| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
Alperen Admin


Kayıt: 12 Ksm 2007 Mesajlar: 1385 Konum: ISPARTA/KONYA
|
Tarih: Çrş Nis 09, 2008 10:35 am Mesaj konusu: DOĞU TÜRKİSTAN |
|
|
Çin, 20. yüzyıla, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve Rusya gibi ülkelerin baskıları altında ezilmiş ve paramparça olmuş bir imparatorluğun kalıntıları üzerinde girdi. Ülkede imparatorluk rejimi yıkıldıktan sonra, on yıllar boyunca güçlü bir merkezi otorite kurulamadı. Ancak 1949 yılında iktidara gelen Komünist Parti ile birlikte, Çin kısa sürede büyük bir korku rejimine dönüştü. Bu dönüşüm sürecinde on milyonlarca insan söz konusu kanlı ideolojinin baskıcı ve totaliter uygulamaları nedeniyle hayatını kaybetti. İktidarını ancak şiddetle muhafaza edebilen ve komünizmin belki de en acımasız ve en vahşi uygulamasını yürürlüğe koyan Çin Komünist Partisi, tüm Çin halkı için tek tip bir yaşam ve düşünce tarzı belirledi. Bu dönem boyunca, komünist iktidarın kurallarına uymayanlar ise acımasızca yok edildi.Bugün görünürde komünizmin vahşi uygulamaları sona ermiştir. Artık insanlar kupon karşılığı yemek almıyor, tek tip giyinmeye zorlanmıyor, Mao'nun "küçük kırmızı kitabı"nı ezberlemedikleri için işkence görmüyorlar. Ancak komünist rejimin yeni dünya düzenine uyarlanan versiyonu tüm acımasızlığıyla hayatta...
Çin Komünist Partisi'nin gözünde insan ancak ürettiği müddetçe değerlidir ve sadece Komünist Parti'nin belirlediği şekilde ve belirli sınırlar dahilinde düşünebilir. Düşündüklerini de aynı katı sınırlar içinde dile getirebilir. Nitekim bugün Çin'in dört bir yanında bulunan çalışma kampları, bu kamplarda çalışan milyonlarca insanı aşağılayan ve sömüren bir çalışma düzeni, halkın gözü önünde gerçekleştirilen toplu idamlar, hapishanelerde yaygın olarak başvurulan işkence yöntemleri, idam edilen mahkumların organlarının ticari malzeme olarak kullanılması, komünist yönetimin bu çirkin yüzünü ortaya koymaktadır. Buna rağmen özellikle son yirmi yıldır çeşitli basın organlarında Çin'in liberal ve demokrat bir çizgiye doğru hızla ilerlediği propagandası yapılmaktadır. Ancak burada çok önemli bir nokta göz ardı edilmektedir. Çin'in çeşitli gerekçelerle ekonomik alanda kapitalist uygulamalara geçmesi ve kapılarını bazı alanlarda yabancı yatırımcılara açmış olması, bu ülkenin siyasi yapısında ve ideolojisinde bir değişim yaşandığı anlamına gelmemektedir. Aksine yukarıda belirttiğimiz insanlık dışı uygulamalar, iktidardaki Çin Komünist Partisi'nin zihniyetinde değişen bir şey olmadığını göstermektedir. Bu sitede, bu durum tüm örnekleriyle ortaya konacaktır.
Söz konusu komünist vahşetin en çok hedefi olan bölge ise, Uygurlu Müslüman Türklerin yaşadığı Doğu Türkistan'dır. Çin'in en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan yaklaşık iki asırdır işgal altındadır ve özellikle son elli yıldır komünist Çin yönetiminin despot rejimi altında ezilmektedir. Doğu Türkistan, Çin'in propagandaları neticesinde dünya kamuoyu tarafından 'Xinjiang' -Sincan- (Çince "yeni kazanılmış topraklar") olarak tanınmaktadır ve çoğu insan bu topraklarda yaşanan insanlık dramından habersizdir. Oysa nüfusun çoğunluğunu Uygur kökenli Müslümanların oluşturduğu Doğu Türkistan'da, Çin Komünist Partisi tarafından, Çin'in hiçbir bölgesinde yaşanmayan boyutlarda şiddet ve baskı uygulanmaktadır. İşkence, idam, çalışma kampları, dini baskı Doğu Türkistan'da uzun yıllardır günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir.
Müslümanlar sadece dinlerini yaşamak istedikleri için tutuklanmakta, işkenceleri ile ünlü Çin hapishanelerinde aylar, hatta yıllar boyunca tutulmakta, özgürlük ve demokrasi taleplerini dile getirenler acımasızca idam edilmektedir. Bunun yanı sıra Çin'in asimilasyonist politikaları Doğu Türkistan'ın çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, dillerini konuşmalarını, kültürlerini devam ettirmelerini engellemekte ve hatta diledikleri kadar çocuk sahibi olmalarını bile yasaklamaktadır. Hacca gitmeleri, namaz kılmaları ve oruç tutmaları engellenen Doğu Türkistan Müslümanlarının bekledikleri yardım ise dünyanın dört bir yanındaki vicdanlı insanlar için son derece kolaydır: Bu komünist zulmün sona ermesi için fikri bir mücadele yürütülmesi ve yaşanan zulmün tüm dünyaya duyurulması için çaba sarf edilmesi...
Çin'in, Doğu Türkistan'ı, her türlü iletişim imkanını kısıtlayarak dünyaya kapalı bir bölge haline getirmesi, bölgede yaşanan insanlık dramının tüm boyutları ile öğrenilmesini engellemektedir. Ancak bu, Doğu Türkistan'da ezilen ve zulüm gören masum insanları unutmak ve bu konuda duyarsız davranmak için geçerli bir mazeret değildir. Bu nedenle Doğu Türkistan konusunda dünyaya hakim olan bu sessizliği ortadan kaldırmaya yönelik her türlü fikri çaba son derece önemlidir. Kapalı kapılar ardında yaşanan insanlık dışı olayların tüm boyutları ile gözler önüne serilmesi, hem bu mazlum halkın sesini duyurmasına vesile olacak, hem de dünya kamuoyunun dikkatini bu konuya çekecektir.Bu sitede amaçlanan da, hem Çin'in dört bir yanında yarım asırdan uzun bir süredir devam eden komünist zulmün temel nedenlerini tespit etmek, hem de mazlum Doğu Türkistan halkının sesini duyurmaktır. Doğu Türkistan Müslümanlarının huzura ve güvenliğe kavuşmaları için yapılacak her türlü girişimin başarıya ulaşması, zulmün temel sebeplerinin doğru tespit edilmesi ve bunlarla gereği gibi mücadele edilmesi ile mümkündür.
Bu sitede göreceğimiz gibi, Doğu Türkistan'a yapılan zulümlerin temel nedeni, Çin Devletine hakim olan materyalist felsefe ve komünist ideolojidir. Hayatın bir tür yaşam mücadelesi olduğunu ve ilerlemenin sadece çatışma ile sağlanabileceğini öne süren materyalist felsefenin neden olduğu şiddetin ortadan kalkması, ancak Allah'ın emrettiği ahlakın insanlar tarafından kabul edilmesi ve hayata geçirilmesi ile mümkündür. Allah insanlara adaleti, hoşgörüyü, sevgiyi, merhameti, saygıyı, fedakarlığı, paylaşmayı, özveriyi ve affediciliği emretmiştir. Farklı etnik kökenlerin, bir çatışma nedeni olmadığını, insanların birbirlerinin ırklarına, dillerine, inançlarına saygı göstermeleri gerektiğini bildirmiştir. Bu ahlak anlayışının yeryüzünde kabul görmesi, barış, huzur ve hoşgörünün tek çaresidir. Yeryüzünü bir zulüm yurdu haline getirenlerin temel dayanak noktası olan materyalist ideolojiye karşı verilecek fikri mücadele de, işte bu nedenle yeryüzünde adaletin ve barışın hakim olması için yapılması gereken en önemli mücadeledir.
İşte bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemde öncelikli olarak yapılması gereken şey, bir taraftan dünyadaki zulüm ve adaletsizliklere karşı çıkmak, bir yandan da bunların gerçek çözümü olan Kuran ahlakının yayılması için gösterilen çabaya hız katmaktır. Çünkü, Kuran ahlakının yaygınlaşması ile birlikte, Allah'ın izni ile, 21. yüzyıl yeryüzünden haksızlığın, adaletsizliğin, zulmün ve eziyetin kalktığı, barışın, huzurun, güvenliğin ve adaletin hakim olduğu bir çağ olacaktır. Kuran'da bu güzel dönem bize şu şekilde müjdelenmektedir:
"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir." (Nur Suresi, 55) _________________ Zalime ALP Mazluma EREN |
|
| Başa dön |
|
 |
ARVASİ Admin


Kayıt: 03 Arl 2007 Mesajlar: 438 Konum: Isparta
|
Tarih: Çrş Nis 09, 2008 1:21 pm Mesaj konusu: Doğu Türkistan |
|
|
Doğu Türkistan
Başkenti: Urumçi
Yüzölçümü: 1 milyon 820 bin kilometre kare
Nüfusu: 40 milyon
Dili: Uygurca, Çince
Dini: İslamiyet
Doğu Türkistan, M. Ö. 8-3 asırlarda İskitlere; M. Ö. 300- M. S. 93 yıllarında Hunlara; 522-744 döneminde Göktürk İmparatorluğuna; 744-840 devresinde Uygur devletine; 751-870 Karluk ve Karahanlılar İmparatorluğuna ve Saidiye Hanlığına merkez olmuştur (1509-1679). 1759 yılında Çin Mançu (Quing) İmparatorluğu'nun işgaline uğramıştır. 1863'te bağımsızlığına kavuşan Doğu Türkistan'da Yakup Han başkanlığında "Doğu Türkistan İslâm Devleti" kurulmuş ve bu devlet; Osmanlılar, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştır. 1876 yılında Çin-Mançu devletince yeniden işgal edilmiş ve 1884'te Sincan "Yeni Toprak" adıyla Çin İmparatorluğuna bağlanmıştır. 20. asrın başlarında Orta Asya'da oluşan milliyetçilik akımı neticesinde 1933 yılında Kaşgar'da Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu Cumhuriyetin ömrü 1937'de sona ermiştir. Bütün Çin'e hakim olan Komünist Çin Kuvvetleri, 1949'da Stalin'in de onayı ile Doğu Türkistan'a girerek resmen işgal etmiştir.
SİYASAL VE EKONOMİK YAPI
Siyasal Yapı
Komünist Çin yönetimi bu ülkenin gerçek adı olan Doğu Türkistan ismini yasaklayıp yerine Mançu-Çin istilası esnasında verilen Sincan (Yeni Kazanılan Topraklar) ismini kullanmaya devam etmiştir. 1955 yılında da mevcut anayasa, bölgeye “eyaletten yukarı organ” statüsü vererek Doğu Türkistan'da Sincan Uygur Otonom Bölgesi yönetiminin kurulduğunu ilan etmiştir. Bu hükümetin başkanı ve üyeleri Pekin yönetimi tarafından tespit ve tayin edildiğinden dolayı bölgenin idari organlarında Çinlilerin sayısı devamlı surette Uygurlardan daha fazla olmuştur. Her türlü bölge belge, karar ve tayin işleri ise, Çin Komünist Partisi tarafından kararlaştırılıp hükümete icrası için gönderilmektedir. “Sincan Uygur Otonom Bölgesi” yönetiminden başka, onunla aynı yetki, hak ve hukuka sahip 7 türlü devlet organı daha mevcuttur. Bunların idari ve hukuki dereceleri özerk bölge yönetimi ile eşittir. Bunlar sözde Özerk Eyalet Hükümetine baskı uygulayarak kendi işlerini yürütebilirler.
Bütün bunlara karşın, 14 Eylül 2004 günü ABD'de Enver Yusuf'un başbakanlığında bir "Doğu Türkistan Hükümeti" kurulmuştur. Sürgünde kurulan Doğu Türkistan Parlamentosu, 60 milletvekilini barındırmakta ve bağımsız bir devlet için çalışmalara, en basitinden vize alamamak gibi bütün engellemelere rağmen devam etmektedir.
Ekonomik Yapı
Tarım
Doğu Türkistan 150 000 km 2 'lik tarım arazisine ve bir o kadar da ekilebilir toprağa sahiptir. Ekili sahalar ülke yüzölçümünün %2. 41 teşkil etmektedir. Hayvancılığa elverişli otlaklar ise ülke yüz ölçümünün %30. 4 oluşturmaktadır.
Buğday, mısır, pirin, pamuk, süpürge darısı, yulaf, arpa gibi ılıman iklimde yetişen tarım ürünlerinin yanı sıra, “meyve ve kavun ülkesi” olarak bilinen Doğu Türkistan'da üzüm, kavun, armut, elma, incir, ceviz ve nar gibi ılıman ilkim meyvelerinin hemen hepsi yetiştirilir. Cungarya havzasının bazı bölgelerinde ve Tarım havzasında, hububat ziraati önemli yer tutar. Yetiştirilen tahılların büyük bir kısmını buğday teşkil eder. Buğday üretiminde genellikle Cungarya'da kış buğdayı, Tarım havzasında ise yaz buğdayı ekilir.
