BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Ermeni İddialarının İç Yüzü ve Büyük Ermenistan İdeali

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> SERBEST KÜRSÜ
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
TURAN HAN
er
er


Kayıt: 26 Nis 2008
Mesajlar: 15
Konum: Isparta

MesajTarih: Cum May 30, 2008 9:46 am    Mesaj konusu: Ermeni İddialarının İç Yüzü ve Büyük Ermenistan İdeali Alıntıyla Cevap Gönder

Türk Milleti, tarihin her dönem ve devrinde teknikte, sanatta, zanaatte; kısaca medeniyette insanlığa örnek olmuş necip bir millettir.

Türk Milleti, tarihin her dönem ve devrinde teknikte, sanatta, zanaatte; kısaca medeniyette insanlığa örnek olmuş necip bir millettir.
Dini ve milli temelleri tarihin derinliklerine kadar uzanan milletimizin medeniyeti ve de sahip olduğu insanlık vasıfları, denilebilir ki dünyanın hiç bir milletinde yoktur. Bu münasebetten olacak ki, geçmişimizde çeşitli dinlere mensup olan insanlara merhamet ufkumuz sonsuz olmuştur. Bizdeki inanç atmosferi her türlü insana merhameti, rifkati, şefkati gerektirirken, milli gelenek ve göreneklerimizde Yunuslarımız, Mevlanalarımız hep bu ölçüyü korumuşlardır.
Ne hazin tecellidir ki, tarih boyunca hak ve adaletin, sevgi ve merhametin bayraktarlığını yapan Türk Milleti, aynı zamanda çok acı olaylara ve ihanetlere de şahit olmuş, güçlü olduğu dönemlerde “sadık gibi görünenler”, zayıflayınca kendisini parçalama ve topraklarını paylaşma yarışına girmişlerdir.

Azınlıkların İhanet Yarışı

İşte, Osmanlı döneminde asırlarca “millet–i sâdıka” olarak bu ülkede Müslüman Türkler ile birlikte kardeşçe yaşayıp sosyal, kültürel, askeri, dini, iktisadi her türlü hak ve hürriyetlerden, sayısız imtiyaz ve nimetlerden yararlanmış olan Ermeniler de, diğer gayr-i müslim, azınlıklar gibi bu ihanet yarışında yer almışlar; Kazım Karabekir Paşa’nın tespitiyle
"Masonluk müessesesini, siyasi maksatlarına ulaşabilmek için bir basamak olarak kullananların aşılması sonucu, vatan ve insaniyet kelimelerine verdikleri zehirli manalarla"harekete geçerek devleti ve milleti felaketten felakete sürüklemişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki hakimiyetini yok etmek, topraklarını ve halkını parçalayarak kendi siyasi, iktisadi emellerine kavuşmak isteyen İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika’nın el altından kışkırtmaları ve Hıristiyan kiliselerin organize ettikleri misyonerlik faaliyetleri neticesinde Ermeniler, doğuda "Büyük Ermenistan" idealiyle ayaklanarak isyan çıkarmışlar, Anadolu’da ve Kafkaslarda milyonlara varan Türk halkını acımasızca katletmişlerdir. Zira onlar, "Vatan ve insaniyete yemin ederken vatandan kendi müstakil vatanlarını anlamışlar; insaniyete de, Türk’ü imha etmek manasını vermişlerdi... "

