BİZİM KÖŞE
BİRLİĞİN VE BİLGİNİN MEKANI
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

VEYSEL KARANÎ

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İSLAM ALİMLERİ ve TASAVVUF BÜYÜKLERİ
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
aşır91



Kayıt: 29 Ksm 2007
Mesajlar: 6
Konum: ISPARTA

MesajTarih: Sal Arl 18, 2007 12:51 am    Mesaj konusu: VEYSEL KARANÎ Alıntıyla Cevap Gönder

O'nunla dolmak ama O'nsuz olmak

Sanırım her müslümanın gönlünde bir ukdedir, yüreğini pır pır ettiren, gözüne yaş yürüten, içli, derin, hasret dolu uzun bir âhtır… Dünyaya Allah Rasulü s.a.v.'in şereflendirdiği dönemde gelmek, hemen yanı başında olmak, aynı havayı teneffüs etmek, dizinin dibinde oturmak, sohbetinde bulunmak, ardında namaz kılmak, beraber sefere çıkmak, çadırının kapısında nöbet tutmak, etrafında pervaneler gibi dönmek, selamlaşmak, konuşmak, Cebrail'in gelişini görmek, vahyin inişine tanık olmak, mübarek parmaklarından süzülen bengisudan tatmak, aynı yemeğe el sunmak…

Veya şairin dediği gibi, O'nu bekleyen bir taş, çölde O'nu özleyen bir kuş, dokunduğu küçük bir nakış, O'na sırılsıklam bir bakış, uğrunda koparılan bir baş, Bahira'dan süzülen bir yaş, okşadığı bir parça kumaş, O'nun için görülen bir düş, yeryüzünde O'nu bir görmüş, O'nun visaliyle bir gülmüş, O'na hicret eden bir Kureyş olmak; damar damar, hep O'nunla dolmak, bâtılı yıkmak için kuşandığı kılıcın kabzasında bir dirhem gümüş olmak…

Hâşâ, Allah'ın takdirine karşı çıkmıyoruz. Rabbimiz bizim bugün yaşamamızı dilemiş, bizi bu devirde dünyaya getirmiş ne hoş, ne güzel… O ne dilemişse makbulümüzdür. Bugünümüze hadsiz hesapsız şükürler olsun. O, bizi Peygamberi'nden yüzyıllar sonra yaratmış ama -elhamdülillah- bize O'na iman etme şerefini bahşetmiş. O'nu peygamber bilmişiz, sünnetine uymayı hayat prensibi haline getirmeye çalışıyoruz. Sevmeye, izince gitmeye çabalıyoruz. Elbette gücümüz yettiğince, bilebildiğimiz, becerebildiğimiz oranda… Ne kadar becerebiliyorsak… Ne kadar güç yetirebiliyorsak…

Fakat hâlâ her birimizin içinde bir ukdedir, tazarrudur, niyazdır, yakarıştır zannediyorum. Hiç değilse O'nu rüyalarımızda görebilsek, daha doğrusu layık değilsek de teşrif etse, baştan ayağa günahkâr olan biz bağlılarını ümmetliğe kabul etse, şefaat müjdesi alsak… Şairin dediği gibi, gül bahçesine dünyamızda girebilsek… Ve bu keşke yalnız dilemekle olabilseydi!..

Biz böyle garip, belki haddini bilmez, taşkın, şaşkın duygular yaşıyoruz. Ya onun devrinde yaşayıp da gül cemalini göremeyenler, sohbetine eremeyenler? Kim bilir nasıl büyük bir hicran yaşamışlardır? Nasıl yanmış, ne kadar âh etmişlerdir? Malum, bu insanlara, yani Rasulullah s.a.v. zamanında yaşayıp müslüman olduğu halde, O'nu görme fırsatına kavuşamayan kimselere “muhadramûn” denir.