Sanayi
Bütün Çin'de çıkarılan mineral miktarının %78'inin Doğu Türkistan topraklarından çıkartılması ülkenin Çin açısından önemini ortaya koymaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti toprakları içinde çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında yer almaktadır. Bu madenlerden başlıcaları kömür, petrol, demir, manganez, krom, kurşun, molibden, çinko, berilyum, lityum, niobyum, tantal, sezyum, beyaz mika, asbesttir. Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki kömür rezervlerinin 1/3'i Doğu Türkistan'da bulunmakta ve miktarı 2. 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. Ayrıca bölgede çok zengin petrol (tahmini toplam 60 milyar ton) ve tuz yatakları bulunmakta ve İpek Yolu'nu canlandırma projesi kapsamında 14 milyon dolarlık bir doğal gaz boru hattının döşenmesi projesi gündemdedir.
İNSANİ DURUM ve AZINLIKLARIN DURUMU
Dinî Baskılar
Din, inanç ve ibadet hürriyetine, hatta vaaz verme, camide kalabalık grup halinde ibadet etme, uzun dua okuma ve kutsal kitaptaki bazı ayetlerin okunmaması gibi kısıtlamalar getirilmiş; memurların, işçilerin ibadet yerlerine gitmeleri ve ibadet yapmaları yasaklanmış; ibadet yaptığı tespit edilenler işten atılmış, gözetim altına alınmış veya para cezalarına çarptırılmış; kadınların, kızların dini ibadet yapmalarına, 18 yaşından küçüklerin dini kurs ve eğitim almalarına ve ibadet yapmalarına yasak getirilmiş; isteyen özel şahısların dini okul veya kurs açmaları men edilmiş; öğrencilerin dini kurs ve okullarda okumaları yasaklanmıştır. Evinde dini kitap bulunanların kitaplarına el konularak evinde dini kitap bulundurmanın suç teşkil ettiği ve cezalandırılacakları belirtilmiştir. Doğu Türkistanlı Müslümanlardan Hac ibadetini yerine getirmek isteyenlerin pasaportlarına el konularak Hacca gitmeleri engellenmeye çalışılmıştır.
Nüfus Yapısı ve Doğum Kontrolü ile İlgili Baskılar
Çin yönetimi, 1949 yılından beri uyguladığı düzenli politikalarla bölgedeki Müslüman nüfusu azınlık haline getirmeye çalışmaktadır. Bölgeye sürekli sevkettiği Çin nüfusu ile hem bölgedeki Müslüman nüfusu seyreltmekte, hem de yönlendirdiği Çin nüfusunun da genellikle eski hapishane mahkumları veya sabıkalı kimseler olmasından dolayı bölgedeki suç oranını artırmaktadır. 1990'a gelindiğinde Müslümanların oranı %60'a inerken Çinlilerin nüfus oranı %37. 6'a çıkmış durumdadır. Yeni yerleşimciler Doğu Türkistan'daki en verimli topraklara yerleştirilirken bu toprakların asıl sahipleri olan Doğu Türkistanlılar kurak ve işlenmesi zor alanlara sürülmektedir.
Ayrıca, Çin hükümeti, Doğu Türkistan'daki Müslüman Türk nüfusunun artmasına engel olmak için, "doğum kontrolü kanunu"nu da uygulamaktadır. Bu kanuna göre şehirlerde oturanların 2, köylerde oturanların 3'ten fazla çocuk sahibi olmaları yasaktır. Bu yasağa uymayanlar çok ağır cezalara çarptırılmaktadır. Geniş kırsal kesimlerde yasağa uymayan kadınlara; hiçbir tedbir alınmadan toplu kürtaj operasyonları yapılmaktadır. Hamile kadınların çocukları karınlarından zorla çıkarılarak öldürülmektedir. Kanun dışı doğan çocuklara isim verilmemekte, vatandaşlık hakkı tanınmamaktadır.
Dil Baskısı
Otuz yıl içerisinde dört defa alfabe değiştirilmiştir. Mao, Çin alfabesine ilişkin hiçbir değişiklik yapmazken, Uygur alfabesini önce Kirilceye çevirmiş, daha sonra Rus egemenliğine duyulan korku nedeniyle Latin harflerine geçilmiştir. Bu kez de Türkiye ile kurulacak ilişkilerden korkulduğu için de Arap alfabesine dönülmüştür.
Bugün Doğu Türkistan'daki tüm yayınların sadece %16'sı Uygurca'dır. Uygur dilinde hazırlanan bir ansiklopedi veya bir sözlük bulunmamaktadır.
Uygur eğitmenleri ya da fikir adamlarının Uygur tarihi, kültürü, sanatı gibi konularda yazı yazmaları yasak olmamakla beraber buna kalkışanlar “bölücülük” suçlamasıyla cezalandırılmakta, tutuklanmakta ve ders vermeleri durumunda okulları kapatılmaktadır.
Doğu Türkistan'da Yapılan Nükleer Denemeler
Çin'in en büyük nükleer merkezi ve deneme alanı Doğu Türkistan'da Taklamakan Çölündeki Lop-Nor Gölü civarında bulunmaktadır. Hükümet hiçbir koruyucu tedbir almaksızın, bölgede nükleer denemler yapmaktadır. 1964'ten bu yana 11'i yer altında olmak üzere 46 nükleer deneme yapılmıştır. Nükleer denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanları ölümcül hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya gelmiştir. Nükleer denemeler nedeniyle 210 bin civarında Müslüman ölmüş, binlercesi sakat kalmış, binlercesi de kansere yakalanmıştır.
Çin, 1964'den günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında 50'ye yakın atom ve hidrojen bombası patlatmıştır. İsveçli uzmanlar, 1984 yılında yapılan yeraltı nükleer denemesinde kullanılan 150 ton gücündeki bombanın Richter ölçeğiyle 8. 8 büyüklüğünde yer sarsıntısına sebebiyet verdiğini tespit etmişlerdir.
SONUÇ
Sonuç olarak Çin, Doğu Türkistan üzerinde yoğun baskılar kurup bölgeyi, nimetleriyle beraber inhisarına almak, bölge insanlarını ise asimile etmek niyetindedir. Ayrıca, bölgede dirilmeye çalışan çeşitli direnişçi hareketleri de, terörist faaliyetler olarak adlandırmaktadır. Özellikle 11 Eylül sonrasında terörizmle mücadele kılıfına sığınarak, baskı uygulamalarını meşru hale getirmektedir.
Çin baskısı, annenin karnındaki bebeğe kadar ulaşmaktadır; bir bebeğin doğumuna bile müdahale etmekte, gerekirse onu yok etmektedir. Yüzlerce insan yok yere tutuklanmakta, insanların mal varlıklarına, kuruşu kuruşuna kendileri satın aldıkları halde el konmaktadır. “Siyasi görev” adı altında genç dansçı kızlar alı onup Çinli askerlerle içki içmeye ve onları eğlendirmeye zorlanmaktadırlar.
Doğu Türkistan sınırları dahilinde direniş imkansız bir hal aldığından, özgürlük mücadelesi yurt dışında kurulan dernek ve vakıflarla sürdürülmektedir. En son geçtiğimiz yıl sonunda ABD'de bağımsız bir hükümet kurulmuştur. Bunun gibi ABD'den Avustralya'ya pek çok Doğu Türkistan derneği ve mülteci vakfı mevcuttur. Ancak bu kurumların başarıya ulaşmaları için, özellikle ağırlık sahibi ülkelerden desteğe ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla, bu süreçte, Türkiye'nin üzerine de önemli görevler düşmektedir.
UNUTULAN VATAN; DOĞU TÜRKİSTAN
20. Yüzyıl'da dünyanın dört bir yanında savaşlar, iç kargaşalar,, toplu katliamlar, terörün her türlüsü insanlığa dehşet saçtı. Dünya tarihinde ilk kez, savaşlarda bu kadar çok sivil insan hedef alınarak öldürüldü. Hemen hemen her kıtanın bir veya birkaç köşesinde dinmeyen bir zulüm ve kargaşa ortamı oluştu. Dünyayı böylesine kana bulayan, insanlara zulmün her türlüsünü yaşatan neden ise, 19. yüzyılın köhne ve ilkel bilimsel metodlara sahip zihinlerinin ürettiği ideojilerdi.
Dünyaya vahşet saçan ideojilerin baçında ise komünizm gelmekteydi. Karl Marx ve Friedrivh Engels isimli iki Alman'ın ürettikleri bu ideolojinin, Lenin, Stalin ve Trotsky gibi kişiler tarafından uygulanmaya konmasıyla, dünya tarihinin en büyük kıyımları ve katliamları gerçekleştirilmeye başlandı... Bu ideolojinin Rusya'dan sonra Doğu Avrupa, Çin, Hindiçini, Latin Amerika gibi coğrafyalara sıçramasıyla, zulmün çapı daha da büyüdü. Ve bu ideoloji ardında milyonlarca ölü bıraktı. Her ne kadar kesin rakamlara ulaşılması mümkün değilse de, komünizmin dünyaya getirdiği ölü sayısı yaklaşık olarak 100 milyondur; Rusya'da 20 milyon, Çin'de 65 milyon, Vietnam'da 1 milyon, Kuzey Kore'de 2 milyon, Kamboçya'da 2 milyon, Doğu Avrupa'da 1 milyon, Latin Amerika'da 150 bin, Afrika'da 1.7 milyon, Afganistan'da 1.5 milyon ve uluslararası komünist hareketin ve iktidarda olmayan komünist partilerin neden olduğu 10.000 civarında ölü. Her ne kadar Sovyet Birliği'nin dağılmasıyla komünizmin siyasi bir rejim olarak çöktüğü kabul edilse de, komünist ideoloji ve uygulamaları hala devam etmektedir. Hala Kızılordu zihniyetinin hakim olduğu Rusya'nın Çeçenistan'da, Çin'in ise Doğu Türkistan'da yürüttüğü uygulamalar bunun en önemli göstergelerindendir. Bugün Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman Türkler Mao'nun Kızıl Çin'inde yaşananların tekrarını yaşamaktadırlar. Gençler sebepsiz yere tutuklanmakta, rejime karşı oldukları iddiası ile idama mahkum edilerek kurşuna dizilmekte, Müslümanın ibadetlerini topluca yapmaları engellenmekte, kazançları acımasız vergilerle ellerinden alınmakta, halk açlık tehlikesiyle ölümün eşiğinde yaşamakta, yanıbaşlarında yapılan nükleer denemelerle ölümcül hastalıklara yakalanmaktadır. Batılı ülkeler ise, Çin tarafından tüm dünya ile irtibatı özellikle kesilen bu topraklardaki insan hakları ihlallerini her zamanki gibi görmezdelikten ve duymazlıktan gelmektedir.
Müslüman Türklerin, 21. Yüzyıl'da dünyanın gözünün önünde yaşadıkları acılara ve maruz kaldıkları insanlık dışı muamelere geçmeden evvel, kısaca Doğu Türkistan'ın tarihine ve geçmişin ihtişamlı topraklarına zulmün ve acının nasıl geldiğine bakalım.
DOĞU TÜRKİSTAN'DA ÇİN ZULMÜ
Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler, yaklaşık 250 yıldır Çin egemenliği altında yaşamaktalar. Çinliler, bir İslam toprağı olan Doğu Türkistan'a ''kazanılmış topraklar'' anlamına gelen ''Sincang'' adını koydular ve burayı kendi toprakları olarak tanımladılar. 1949 yılında Mao önderliğindeki komünistlerin Çin'in yönetimini ele geçirmelerinin ardından, Doğu Türkistan üzerindeki baskılar eskisine oranla daha da arttı. Komünist rejim politikası, asimile olmayı reddeden Müslümanların fiziksel olarak imhasına yöneldi. Katledilen Müslüman sayısı korkunç boyutlara ulaştı. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürüldüler, ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda öldüler. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistan'lı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaştı.
Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz bırakıldı. Doğu Türkistan'ın uzun süre sürgünde yaşayan merhum lideri İsa Yusuf Alptekin, Türkiye'de yayınlanan Doğu Türkistan Davası ve Unutulan Vatan Doğu Türkistan adlı kitaplarında sözkonusu baskı ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır. Bu kitaplarda anlatıldığına göre, Doğu Türkistan'da halka uygulanan baskılar, Sırplar'ın Bosna'da Müslüman Boşnaklara veya Kosova'da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı değildir. Ülkedeki Çin mahkemelerinin ''ceza'' yöntemlerin de son derece acımasızca ve vahşidir. Diri diri toprağa gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde karlarda yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı ikiye bölmek gibi ''ceza'' lar uygulanmıştır.