Osmanlı döneminde Ermeniler

Türkler, Anadolu’yu fethettiklerinde burada bağımsız ve egemen bir Ermeni varlığı ile karşılaşmamışlardı. Çünkü Ermeniler bu bölgede köklü bir devlet kurabilecek nüfusa ve de etkinliğe sahip değillerdi. Bizans’ın ezici yönetiminde azınlık olarak yaşıyorlardı. Ermeniler, tarihen malum oldukları zamandan beri kuzeyde, Karadeniz ve Gürcistan; güneyde, Mezopotamya denilen bölge, İran ve Suriye; doğuda, Hazar Denizi; batıda ise Anadolu ile çevrili saha içerisinde dağınık bir biçimde yaşamakta idiler. Zaman zaman küçük prenslikler kurmuşsalar da, kısa süreli varlıklarını güçlü devletlere tabi olmak ve vergi vermek suretiyle uydu olarak sürdürebilmişlerdi. Dolayısıyla bu topraklarda hiç bir zaman devamlı, müstakil bir Ermeni varlığı mevcut olmamıştır.
Tarih boyunca çeşitli milletlerin egemenliğinde hayat sürmüş olan Ermeniler, hiçbir dönem ve devirde Osmanlı yönetiminde olduğu kadar serbest ve müreffeh olmamışlardı. Fatih Sultan Mehmet Cennetmekan Hazretleri'nin İstanbul’u fethiyle bu şehrin kapıları, Türklerle birlikte Ermenilere de açılmıştı. Hesapsız ikram ve ihsanlara kavuşan Ermeni azınlıklar, Osmanlı Devleti’nin gayr-i müslimler ile ilgili müsamahalı politikası sayesinde dillerini koruyabilmiş, dinlerini özgürce yaşayabilmişlerdir. Ülkede istedikleri yerlere yerleşmiş; sanat, zanaat ve ticaretle uğraşmış, nazırlığa (bakanlık) varıncaya dek devletin en üst idari birimlerinde dahi görev almışlardır. Kaynaklar; Ermeniler’den 29 paşa, 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Başkonsolos ve Konsolos, 11 Üniversite Öğretim Üyesi ve 41 yüksek rütbeli memurun Osmanlı devlet hizmetinde bulunduklarını yazmaktadır.

Osmanlı’nın Adalet Ufku

Koca Çınar Osmanlı, tarihlerinde ilk defa olarak Ermenilere; dinlerine, dillerine ve geleneklerine serbestçe sahip olabilmeleri hakkını tanımıştı. Çocuklarını diledikleri gibi okutma, kendi okullarını açma ve yönetme, öz dillerinde kitap ve gazete yayınlayabilme imkanlarını sağlamış; can, mal, ırz ve namusları teminat altına alınarak Türklerle birlikte huzur içinde yaşamaları temin edilmiştir. Varlık sahnesinde hiçbir devlet ve hükümdarlardan görmedikleri bu ilgi, Ermeni toplumunu Osmanlı’ya bağlayan en önemli etken olmuştu. Osmanlı tarihinde Ermenilerden “teb’a–i sâdıka”, “millet-i sâdıka olarak bahsedilmesi, onların, milletimiz nezdindeki güven ve itibarlarının bir ölçüsüydü. Öyle ki, Türkçe konuşmayan, Türk–İslam geleneklerini Türkler gibi benimsemeyen Ermeni ailesi yok gibiydi. Veya zikredilmeyecek kadar azdı. Doğu bölgelerimizde çoğu Ermeni kadını, Türk hanımları gibi çarşaf giyerlerdi.
Devlet, ilk yıllardan itibaren beraber yaşadıkları sürece Ermeni sanatkar, tüccar ve köylüsüne ilgiyi hiç bir zaman esirgememiştir. Bu sayede Ermeniler iktisaden en müreffeh seviyeye ulaşmışlar, bilhassa sarraflık ve kuyumculukta çok ileri gitmişlerdi. Dünyanın çeşitli yerlerinde özellikle Rusya’da Ermeniler gayet hakir görülür ve türlü baskı ve zulüm altında yaşarken, Osmanlı idaresinde tarihlerinin en mesut yıllarında bulunuyorlardı. Bir Ermeni yazarın ifadesiyle söylemek gerekirse, "Ermenilerin zenginliği efsanevi bir hal almıştı."
Bu gerçeği teslim eden yazarlardan biri de M. Varantyan. Yazar, 'Ermeni Harekatının Tarihi' adlı Ermenice kitabında şunları ifade etmektedir: "Türkiye Ermenisi, Rus Ermenisine göre Ermeni kültürü, tarihi, lisanı, edebiyatı itibariyle çok kuvvetli ve serbest idi. 19. yüzyıl dönemlerinde Ermenilik bir millet olarak henüz Avrupa’da bilinmiyordu. Avrupalılar bunları İstanbul’dan biliyordu. Ermenileri yeryüzüne dağılmış tüccarlar, kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmeyen Yahudiler gibi vatansız, milliyetsiz kimseler olarak tanıyorlardı."