Yemenli biri var ki, muhadramların sultanı ünvanına layıktır. Zira bizzat Hz. Peygamber s.a.v. onu Tabiûn'un (sahabeden sonraki nesil) “en hayırlısı” olarak nitelendirmiştir. Kendisini Muhammed ümmetine Hz. Ömer r.a. deşifre etmiştir. Değilse, Allah Rasulü s.a.v.'in ondan söz ettiğini kim, nereden bilecekti ki? İşte o er kişi… Sıradan olmanın, şöhretten kaçmanın, halka karışmanın büyüklüğünü kavramış, “üveysîlik” denilen bir derin sırrı, bir hoş makamı, bir güzel hali hatıra bırakmış muhadram…

Hz. Ömer'in ısrarla aradığı kişi

Allah Rasulü s.a.v.'in dünya değiştirişinin üzerinden yıllar geçmiş… Hz. Ebu Bekir r.a.'ın vefatından sonra Hz. Ömer r.a. müminlerin emiri, devlet başkanı olmuş… İslâm orduları Suriye-Irak cephesinde çarpışıyorlar. Durum kritik. Cepheden gelen imdat çağrılarının ardı arkası kesilmiyor. İmdat kuvvetleri Medine'ye ulaşıyor ve takviye edilmeye muhtaç cephelere sevk ediliyor.

Müminlerin Emiri Hz. Ömer, onca işin arasında bir hususu ihmal etmiyor. O, Yemenlilere özel bir önem atfediyor. Aralarında birisini arıyor durmaksızın. Henüz tanışmamışsa da, hayatı boyunca hiç görmemiş olsa da, bu şahsın her nasılsa adını, soyunu sopunu, özelliklerini hayrete şayan bir şekilde tafsilatıyla biliyor. Yemenlilere sürekli “O aranızda mı?” diye soruyor. Bu durum, ne kadardır bilinmez, epeyce sürüyor. O soruyor, Yemenliler olumsuz cevaplar veriyorlar.

Nihayet Yemenliler Hz. Ömer'e beklediği şahsın Medine'ye geldiğini haber veriyorlar. Koca Ömer bu şahsın yanına koşuyor. Ve birbiri ardınca sorularını sıralıyor:

- Üveys b. Amir sen misin?

- Evet.

- Murad kabilesinin Karen kolundan mısın?

- Evet.

- Sende alaca hastalığı vardı, iyileştin, ondan bir dirhem büyüklüğünde yer kaldı öyle mi?

- Evet.

- Annen var mı?

- Evet.

İnsanlar hayret içinde. Yemenliler de öyle. Hz. Ömer bu zatı nereden, nasıl tanıyordu? Bunca bilgiyi nereden, nasıl edinmişti?

Hz. Ömer'in ısrarının sebebi anlaşılıyor

Ve ardından Hz. Ömer r.a. Üveys'i nereden tanıdığına dair can alıcı açıklamayı yapıyor:

- Ben Rasulullah s.a.v.'den bizzat işittim. O buyurdu ki: “Yemen'den destek birlikleri içinde Murad kabilesinin Karen kolundan Üveys b. Âmir isimli biri gelecektir. Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir. Vücudunda iz olarak sadece bir dirhem miktarı yer kalmıştır. Onun bir annesi vardı, ona çok iyi bakardı. Eğer o bir şey hususunda yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır. Eğer becerebilirsen senin için Allah'tan af dilemesini iste!”

Bu sözleri söyledikten sonra Hz Ömer r.a., Üveys b. Amir'den kendisi için istiğfar etmesini istiyor.

Artık iki büyük insan karşı karşıyadır. Bir tarafta Hz. Ömer… Allah Rasulü s.a.v.'in müslüman olması için dua ettiği, İslâm'a girişi mü'minler açısından bir zafer, bir destek, büyük bir olay olan; meydan okuyarak hicret eden, Bedir'de, Uhud'da ve diğer gazvelerde Hz. Peygamber s.a.v.'in yanında savaşan; kızı Hz. Hafsa'yı Allah Rasulü s.a.v.'e eş olarak verip onunla hısımlık kuran; Allah'ın Nebisi s.a.v.'in, hakkında pek çok yüceltici ifadeler kullandığı, hadisler irad ettiği, Aşere-i Mübeşşere'den (dünyada cennetle müjdelenmiş on kişiden) birisi olan o büyük, o mübarek sahabi…

Diğer tarafta ise Hz. Ömer'le buluşana kadar kendisinden haberdar olunmayan meçhul şahıs Amir oğlu Üveys… Allah Rasulü s.a.v.'in adını andığı, hastalığından, iyileşmesinden ve rahatsızlığından geriye kalan izden, anneciğine hizmetinden söz ettiği, ardından da Hz. Ömer r.a.'a “Yapabilirsen senin için istiğfar etmesine dile!” buyurduğu Üveys…

Üveys, Hz. Ömer'i kırmıyor, hemen oracıkta onun için istiğfar edip, bağışlanma talebinde bulunuyor.