ASİMİLASYON VE KÖKLÜ BİR KÜLTÜRÜ YOK ETMEYE YÖNELİK UYGULAMALAR
Rejim, 1949 yılından itibaren Müslümanları imha ederken, bir yandan da bölgeye sistemli bir biçimde Çinli göçmen yerleştirdi. Çin hükümetinin 1953 yılında başlattığı bu kampanyanın etkisi son derece düşündürücüdür. 1953 yılında bölgede %75 Müslüman, %6 Çinli yaşarken bu oran 1982 yılında %53 Müslüman, %40 Çinli'ye yükseldi. 1990 yılında yapılan nüfüs sayımında ulaşılan %40 Müslüman, %53 Çinli nüfüs oranı bölgedeki etnik temizliğin boyutlarını göstermesi açısından son derece önemlidir.
Bugün ise Uygurlar; köylerde oturmaya zorlanırken, Çinliler şehirlere yerleştirilmektedir. Bu sebeple bazı şehirlerde Çinli nüfüs yüzdesi %80'lere çıkmaktadır. Hedef, şehirlerde Çinlileri çoğunluk haline getirmektir. Çin Hükümeti'nin Doğu Türkistanlıları Çinlilerle evlendirmek için uyguladığı yöntemler ise asimilasyon çalışmalarının bir parçasıdır.
Bu arada Çin yönetimi, Doğu Türkistanlı Müslümanları nükleer denemelerinde kobay olarak kullanmıştır. Bölgede ilk olarak 16 Ekim 1964 tarihinde başlatılan nükleer denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanı ölümcül hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya gelmiştir. Nükleer denemeler nedeniyle ölen Müslüman sayısının 210 bini bulduğu bilinmektedir. Binlerce insan ise sakat kalmış, binlercesi ise sarılık vebası, kanser gibi hastalıklara yakalanmıştır.
Çin 1964'den günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında elliye yakın atom ve hidrojen bombası patlatmıştır. İsveçli uzmanlar, 1984 yılında yapılan yeraltı nükleer denemesinde 150 ton gücündeki bombanın Richter ölçeğiyle 8.8 şiddetinde yer sarsıntısına sebebiyet verdiğini tesbit etmişlerdir. _________________ TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ'ne bağlanmayı savunuyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
KARA HİLAL onbaşı


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 39 Konum: Isparta
|
Tarih: Cmt Hzr 07, 2008 12:18 pm Mesaj konusu: Doğu Türkistan Raporu |
|
|
ÇİN-TÜRKİYE ARASINDA DOĞU TÜRKİSTAN
Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren stratejik bir işbirliğine uzanacak kadar hız kazanmıştır. 1982 yılında cumhurbaşkanlığı düzeyinde Kenan Evren tarafından düzenlenen ilk resmi ziyaretten 1990’lı yıllara gelindiğinde Çin, özellikle ekonomik gücüyle de birçok açıdan incelenebilecek bir ülke konumuna yükselmiştir. Çin, Türkiye’nin önemli müttefiklerinden biri olarak değerlendirilirken Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet programında, Çin ile iyi ilişkiler kurulmasını öngören bir ibare hükümet protokolüne alınmıştır. Çin ile geliştirilen ilişkiler, ekonomik ve sosyal boyutu da haizdir. Örneğin, Çin’in özellikle ekonomik ilişkilerinde çok sık kullandığı yöntemlerden biri olan kardeş ülke uygulamasına Türkiye’de de başlanmıştır. Bu uygulamanın pilot bölgeleri olarak Şanghay-İstanbul ve Tiyenyin-İzmir şehirleri seçilmiştir. Ne var ki, kardeş ülke uygulamaları, Türkiye-Çin arasındaki ticaretin 90’lı yıllardan itibaren Türkiye aleyhine açık vermesinin önüne geçememiştir. T.C. Devlet İstatistik Enstitüsü’nün rakamlarına göre söz konusu açık 1995 yılında 472, 1996’da 491, 1997’de ise 743 milyon dolardır. Son yıllarda da ucuz Çin mallarının Türk piyasalarındaki satışının, yerli ekonomiye verdiği zarar tartışılmakta ve bu duruma yönelik önlemler araştırılmaktadır.
Ancak Türkiye-Çin ilişkilerinin çok ileri bir seviyeye ulaşması şu anda pek mümkün gözükmemektedir; zira Çin’in bakış açısıyla bakıldığında, Türkiye halen ABD’nin bir müttefikidir ve bu aşamada da mevcut ilişkiler, stratejik bir ortaklıktan öteye gitmeyecek gibidir. En azından Çin basını Abdullah Öcalan’dan “Türkiye hükümeti karşıtı Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan” veya “Türkiye Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan” diye bahsederken ve Kürt sorununu Miloşeviç’in Kosovalı Arnavutlara karşı uyguladığı soykırımla paralel değerlendirirken, Türk hükümetinin Doğu Türkistan sorunu karşısında Çin ile sözde iyi ilişkilerine zarar gelmemesi için duyarsız kalması kabul edilebilir bir durum değildir.
Öte yandan Çin hükümeti, Doğu Türkistan’ın en büyük destekçisi olarak Türkiye’yi görmektedir. 1990-1994 yılları arasında kaleme alınan “Panislamizm ve Pantürkizm’in Doğu Türkistan’daki Yayılmaları ve Buna Karşılık Uygulanacak Tedbirler” adlı 387 sayfalık raporda Doğu Türkistan ‘ayrılıkçı hareketi’nin Türkiye menşeli olduğu ileri sürülmüştür. Buna göre, Doğu Türkistan’da süregelen hareket, II. Abdülhamit döneminde başlamış ve o zamandan bugüne kadar söz konusu iki akım Doğu Türkistan’da etkisini göstermiştir. Ayrıca 19. yüzyılın son yıllarından 20. yüzyılın ortalarına kadar Doğu Türkistan’da meydana gelen bağımsızlık hareketleri ve ilk cumhuriyetin kurulması esnasında hep Türkiye’den bölgeye sızan ‘arkası karanlık Türkiyeliler’in bulunduğu yazılmaktadır. Hatta aynı raporda bu eylemlerinin yanı sıra Çin’e karşı sergilediği dostane tavırlar da Türkiye’nin AB’ye giriş süreciyle ilişkilendirilmiştir. Bununla beraber Çin’in siyasi, iktisadi ve demografik gücü karşısında Doğu Türkistan sorununu Çin’in iç meselesi sayan Türkiye, Çin için de iyi bir pazar ortamı teşkil etmektedir.
Çin Halk Cumhuriyeti Jiang Zemin’in 18-21 Nisan 2000 tarihinde Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaret esnasında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yapılan toplantılarda, ikili ilişkilerde dünya siyasetinden ekonomik işbirliklerine kadar pek çok konu görüşme kapsamına alınmıştır. Bu görüşmenin temel alanlarından biri olan Uygur Türkleri konusunda Türk hükümeti, hem milli, hem kültürel, hem de dini açıdan kardeşi sayılabilecek Uygur Türklerinin değil, Çin gücünün yanında yer almıştır. Bu görüşme esnasında Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri ile akrabalık ilişkileri bulunduğunu söyleyen Demirel şu sözleri sarf etmiştir: “Bu kişilerin Çin’e sadık yurttaşlar olarak ülkenizin bir parçası olduklarına inanıyorum. Çin’in toprak bütünlüğünün korunması Türkiye’nin politikasıdır”. Bunun dışında Çin hükümet yetkilileri, Türk liderlerle ne zaman görüşseler, Doğu Türkistan meselesini gündeme getirip kendilerinden bir teminat almaktadırlar.
Türk liderler, değil Çinli yetkililer karşısında, Türk halkı önünde bile Doğu Türkistan hakkında konuşmaktan çekinmektedirler. 1992 yılının Nisan ayında Orta Asya Türk Cumhuriyetleri üzerine yapılan bir açık oturumda “Doğu Türkistan” ismi, açık oturuma katılan dönemin siyasi liderleri tarafından ağızlara dahi alınmamıştır. Oturumda dünyadaki bütün Türk boylarını sayan ANAP eski lideri Mesut Yılmaz, dünyada 150 milyon Türk olduğunu söylemiş, fakat bu boylar arasına Doğu Türkistan nüfusunu katmamıştır. Yine aynı programda DSP eski lideri Bülent Ecevit, Doğu Türkistan halkından, “Çin’in Sincan Bölgesindeki Kazaklar” diye bahsetmiş ve hem bölgenin gerçek ismini kullanmayarak hem de bölgenin gerçek halkını yanlış zikrederek aynı cümlede iki kere gaf yapmıştır. Hatta dönemin MHP lideri Alparslan Türkeş bile Doğu Türkistan hakkında hiçbir şey söylememiştir.
Ocak 2001’de Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan, Türkiye ziyareti esnasında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile görüşürken dini aşırılık, uluslararası terörizm ve etnik bölücülüğe karşı ortak hareket edilmesi konusunda ortak görüşe varıldığını ve Ecevit’in de bu konuda Aralık 1998’de bir genelge çıkararak Türkiye’de Çin’i bölecek herhangi bir faaliyete izin verilmediğini beyan ettiğini açıklamıştır.
Buradan da anlaşılabileceği gibi, Türkiye, Doğu Türkistan meselesinde Çin’e karşı alternatif bir politika geliştirememektedir. Hatta Çin’in baskıları sonucu Türkiye’nin dışişleri yetkilileri, İstanbul Sultanahmet’teki İsa Yusuf Alptekin Parkı’ndaki büst ve Doğu Türkistan bayrağının kaldırılması için teşebbüse geçmiş; ancak halkın ve belediyenin karşı koymasıyla bu teşebbüsü sonuçlandırılamamıştır. 1999 seçimleri arifesinde Türkiye hükümeti bir genelge yayımlayarak Doğu Türkistan derneklerinin faaliyetlerini sınırlamaya ve bu faaliyetlere devlet ve kamu yetkililerinin katılmamasına çalışmıştır. Yine de çeşitli dernek ve vakıflar bu kapsamda hayatiyet göstermektedirler.
Merkezi İstanbul’da bulunan Doğu Türkistan Vakfı ve Doğu Türkistan Göçmenler Derneği ile merkezi Kayseri’de bulunan Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği, bu konuda aktif faaliyet yapan kuruluşların başında gelmektedir. Adı geçen kuruluşlar gazete ve dergiler neşretmek, gösteriler ve mitingler düzenlemek, konferans, panel ve seminerler gerçekleştirmek suretiyle Doğu Türkistan sorununu Türk kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadırlar. Doğu Türkistan davasına katkıda bulunmakta olan yukarıda adı geçen kuruluşlardan Doğu Türkistan Vakfı, bu amaçla üç aylık ilmi ve kültürel dergi Doğu Türkistan’ın Sesi’ni; Doğu Türkistan Göçmenler Derneği, iki aylık fikir ve kültür dergisi Doğu Türkistan’ı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği de iki aylık fikir ve kültür dergisi olan Gökbayrak’ı yayımlamaktadırlar. Bu kuruluşlar aynı zamanda Doğu Türkistan’dan eğitim amaçlı gelen gençlere burs sağlama konusunda da yardımcı olmaktadırlar. Doğu Türkistan davası Mazlumder, İHH İnsani Yardım Vakfı, İnsan Hakları Komisyonu ve Türk Ocakları gibi çeşitli dernek, vakıf ve sivil kuruluşlar tarafından da dile getirilmektedir.
ihh.org.tr _________________ BOZKURTLARIN YURDUNDA ÇAKALLARIN İŞİ NE ? |
|
| Başa dön |
|
 |
KARA HİLAL onbaşı


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 39 Konum: Isparta
|
Tarih: Cmt Hzr 07, 2008 12:21 pm Mesaj konusu: Doğu Türkistan Raporu |
|
|
DOĞU TÜRKİSTAN İPEK YOLU'NUN MAHZUN ÜLKESİ
Doğu Türkistan gerçeği, dünyanın ve Türkiye’nin görmezden geldiği, görse de siyasi çıkarlar uğruna feda ettiği bir gerçek. Dini, milli ve kültürel köklerinden kopartılmak istenen ve gözlerini açtığı andan itibaren “Sincanlı” olduğuna inandırılmaya çalışılan bir tutsaklar ülkesi Doğu Türkistan.
Doğu Türkistanlılar şimdi Kur’an okuduklarında dayak yiyor, Kur’an öğrenmek istediklerinde hapse giriyorlar. Daha doğmadan yasaklarla karşılaşıyor, eğer devlet tarafından “fazlalık” olarak addedilirlerse annelerinin karınlarından zorla çıkartılıp öldürülüyorlar. Kendi dillerini, tarihlerini öğrenme hakları yok. İstedikleri üniversiteye girmek, istedikleri işte çalışmak onlar için hayalden de imkansız. Hayatlarının her aşamasında kimlikleri soruluyor onlara. Aidiyetleri sorgulanıyor, üstelik sorgulanmakla da kalmıyor, kendilerinden çalınıp yerine bir başkası konmaya çalışıyor.
Suçları bir hak talep etmekse, bunun bedelini fazlasıyla ödüyorlar. Hesapsızca işkence görüyor, hapislerde ölüme terk ediliyorlar. Hapis hayatından ve dolayısıyla işkenceden evlerine dönenlerse normal hayatlarına bir daha asla dönemiyorlar: Çünkü artık ya psikolojik bozukluk ya da fiziksel sakatlıkla yaşamak zorunda kalıyorlar.