Emperyalizmin Ermeni Oyunu

Fakat; idaresinde bir 'teb’a–i sadıka' olarak yaşamışken bu defa Türklerin ezeli hasımlarının tahriklerine kapılan Ermeniler, yüzyıllarca kendilerine en büyük nimetleri sunan Osmanlı’ya açıkça ihanet etmişler, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere Batı’nın politika oyunlarında piyon olmayı yeğlemişlerdir. Bu durum, 19. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde, özellikle 1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı sırasında İngiltere ve Rusya arasındaki rekabetin yarattığı bir emperyalizm sorunu olarak açıkça belirmeye başladı. Ermeniler, bundan sonra Osmanlı Devleti’nin bütün Hıristiyan unsurları gibi bağımsız bir devlet kurmanın çabası içine girmişlerdi.

Rusya ve İngiltere’nin Yayılmacı Politikası

Boğazlar üzerinden Akdeniz’e açılmak hususundaki tarihi emellerinin önüne, buraların stratejik önemi dolayısıyla Avrupa devletlerince set çekildiğini gören Rusya, sıcak denizlere inme gayesini gerçekleştirebilmek için Doğu Anadolu’da müstakil bir Ermenistan kurdurmak sonra da Ermenileri elde ederek, onları basamak olarak kullanmayı tasarlıyordu. Osmanlı Devleti üzerinde iktisadi, siyasi çok girift hesapları olan İngiltere ise, güneye inmek isteyen Rusya’ya karşı doğuda kendi emelleri doğrultusunda tampon bir Ermeni devleti kurulmasından yanaydı. Onlara göre Rus sınırına yakın bir bölgede kurulacak Ermeni devleti, Rus Ermenilerinin de kavmiyetçi duygularını harekete geçirecek, bu durum en azından Rusya’yı İngiltere karşısında zayıflatacaktı... Görüldüğü gibi Ermeni sorunu, Ermenilerin kendi içinden ve ihtiyaçlarından değil, güçlü devletlerin bölge üzerindeki çıkar hesaplarından kaynaklanıyordu. Bu oyunda Ermeniler, kukla olmanın ötesinde bir rol icra etmemişlerdir. Ne var ki, Osmanlı Devleti savaşta uğradığı ağır yenilginin baskısı altında imzaladığı “Ayastefenos” ve onun yerini alan “Berlin” antlaşmalarıyla, Ermenilerle ilgili ıslahatlar yapmayı kabul ediyordu.

Osmanlı’yı Parçalama Faaliyetleri ve Misyonerlik

Kendi hesaplarını gizlemek için meseleyi bir insanlık ve Hıristiyanlık meselesiymiş gibi göstermeleri, kiliselerin ve misyonerlerin de bu emeldeki sinsi rolünü ortaya koymuştur. Esasen Osmanlı’yı parçalama gayesine yönelik plan ve projeler hep bu misyoner ajanlar vasıtasıyla bilfiil ortaya konmuştur. Batılı Katolik ve Protestan misyonerler 19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nde aktif olarak faaliyet yapmışlardır. Bu amaçla misyoner kiliseler, okullar, hastaneler ve diğer hayır kurumları açmışlar; kapitülasyonların himayesinde, Avrupa güçlerinin diplomatik yardımlarına sığınarak faaliyetlerini rahatça yürütmüşlerdir. Sadece Elazığ’da 83, Diyarbakır'da 32, Erzurum’da 24, Bitlis’te 22 misyoner okulun varlığı belirtilmektedir. 1904’te Osmanlı topraklarında Amerikan devlet okulu olarak 400, rahiplerin 306, rahibelerin 354 okulu vardı.
“Bu misyoner faaliyetleri, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde Batı kültürünün ve fikrinin yayılmasında güçlü araçlar olmuşlar, bununla beraber imparatorluk bünyesindeki azınlıkların siyasi sadakatlerini yok etmeye çalışmışlardır”. Bu maksada yönelik olarak da, İngilizler, Osmanlı toplum hayatında kavmiyetçilik, din ayrımı, mezhep ihtilafları, renk ayrımı, kabile ve arazi ihtilaflarını tutuşturmak üzere Ortadoğu ve başkent İstanbul’a yüzlerce ajan–misyoner göndermişlerdir. Bu misyonerlerin iki temel gayesi vardı: Birincisi, Osmanlı'yı yıkmak; diğeri, Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak.

