı Orhan Bey'in oğlu Halil'i İzmit limanında bir deniz gezintisi yaparken Foça Cenevizlileri yakalayıp Foça'ya götürmüşlerdir. Bunun üzerine Orhan Bey, imparatora müracaat ederek oğlunun kurtarılmasını rica etmiş ve o da Halil'in verilmesini bildirmiş ise de Foçalılar bu teklifi red eylemişlerdi. Bunun üzerine İmparator Yuannis Paleolog bir donanma ile Foça'ya gitmiş ve orayı muhasara altına almıştı. Foçalıların müttefiki olan Saruhan oğlu İlyas Bey'i bir takım vaidler ve rütbelerle kendisine celbeden imparator, onu Foçalıların ittifakından ayırmış ve bu suretle Foça'nın karadan da muhasarası mümkin olmuştu.
İmparatorla pek samimî dost olan îlyas Bey, kendisini sık sık ziyaret eden İmparatoru yakalayarak külliyetli bir fidye-i necat almağı kurmuş ve bu tasavvurunu bilen bir adamı, keyfiyetten Yuannis'i haberdar etmişti. İmparator bunu bilmemezlikten gelerek bir müzakere zımnında İlyas Bey'i donanmasına davet etmiş ve gelir gelmez geminin demirlerini alıp açılarak İlyas'ı tuzağa düşürmüştür. Nihayet Îlyas Bey teşebbüsünü itirafa mecbur olmuş ve zevcesinin fidye-i necat olarak verdiği bir miktar parayı kabul ve bakiyesi için de Îlyas Bey'in çocuklarını rehin alarak kendisini serbest bırakmıştır.
Zamanı vekayiine dair bu kadar bilgimiz olan İlyas Bey 766 H./ 1364 M. de vefat ederek yerine oğlu Muzafferüddin İshak Bey geçmiştir.
İskenderiye'nin Kıbrıs kiralı tarafından işgali üzerine Memlûk Sultanı tarafından Frenklerle cihad için Anadolu beylerine gönderilen 767 Şevval 1366 Haziran tarihli olarak İshak beye yazılan nâmeden onun bu tarihte hükümdar olduğunu öğreniyoruz. Manisa'da yaptırmış olduğu tesislerde kendisine Sultan-ı azam ve sair tumturaklı elfaz ile Mücahid gazi unvanı verilmiş olan îshak Bey hakkında bir bilgimiz yoktur. 790 H./1388 M. de vefat ederek Manisa'da medresesi yanındaki türbesine defnedil-miştir. Orhan ve Hızırşah isimlerinde iki oğlu vardı. Yerine oğlu Orhan geçmiştir. Kosova muharebesinden sonra Yıldırım Bayezid 1390'da Anadolu'ya geçerek Germiyan, Aydın ve Saruhan beylikleri üzerine yürümesi üzerine Orhan bey kaçmış ve memleketi Karası sancağiyle beraber Bayezid'in oğlu Ertuğrul'a verilmiştir.
Ankara muharebesinden sonra Timur tarafından Orhan'a eski beyliği verilmiştir (1402). Orhan'ın 806 H./1403 M. tarihli bir bakır sikkesi vardır. Orhan'ın biraderi Hızırşah ile mücadele ederek Osmanlılara iltica ettiği zan olunur. Hızırşah Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat kavgasında Aydınoğlu Cüneyd Bey'le beraber Çelebi Mehmed'le mücadele eden kardeşi Isa Çelebi'ye yardım etmişti; Çelebi Mehmed, İsa'yı mağlup etmiş ve daha sonra Emir Süleyman Çelebi'nin katli dolayı-siyle Anadolu'da tamamen tehlikesiz vaziyette kalan Çelebi Mehmed, Cüneyd Bey üzerine yürüyüp onu yola getirdikten sonra birden bire Manisa'ya taarruz ile kaçmasına meydan vermeden Hızırşah'ı hamamda yakalayarak yalvarmasına bakmayıp katlettirmiştir (813 H./1410 M.).
Hızırşah, öldürüleceğini anlayınca iki vasiyette bulunmuş. Birisi babasının yanına defn edilmesi diğeri yapmış olduğu vakıflara riayet olunması. Katlinden sonra Çelebi Mehmed her ikisini de yerine getirmiştir. Manisa sancağı tapu kayıtlarında Hızır Bey'in hayli vakfı görülmektedir.