Bu kitabın amacı, Türk okuyucularını Doğu Türkistan’da yaşananlardan “haberdar etmek”. Unutulan, unutturulan ortak bir geçmişin gerçekten var olduğunu ve bu geçmişin üzerine yaşanan dramdan dolayı hepimizin üzerinde sorumluluk olduğunu hatırlatmak. Kısa da olsa, küçük hacimli de olsa bir Doğu Türkistan geçmişini ve orada yaşanan insan hakları ihlallerini bilmek ve ondan önemlisi bütün bunları “sahiplenmek”, ortak bir bilincin oluşturulması adına atılabilecek ilk ve belki de en önemli adım olsa gerek. Zira Doğu Türkistanlıların ve onlar gibi tüm dünyada baskı altında yaşayan halkların en büyük sıkıntısı, yaşanan sorunlardan ziyade sahiplenilmemek olsa gerek.
Bizim geleceğe dair umudumuz, Doğu Türkistan halkının “insanca” yaşama haklarına bir an önce kavuşabilmesi ve geçmişiyle, kültürüyle, diniyle yeniden ve hiçbir baskı altında kalmadan dilediği gibi yaşayabilmesidir. Fakat Türkiye’deki Türklerin de her şeyden önce “oralarda” başka kardeşlerinin de yaşadığını bilmesi; ortak bir geçmişi paylaştığı bu insanları hatırlaması, yeri geldiğinde savunması, bu savunmayı yapacak iradeye sahip olması gerekmektedir.
ihh.org.tr _________________ BOZKURTLARIN YURDUNDA ÇAKALLARIN İŞİ NE ? |
|
| Başa dön |
|
 |
KURTBEY_32 çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 45 Konum: ISPARTA
|
Tarih: Prş Hzr 12, 2008 9:01 am Mesaj konusu: Türkistan esirken |
|
|
KOMÜNİST ÇİN HUKÜMETİNİN UYGURLARA UYGULADIĞI KANLI SÖMÜRÜ HAREKATLARI DAHA DA ŞİDDETLENMEKTE
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin Doğu Türkistan'daki insan haklarının Çin Hukümeti tarafından çiğnendiği konusunda uluslararası organizasyonlara sunmak için hazırladığı (özel rapor)
Çin coğrafyasının en batısında yer alan, Çin zemininin %1/6 sını oluşturan bu geniş zemin, Uygurların anavatanı - Çin işgalı altındaki- Doğu Türkistan olup, onun Çin tarafından verilen bugünkü adı sözde "Şinjiang Uygur Otonomiye Özerk Bölgesi" dir.
Geniş toprak ve sayısız yerüstü ve yeraltı zenginliklere sahip olan Doğu Türkistan, bugün komünist Çin hakimiyetinin uygulaya gelen çirkin müstemlikecilik siyaseti sonucunda, sadece Çin'de değil, belki de tüm dünya çapında en cahil bir millet haline getirilmiştir.
Bugünkü Doğu Türkistan'da, Uygurların %90ı çiftçilerden oluşur. Bunlar en basit ekim usülüyle, sadece erzak ve pamuk yetiştiren kölelik işlerine zorlanmış olup, bunların kişi başına düşen yıllık milli geliri ortalama 50 dolar bile değildir.
21 . nci Asra girerken Doğu Türkistan'da, Uygurların sadece siyasi, ekonomik, kültürel ve dini açılardan hak ve hukuklarını ellerinden almakla kalmamış, aynı zamanda, onların yaşama ve nesil bırakma gibi hakları da ellerinden alınmıştır.
Dünyada işgal ve istila devrinin sona erip, demokrasi yani milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin takdir etme prensiplerinin uluslararası bir düşünceye dönüştüğü günümüzde, işgalcı komünist Çin hakimiyeti bu uygar ve uluslararası düşünceye karşı hareket ederek Doğu Türkistan'daki baskıcı hakimiyetini sonsuza dek korumaya çalışmakta ve bu amacına ulaşmak için de bir taraftan Uygurların karşılık hareketlerini silah gücüne dayanarak kanlı bastırmakta, diğer taraftan da Uygurlara karşı katı bir şekilde kürtajı uygulayarak ve bunun yanında Doğu Türkistan'a çok sayıda Çinli göçmen yerleştirerek... sonuçta asimile yoluyla Uygurları tamamen yoketmeyi planlamaktadır.
Şu an Doğu Türkistan'daki Çin hapishanelerinde kendi milletini sevmek ve kendileri için insani hak-hukuk aramaktan başka hiçbir suçu olmayan 100 binden fazla bi-günah Uygur azap çekmekte, vahşice işkencelere tabi tutulmakta ve adaletsiz mahkeme kararlarıyla grup grup öldürülmektedirler.
Bu nedenle Doğu Türkistan'da Uygurların şu an karşı karşıya kaldıkları en önemli sorun sadece yoksulluk, gelişememe, yahut da normal insan hakları meselesi değil, belki bundan yüz kat daha önemli olan ciddi bir sorun yani komünist Çin istilacılarının amaçlı ve planlı bir şekilde uygulamakta olduğu bir ırkı tümüyle yok etmek gibi bir kötü niyetin kurbanları haline gelen, kendi milli varlıklarını koruma yolunda ellerinden geleni yapan bir mazlum milletin ölüm-kalım meselesidir.
Siyasi tutuklulara ölüm cezası verme gibi insanlık dışı bir infazın, Çin coğrafyası içinde, sadece Doğu Türkistan'daki Uygurlara uygulanmaktadır ve Uygurlar karşı karşıya kaldığı bu durumun fevkal'âde tehlikeli bir boyuta ulaştığını görmektedirler.
Gerçi uluslararası af örgütü; Amerika, Almanya gibi devletlerdeki ilgili siyasi örgütler Komünist Çin hükümetinin Uygurlara karşı uygulamakta olduğu zorba siyaseti eleştirerek Çinlileri bu tür gayri insanî işlerine son vermeye çağırmış olsa da, Çin hükümeti bu eleştiri ve önerilerin hiç birine kulak vermemekte ve Uygurları hedef alan sindirme hareketini daha da artırmaktadır.
Biz aşağıda Mart 2000 den bu yılın yarısına kadar ki zaman diliminde, komünist Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da Uygurlara karşı uyguladığı çeşitli sindirme hareketlerini, ezcümle topluca tutuklama ve öldürme hareketleri, hapishanelerdeki siyasi tutuklulara uygulanan vahşice zorbalıkları, dini inançların hor görülmesi, nesil kurutmayı amaçlayan sözde " Doğum kontrol Siyaseti" ... gibi insan haklarını ihlal etmeleri konusunda açık delil ve ispatları serdedeceğiz: _________________ Toprak Bize VATAN Oldu. |
|
| Başa dön |
|
 |
KURTBEY_32 çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 45 Konum: ISPARTA
|
Tarih: Prş Hzr 12, 2008 9:04 am Mesaj konusu: 1. FAŞİZMİN YENİ ÖRNEĞİ |
|
|
1. FAŞİZMİN YENİ ÖRNEĞİ
Toplu Tutuklama ve Öldürme
Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da yıllardan beri uygulaya geldiği sindirme hareketleri, sözde " Şinjiang Uygur Özerk Bölgesi" Baş sekreteri “Wang Liquan“nin " bini haksız yere tutuklansa tutuklansın ki milli bölücülerden bir tanesi bile serbest kalmasın" ve " milli bölücülere karşı uzun süreli bir savaşı devam ettirmek, onlara nefes aldırmamak ve yeniden baş kaldırma fırsatı vermemek ve onlara asla acımamak ... gibi faşizmce bildiri sonucunda geçen bir bucuk sene devamında " Büyük Temizleme" "Terörizme Sert Gözdağı Verme" adıyla aynen devam etti ve daha da güçlendirildi.
Merkez ofisi Almanya'nın Münih şehrinde olan "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi" nin güvenilir kaynaklara dayanarak D. Türkistandan aldığı haberlere göre, mart 2000 den bu yılın ağustos ayına kadar olan bir bucuk yıllık sürede, Doğu Türkistan'ın Aksu, Hotan, İli, Kaşgar gibi Uygurların çoğunlukla yaşadığı yerleşim bölgelerinde " mili bölücü" " İllegal dini şahıs" ve "Terörist" gibi siyasi damgalarla tutuklanan Uygurların sayısı 10 binden fazladır. Bu süre zarfında Çin mahkemeleri tarafından idam cezasına çarptırılan, hapishanelerde işkenceden dolayı hayatını kaybeden ve çeşitli gösteri ve ayaklanmalarda vefat edenlerin sayısı takriben 1500 kişi olup, bu sayı sadece siyasi nedenle ölenlerle sınırlıdır.
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı bilgilere göre, 2000 yılı şubat ayının sonlarında, Doğu Türkistan'ın Aksu İline bağlı Üçturpan nahiyesinde meydana gelen 7 tane Çinli göçmenin öldürülme vakasından sonra, Çin hükümeti „Üçturpan“ nahiyesi ve „Aksu“ İlinin diğer 6 nahiye ve bir şehrinde 6 ay devam eden bir büyük operasyonu yapmıştır. Aksu şehrinde "operasyon"na Komando üssü kurulup, sözde "Şinjiang Uygur Özerk Bölgesi"( yani Doğu Türkistan'in siyasi işlerinden sorumlu bölge Eyalet Başkan Muavini „İsmail TİLİVALDI“ Aksu'ya gelerek bizzat operasyona başkanlık yapmıştır.
Bu seferki büyük operasyon esnasında „Üçturpan“ nahiyesinden 600 den fazla Uygur zanla tutuklanmış ve çeşitli işkencelere tabi tutulmuşlardır.
"Bay" nahiyesinde ise sadece bir ay içinde 400 den fazla kişi tutuklanmış ve 10-11 Mart tarihlerinde mahkeme kararı ilan edilip, içlerinden „Mahmut Turdun Siddik, Muhammed Hafiz, Muhammed Emin Gazi“... başta olmak üzere 11 kişiye idam cezası, „İsa Davut, Hasan Osman, Bahar Avut“ başta olmak üzere 18 kişiye ise müebbet hapis cezası verildiği ilan edilmiştir. Adının açıklanmasını istemeyen bir Uygur hakiminin bildirdiğine göre idam cezası verilenlerin cezası infaz edilmeden önce, bu Uygur hakimi bu seferki büyük operasyonunun baş komutanı olan „İsmail Tilivaldi“nın önüne gelerek "Kanunda bir anda 10 dan fazla kişiye infaz uygulamak yasaklanmıştır". Üstelik Müslumanların kurban bayramı yaklaştı, biranda 11 kişi idam edilse Uygurların daha fazla tepkisini çekebilir" dediğinde İsmail Tilivaldı ona cevaben "milli bölücülerle ilgili işlerde kanun maddelerine göre hareket edilmez. Uygurların tepkisini çekebilir diye korkarsak hiç de iyi olmaz bilakis idam cezasını hemen infaz ederek milli bölücüler ve onlara taraf çıkanların havasını yere vurmamız gerekir" demiştir. Sonuçta 10-11 Mart tarihlerinde Bay nahiyesinde "milli bölücü" " Terörist" gibi iftiralarla idama hükmedilen 11 Uygur aynı anda kurşuna dizilmiştir. Daha da korkunç olanı şu ki: idam edilenlerin cesetleri ailelerine geri verilmemekle kalmayıp, elbiseleri ve elleriyle ayaklarına takılan kelepçelerle birlikte toprak kazma makinalarıyla kazılan 4 metre derinliğindeki çukura üst üste atılarak gömülmüşlerdir. Ölenlerin cesetlerini akrabalarının çıkarıp götürmemeleri için cesetlerin karma karışık bir vaziyette gömülen çukurun üstü ve civardaki 100 metre karelik alan toprak taşıma makinesi ile karıştırılarak taşlanıp, cesetlerin gömüldüğü yer farkedilemez hale getirilmiştir. Yine de emin olamayan faşist hükümet bu yeri bir haftaya kadar polis ve jandarmalarına korutmuştur.
Yine bu seferki büyük operasyonda Aksu Vilayetinin „Avat“ nahiyesinde 4 ayda 200 den fazla Uygur tutuklanmıştır. Bunlardan „Emin Tursun“ ismindeki kişiye idam cezası, „Ahmat Niyaz Ahmet, Tuniyaz Seyyit Emin“ başta olmak üzere 14 kişiye ise çeşitli şekilde hapis cezası verilmiştir. Tutuklanan diğer kişiler ise mahkemeye çıkarılmadan hapishanede çürümeye terkedilmişlerdir.
„Kuça“ nahiyesinde, 300 den fazla Uygur tutuklanmış, 29 Uygur'a da yakalanma emri çıkartılmıştır.
"Şahyar" nahiyesinde ise tutuklama emri çıkarılan 17 Uygur'dan 11 i yakalanmış, 150 kişi ise tutuklanarak sorgulanmışdır.