Allah'ın kullarından bir kul olmak

Daha sonra Hz. Ömer:

- Nereye gitmek istiyorsun? diye soruyor. Üveys:

- Kûfe'ye, diyor.

Bunun üzerine Hz. Ömer:

-Senin için Kûfe valisine bir mektup yazayım mı? diyor.

Hz. Ömer'in bu teklifinin anlamı açıktır. Halife, Hz. Peygamber s.a.v.'in gıyabında kendisini bu kadar yakından tanıdığı ve sahabisine tanıttığı bu mübarek kişinin, Üveys'in incitilmemesini, gönlünün hoş tutulmasını, kadrinin kıymetinin bilinmesini, korunup kollanmasını, gözetilmesini istiyor.

Halbuki Üveys aynı kanaatte değildir. O sıradan bir müslüman gibi yaşamak istiyor. Tevazu ile, mahviyet ile... Hiç olmak emelinde. Belki çoktan hiçliğin sırrına ermiş. Usta bir çilingir gibi o kapıyı aralamış ve girmiş bile. Allah'ın kullarından bir kul muamelesi görmek diliyor. Eskilerin “müşar bil-benan” (parmakla gösterilen) dedikleri türden bir kimse olmaktan hoşlanmıyor. Şöhretin tehlikelerinin farkında. Bu afete kapılmaktan çekiniyor. Kendisine yakışanı teklif eden Hz. Ömer'e, o da kendisine yakışan cevabı veriyor:

- Sıradan insanlar arasında bulunmayı daha çok severim.

İşte tam burada kelimeler aciz kalıyor. Ne yüce bir dilek... Ne büyük bir âlicenaplık! Sıradan insan olmak… Allah'ın kullarından bir kul… Ümmet-i Muhammed'den alelade bir birey… İnsanlar tanımamış ne gam… Allah tanıyor, Rasulullah s.a.v. biliyor, Hz. Ömer gibi bir sahabiye bağışlanma talebinde bulunmasını tavsiye ediyor… Başkaları bilmemiş, ne ki?

Bize ne uzak bir dilek… Bizim gibi yalancı şöhretlerin peşinde ömür tüketen, ümeraya, makam sahiplerine yakın durmayı meziyet bilenlere… Hiç kendimizi yormayalım, hal-i pür melâlimiz ortadadır. Sözü değil, icraatı büyük insanlarmış onlar…

Ve Üveys Kûfe'ye doğru geçip gidiyor…

Yıllar sonra Yunus Emre dünyaya geliyor ve Üveys'in söylemini arı duru bir Türkçe'yle adeta yeniden dile getiriyor:

Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip bencileyin...

Peygamber Efendimiz s.a.v. de “Ne mutlu o gariplere!” buyurmamış mıydı?

Bir yıl sonra

Aradan bir yıl geçer. Kûfe ileri gelenlerinden biri hacca gelir. Hz. Ömer'le karşılaşır. Hz. Ömer hemen ona Üveys'i sorar. O zat der ki:

- Ben buraya gelirken, içinde neredeyse hiç eşya bulunmayan, dört duvardan ibaret yıkık-dökük bir evde barınmakta idi.

Hz. Ömer r.a. Rasulullah s.a.v.'in onun hakkında söylediklerini anlatır. O Kûfeli şehrine dönünce Üveys'e varıp:

- Benim için mağfiret dile, diye ricada bulunur. Üveys:

- Mübarek ve güzel bir yolculuktan henüz yeni geldin. Asıl sen benim için bağışlanma dile, der.

Adam dua isteğinde ısrar edince:

- Sen Ömer'le mi karşılaştın? diye sorar. Adam:

- Evet, diye cevaplar.

Üveys, o kişi için af ve bağışlanma talebinde bulunur.

Bu olay üzerine insanlar Üveys'in nasıl bir kimse olduğunu anlarlar. Artık sıradanlıktan söz edilemez. Çok geçmez, Üveys Kûfe'yi terk edip gider.