Hızırşah'ın katliyle Saruhan beyliği Osmanlı idaresine geçmiştir. Saruhan Bey'in kardeşi Ali Paşa Nif (Kemal Paşa)'de Devlet Han oğlu Yakup Demirci'de Yusuf ve tdris Çelebilerin Gördes ve Kayacık'da bulundukları vesikalardan anlaşılıyor.
Saruhan Oğulları Beyliği'nin Lâtinlerle ticarî münasebetleri dolayısiyle Jigliyati sikkeleri vardır. Bunlardan şimdiye kadar İshak ve Hızırşah ve Orhan Beylerin islâmî sikkeleri elde edilmiştir. Saruhanoğulları Beyliği'nin Manisa, Gördes, Demirci, Menemen'de bazı tesisleri vardır. Nasir-i Tûsî'nin "Bahnâme-i Şâhî" isimli eseri Saruhan oğulları'ndan Sultan Yakub bin Devlet Han adına tercüme edilmiştir.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:47 am    Mesaj konusu: Aydınoğulları Beyliği Alıntıyla Cevap Gönder

Aydınoğulları Beyliği

Aydınoğulları Beyliği Eski İyonya bölgesinde bir beylik kurmuş olan Aydınoğlu Mehmed Bey, ilk zamanlarda Germiyan ordusu subaşısı yani kumandanı idi. Germiyan oğlu Yakub Bey, Aydınoğlu'nu Ege taraflarına göndermiş ve o da zabtettiği yerlerde —ki zabt edilen yerler zabt edenin iktaı sayılırdı— bir beylik kurmuştur. Cami'ü'd-Düvel, Aydınoğulları'na ait olarak Ayasoluğ, Güzelhisar, Çeşme, Sultan hisarı, Kestel, Bozdoğan, Yenişehir, Alaşehir, Birgi, Arpa, Sard, Köşk, Bayramlı, Ortakçı, Karacakoyunlu, Aydın İnegölü, Balat, Nazilli, Kuşadası, Urla, Kelas, Ezine, Akcaşehir, Sivrihisar, Balyambolu, Bayındır, Karaburun, Nif, Etye, Kızilhisar şehirlerini saymaktadır. Fakat bunlardan Alaşehir Rumların elinde olup Balat Menteşe oğullarına aittir. Nif 'in sonradan Aydınoğulları Beyliği'ne geçtiği anlaşılıyor. Fakat zannıma göre Müneccimbaşı bu kasabaları sonraki Osmanlı sancak teşkilâtına göre tetkik etmeden gösterdiği için karıştırmıştır.
Batı Anadolu'da Büyük Menderes nehrinden kuzeye olan Türk istilâsı şu suretle gelişmiştir. Lidya, Eolya'dan kuzeye doğru Mizya (Balıkesir ve havalisi) ve Hellesponfa kadar olan yerler Kalem Bey ile oğlu Karası tarafından ve Filadelfiya yani Alaşehir batısından itibaren Ege denizine doğru olan saha Saruhan Bey tarafından ve Büyük Menderes'ten itibaren Tire, Birgi ve Ayasoluğ taraflarını da Menteşe beyin damadı Sasa Bey almışlardı (1304). Fakat Sasa Bey'e karşı rakip çıkan Germiyan subaşısı Aydınoğlu Mehmed Bey buraları 1307'de Sasa Bey'in elinden almış ve aralarındaki muharebede Sasa Bey maktul düşmüştür.
Daha sonra yani 1310'da Mübarizüddin lâkabını alan Mehmed Bey, müslüman İzmir'ini ve 1326 senesinde de Sahil (Kâfir) İzmir'ini aldı ve Birgi'yi kendisine merkez yaptı ve beyliği mıntakalara ayırarak oğullarını oralara tâyin etti. İzmir ve Ayasoluğ (Selçuk)'da donanma vücuda getirilerek denizde faaliyete başlandı. Babası tarafından İzmir beyi olan Umur Bey donanmasıyla korsanlık yapmak suretiyle şöhret kazandı. Büyük biraderi Ayasoluğ beyi Hızır Bey de Ayasoluğ'daki donanmasıyla bazan kardeşi Umur'la beraber sefere çıkıyordu. Gazi Umur'un Sakız, Bozcaada, Ağrıboz, Mora ile Rumeli sahillerine yaptığı akınlar etrafa dehşet vermişti.
Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos'un Midilli ve Foça'daki âsi Cenevizliler üzerine donanma ile yaptığı harekâtta Saruhan donanmasıyla beraber Umur Bey de donanmasıyla İmparatora yardım etmişlerdir (1336).
Bu sefer esnasında Umur Bey, imparatorun büyük domestiki Kantakuzen'le tanışmış ve dost olmuştur. Umur, deniz seferlerine devam ederek Doğu Akdeniz'deki adalarda bulunan Lâtinleri, Rodos şövalyelerini ve Mora'yı sindirdi. Karadeniz seferi yaparak Kili ve diğer o sahilleri vurdu. Bizanslılara karşı olan Arnavutluk isyanı Umur'un yardımıyla bastırıldı.
1341'de imparator Andronikos'un vefatı üzerine büyük Domestik henüz küçük yaşta olan yeni imparatora vasî oldu. Kendisine rakip olan Apokok ve küçük imparatorun validesi Anna ile mücadeleye başladı.
Dimetoka'ya giden Kantakuzen orada imparatorluğunu îlân eyledi. Bu suretle meydana gelen saltanat mücadelesinde Umur Bey dostu olan Kantakuzen'e yardım ederek onu tehlikeli durumlardan kurtardı.
Amansız deniz seferleri dolayısiyle âciz kalan Ege adalarındaki Latinler ve İstanbul'da çocuk imparatorun validesi, Papa VI. Kleman'a müracaat ederek Umur'a karşı yardım istediler. Bunun üzerine Papa'nın donanmasıyla Venedik, Ceneviz, Rodos şövalyeleri ve Kıbrıs krallığı donanmaları birleşerek İzmir'e hücum ettiler. Kantakuzen'e yardımdan dönmüş olan Umur Bey müdafaada bulundu ve ilk taarruzu def etti ise de ikinci hücumda Sahil İzmir alındı ve Umur Bey yukarı İzmir'e çekildi (1344 Aralık). Latinler, sahil İzmir'den ileri gidemediler; Sahil İzmir'i almak için münasip zaman beklemek için Umur Lâtinlere mütareke teklif etti ve bu suretle mücadele geçici bir süre durdu.
İzmir'in işgali neticesinde Umur'un donanmasını Lâtinler yakmışlardı. Denizdeki faaliyetine halel gelen Umur Bey, Saruhan Bey'in oğlu Süleyman Bey de beraberinde olarak Edirne taraflarında zor durumda bulunan Kantakuzen'e yardım etmek üzere Kara yoluyla Çanakkale boğazı'na gidip Karesi oğlu Süleyman Bey de beraber olarak oradan -herhalde Karesi beyliği donanmasıyla Rumeli'ye geçti; Kantagüzen'le beraber İstanbul üzerine yürürlerken Saruhan'ın oğlu Süleyman Bey'in vefatı üzerine Umur, geri dönmeye mecbur oldu, ve Süleyman Bey'in cesedini getirip babasına teslim ederek memleketine döndü ve Kantagüzen, Umur'un tavsiyesiyle Osmanlı hükümdarı Orhan Bey'le anlaştı.
Bu sırada Papa,İzmir harekâtının devamını istediğinden Vinnois dükü Dauphin Humbert —ki Türk vekâyinâmelerinde Turfil diye meşhurdur— Lâtin kuvvetleri kumandanı olarak l346'-da İzmir'e bir ihraç harekâtı yaptı ise de bir netice elde edemedi ve çekilip gitti; bunun üzerine Umur, Sahil İzmir üzerine taarruzunu arttırdı. Papa'dan yardım gelmeyince kaledeki Lâtinler 1347'de Umur'la mütareke yaptılar; Ayasoluğ'daki Türk donanması tekrar faaliyete başladı. Ticaretlerine halel gelen Rodos şövalyeleri, bazı imtiyazlar elde etmek şartiyle Sahil İzmir'i, Aydınoğlu'na terk etmek üzere bir anlaşmaya vardılarsa da Papa bu anlaşmayı kabul etmedi.
İşini silâhla halletmeğe karar veren Umur Bey, askerinin önünde olarak kaleye hücum ettiği sırada okla alnından vurularak şehid düştü, ve cesedi Birgi'ye götürülerek babasının yanına defnedildi (1348). Umur Bey adına Mesud bin Ahmed'le yeğeni İzzeddin Ahmed taraflarından nazmedilmiş 5568 beyitli Süheyl ü Nevbahar manzumesi ile bundan başka yine Umur Bey adına Farscadan Türkçeye çevrilmiş olan Kelile ve Dimne vardır. Ayrıca Umur adına yazılmış Tabiat-nâme adlı Türkçe manzum bir eserden bahsediliyor.