"Aksu" şehrinde ise mart ayından haziran ayına kadar olan üç ay zarfında aşağı yukarı 400 den fazla Uygur Türkü tutuklanmış olup, bunlardan 8 ine idam cezası, 68 neferine ise çeşitli oranlarda hapis cezası verilmiş, geri kalanlar ise tutuklu halde bırakılmıştır.
"Unsu" (Eski Aksu şehri) Nahiyesinde 300 den fazla Uygur tutuklanmış olup, bunlardan 55 kişiye " İllegal dini grup" denen iftira ile 7 yıldan 25 yıla kadar değişik oranda hapis cezası verilmiştir.
Yine aynı nahiyede Çin emniyet müdürlüğü " siyasi suçlu" diye haklarında yakalanma emri çıkarılmış olan „Yasin İskender“ ve Uygur Özerk Bölgesi Emniyet müdürlüğünce siyasi suçlu ilan edilerek tutuklama emri çıkarılmış olan „Ayniyaz Han İbrahim“ isimli genç Uygur kadını 3 mayıs günü Çin polisleri tarafından tutuklanmasından 2 sene sonra infaz edilmek üzere idam cezasına çarptırılmıştır.
Bunlar 2000 yılının mart ayından haziran ayına kadar ki zaman zarfında „Aksu“ vilayetinde yürütülen "büyük operasyon"da suikast’e uğrayan bir kısım kimselerin durumu olup, Çin hükümeti onların hepsine " milli bölücü , aşırı dinciler, Devleti parçalamaya çalışanlar" ve " Terörist"... gibi mesnetsiz siyasi suç yüklemiştir. Gerçekte ise onların mutlak çoğunluğu Çin Hükümetine karşı hiçbir suç işlememişlerdir. Onlar sadece kendilerinin dini ve milli inançlarına sadık, Çin zulmüne karşı , kendi milletinin kaderini kendilerinin diyiştirmeye adamış, vicdanlı, gururlu ...kişiler olup Çin hükümeti Uygurların bu tür düşüncede olmalarını bile kendileri için büyük bir tehdit olarak görmektedir.
Örneğin bu yıl nisan ayında tüm Çin genelinde "Sert darbe verme operasyonu" başlamıştı. Gerçi Çin daireleri bu seferki operasyonu" Toplumdaki her tür gruplara ve her çeşit suç hareketlerine darbe vermeyi amaçlıyor" diye anlatmış olsa da, Pekin hükümetinin bu konudaki emri gelir gelmez operasyonun yönü değişerek tamamen siyasi şekle girmişdir.
Şinhua haber ajansının nisan ayında yayınlamış olduğu bir haberine göre sözde " Şinjiang Uygur Özerk bölgesi" nin bölge reisi „Abdulahad Abdureşit“ bu seferki "Sert darbe verme" operasyonunun Uygur bölgesinde nasıl yürütüleceği konusunun altını çizerek " milli bölücüler Şinjiangdaki en başta gelen kara grup ve en tehlikeli cinayetçiler topluluğudur. Bu nedenle bu seferki sert darbe verme operasyonun esas hedefi milli bölücüler olmalıdır" diye konuşmuştur.
Yine ayni haber ajansının bildirdeğıne göre: bu yıl 13 nisan günü Uygur Özerk bölgesini ziyaret eden Çin askeri lideri „Hou Tian“ ise askeri kısımlar ve sivil askerlerle yaptığı toplantıda " Şinjingda yerleşik resmi askerler ve sivil askerler birlikte hareket ederek milli bölücülere sert darbe indirmelidirler" diye konuşmuştur. Sözde Özerk bölgesinin emniyet müdürlüğü kendine bağlı tüm polis ve jandarmalara hemen yakalama emri verirken, Özerk bölge Devlet güvenlik mahkemesi ise yerli mahalli mahkemelerden derhal yargılama, acımasızca ceza verme ve kesinlikle hiç acımamayı istemiştir.
"Şin hua haber ajansının"nın bu seferki "sert darbe verme operasyon" konusunda yayınladığı haberi ve " Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı haberine göre nisan ayının yirmisinden 30 una kadar olan 10 gün içerisinde Doğu Türkistan genelinde birkaç bin Uygur Türkü tutuklanmış ve bunlardan 500 den fazlasının da hemen mahkemeye çıkarılıp, delilsız ispatsiz oldukları halde zan ve ithamla idam cezası, müebbet hapis cezası ve çeşitli ağır cezalara çarptırıldıkları bildirilmiştir. _________________ Toprak Bize VATAN Oldu. |
|
| Başa dön |
|
 |
KURTBEY_32 çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 45 Konum: ISPARTA
|
Tarih: Prş Hzr 12, 2008 9:07 am Mesaj konusu: KAŞGAR BÖLGESİNDE |
|
|
"Şin hua haber ajansının mayıs ayının ortalarında yayınladığı bir haberde ise Şinjiang Uygur Özerk bölgesi siyasi kanun komitesinin başkanı, Emniyet müdürlüğünün müfettişi „Jiang Shuming“ „Ürümçi“de toplanan 2. devrelik " sert darbe verme" harekatına başlama toplantısında konuşarak: Nisanın 20 sinden mayısın 10 una kadar olan yaklaşık bir aylık darbe verme operasyonunda 3701 suçun ihbar edildiği, 3518 suçlunun tutuklandığını bildirmiştir. Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin bilgilerine göre onların %80 inden fazlası siyasi nedenle tutuklanan Uygurlar olduğu anlaşılmıştır.
O dönemde tüm mahalli mahkemeleri tarafından idama hükmedilen ve çeşitli oranda cezaya çarptırılan bir kısım kimselerin durumları aşağıdaki gibidir:
KAŞGAR BÖLGESİNDE
20 Nisandan 29 Nisana kadar olan 9 gün içinde 500 den fazla Uygur tutuklandı. 26 Nisan günü Kaşgar şehrinde toplanan halka açık mahkeme oturumunda Abdulhamit Muhammed ve Ahmet Tursun başta olmak üzere 6 Uygur idam cezasına ve 153 Uygur ise çeşitli oranlarda hapis cezasına çarptırılmıştır.
İLİ BÖLGESİNDE
21 Nisan Tarihinde İli Adli Ceza mahkemesi Gulja Şehrinde halka açık oturum yaparak „Tudahun Turdi, Dilşatbek Tursun ve Azat Munar “ başta olmak üzere 13 Uygur gencine " İllegal Dini Grup" ve " Milli Bölücü"... gibi ithamlarla idam cezası verilmiş ve aynı gün idam cezası infaz edilmişdir.
28 Nisan günü ise Gulja şehri civarındaki yeni yer köyünden Savutjan ve Abdulhamit Karim başta olmak üzere 4 Uygur genci "Milli bölücülere yardım etmek"... ithamlarıyla tutuklanmışlardır.
KORLA BÖLGESİ
17 Nisan günü Korla şehrinde halka açık yapılan mahkeme oturumunda „Tahir Avut ve Enver Nasir „ başta olmak üzere 6 Uygur'a
"Milli Bölücü" ve "İllegal dini faaliyette bulunan aşırı dinci" ithamlarıyla idam cezası verilmiştir.
HOTAN BÖLGESİ
Sözde "sert darbe verme" operasyonu başlatılarak daha ilk 10 günde Çin polis teşkilatı Hotan genelindeki ilçe ve köylerde ev-ev arama-tarama yaparak çok sayıda günahsız Uygur'u "Milli bölücülerle ilişkisi var" bahanesiyle tutuklayıp, 28 nisan günü Hotan şehrinin Bahçe köyünde mahkeme oturumu yaparak „Abdurreşit Ubulhasan, Ahat Niyaz Metruzi ve Tursun Ömer“ başta olmak üzere 16 Uygur " terörist" " illegal aşırı dinci" gibi ithamlarla suçlayarak 2 yıldan 4 yıla kadar geçici hapis cezasına çarptırılmışladır.
TURPAN BÖLGESİ
24 Nisan günü Turpan Şehir ve Vilayet Adliye mahkemelerinde aynı saatlerde oturum yapılarak "Devleti Bölmeye Çalışmak" ve "kanunsuz dini faaliyette bulunmak" ... gibi ithamlarla suçlanarak „Tohti Habibullah adında bir kişiye idam cezası, Abdussemet Bekir,Veli Abdurrahman ve Mümin Kadir“ ... başta olmak üzere 13 kişiye çeşitli süreli hapis cezaları verilmiştir.
Yine 29 Nisan günü Turpan bölgesine bağlı „Toksun“ Nahiyesinde halka açık mahkeme oturumu yapılarak „Gani Tursun ve Osman Menglik“ başta olmak üzere 24 Uygur " İllegal dini faaliyette bulunmak" ve "aşırı dinci" ...gibi siyasi ithamlarla çeşitli oranlarda süreli hapis cezalarına çarptırılmışlardır.
AKSU BÖLGESİ
27 Nisan günü Aksu Vilayetinin Adliye halk mahkemesi Aksu şehrinde sözde "sert darbe Verme" operasyonuyla ilgili olarak halka açık oturum toplantısı yapılarak „Abdulhak Göcek ve İsa Tohti“ başta olmak üzere 5 Uygur-u "Devleti parçalamaya çalışmak" ve " Terörist"... gibi ithamlarla idam cezasına çarptırdıktan sonra, bunlar 122 araba eşleginde 400 den fazla polis ve 300 asker arabaya alarak şehrin tüm caddelerini dolaştırarak Uygurlara karşı büyüklük taslama gösterisi yaptıktan sonra infaz alanına çıkartıp kurşuna dizdiler. Cesetler ise ölenlerin akrabalarına verilmeden derin çukurlara bir birinin üzerine atılarak gömülmüştür.
Demek ki Çin hükümeti, Doğu Türkistan'da sözde "Sert darbe verme" operasyonunun başladığı kısa bir zaman dilimi olan 10 gün gibi kısa bir zaman içinde, (20-29 Şubat 2001) o kadar çok günahsız, masum Uygur Türkünü hapishaneye atarak, öldürerek ve cezalandırarak 21. y.yıl faşizminin tek lideri ve katillikte şampiyon olmuştur.
Fakat tutuklama ve öldürme hareketi bu bir seferlik operasyonla bitmedi. Bilakis "1.nci operasyonda yakalanmayanları tutuklama ve cezalandırma" adıyla sonraki aylarda da sürekli bir şekilde devam etti ve hala da devam etmektedir.
Örneğin "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgisine göre 5 Mayıs günü İli Vilayetindeki Adliye Mahkemesince „Abdulhamit Abbas“ adındaki bir Uygur genci "Milli Bölücü" ve "Devleti bölmeye çalışmak"... gibi ithamlarla kurşuna dizilerek öldürülmüştür.
19 Haziran günü Gulja şehrinde mahkeme oturumu yapılarak „Abdulkadir Hamit“ adındaki bir genç idama hükmedilirken, 35 Uygur genci ise çeşitli oranlarda ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır.
Bunlara yüklenen suç ise: sözde "Cinayet" " Milli Bölücü" "İllegal Aşırı Dinci" " Devleti parçalamaya çalışmak "... gibi ithamlardan başkası değildir.
Yine "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre 25 Haziran günü Ürümçi şehrinde Şehir Adliye Mahkemesi oturum toplantısı yaparak „Osman Hemit ve Mehmet Rahmanlara“ "Dış devletlerden bombalama teknolojisini öğrendikten sonra, mili bölücülere öğretti" denen ithamla idam cezası vermiş ve aynı gün infaz edilmiştir.
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin istatistik bilgilerine göre Komünist Çin Hükümetinin bu sefer Doğu Türkistan'da yürüttüğü sözde "sert darbe verme" adıyla uyguladığı bil umum sindirme hareketinin ilk 2 ayında – yani Nisanın sonundan Haziranın sonuna kadar olan sürede - Doğu Türkistan genelinde siyasi nedenlerle tutuklanan Uygurların sayısı birkaç bine, çeşitli sebeplerden ötürü birbirinden farklı oranda geçici müddetlerle hapis cezası verilenlerin sayısı 500 kişiye, idam cezası verildikten sonra infaz edilenlerin sayısı ise 100 e ulaşmıştır.
Şimdi ise Çin Hükümeti, Doğu Türkistan'da sonu gelmez " sert darbe verme" , " Büyük Temizleme" ... gibi adam avlama operasyonları yaparak, bigünah Uygurları istedikleri gibi tutuklama ve cezalandırma esnasında " çocukları için anne-babasını, kocası için eşi ve çocuklarını cezalandırma gibi" rezil, zalimane ve iğrenç yollara başvurmaktadır.