Ermeni Papazları İlk Yaygarayı Koparıyor

Dr. Rıza Nur, bu konuda şunları söylemiştir: "Merzifon ve sair Amerikan kolejlerinde okuyup Protestan ve bunlardan da papaz olan Ermeniler, yıllardan beri Amerika’da gayet hummalı bir propaganda yapıyorlardı. Ermenilerin mazlum, istiklale layık olduğunu, Anadolu’nun eski asırlardan beri kendilerinin olduğunu, Türklerin zalim olup din hürriyeti vermediklerini, Müslümanlığın, Hıristiyanları kesmeyi sevap saydığını, Türklerin Ermenilere sırf bu yüzden katliam yaptıklarını söylüyorlardı. Zamanla bunlar yer tutmuş, sahih zannedilmiş, Amerikalılar’da Ermenilere karşı büyük bir teveccüh hasıl olmuştu. Hatta, Harb–i Umumi’de Ermeni katliamı diye ilk yaygarayı koparanlar da yine bu Ermeni Protestan papazlardı. O vakit Amerika, İngiltere ve Fransa’da bu hususta aleyhimize yüzlerce risale ve makale neşredildi. Bunların hepsi de, bu papazların raporuna istinaden yazılıyordu."

Kavmiyetçilik Fikirlerini Misyonerler Ortaya Attı

Resmi görevde bulunduğu Van ve Bitlis vilayetlerinde 5 sene dolaşarak buraların istatistiğini çıkaran Rize Konsolosu Rus General J. Mayewski’nin; yazmış olduğu “Van ve Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiği” adlı eserinde önemli tespitleri vardır: “Ermeni ayaklanması Ermenilerin; kamuoyunda milliyetçilik, hürriyet ve bağımsızlık fikirlerinin yayılması sonucu siyaset ile meşgul olmaları, bu fikirlerin Batılı hükümetler tarafından tahrik edilmeleri ve Ermeni papazların gayretleri ve telkinleriyle ortaya çıkmıştır. Ermeni din adamlarının, dinî çalışmaları yok gibiydi. Buna karşın, Ermeni papazları kavmiyetçilik fikirlerini yaymak hususunda çok çalışmışlardır. Yüzyıllardan beri, din hizmetlerinin yerine, Müslümanlara karşı din düşmanlıklarının aşılandığı esrarengiz kiliselerin duvarları arasında bu tür fikirler gelişmiştir.
“Bilinmelidir ki, Türk vahşetine hiçbir yerde tesadüf edilemez. Türk vahşeti bir hakikat olmayıp, bile bile uydurulmuş siyasi bir hikayedir; çünkü, ekseriya göz önünde cereyan eden vakalara dair Avrupa matbuatındaki, bizzat müşahade edenler imzasıyla yazılan satırları okuyunca insanın gözlerine inanamayacağı geliyor. Hakikat gözüyle bakıp da hakikati olduğu gibi söylemek icap ederse, Doğu’da vahşeti Müslümanlar değil Doğu Hıristiyanlarınının (Ermenilerin) yaptığını itiraf etmek icap eder. Her türlü fenalığı Doğu’daki Hıristiyanlar irtikap etmiş, sonra da bunları, himayesiz Müslümanların başına yüklemişlerdir…