Umur'un şahadeti üzerine büyük biraderi Ayasoluğ Emiri Hızır Bey, Aydın beyi oldu; ama biraderinin enerjisine sahip değildi; Lâtinlerle 18 Ağustos 1348'de yirmi madde üzerine ağır bir muahede imzalamağa mecbur oldu. Bu muahede mucibince, Aydınoğulları Beyliği donanması silâhtan tecrid ediliyor ve gümrük resimlerinin yarısı Lâtinlere bırakılıyor, Lâtin donanmalarının serbest olarak limanlara girip çıkmasına müsaade olunuyor, onların dostuna dost, düşmanına düşman olmaları kabul olunuyordu.
Umur'un ölümüyle Aydınoğulları Beyliği'nin faaliyetleri durdurulmuş ve bu anlaşma ile Lâtinler Aydın oğulları Beyliği iskelesi vasıtasiyle buraların emtiasından —ki ipekli, zahire, miyankökü, halı, balmumu vesaire gibi Menderes havzası mahsulleri idi— külliyetli menfaat temin ettiler.
Umur'dan sonra Hızır Bey zamanından itibaren Ayasoluğ, Aydınoğulları Beyliği'nın merkezi olmuştur. Hızır'ın vefatı tarihi belli değildir; fakat Subhü'l-Aşa 767 H./1365 M.'de Âydınoğlu Beyliği'nde Hızır'ın en küçük kardeşi İsa Bey'in bulunduğunu yazdığına göre ölümü bu tarihten evveldir. İsa Bey zamanına ait bilgimiz yoktur, yalnız Memlûk sultanı diğer bazı Anadolu beyleri gibi bunu da 1365 tarihli bir mektupla Frenklere karşı cihada davet etmiştir. 1389'da Murad Hüdavendigâr, Kosova Muharebesi'ne giderken Anadolu beylerinden de yardımcı kuvvet istemiş ve İsa Bey ile Saruhanoğlu'nun kuvvetleri Osmanlı ordusunun sol cenahında bulunmuşlardır.
1390'da Anadolu beyliklerini istilâya başlayan Yıldırım Bayezid, Rumların elindeki Alaşehir'i aldıktan sonra Aydınoğlu memleketlerine gelmiş, İsa Bey mukavemet etmemiş, bunun üzerine Bayezid kendisini Tire'de oturtarak vakıflarının ve tımarının idaresini İsa bey'e bırakıp diğer yerleri Osmanlı arazisine katmıştır. Bayezid, İsa Bey'in kızı Hafsa hanım'ı nikahlamıştır. Bu suretle Aydın Oğlu beyliği Ankara Muharebesi'nin sonuna kadar Osmanlılarda kalmıştır.
İsa Bey'in Tire'de bulunurken hangi tarihte vefat ettiği bilinmiyor; kabri Birgi'deki babasının türbesindedir. İsa Bey ilim ve ulema ile alâkalı bir zattır. Meşhur Tabip Hacıpaşa Hızır bin Ömer Şifaü'l-eskam ve devaü'l-âlam isimli tıbbî eserini 783 H./ 1381 M.'de Ayasoluğ'da tamamlayarak İsa Bey'e ithaf etmiştir. İsa Bey adına diğer eserleri de vardır. Dukas, bir çok ilimlere ve tıbba da vakıf olan babasının İsa Bey tarafından himaye edildiğini beyan ediyor. İsa Bey'in Ayasoluğ yani Selçuk'ta 776 H. / 1375 M.'de yaptırmış olduğu bir camii vardır.
Ankara Muharebesi'nden sonra Timur tarafından memleketleri kendilerine verilen Anadolu beyleri arasına İsa Bey'in oğulları Musa (Dukas buna İsa diyor) ile kardeşi Umur Bey'ler de vardır (1402). Bunlardan Musa Bey 1403'te vefat etmesi ile İkinci Umur Bey Ayasoluğ'da Aydın Oğulları beyliği ile yalnız kalmış ise de bu defa da kendisine İzmir taraflarında bulunan amcası İbrahim Bey'in oğlu Cüneyd Bey rakip çıkmıştır.