Örneğin "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre 1999 yılındaki "Hoten milli karşı koyma hareketi"nin önemli liderlerinden biri olan „Abdullah Bey“ kasım 1999 yılında tutuklanıp, bu yıl 3 şubat günü Hotan Şehir Adliye Mahkemesince müebbet hapis cezasına çarptırılmış ve ömür boyu siyasi haklarından mahrum bırakılmıştır. Aslında „Abdullah“ Bey hakkında haziran 1999 da tutuklama kararı çıkarılmış olup, tutuklanmadan önce kendisi saklandığı 5 ay zarfında ve tutuklandığından şuana kadar geçen 2 seneden daha fazla bu zaman zarfında Çin Polis teşkilatı onun yaşlanmış anne - babasını ve eşini 3 er ay cezaevine koymuş ve çok feci ve vahşi bir şekilde sorguya çekerek oğlunu bulmaları için sıkıştırmışlar, eziyet etmişler, ev-barklarına, mal-mülküne el koymuşlar. „Abdullah“ Beyin ağabeyi „Emin Tohti Ebey“e de ayni şekilde eziyet etmiş ve onun da mal - mülküne el koymuşlar. Abdullah bey yakalanmadan önce ve yakalandığından bu yana geçen 2 yıl içinde,onunla ilişkisi var diyerek 400 den fazla kişi tutuklanmıştır. Bununla da yetinmeyen zalim hükümet, bu kimselerin mal-mülküne el koymuş,ev-barklarını ateşe vermiştir. Bunların evsiz baraksız kalan ailesine yardım elini uzatan 27 kişiyide cezalandırarak, onların her birine yardım eden miktarın 5 katını ödeme cezası vermişlerdir.
Ayni şekilde istilacılığın zulmünü çeken, bugün hür ve müstakil yaşamakta olan insanlar için bu iç acıtıcı vakalar güya bir korku hikayesi gibi ya da orta çağın karanlık tarihi kıssaları gibi gelebilir. Lakin bunlar gerçektir, üstelik bugünkü Doğu Türkistan Uygurları için çok sıradan bir olay haline gelen yüzlerce gerçeklerden sadece biri.
Komünist Çin hakimiyetinin Uygurları hedef alan baskı ve hakaretle eş siyaseti, sadece Doğu Türkistan topraklarında değil, ayni zamanda Çinin iç eyaletlerine de yayılmaktadır. Çin hükümetinin Uygurları "Terörist, Hırsız, Mafya" ...göstermek için yürüttüğü çirkin büroşürleri sonucunda Çinin iç eyaletlerinde sayıları zaten çok az olan Uygur tüccarlar ve öğrenciler, Çin polis teşkilatının ve yerli Çinlilerin istedikleri gibi horlama ve yağmalamalarına maruz kalmaktadırlar.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre 7 temmuz 2000 tarihinde Pekinde yaşayan Uygur tüccar “Kayyum Yasin“ polis tarafından ani baskınla tutuklanıp 15 Temmuzda polisler onun cesedini getirmiştir. Ölüm sebebi konusunda hiçbir şey açıklamamışlar, fakat sonradan onun polislerce dövülerek öldürüldüğü anlaşılmıştır.
Yine bu sene 20 Şubat günü Çinin „Şenjin“ şehrinde sokakta yürüyen 2 Uyguru Çin polisleri sebepsiz yere acımasızca döverek ölecek duruma getirmiştir. Buna kızan Uygular ilgili makamlara şikayet etmişlerse de onların derdini dinleyecek hiç kimse bulamamışlardır.
Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin yakın geçmişte elde ettiği istihbarat bilgisine göre Çinin Şian şehrindeki üniversitenin İletişim fakültesinde ve „Chang An“ Üniversitesinde okuyan Uygur öğrenciler bu yıl 6 haziran ve 8 temmuz günleri 2 kez kendileri okudukları okulda bir kaç bin Çinli öğrencinin toplu hü*****una uğramışlardır. Hatta okul güvenlik görevlileri bile Çin öğrencilerin taraftarı olup Uygur öğrencileri dövmüşler!. Çinli öğrenciler ise "Uygurlar okuldan defolsun" sloganı atmışlardır.
Bu vaka sırasında birçok Uygur öğrenci yaralanmış. Olaydan sonra okul idaresi işi bir şekilde halledeceği yerde, tüm sorumluluğu Uygur öğrencilerin üzerine yüklemiş ve bir kaç Uygur öğrenciyi de okuldan atmışdır.
Çin komünist hükümetinin Uygurları hedef alan milli hakaret siyaseti ve yerli Uygularla göçmen Çinliler arasında birbirinden çok farklı davranmaları nedeniyle Doğu Türkistan'a yerleştirilen göçmen Çinliler kendilerini "Hakim Millet" "Ayrıcalıklı Vatandaş" yerine koymaya alışmış olup, Uygurlara istedikleri şekilde hakaret eder ve hor görürler. Bu durum şimdilerde de Doğu Türkistan'da çeşitli milli çatışmaların meydana gelmesine ve Çin hükümetinin bunları bahane ederek Uygurları daha fazla ezmelerine neden olmaktadır.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre geçen yıl 29 ağustos günü Doğu Türkistan'ın Hotan vilayetine bağlı „Keriye“ nahiyesinde yerli Uygurlarla Çin göçmenleri arasında geniş çaplı bir kavga meydana gelmiş olup, vak-a şöyle gerçekleşmiştir.
Aynı gün orta yaşlarında bir Uygur kadın alış veriş yapmak için bir mağazaya girdiğinde dikkatsizlikten bir Çinli çocuğun ayağına basıvermiş, bu bayan Çinli çocuk ve onun babasından derhal özür dilemesine rağmen Çinli çocuğun babası Uygur bayana sövüp hakaretler savurmuş ve dövüp-tekmelemiş, sonra bu da yetmemiş gibi eline bir tane demir sopa alıp onunla döverek çaresiz kadını kan-ter içerisinde bıraktıktan sonra, orada olayı gören başka bir Çinli göçmen "Vur, öldür, öldürsen de sorgu su-ali olmaz" diye bağırmış. Bu horluğu vicdanına yediremeyen Uygurlarsa kızgınlıklarından o iki Çinli göçmeni çok fena dövmüşler, olaydan haber alan başka Uygurlar da arka arkaya gelip toplanarak, kısa sürede bir kaç bin kişi olmuşlardir. Kızgınlığını bastıramayan Uygurlar nahiye merkezine toplanarak "Biz hayvan mıyız“ ki öldürülsek sorgu-sualimiz olmasın?" diyerek hükümete karşı tepkilerini belirtmişler, bunu gören Çinli göçmenler de toplanarak Uygurlara karşı savunmaya geçmişler, Sonuçta Uygurlarla göçmen Çinliler arasında feci bir kavga meydana gelip, her iki taraftan birçok kişi yaralanmıştır. Çin hükümet temsilcileri ise Uygur göstericileri dağıtmak için „Hotan“da bekletilen tam silahlandırılmış polis ve jandarma bölüklerini kullanarak göstericileri kat kat çember içine almış, göz yaşartıcı bomba kullanarak aynı meydanda 200 den fazla Uygur göstericiyi tutuklamışlar. Olay zorbalıkla bastırıldıktan sonra Çin hükümeti olayın özünü saptırarak "Bu milli bölücülerin kasıtlı ve planlı olarak yaptıkları bir illegal harekettir" diye açıklama yaptı ve olaya iştirak edenlerin soruşturma ve tutuklama işlerini 2-3 aya kadar devam ettirdiler.
Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre bu yıl 3 nisan günü Doğu Türkistan'ın „Fu Kang“ nahiyesinde oturan „Sadir Emin“ adındaki bir Uygur'un 11 ve 13 yaşlarındaki iki kızı okuldan dönerken, mahalleye yerleştirilen 5 tane Çinli göçmenin birbirleri ardına nöbetleşerek tecavüzüne uğramış. Kızların babası „Sadir“ ise mahalle polislerine giderek olayı şikayet etmiştir, Çinli göçmen olan karakol müdürü inceleyelim diye 4 günü geçirmiş, buna sabrı taşan acılı baba kızlarına tecavüz eden Çinli göçmenlerden birini yakalayıp karakola getirmiş. Bunu gören müdür "Sen kendi başına adam yakalamışsın" diye „Sadiri“ suçlayarak el ve ayaklarını kıskıvrak bağlayıp feci bir şekilde dövdükten sonra nahiye karakoluna hapsetmiştir. Bir ay sonra " kendi başına adam yakalama" girişiminde bulunma suçundan 5 yıllık hapis istemiyle Devlet güvenlik mahkemesi tarafından tutuklanmıştır. Bu haksızlığa dayanamayan baba „Sadir“ ise 7 mayıs günü polis amirini paramparça ederek öldürmüş, zavallı baba ise başka bir polis tarafından olay anında kurşunlanarak öldürülmüştür. Kızına tecavuz edenlerın cezalandırılmasını isteyen mağdur baba Çin polisi tarafından canından edilmiştır.
Olaydan 8 gün sonra da kızların büyüğü olan „Aynur“ fazla kan kaybetmekten hayata veda etmiştir. Bu dertlere sabredemeyen „Ahmet Can adındaki vatandaş “ 5 Uygur kıza tecavüz eden 4 Çinliyi sert bir şekilde döverek kızgınlıklarını gidermeye çalışmışlar, fakat olaydan haber alan karakol yetkilileri 120 tane polis ve askeri olay yerine göndererek bu Uygurları feci bir şekilde dövmüş ve onların içinden Ahmet Can adındaki Uygur'a tüfeğin ucunu saplayarak öldürmüştür. Geri kalan 4 Uygur'u hapse atmış, onlar hala da tutuklu bulunmaktadir. Çinli yöneticiler tutuklu bulunan bu mazlumların sahipsiz kalan çoluk-çocuklarına yardımda bulunan Uygurları da "Bölücülere yardım etmek" suçundan tutuklamış ve onlara ağır para cezası vermiştir.
Şimdilerde ise komünist Çin hükümetinin Uygurların „Siyasi faaliyetlerin“e tamamen son vermeyi hedefleyen faşistçe ezme hereketı, Doğu Türkistan sınırlarını taşarak komşu Kazakistan, Kırgızistan ve Pakistan başta olmak üzere dış devletlere de sıçramıştır.
Herkesin bildiği gibi nisan 1996 yılında „Shanghai“de Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ı kapsayan "Shanghai beşlisi" denen bir teşkilat kuruldu. Çin'in bu teşkilattan beklediği en esaslı amacı Uygur Türklerinin istiklal hareketlerinin orta Asya'daki etkisini engellemekten ibaretti. Çin bu amaçla bu devletlerle "Terörizm" "Dini radikalizm" ve "milli bölücü" ... gibi hareketlerle birlikte savaşma adı altında çeşitli siyasi anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalarda Uygurların bu devletlerdeki siyasi faaliyetlerini engellemek, siyasi kaçakları Çine geri vermek... gibi konular yer almaktadır. Kazakistan ve Kırgızistan hükümetleri Çinin siyasi baskısından korkarak, bu gibi taleplerine olumlu yanıt verdi ve vermektedir. Sonuçta Kazakistan ve Kırgızistan'da yaşayan Uygurları hedef alan gözlem kuvvetlendirildi. Onların siyasi teşkilatları ve faaliyetlerine olan tekıp aşırı derecede güçlendirildi. Hepsinden önemli olanı Kazakistan ve Kırgızistan hükümetleri ve Pakistan hükümeti kendi devletlerine siyasi sığınma talep eden Uygurları Çine geri vermişlerdir.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin haberinde bildirildiğine göre ağustos 1999 da „Hamit Mehmet“ başta olmak üzere 3 Doğu Türkistanlı genç Kazakistan hükümetinden siyasi sığınma talep etmişlerdi. Fakat Kazakistan hükümeti Çini üzmekten korkup ocak 1999 da zikredilen 3 Uygur müslümanı Çine geri verdi. Çin ise onları 2 yıl hapiste tuttuktan sonra bu yıl 15 Mart günü mahkemeye çıkararak " Devleti parçalamaya Uğraşma" ve "Devlet sınırından gizlice geçme" suçundan idama hükmedildi.
Yine siyasi nedenlerle orta asya'da sığınma isteyerek kalan „Askar Tohtı“ başta olmak üzere 4 tane Doğu Türkistanlı Uygur genç 1998 yılında Kırgızistan'ın „Oş“ şehrinde meydana gelen otobüs bombalama olayıyla ilgisi oldukları zannıyla Kırgızistan'da tutuklandılar. Geçen sene „Oş“ büyükşehir mahkemesi tarafından "delil yetersizliğinden" reddedilmesine rağmen, bu yıl mart ayında „Oş“ şehir adliye mahkemesi suçlananların avukatının bulunmadğı bir oturumda aniden oturum açarak bunlardan 3 kişiye idam cezası, birine de 25 yıl hapis cezası vermiştir. Mahkemenin kararını yeniden değiştirerek böyle bir adaletsiz hüküm vermesinin nedenlerini araştırmak için Kırgızistan Bişkek şehrinde bulunan insan hakları derneğı başkanı „Tursun İslam“ efendi „Oş“ şehrine giderek ilgili mahkemenin sorumlularıyla görüştüğünde adının zikredilmesini istemeyen bir Kırgız mahkeme memuru bu kişiye "bu 4 Uygur'un 1998 yılı „Oş“ şehrinde meydana gelen otobüs bombalama eylemiyle hiç ilgisi yok, bize Çin baskı yaptığı için böyle yapmaya mecbur kaldık" demiştir.