Ermeni İhtilal Cemiyetleri Ve Komiteler

Ermenistan’ı ihya meselesi, 1839’da ilan edilen 'Tanzimat Fermanı' ve 1856’da ilan olunan 'Islahat Fermanı' ile fikir sahasından çıkıp bir hedef haline geldi. Paris’te kurulan “Mıhtaryan–Muratyan Mektebi” Ermeni hareketini idare edecek gençleri yetiştirmeye başladı. Protestan misyonerlerin kurduğu “Ermeni İncil Cemiyeti” bu harekete önayak oldu. Bilahare, bu maksatla daha bir çok cemiyetler kuruldu.
1860’lı yıllarda sosyal amaçlarla kurulmaya başlayan dernekler, sonradan dış teşvik ve yardımlarla Osmanlı Ermenilerini devlete karşı ayaklandıran komitelerin ilk tohumları olmuştur. İlk teşebbüs, 1860’ta kurulan “Hayırsever Cemiyeti”dir. Bunu, “Fedakarlar Cemiyeti” takip etmiştir. Daha sonra 1870 ile 1880 yılları arasında özellikle Van bölgesinde kurulan “Araratlı Cemiyeti”, merkezleri Muş’ta bulunan, “Mektepsevenler”, “Şarklı” ve “Kilikya” cemiyetleri kuruldu. 1880’de dört cemiyet birleşerek “Ermeni Müttehit Cemiyeti” adını almıştır. Yine 1880 yılında Erzurum’da “Silahlılar Cemiyeti” daha sonra da “Milletperver Kadınlar Cemiyeti” ve “Ermenistan’a Doğru Cemiyeti”; 1872’de Van’da, “İttihat ve Halas Cemiyeti”, 1882’de yine Van’da “Karahaç Cemiyeti” kuruldu. İstanbul’da “Ermeni Vatanperver Cemiyeti”, 1881’de Eruzurum’da “Suray–ı Alî Cemiyeti” (daha sonra adını değiştirmiş ve “Müdafa–i Vatandaşlar Cemiyeti” olmuştur.) 1890’da İstanbul’da “Sant” (Yıldırım) isimli ihtilalci bir dernek, ile “Kurban” adlı küçük bir teşkilat kurulmuştur... Bu cemiyetlerin başlıca hedefleri, propaganda yapmak, ayaklanma çıkartmak, Ermeni gençlerini silahlandırmak ve düzenli olarak terörist eğitimine tabi tutmaktır.

Taşnak ve Hınçak Komiteleri

Ermeni isyan ve ihtilal cemiyetlerinin en zararlısı, 1887’de İsviçre’nin Cenevre şehrinde kurulan "Hınçak Komitesi" ve 1890’da Rusya’nın Tiflis kentinde kurulan "Taşnak Komitesi"dir. Bunun yanında "Ramgavar" da ihtilalci komiteler arasındadır. Taşnak, Hınçak gibi komiteler, tedhiş amaçlı terör örgütleridir. Nihai hedefleri: Doğu Anadolu’yu Ermeni yurdu yaptıktan sonra; İran’dan, Azerbaycan ve Rusya vilayetleriyle Rusya’nın, Hazar Denizine kadar olan Kafkas topraklarını ele geçirerek bir “Büyük Ermenistan Devleti” kurmaktır. Bu örgütlerin faaliyet sahasını ise, bu maksada ulaşabilmek için her türlü terör, cinayet, katliam, yağma, tecavüz, çapul, talan... olarak özetleyebiliriz.

_________________
Nush ile Uslanmayanin Etmeli Tekdir

Tekdir ile Uslanmayanin Hakki Kotektir
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> SERBEST KÜRSÜ Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Geçiş Yap:  

Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



BİZİM KÖŞE



Powered by phpBB © 2001 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Chronicles phpBB2 theme by Jakob Persson (http://www.eddingschronicles.com). Stone textures by Patty Herford.

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.062