II. Umur'la, Cüneyd arasında muharebe olmuş, Umur Ayasoluğ'dan kaçmış ve Menteşe beyinin yardımiyle gelip Ayasoluğ'ı istirdat etmiş ve elde ettiği Cüneyd'in kardeşi Kara Hasan'ı, Menteşeoğlu Mamulas denilen Marmaris kalesinde hapsetti ise de Cüneyd bir kadırga ile gelerek kardeşini kurtardı ve sonra tekrar Ayasluğ üzerine yürüdü ve nihayet Umur'a damat olarak idareyi ele aldı ve 1405'de Umur'un vefatı üzerine Aydın beyliği ona geçti.
Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelesinde Cüneyd Bey bir ara Çelebi Mehmed'in yüksek hâkimiyetini kabul etti ve sonra Süleyman Çelebi'ye tâbi oldu; Karaman ve Germiyan beyleriyle beraber Süleyman Çelebi ile harb etmek istediyse de müttefiklerinin kendisini yakalayacaklarından korkarak Emir Süleyman'a dehalet etti ve o da kendisini alarak Rumeli'ye götürüp Ohri sancak beyliğini verdi.
Cüneyd, Emir Süleyman Çelebi ile kardeşi Musa Çelebi arasındaki hâdiseler de vaziyeti müsaid görüp Aydın iline kaçtı; zahiren Musa Çelebi tarafında idi. Mehmed Çelebi, biraderi Musa'ya galebe edip 1413'de Osmanlı devletini bir idare altında toplayınca Anadolu'ya geçip Cüneyd Bey üzerine yürüdü. Cüneyd, pâdişâha dehalet etti, fakat yerinde bırakılmayarak Rumeli'ye geçirilip Niğbolu sancak beyliğine tâyin olundu.
Çelebi Mehmed zamanında tarihlerde Düzme Mustafa denilen Yıldırım oğlu Mustafa Çelebi; Eflak'a, geçirilip orada hükümdarlık iddiasıyla Rumeli'ye geçtiği sırada Cüneyd Bey de kendisine iltihak ederek ona vezir oldu. Çelebi Mehmed, acele yetişip bunları Selanik taraflarında mağlup etmesi üzerine Mustafa Çelebi ile Cüneyd Selanik kalesine kaçtılar. İmparator bunları teslim etmemekle beraber Sultan Mehmed sağ oldukça salıvermiyeceğini taahhüt ile senelik masraflarına mukabil bir para verilmek suretiyle her ikisi de Limni adasında muhafaza altına alındılar.
Çelebi Mehmed'in 1421'de vefatı üzerine İmparator Manuel; kendi lehine Mustafa Çelebi ile muahede akteddik-ten sonra bunları Rumeli'ye çıkardı. Osmanlı vekayii kısmında görüleceği üzere Cüneyd Bey ikinci Murad tarafından eski beyliği verilmek suretiyle gizlice ele alınarak Mustafa Çelebi'den ayrıldı ve doğru İzmir taraflarına gitti ve Ayasluğ beyi olan Aydınoğlu Mustafa Bey'i öldürerek oralara sahip oldu; merkezi İzmir'di.
Kendisi didişken bir adam olup Ayasluğ beyi Yahşi Bey ile uğraştı; maksadı eski Aydınoğulları beyliğini tamamen elde etmekti. Üzerine Anadolu Beylerbeğisi Oruç Bey ile kuvvet sev-kedildi ve mağlup oldu ise de fırsat buldukça meydana çıkarak Osmanlı kuvvetlerini uğraştırıyordu. Bu halden dolayı canı sıkılan ikinci Murad vezirlerini tehdit ederek Gün ey d işinin kat'i surette hallini emretti. Cüneyd'in üzerine tâyin edilen Hamza bey Salihli civarında Güneyd'le çarpıştı ve Cüneyd'in oğlu Kurd Hasan, Osmanlı kuvvetinin bir cenahını bozarak kaçanları takip ile babasının kuvvetlerinden uzak düşmesi üzerine bir taraftan Kurd Hasan'ın gerisi kapanarak diğer Osmanlı kuvvetleri de Cüneyd'in üzerine hücum etmeleriyle Cüneyd kaçtı ve takipten geri dönen Kurd Hasan da kapana düştü ve yakalandı; (Dukas'ın yazdığına göre) Edirne'ye Sultan Murad'a gönderildi ve amcası Hamza Bey ile beraber Gelibolu kalesinde hapsedildi.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ARVASİ