Bundan başka Kazakistan ve Kırgızistan'daki yerli Uygurların Çine karşı istiklal mücadelesiyle meşgul olma cesaret ve iradesini tamamen yok etmeyi ve kırmayı amaçlayan Çin hükümeti, kiralık katilleri kullanarak, bu devletlerdeki yerli Uygurlar içinden yetişmiş ve göze gelen siyasi faaliyet yapanların hayatına kastetmek (öldürtmek)gibi daha da iğrenç cinayetleri de işlemektedir.
Bu vahşice cinayetler sonucunda mart 2000 de "Kırgızistan Uygurlar İttifakı" cemiyetinin başkanı ve meşhur siyasetçi „Neğmet Bosakov“ faili mechul katiller tarafından kendi evinin önünde kurşunlanarak öldürmüşlerdir.
Yine bu yıl mayıs ayında "Kazakistan Uygur Kadınları" ve "Nazukum Fondu"nun başkanı, kadın siyasetçi „Dilberim Samsakova“nın da esrarengiz bir şekilde kimliğı belirsiz katiller tarafından feci bir şekilde öldürülmüşdür.
Daha önce, Kazakistan'daki "Uyguristan Azatlik" teşkilatınin başkanı, siyasi faaliyetçi „Haşir Vahidi“ ve merkezimiz tarafından neşredilmekte olan "Kıvılcım" gazetesinin orta asya temsilcisi „Abdişükür Tevfik“ mayıs 1999 da kötü niyetlilerce hayatına son verilmişti. Bu güne değin onların katilleri henüz bulunamamışdır.
Uygurların insanlık dışı davranışlara maruz kalması ve buna benzer durumlar Pakistan'da da meydana gelmişdir.
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin İslamabat'tan aldığı haberine göre Pakistan'daki Uygur cemaatleri tarafından kurulup, Doğu Türkistanlı Uygur misafirler için ücretsiz konaklama misafirhanesi olarak kullanılagelen „Cemaat-i Hayrat“ yeri " Kaşgar Rabat" ve "Hotan Rabat"lar 1-2 aralık 2000 tarihlerinde Pakistan polisi tarafından aniden kilitlenerek, o yerde yaşamakta olan 200 e yakın Uygur Türk misafirler dışarıya zorla çıkarılmıştır. Pakistan'daki Uygur cemaatleri tepki göstererek, bu işi yapan polislerden bunun sebebini sorduklarında polisler "Çin hükümetinin Pakistan hükümetine yaptığı baskı nedeniyle böyle yapmaya mecbur kaldıklarını" bildirmişlerdir. Bu olaydan sonra da Pakistan'daki Üniversitelerde dini eğitim görmekte olan Doğu Türkistanlı öğrenciler sebepsiz yere okuldan atılmaya başlanmıştır.
Pakistan hükümeti bundan 5 sene önce, yani mayıs 1996 da Pakistan'a öğrenim için gelen 13 Doğu Türkistanlı genci Çine geri vermiş, Çin ise bunları kendi sınırına alır almaz kurşuna dizmişti. _________________ Toprak Bize VATAN Oldu. |
|
| Başa dön |
|
 |
KURTBEY_32 çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 45 Konum: ISPARTA
|
Tarih: Prş Hzr 12, 2008 9:09 am Mesaj konusu: 2 . SİYASİ TUTUKLULARIN VAHŞİCE SORGUYA ÇEKİLİŞİ |
|
|
2 . SİYASİ TUTUKLULARIN VAHŞİCE SORGUYA ÇEKİLİŞİ VE İSTEDIKLERI GİBİ ÖLÜME MEHKUM ETMELERI
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatan içindeki güvenilir kaynaklardan aldığı istihbarat bilgilerine göre; Doğu Türkistan'daki Çin hapishanelerinde şuan 250 000 den fazla tutuklu mevcut olup, bunlardan 150 bini Uygur siyasi tutuklulardan oluşmaktadır. Siyasi tutukluların hapishanedeki şartları çok ağır olup, devamlı surette ölüm korkusu içinde yaşamaktadırlar.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin bildirdiğine göre 1997 yılında meydana gelen 4 nisan „Gulja“ ayaklanmasi"nın esaslı liderlerinden „Abdulhalil Abdulmecit“ 17 Ekim 2000 tarihinde Doğu Türkistan'ın „İli“ vilayetine bağlı „Çapçal“ su hapishanesinde Çinli polislerin vahşice sorgu-suallerinin sonucunda hayata veda etmiştir.
Bu haber yayınlandıktan sonra çok güçlü etki göstermiş ve Uluslararası Af Örgütü 21 ekim 2000 tarihinde bu olay ile ilgili olarak 203 nolu bir açıklama yaparak „Abdulhalil Abdulmeci“din 5 Nisan 1997 de „Gulja“da meydana gelen Çin hakimiyetine karşı ayaklanma bastırıldıktan sonra tutuklandığı, gerçekteyse onun günahsız olduğu, üç seneyi aşkın süreden beri Çin hapishanelerinde insanlıkdışı vahşice sorgulamalara maruz kaldığı ve sonuçta „Çapçal“daki su hapishanesinde eziyet edilerek öldürüldüğünden bahsediliyor.
Almanya'nın Münih şehrinde siyasi sığınmacı olarak bulunan „Gulja“lı „Abdişükür“ efendinin "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezine bildirdiğine göre "5 Nisan Gulja olayı"ndan sonra „İli“ bölgesindeki Çin polislerinin Uygur siyasi tutuklularını sorguya çekerken işkence ederek öldürme durumlarının ardı-sıra meydana geldiğini, örneğin: Temmuz 1997 de „Gulja“ şehri „Döng“ ( tepe) mahallesinden 27 yaşındaki „Abdusalam Kari“ adındaki bir Uygur genç Çin polisleri tarafından aniden tutuklanmış, fakat bir ay sonra Çin polisleri onun el ve ayaklarını kırarak, tüm vücudu kana boyanmış cesedini ailesine teslim etmişlerdir. „Abdusalam Kari“ aslında „İli“ gençler meşrebini organize edenlerden biri olup, Çin hükümeti onu " Gulja olayını organize edenlerden biri" zannıyla tutuklamış ve sorgulama sırasında döverek öldürmüşledir.
Yine „Abdişükür“ efendinin bildirdığıne göre 1999 yılı Ramazan ayının 12 sinde Kazakistan'da ticaretle iştigal eden „Gulja“ şehirli 33 yaşındaki „Tay“ adlı bir Uygur genç „Kurgas“ sınır kapısı aracılığıyla Çin sınırından çıkarken Çin polisleri tarafından tutuklanarak sivil asker hapishanesine konulmuş ve ertesi gün Çin polisleri onun cesedini ailesine getirip vermişler ve " sobanın ısısından zehirlenerek öldüğünü" söylemişlerdir. Pakat onun akrabaları onu defnederken baktıklarında tüm vücudunun dövülmekten mas mavi olduğunu ve şiştiğini görmüşlerdir. „Tayın“ ağabeyi tepki göstererek kardeşinin ölme nedenini aydınlatmak istediyse de, polisler onu ölümle tehdit etmişler, daha sonra „Tay“ı Çin uşaklarının Kazakistan'da Uygur milli bölücülere para yardımı yaptığı bahanesiyle tutukladıkları ve sorgulama sırasında döverek öldürdükleri ortaya çıkmıştır.
Siyasi tutukluları istedikleri gibi hapishanede öldürme durumları „İli“ bölgesindeki hapishanelerle sınırlı kalmayip, bilakis Doğu Türkistan'ın tüm hapishanelerinde bu gibi olaylar gercekleşmektedir.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin direkt olarak vatandan aldığı bilgiye göre 12 nisan 2000 tarihinde Doğu Türkistan'ın „Şahyar“ nahiyesinde bulunan „Tarim“ hapishanesinde tutuklanan „Halim Kari, Abdullah Kadir, Ahmet Kari, Hamdul İnayet ve Tahir Kurban“lardan oluşan 5 Uygur siyasi tutuklu işe götürüldükleri yerlerde sivil Çinli askerler ve müfettiş çinliler tarafından iğrenç bir şekilde öldürülmüşlerdir.
Bunların dışında Çin hükümeti, Uygur siyasi tutukluların hapisten sağ-salim çıktıktan sonra da kendi inancından geri adım atamadan karşı koyma yoluna devam etmesinden korkup, onlara planlı bir şekilde ve çeşitli yollarla ruhsal ve fiziksel açılardan zarar verme gibi rezil cinayetleri işlemektedir.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan aldığı istihbarat bilgilerine göre Doğu Türkistan'ın „Peyzavat“ nahiyesinde oturan „Abdulkerim Kari“ adındaki Uygur genç aslında ileri seviyede dini bilgisi olan ve yetenekli bir din adamı olup, zamanında dini vaazlarla iştigal ederek bu bölgede yaşayanların saygı ve sevgisini kazanmış bir şahıs idi. Fakat 1994 yılında Çin hükümeti onu " illegal dini faaliyette bulunmak" la itham ederek 6 yıl hapis cezası vermişdir. Geçen sene ağustos ayında hapis süresini bitirerek çıktığında kimseyle konuşamaz, dış etkilere cevap veremez heykel suretteki bir adam olmuş ailesi tedavi etmeye çalıştı isede hiç iyileşmemiştir. Demek ki; hapishanede planlı şekilde piskolojik yapılan baskılar neticesinde sağlam, güçlü, çalışkan ve konuşkan olan „Abdulkerim Kari“ Çin polisinin işkencesinden dolayı böyle konuşamaz hale gelmiştir.
Böyle örneklerden yüzlerce serdetmek mümkündür. _________________ Toprak Bize VATAN Oldu. |
|
| Başa dön |
|
 |
KURTBEY_32 çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 45 Konum: ISPARTA
|
Tarih: Prş Hzr 12, 2008 9:10 am Mesaj konusu: 3. DİNİ İNANCIN AYAKLAR ALTINA ALINMASI |
|
|
3. DİNİ İNANCIN AYAKLAR ALTINA ALINMASI
Komünist Çin Anayasasının 36. maddesinde "Çin Halk *****huriyeti vatandaşları dini inanç özgürlüğüne sahiptir. Herhangi bir devlet dairesi toplumsal teşkilat ya da şahısların bireyleri dine inanmaya ve yahut da inanmamaya zorlamaması, dine inanan vatandaşları da inanmayanları da küçümsememelidir. Devlet normal dini faaliyetleri emniyet altına alır" diye açık gösterilmiş, aynı zamanda Çinin milli coğrafyalara ait özerk bölge kanununun 11. maddesinde de yukarıdaki madde aynen tekrarlanmıştır.
Fakat, bu kanun da Çinin başka birçok kanun ve maddeleri gibi kendi vatandaşlarını ve uluslararası toplumu kandırma amacıyla düzenlenen, kağıt üzerinde var ama gerçekte uygulanmayan sahte kanun olup, gerçekteyse hiçbir zaman onun uygulandığı görülmemiştir.
Bugün Uygurların kendi varlıklarını südürme yolundaki en esaslı silahı İslam inancı ve onun ilkeleridir. Doğu Türkistan'daki istilacı hakimiyetinin Uygurları asimle ederek yoketmeyi gerçekleştirmek için yapacağı hareketlerin önünde en büyük engel görmektedir. Bu itibarla komünist Çin hükümeti dini alanlara yönelik takibat ve bastırma hareketini her geçen gün güçlendirmekte ve artırmaktadır.
"Şinjiang ( Doğu Türkistan)daki esas tehlike, milli bölücüler ve illegal dini hareketlerden gelir" diye açıkça ilan ederek dini inancı engelleyip, Uygurları dinsizleştirmeyi hedefleyen çeşitli kararları almaktadır. Sonuçta Uygurların dini hakları çiğnenerek, normal dini ibadetler ile iştigal eden, dini eğitim alan ve veren kişiler, sadece zanla " illegal dini faaliyet yapan" ya da " aşırı dinci" gibi ithamlarla topluca tutuklanmaktadır. Hapishanede eziyet çektirmekte ve bir çokları idama mahkum edilmektedir. Geçen 10 sene içinde Çin polislerince tutuklanan ve çeşitli cezalara çarptırılan Uygur siyasi tutukluların çoğunluğu dini nedenlerle tutuklanan kişilerden oluşmaktadır.
Çin hakimiyetinin Doğu Türkistan'da uygulayageldiği dini inancı bastırma hareketleri geçen bir bucuk sene içinde daha şiddetlenmişdir. Çin hükümeti namaz kılmak, oruç tutmak ve hac yapmak gibi normal faaliyetleri bile "İllegal dini faaliyet" diye engelledi. Namaz kılan, Oruç tutan, Hac yapan kişileri "İllegal dini faaliyetle iştigal etti" diye istedikleri gibi tutuklamaya devam etmektedirler.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat verilerine göre 6 ekim 2000 de Çin polisleri “Aksu Kona” şehir (eski şehir) nahiyesine bağlı “Kumşerif” köyündeki bir mescitte, 30 Uygur Türkü " farklı namaz kıldınız, siz vahhabisiniz" bahanesiyle topluca tutuklamıştır.