(Müslim, fazailü's-sahabe, 225)

Muhadramûn ne demektir?

Muhadramun, Arapça “hadrama” kökünden türetilmiş olan “muhadram” kelimesinin çoğuludur. Hz. Peygamber s.a.v. devrinde müşrik Arap kabilelerle müslümanlar arasında savaş yapıldığı zaman, bu kabileler içindeki müslümanlar, kendilerinin diğer müşriklerden ayırt edilebilmelerini sağlamak maksadıyla develerinin kulaklarından bir kısmını kesiyorlardı. Bu sebeple bu kimselere, “bir kısmını kesen” anlamında “muhadrim” denilmiştir (Sahih-i Buharî Tecrîd-i Sarih Tercemesi, Ankara 1980, I, 33). Kelimenin “iki şeyin birbirine karışması” anlamında değişik bir kullanımına göre ise, yaşı itibarıyla sahabeden mi yoksa Tabiîn'den mi olduğu karıştırılan kimselere de muhadramun denilmektedir. (aynı eser, I, 32)

Arap edebiyatında ise, muhadram tabiri cahiliye şairlerinden olup, İslâm dönemini de idrak eden ve hayatının kalan kısmını müslüman olarak geçiren kimseler için kullanılmaktadır. İki ayrı muallâka'nın sahibi Lebib el-Amirî ve Ka'b bin Züheyr, Hassân b. Sâbit, Nâbiğa el-Ca'dî, Ebu Züeyb el Hüzelî gibi şairler muhadramûn şairler olarak adlandırılırlar.

Bazıları ise Hz. Peygamber s.a.v.'in zamanında yaşamış olduğu halde, onun vefatından sonra iman eden kimseleri muhadramûn olarak adlandırırlar.

Muhaddisler, Hz. Peygamber s.a.v. devrinde müslüman olarak yaşamış oldukları halde onu göremeyen kimseler için bu sıfatı kullanmışlardır. İmam Müslim, Irakî ve Suyutî, bunlardan bilinen ve meşhur olanlarının bir kısmını tespit etmişlerdir. Veysel Karenî adıyla şöhret bulmuş olan Üveys b. Amir el-Karenî, Kadı Şüreyh b. el-Haris, Alkame b. Kays ve Ka'b el-Ahbâr bunlardan bazılarıdır. (aynı eser, I, 33-34)

Üveys el-Karanî Hakkında Ek Bilgiler

Büyük hadis imamı Müslim'in Üseyr b. Cabir'den rivayetine göre, aralarında Üveys ile alay eden eşraftan bir kişinin de bulunduğu Kûfeli bir grup Hz. Ömer r.a.'a geldiler. Ömer: “Burada Karenîlerden kimse var mı?” diye sordu. Hemen o alaycı adam Hz. Ömer'in yanına geldi. Ömer r.a. şöyle dedi: “Şüphesiz ki Rasulullah s.a.v.: ‘Yemen'den size Üveys adında biri gelecek. Annesinden başka kimsesi olmayan bu adam anasına hizmet için Yemen'den ayrılmıyordu. O alaca hastalığına tutulmuştu. Allah'a dua etti de dinar ve dirhem büyüklüğünde bir yer dışında Allah onu hastalığından kurtardı. Ona hanginiz rastlarsa kendisi için bağışlanma talebinde bulunsun.' buyurdu.” (Müslim, Birr, 223)

Yine Müslim'in başka bir rivayetinde Hz. Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: Ben Rasulullah s.a.v.'in şöyle buyurduğunu işittim: “Hiç şüphesiz Tabiîler'in en hayırlısı Üveys adındaki bir kimsedir. Onun bir anası vardır. Kendisi alaca hastalığı geçirmiştir. Onunla karşılaşırsanız sizin için istiğfar etmesini isteyiniz.” (Müslim, Birr, 224)

AHMET MİROĞLU
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    BİZİM KÖŞE Forum Ana Sayfa -> İSLAM ALİMLERİ ve TASAVVUF BÜYÜKLERİ Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Geçiş Yap:  

Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



BİZİM KÖŞE



Powered by phpBB © 2001 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Chronicles phpBB2 theme by Jakob Persson (http://www.eddingschronicles.com). Stone textures by Patty Herford.

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.054