Admin
<font color=blue>Admin</font>


Kayıt: 03 Arl 2007
Mesajlar: 412
Konum: Isparta

MesajTarih: Prş May 01, 2008 11:48 am    Mesaj konusu: Tekeoğulları Alıntıyla Cevap Gönder

Tekeoğulları

Tekeoğulları Beyliği (Hamit Oğulları Beyliği Antalya Şubesi) Hamit Oğulları

Beyliği Antalya Şubesi


Antalya 603 H. / 1206 M. de Selçuk hükümdarı I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından frenklerden alınmış ve bu havaliye Teke aşireti yerleştirilmişti. Burası bir ara Kıbrıs kırallığı tarafından işgal olunmuş ise de 610 H. /1213 M. de I. tzzeddin Keykavüs tekrar zabt eylemişti. Antalya takriben XIV. yüzyılın ilk yirmi senesi içinde Hamid oğulları'nın eline geçti ve Dündar bey'in kardeşi Yunus Bey Antalya beyi oldu; Yunus Bey'in oğullarından Sinanüddiıı Çalış Bey de Istanos yani Korkud i/i'nde bulunuyordu. Yunus Bey'in ölümünden sonra yerine oğullarından Mahmud Bey'in mi? yoksa diğer oğlu Hızır Bey'in mi, geçtiği şimdilik malûm değildir.
1333'de İbn-i Batuta Anadolu'ya geldiği zaman Antalya beyliğinde Hızır Bey bulunuyordu, ve o sırada hasta idi. Bunun da vefatı tarihi belli değildir, Antalya'ya. Hızır Bey'den sonra kimin geldiği de malûm değildir. 1361 'de Antalya tekrar Kıbrıs kırallığı tarafından zabt olunarak on bir sene kadar onlarda kalmış ve yukarıda adı geçen M a hm u d Bey'in oğlu küçük Mehmed Bey burasını 774 H./1373M. de zabt etmiştir.
Mübarizüddin lâkablı Mehmed Bey'in vefatı da malûm değildir. Osmanlı hükümdarı Birinci Murad, Karamanoğlu üzerine sefer açıp muharebeyi kazanarak avdeti sırasında "Tekeoğlu (Hamitoğlu) yâğidir" diye kendisine söyledikleri zaman:
—"Bir fakirdir, elinde iki kasabası var; biri Antalya biri Istanos (Korkuteli) anın ne miktarı var ki bana yâği ola, şimdi onun üzerine varmak bize ardır" diyerek Bursa'ya dönmüştür. Neşri'nin yazdığına göre Tekeoğlu sonra hisarlarını Sultan Murad'a vererek yalvarıp barışmış.
Antalya, 791 H./1389 M. veya 794 H./1392 M. de Yıldırım Bayezid tarafından zabt edilerek şehzade İsa Çelebi'ye sancak olarak verilip bu suretle Hamit Oğulları Beyliği'nin bu şubesi de sona ermiştir. Ankara muharebesinden sonra Timur tarafından Anadolu beylerine eski yerleri verildi ise de Hamidoğlu Osman Bey'e -ki Mübarizüddin Mehmed Bey'in oğlu olması muhtemeldir— de Osmanlıların elindeki Antalya hariç Istanos havalisini vermişti (1402 M.). Osman Bey, Karamanoğlu Mehmed Bey'le ittifak ederek Antalya'yı almak isterken oranın Emiri Hamza Bey tarafından tstanos'da. bastırılarak katledilmiş ve bu suretle Hamid Oğulları'nın Antalya şubesi de sona ermiştir (8261 H./323 M.).
Bazı tarih ve vekayinâmelerde Hamid oğullan'nın bu Antalya şubesine Teke beyleri denilmektedir. Bunlara bu ismin verilmesi Antalya ve havalisine Tekeeli denilmesinden ileri geldiği anlaşılıyor; eldeki bütün vesikalar buradaki beylerin Tekeoğullan denilen bir aüe üe hiçbir münasebetleri olmadığını ve bunların Hamid oğulları'ndan olduklarını göstermektedir.
Dündar Bey'in hükümdarlığını îlân eylediği zaman Menteşe oğulları'ndan olan Fenike Beyi, Dündar Bey'in yüksek hâkimiyetini tanımıştı. Bu, Fenike beyliği daha sonra Antalya beyi Hızır bin Yunus Bey'in nüfuzu altına girmiştir.

_________________
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz.
Başa dön