Yine Doğu Türkistan'ın “Bügür” nahiyesine bağlı “Çumpak” köyü dördüncü mahallesinden “Yasin Kiver” adında bir Uygur genç, normal dini ibadetle meşgul olduğundan dolayı Haziran 2000 de " İllegal dini faaliyetle iştigal etmiş" diye tutuklandı. Üç ay tutukluyken eziyet edildikten sonra 3000 yuan ( yaklaşık 350 USD) para cezası ödettikten sonra salı verdiler. O hapishaneden çıkarak köyüne döner dönmez mahalle muhtarı onu çağırıp ofisine kapattıktan sonra onun inandığı İslam itikadını çiğneyerek ona zorla içki içirmiş ve bundan böyle içki içeceksin, *****a namazına gitmeyeceksin, başka insanları namaz kılmamaya davet edeceksin! Şayet söylediklerimi yapmazsan yine hapishaneye götürüp teslim edeceğim" diye tehdit etmiştir.
Çin hükümetinin normal dini faaliyetlere yönelik takibatları, geçen sene Ramazan ayında en zirveye çıkmıştır.
Gerçi öğretmen, öğrenci ve hükümet memurlarının normal dini faaliyet yapmaları Çin anayasasında yasaklanmamış olsa da, Doğu Türkistan'ın Uygurların çoğunlukta olarak yaşadıkları bölgelerinde çeşitli şekillerde insan aklı kabul edemeyecek,üstelik anlamsız kararnameler çıkarılarak, Uygur öğretmen, öğrenci ve devlet memurlarının oruç tutmaları, namaz kılmaları yasaklanmış olup, bu kararnamelere uymayanlar ise çok ağır şekilde cezalandırılmıştır.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin habercisi “Uçkun”un vatandan direkt olarak gönderdiği verilere göre geçen sene ramazan ayının girmesiyle birlikte Çin hükümeti jandarma, polis teşkilatı, ve istihbarat birimlerini kullanarak, orucu yasaklamak, camilerde teravih namazı kılınmasına müsaade etmemek, iftarlık eşyaların satıldığı çarşı-pazarları zorla kapatmak... gibi insanlık dışı ve aşırı tedbirleri alarak, müslüman Uygur Türklerinin ramazan ayındaki normal ibadetlerini de engellemeye çalışmıştır. Bunlardan başka merkezi camilerin yüksek sesli hoparlörleri sökülerek, sahur ve iftar zamanlarında mahalle mahalle gözcü ve münafik yerleştirerek kimin oruç tutup tutmadığı, kimlerin de camilere giderek namazlarını camide kıldıkları bir bir gözetilmiştir. Hatta akşamleyin teravih namazı vaktinde polis arabaları sinyallerini yüksek sesle açarak mahalle mahalle gezip, müslümanları çok korku içerisinde bırakmıştır.
İnsan sinirini daha da gerginleştiren konu ise: Ramazanda tüm idare ve okullarda hangi Uygur'un oruç tuttuğu, hangisinin tutmadığını incelemek, oruç tutanların kerhen oruçlarını bozdurmak için her gün öğleden önce bir öğün topluca yemek organize ederek, tüm Uygurları onu yemeye zorlamışlardır. Üstelik ramazan ayının girme esnasında “Kaşgar, Hoten Aksu” vilayetleri başta olmak üzere Uygur nüfusun çoğunluğunu teşkil eden bölgelerde İl, İlçe ve şehir eğitim kurumlarına özel bildirge yayınlayarak, öğretmen ve öğrencilerin oruç tutmalarını kesin bir dille yasaklamıştır. Bundanda emin olamayan Çin eğitim kurumları tüm okulların müdürleriyle okulundaki öğretmen ve öğrencilerin oruç tutmamalarına yönelik vekalet vermeleri konusunda anlaşma imzalamıştır. Okul müdürleri ise öğretmenlerle anlaşma yapmış ve en sonunda öğretmenler de sınıfındaki öğrencileriyle anlaşma yapmışlar ve öğrenciler: "oruç tutmayacağım ve namaz kılmayacağım" diye sözleşme yazıp vermek zorunda kalmışlardır.
Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin muhabiri “Timur tepen”ın vatandan direkt olarak gönderdiği habere göre geçen yıl ramazan ayının başlarında “Hotan” pedagoji teknik yüksek okuluna yerleştirilen hükümet yalakaları, sabah akşam kapı ve pencereleri gözetip, oruç tutan 16 öğretmeni belirlemiştir. Sonuçta ilgili devlet daireleri bu öğretmenlerin iki aylık maaşını keserek onları ekonomik açıdan zor durumda bırakmıştır.
Bunlardan başka Doğu Türkistan'daki Üniversitelerde Uygur öğrencilerin namaz kılmaları ve dini faaliyetlere iştirak etmeleri kesinlikle yasaktır. Buna uymayanlar okuldan atılır yahut da hapis cezasi verilir.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat verilerine göre 99. yılının son yarısı ve geçen yılda " Şinjiang İnşaat fakültesi öğrencisi Sattar Abdulaziz, Şinjiang Üniversitesi öğrencisi “Kudret Timur”, Şinjiang Sanat Enstitüsü öğrencisi Hayrigül Turgun" başta olmak üzere 7 Uygur öğrenciden kimisi " namaz kılmak" " illegal faaliyet ile meşgul olmak" gibi ithamlarla, okuldan atılmış, kimisi de aynı suçlamalarla bir senden 3 seneye kadar değişen sürelerle hapis cezasına çarptırılmıştır.
Bunlardan başka Çin hükümeti yine Uygurların dini inançlarını hedef alan engellemeleri daha da artırmak amacıyla yeniden cami yapmayı kesinlikle yasaklamakla yetinmeyip, daha önceleri yapılmış olan eski camileri bile çeşitli bahanelerle yıkarak Uygurları dini faaliyet yerlerinden mahrum bırakmakmışlardır.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan edindiği bilgilerine göre Çin hükümeti, geçen sene Ağustos ayında sadece “Hotan” İline bağlı “Karakaş” ilçe merkezinde "okula yakın olduğundan eğitimi etkiledi" bahanesiyle 12 mescidi yıkmıştır. Ondan başka bu sene Ocak ayında “Üçturpan” nahiyesindeki “Kazan Bulak” camii "Ramazan bayramı namazını Arabistan vaktine göre kılarak bir gün önce kılmak ve camide toplanarak toplantı yapmak"...gibi bahanelerle yıktırmıştır.
Komünist Çin hükümeti Uygurların dini inancını yasaklamak ve baskı yapmakla bitiremeyeceğini gördüğü için, başka bir planı uygulamaya koymaktadır ki, o da; "dine sosyalizm için hizmet ettimek" insan aklı kabul edemeyecek derecede iğrenç bir çağrıyı uydurup çıkararak bir taraftan din adamlarını hükümetin sözünü dinleyen, sözde "vatan sever din adamı" olmaya zorlarsa, bir taraftan da tüm dini faaliyet yerlerini özellikle partiye siyasetini, milletler birliğini, hatta Markisizmin dinsizlik eğitiminin yürütüldüğü yerler haline getirmektedirler.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı verilere göre şuan Doğu Türkistan'daki camilerde imamlık görevini yürütenler cemaatin seçtiği, dini bilgisi yeterli olan gerçek din adamları değil de, bilakis hükümetin seçtiği ve aylık maaş alan, hükümetin emirlerini koşulsuz uygulayan okur yazarlığı bile doğru düzgün olmayan sözde" vatanperver din adamları" imiş.
Hükümet bu "vatanperver din adamları"nı zaman zaman toplayıp, onlara milletler birliği eğitimini, vatanın bütünlüğünü koruma eğitimlerini ve istikrar eğitimi vermekle onların sözde " vatanperverlik ruhu"nu! Güçlendirmektedir. Bir taraftan da onlardan camilere giderek cemaata komünist parti siyasetini, milletlerin birliğini, hatta dinsizliği tebliğ etmeyi istemektedir. Şayet reddedenler varsa ağır bir şekilde ceza verilmektedir.
Örneğin Doğu Türkistan'daki hükümet gazetelerinden biri olan, "Hotan" gazetesinin 29 kasım 1999 tarihli sayısındaki bir haberin içeriğine bakıldığında Çin hükümeti, Hotan İline bağlı “Karakaş” Nahiye merkezi 16. mahalle “Oybağ” cami imamı “Muhammed Ali”yi Çin Komünist Partisinin siyasetlerini camide anlatmaya zorlamış olsa da, bu imam hükümetin bu talebini reddettiğinden ötürü Çin yetkilileri onun imamlığına son vererek cezalandırmış, üstelik "İllegal dini faaliyetlerle meşgul olmak" ithamıyla tutuklamıştır.
Çin hükümeti Uygurları dini eğitimden mahrum bırakarak sonuçta dinsizleştirmek amacına ulaşmak için tüm dini okul-medreselerini kapatmıştır. Bu nedenle dini eğitim almayı isteyenler çaresiz kalarak dini eğitimi çok gizli bir şekilde almaya zorlanmaktadırlar. Fakat Çin yetkilileri bunu da engelleyerek, gizli din eğitimi alanları ve verenleri ağır cezalandırmıştır. Hatta küçük çocukları bile hapishaneye koyarak eziyet etmişlerdir.
Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı bir haberine göre bu yıl 27 temmuz günü Doğu Türkistan'ın “Hotan” iline bağlı “Karakaş” ilçesinin bir köyünde Çin yetkilileri gizlice dini eğitim almakta olan, henüz yaşları 16 dan küçük olan 2 Uygur çocuğu tutuklamış ve onlara feci bir şekilde eziyet etmek suretiyle onlarla birlikte eğitim gören başka 18 çocuğun isimlerini ona söyletmişler, onların içinde henüz 7 yaşında olan küçük çocuklar da olup, polisler bu çocukları da tutuklayıp her biri için 300-500 yuan para cezası vermişlerdir.
Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin muhabiri “Abdullah Pamir”in vatandan direkt olarak gönderdiği bilgilere göre “Hotan”lı ünlü din adamı “Aziz Somen” bu yıl haziran ayında “Ürümçi”de Çin polisleri tarafından tutuklanmıştır. _________________ Toprak Bize VATAN Oldu. |
|
| Başa dön |
|
 |
KURTBEY_32 çavuş


Kayıt: 07 Nis 2008 Mesajlar: 45 Konum: ISPARTA
|
Tarih: Prş Hzr 12, 2008 9:13 am Mesaj konusu: 4. AILE PLANLAMASI SİYASETİNİN GERÇEK YÜZÜ |
|
|
4. AILE PLANLAMASI SİYASETİNİN GERÇEK YÜZÜ
Çin hükümeti Uygurları hedef alan aile planlama siyasetini 1988 yılından bu yana sürdüregelmektedir.
Çinin gösterdiği resmi rakamlara bakıldığında Doğu Türkistan coğrafyasının büyüklüğü 1 milyon 600 bin metre kare olup, Uygurların toplam nüfusu ise 8 milyondur. ( Bunlar Çinin gösterdiği resmi rakamlar olup, Uygurların gerçek nüfusu 30 milyon civarındadır.) Çin hükümeti ve uluslararası tanınmış ilim adamlarının yeni incelemelerine göre Doğu Türkistan'daki petrol, altın, kömür, doğal gaz ...vs gibi değerli yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin rezervi çok bol olup,, bu açıdan bakıldığında Doğu Türkistan toprakları dünya çapında çok nadir bulunan doğal zenginlik deposudur.
Bunlara dayanarak Uygurların 8 milyon nüfusunu Doğu Türkistan'ın toprak genişliği ve doğal zenginliklerine oranla Doğu Türkistan'daki Uygurları bu zenginliklerin tamamını bile değil, çok az bir kısmından yararlanma imkanına sahip olması halinde bile 2 - 3, 10 - 20 çocuk yapmaları durumunda rahat, refah ve bolluk içinde yaşamalarının tamamen mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Fakat Çin hükümeti tüm yer altı ve yerüstü zenginlikler devlete aittir , onu devlet kazar ve idare eder" gibi zalimane bir kanun çıkartarak Doğu Türkistan'ın zenginliklerini istedikleri şekilde gasbetti ve etmektedir. _________________ Toprak Bize VATAN Oldu. |
|
| Başa dön |
|
 |
ULUĞBEY er


Kayıt: 16 Oca 2008 Mesajlar: 16 Konum: ÇORUM
|
Tarih: Cmt Hzr 14, 2008 11:55 am Mesaj konusu: DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ ÇİN ZULMÜ GÖRMEZLİKTEN GELİNMEMELİ... |
|
|
DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ ÇİN ZULMÜ GÖRMEZLİKTEN GELİNMEMELİ...
HARUN YAHYA
20. yüzyılda dünyanın dört bir yanında savaşlar, iç kargaşalar, toplu katliamlar, terörün her türlüsü insanlığa dehşet saçtı. Dünya tarihinde ilk kez, savaşlarda bu kadar çok sivil insan hedef alınarak öldürüldü. Hemen hemen her kıtanın bir veya birkaç köşesinde dinmeyen bir zulüm ve kargaşa ortamı oluştu. Dünyayı böylesine kana bul | | |